<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nkfu.com &#187; Coğrafya</title>
	<atom:link href="http://www.nkfu.com/category/cografya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nkfu.com</link>
	<description>En Kapsamlı Blog Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 13:33:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Akarsu Biriktirme Şekilleri</title>
		<link>http://www.nkfu.com/akarsu-biriktirme-sekilleri/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/akarsu-biriktirme-sekilleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 15:33:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[akarsu biriktirme]]></category>
		<category><![CDATA[akarsu biriktirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Akarsu Biriktirmesinde Etkili Olan Faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[birikinti kolonisi]]></category>
		<category><![CDATA[biriktirme şekilleri]]></category>
		<category><![CDATA[dağ eteği ovası]]></category>
		<category><![CDATA[seki]]></category>
		<category><![CDATA[taraça]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=6723</guid>
		<description><![CDATA[
Akarsu Biriktirmesinde Etkili Olan Faktörler
1) Yatak eğiminin azalması (en fazla etkili faktör).
2) Akış hızının azalması.
3) Yük miktarının artması.
4) Akımın düşmesi.
Akarsu gücünün azaldığı yerde taşıdığı maddeleri biriktirmeye başlar. Gücünün azaldığı yerde önce iri maddeleri , gücünün tamamen azaldığı yerde ise ince maddeleri biriktirirler. Bundan dolayı akarsu biriktirmesi ile oluşan yer şekillerinin yapısı incelendiğinde akarsuyun akımı hakkında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="/resimler/akarsu-biriktirme.jpg"><img alt="" src="/resimler/akarsu-biriktirme.jpg" title="Akarsu Biriktirme Şekilleri" class="alignnone" width="420" height="296" /></a>
<p style="text-align: justify;">Akarsu Biriktirmesinde Etkili Olan Faktörler<br />
1) Yatak eğiminin azalması (en fazla etkili faktör).<br />
2) Akış hızının azalması.<br />
3) Yük miktarının artması.<br />
4) Akımın düşmesi.<br />
Akarsu gücünün azaldığı yerde taşıdığı maddeleri biriktirmeye başlar. Gücünün azaldığı yerde önce iri maddeleri , gücünün tamamen azaldığı yerde ise ince maddeleri biriktirirler. Bundan dolayı akarsu biriktirmesi ile oluşan yer şekillerinin yapısı incelendiğinde akarsuyun akımı hakkında genel bilgileri elde edebiliriz. İri maddeler var ise akım yüksek, ince maddeler var ise akım düşüktür.<br />
BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ<br />
1) Birikinti Konisi: Dağlardan inen akarsu veya derelerin taşıdığı malzemeleri, dağ eteğinde eğimin azalması sebebiyle yelpaze şeklinde biriktirmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">2) Dağ eteği ovası: Birikinti konilerinin birleşmesi sonucu oluşan hafif dalgalı düzlüklere denir.<br />
3) Dağ içi ovası: Etrafı dağlarla çevrili çukur alanlara inen akarsu ve derelerin taşıdıkları malzemeleri yatak eğimlerinin azaldığı yerde biriktirmesi sonucu oluşan düzlüklerdir.<br />
4) Taraça (Seki): Akarsuların önce biriktirmesi, sonra tekrar aşındırması ile oluşan basamak şeklindeki düzlüklerdir. Sekiler eski vadi tabanlarıdır.<br />
Akarsuyun tekrar aşındırma yapabilmesi için:<br />
Akım yükselmesi veya taban seviyesinin yükselmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">5) Delta ovası: Akarsuların denize döküldüğü yerde taşıdığı malzemeleri biriktirmesiyle oluşan düzlüklerdir. Ör: Çukurova, Bafra, Çarşamba, Göksu gibi.<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 234x60, nkfu-ara-m */
google_ad_slot = "1252095374";
google_ad_width = 234;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p>
<br />
Delta ovasının oluşabilmesi için:<br />
1) Döküldüğü deniz sığ olmalı (kıta sahanlığı geniş olmalı) .<br />
2) Kıyı akıntısı olmamalı.<br />
3) Gel-git olayı kuvvetli olmamalı.<br />
4) Bol miktarda alüvyon taşınmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">*Kuzey batı akarsularının hiç birisi döküldüğü yerde delta ovası oluşturamaz. Sebebi gel-git olayıdır.<br />
*Türkiye’de gel-git olayının etkili olmadığına kıyılarda oluşan delta ovaları delil olarak gösterilebilir.<br />
6) Irmak adası: Akarsu yatak eğimini azaldığı ve yatağın genişlediği yerlerde taşınan alüvyonların yatak içinde birikmesi ile oluşur.<br />
7) Taban Seviyesi Ovası: Deniz seviyesine yaklaşan akarsuların taşıdığı maddeleri yatağı çevresinde biriktirmesi ile oluşan düzlüklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">TÜRKİYE AKARSULARININ GENEL ÖZELLİKLERİ<br />
1) Yatak eğimleri fazladır. Bunun sonucunda; *Akış hızları fazladır. *Aşındırıcı etkileri fazladır. *Enerji potansiyelleri yüksektir. *Ulaşıma elverişli değillerdir.<br />
2) Rejimleri düzensizdir.<br />
3) Akımları düşüktür. Yağışların az, havzalarının dar olmasından dolayı.<br />
4) Boyları kısadır. Türkiye’nin bir yarım ada olması ve dağların kuzeyde ve güneyde kıyıya paralel olmasıdır.<br />
5) Denge profiline kavuşmamışlardır. Türkiye’nin bugünkü yer şekillerinin yakın bir dönemde oluşmuş olmasıdır.<br />
6) Ulaşıma elverişli değildirler. Yatak eğimlerinin fazla , akımlarının düşük , rejimlerinin düzensiz olmasından dolayıdır. Üzerinde kısıtlı da olsa ulaşımın tek yapılabildiği akarsuyumuz Bartın Çayıdır.<br />
7) Akarsularımızdan daha çok enerji üretiminde, içme ve sulama suyu elde edilmesinde yaralanmaktayız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/akarsu-biriktirme-sekilleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baden-Wurttemberg</title>
		<link>http://www.nkfu.com/baden-wurttemberg/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/baden-wurttemberg/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2010 07:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Turizm]]></category>
		<category><![CDATA[almanya kara orman]]></category>
		<category><![CDATA[almanya kara orman resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Baden-Wurttemberg]]></category>
		<category><![CDATA[Baden-Wurttemberg almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Baden-Wurttemberg coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Baden-Wurttemberg eyaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Baden-Wurttemberg hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Baden-Wurttemberg ile ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[Baden-Wurttemberg resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[en güzel Baden-Wurttemberg resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Schwäbische Alb]]></category>
		<category><![CDATA[Schwäbische Alb resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Schwarzwald]]></category>
		<category><![CDATA[Schwarzwald resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=6692</guid>
		<description><![CDATA[Baden-Württemberg, doğası bakımından Almanya’nın en cazip bölgelerinden biridir. Kara Orman (“Schwarzwald”), Konstanz Gölü, Ren, Tuna ve Neckar nehirlerinin yeşil vadileri, sert iklimli Schwäbische Alb, ılıman “Markgräfler” bölgesi ve yukarı Ren ovasında dağlık “Kaiserstuhl” çok ziyaretçi çeken tatil yerleridir. Baden-Württemberg’e her yıl eyaletin nüfusundan daha fazla turist gelir.
Baden-Württemberg aynı zamanda önemli bir ekonomi merkezi ve Almanya’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="/foto/baden-wurttemberg-3.jpg"><img class="alignnone" title="Baden Wurttemberg" src="/foto/baden-wurttemberg-3.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a>Baden-Württemberg, doğası bakımından Almanya’nın en cazip bölgelerinden biridir. Kara Orman (“Schwarzwald”), Konstanz Gölü, Ren, Tuna ve Neckar nehirlerinin yeşil vadileri, sert iklimli Schwäbische Alb, ılıman “Markgräfler” bölgesi ve yukarı Ren ovasında dağlık “Kaiserstuhl” çok ziyaretçi çeken tatil yerleridir. Baden-Württemberg’e her yıl eyaletin nüfusundan daha fazla turist gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Baden-Württemberg aynı zamanda önemli bir ekonomi merkezi ve Almanya’nın bir numaralı ihracat eyaletidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum sadece DaimlerChrysler, Bosch, Porsche, SAP ve IBM gibi dünya çapında firmaların merkezinin burada bulunmasından ileri gelmemekte, dünyanın her yanında gereksinim duyulan özel hükümler üreten yüzlerce küçük ve orta işletmelerin varlığı ile de ilgili bulunmaktadır.<br />
<a href="/foto/baden-wurttemberg-4.jpg"><img class="alignnone" title="Baden Wurttemberg" src="/foto/baden-wurttemberg-4.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
Eyaletin araştırma giderleri, gayri sarfi yurtiçi hasılasıyla karşılaştırıldığında, Baden-Württemberg Eyaleti dünya çapında önemli bir yere sahip bulunmaktadır. Halen ağırlık verilen alanlar enformasyon teknolojisi, enerji ve çevre teknolojisi ile biyoteknolojidir. Geleceğe yönelik bu çalışmaların temeli eyaletteki dokuz üniversiteye, 39 meslek yüksekokulu ve yaklaşık 130 araştırma kuruluşuna dayanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak eyaletin nitelikleri sadece sanayi, zanaat ve araştırma alanlarındaki başarılarından ileri gelmiyor. Burada mevcut yaklaşık bin müze, 2 devlet tiyatrosu, 150 kent tiyatrosu ve özel tiyatro, festivaller, film festivali ve Stuttgart yakınındaki “Schloss Solitude Akademisi” kültürel yaşamdaki canlılığın kanıtlarıdır.<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
Ayaletin 588.617 nüfuslu başkenti Stuttgart, Federal Almanya’nın sanayide en güçlü bölgelerinden birinin kalbini oluşturuyor.Turistler bu kente özellikle bir vadi içindeki pitoresk konumundan dolayı hayran oluyorlar.<br />
<a href="/foto/baden-wurttemberg-5.jpg"><img class="alignnone" title="Baden Wurttemberg" src="/foto/baden-wurttemberg-5.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
Neckar nehri kıyısında bir üniversite kenti olan Heidelberg de görülmeye değer. Kentte pek çok Rönesans yapıların bulunduğu eski merkezin gerisinde 14. yüzyıldan kalma bir sarayın ünlü yıkıntıları yükselmektedir. Freiburg/Breisgau kent kapıları ve katedral, ile pek çok ziyaretçi çeker. 306.729 nüfuslu Mannheim kenti 17. yüzyılda planlanan satranç tahtasını andıran yatay kesiti ile, 278.558 nüfuslu Karlsruhe ise 32 caddenin saraya yönelmesi ile kent mimarisindeki özelliklerini sergiliyor. Tuna nehri kıyısında yer alan 117.232 nüfuslu Ulm kentinin simgesi, Almanya’nın en yüksek kilise kulesine sahip olan katedralidir. Diğer önemli kentler: Heilbronn (nüfusu 119.304), Pforzheim (nüfusu 117.232), Tübingen (nüfusu 81.911, Reutlingen (nüfusu 110.650) ve Konstanz Gölü kıyısındaki Konstanz (nüfusu 78.504).<br />
<a href="/foto/baden-wurttemberg-2.jpg"><img class="alignnone" title="Baden Wurttemberg" src="/foto/baden-wurttemberg-2.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/foto/baden-wurttemberg-1.jpg"><img class="alignnone" title="Baden Wurttemberg" src="/foto/baden-wurttemberg-1.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/baden-wurttemberg/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kapadokya Yeraltı Şehirleri</title>
		<link>http://www.nkfu.com/kapadokya-yeralti-sehirleri/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/kapadokya-yeralti-sehirleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 20:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[kapadokya]]></category>
		<category><![CDATA[kapadokya bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[kapadokya bölgesi yer altı şehirleri]]></category>
		<category><![CDATA[kapadokya yeraltı şehirleri]]></category>
		<category><![CDATA[kapadokya yeraltı şehirlerinin tarihçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeraltı Şehirlerinin Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=5251</guid>
		<description><![CDATA[Kapadokya’nın yeraltı şehirlerinin sırrı henüz günışığına çıkmış değil.
Bir söyleme göre, yabancı istilacıların saldırısına uğrayan bölge halkı müdafaa, korunma ve sığınma amacıyla inşaa etmiş bu gizemli yapıları. Bir diğer deyiş ise halkın zaten underground bir ikamet anlayışının olduğu yönünde.
Bölgenin tüf adı verilen kaya dokusunun işlenmeye elverişli olması öncelikle barınma maksadıyla mağara evlerin inşaasını, daha sonra da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kapadokya’nın yeraltı şehirlerinin sırrı henüz günışığına çıkmış değil.<br />
Bir söyleme göre, yabancı istilacıların saldırısına uğrayan bölge halkı müdafaa, korunma ve sığınma amacıyla inşaa etmiş bu gizemli yapıları. Bir diğer deyiş ise halkın zaten underground bir ikamet anlayışının olduğu yönünde.</p>
<p>Bölgenin tüf adı verilen kaya dokusunun işlenmeye elverişli olması öncelikle barınma maksadıyla mağara evlerin inşaasını, daha sonra da Selçuklular tarafından gizli pasajlarla birbirine bağlanarak bir savunma sitemi olarak genişletildiğini düşündürüyor. Ne var ki evler geçitlerle bağlanan, taş sürgülerle kilitlenebilen, karanlık koridorları, bir labirenti andıran galerileri, kilerleri, kavları, kiliseleri ve hatta ahırları ile günümüzün akıllı binalarını kıskandıracak kadar özenle tasarlanmış&#8230;</p>
<p><strong>Yeraltı Şehirlerinin Tarihi</strong><br />
Hititlerin bölgeye gelerek egemenliklerini kabul ettirdikleri M.Ö. 2. bin civarında, Kapadokya’nın geniş toprakları üzerinde kurulan küçük krallık veya beylikler &#8220;Karum&#8221; adı verilen pazar yerleri ile canlı birer ticaret merkezleriydiler. Özellikle Asurlu tüccarlar Anadolu&#8217;ya kumaş, koku ve getirip altın, gümüş ve tunç malzemeler alıyorlardı&#8230;<br />
7. yüzyılda yoğunlaşan Arap-Sasani istilaları Kapadokya’nın Hıristiyan sakinlerini dana uzun süreler yeraltında yaşamaya mecbur edince Kaymaklı, Derinkuyu, Mazı, Özlüce, Özkonak, Tatlarin civarında bulunan yeraltı şehirleri de aşağı yukarı son halini aldı.<br />
10. yüzyıldan itibaren bölgenin egemenliğini ele alan Selçuklular için yeraltında hazır buldukları bu yaşam biçimi aynı zamanda askeri bir üstünlük de ifade ediyordu. Yöredeki evler gizli geçitlerle birbirine bağlandı. Tüf kayalar içine oyulmuş evler daha derinlere doğru genişletildi, çeşitli yerlerine geçilmesi zor odalar, tuzaklar kondu, koridorlar ve galeriler çoğaldı, kimi unsurları bugün bile çözülemeyen daha karmaşık bir hal aldı ve giderek bugün şaşkınlıkla izlediğimiz yeraltı labirentleri ortaya çıktı.</p>
<p><strong>Yeraltında Can Pazarı</strong><br />
İstilacılarla bölge sakinleri arasında yaşanan yüzlerce yıllık bir mücadele sürecinin sonunda Kapadokya’nın yeraltı dünyası, neredeyse kusursuz bir savunma mekanizmasına dönüştü. İlerleyen zamanlarda keşişlerin uğrak yeri olan Kapadokya dinsel bir kimlik de kazandı. Yeryüzündeki kiliseler yeraltına indi. Yüzlerce odayı birbirine bağlayan koridorlar içeri sızmayı başaran yabancıların hareket alanlarını kısıtlayacak, hızlarını düşürecek şekilde uzun, dar ve alçak olarak inşaa edildi.<br />
Dehlizlere sızmayı gözüne kestiremeyen düşman ise aşağıdaki donanımdan habersiz mağaraların önünde nafile bekledi.<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
<strong>Kaymaklı Yeraltı Şehri</strong><br />
Kaymaklı Yeraltı Şehri, Nevşehir &#8211; Niğde  karayolu üzerinde. Kaymaklı Kalesi’nin tam altına oyulmuş olan yeraltı şehri 1964’den beri ziyarete açık. 4 katı açığa çıkarılabilen yeraltı şehrinde yaşam alanları genellikle havalandırma bacalarının çevresinde yer alıyor. Pasajlar dar ve eğri. Yeraltı şehrinin ilk katı ahırlara ayrılmış. Burası birçok koridorla kiliseye geçişi sağlıyor. Kilise tek nefli ve 2 apsisli. Apsislerin önünde vaftiz taşı, kenarlarda ise oturmaya yarayan platformlar var. Kilisenin bitişiğinde ise bir mezarlık var. Kaymaklı Yeraltı Şehri’nin oturma alanlarından oluşan mekanları üçüncü katta bulunuyor. Burada yer alan en ilginç mekanlardan diğeri de bakır işleme atölyesi. Yeraltı şehrinin açığa çıkarılabilen son katı mutfaklar ve kilerlerle dolu. Bu kattaki üretim, işleme ve depolama sahalarının dizaynı şehir sakinlerinin yaşam zenginliği hakkında ipuçları da veriyor.<br />
Kaymaklı Yeraltı Şehri, tamamen ortaya çıkarılamamış olmasına rağmen, Kapadokya’nın zamanının en geniş ve en çok nüfus barındıran yeraltı şehirlerinden biri olduğunu düşündürüyor.</p>
<p>Derinkuyu Yeraltı Şehri<br />
Nevşehir’e 29 km. uzaklıktaki Derinkuyu ilçesinde yer alan yeraltı şehri diğerlerine nispeten daha derin bir yerleşim alanı. Sekiz katlı ve 85 metre derinliğe inen Derinkuyu Yeraltı Şehri’nde yaşama alanlarının arasında bir misyoner okulu bile var.  Bu okulun geniş tavanı yöredeki diğer yeraltı şehirlerinde olmayan bir beşik tonoz ile kaplanmış. Bu görkemli yeraltı şehrinin kilisesi ise ikinci katta yer alıyorr ve haç şeklindeki bu kiliseye 3 ve 4. katlardan doğrudan inilen bir merdivenle ulaşılıyor.<br />
Buranın bir başka özelliği ise 55 metre derinliğe kadar inen ve su kuyusu olarak da kullanılan havalandırma bacaları.<br />
Kaymaklı yeraltı şehriyle birlikte konukların ziyaretine açılan Derinkuyu’nun bugün sadece onda biri gezilebiliyor.</p>
<p>Tatlarin Yeraltı Şehri<br />
1991 yılında iki katı ziyarete açılabilen Tatlarin Yeraltı Şehri, Nevşehir’in, Acıgöl beldesinin 10 km. kuzeyinde.<br />
Kilise sayısının çokluğundan yola çıkan araştırmacılar, Tatlarin’in bir sivil yerleşim mekanı olmaktan çok askeri ya da dini amaçlarla kullanılan bir manastır ya da garnizon olduğunu ileri sürüyor. Yeraltı Şehri’nin orijinal girişi yıkılmış. 15 m. uzunluğundaki bir geçit, giriş bölümünü geniş bir salona açılıyor. Bu pasaj o dev sürgü taşlarıyla izinsiz girişlere kapatılmış.<br />
Zindan denilen mekanda 3 iskelet bulunmuş. Tuvaletin de yer aldığı bu ana mekanın sağ tarafında mutfak var. İkinci girişte ahır yer alıyor. Daha önce erzak deposu olarak da işlev gören alan sütunlarla desteklenmiş. Tabanında ise beş adet ambar bulunuyor.</p>
<p>Özlüce Yeraltı Şehri<br />
Özlüce Yeraltı Şehri, Nevşehir-Derinkuyu karayolu üzerindeki eski adı Zile olan Özlüce Köyü merkezinde bulunuyor. Bölgedeki diğer yeraltı şehirlerinden hem jeolojik yapısı hem de mimari tasarımı açısından oldukça farklı olan Özlüce Yeraltı Şehri alışılmış kat sistemi yerine çok geniş bir alana yayılan tek kat olarak tasarlanmış. Yeraltı Şehri’nin en geniş alanını hemen girişteki ana mekan oluşturuyor. Bu büyük alanın sağında erzak depoları sol tarafında ise oturma odaları yer alır. Özlüce Yeraltı Şehri’nin galerileri çok uzun ve tabanlarında tuzaklar bulunan galerilerle hücre tipi odalar açılıyor.</p>
<p>Özkonak Yeraltı Şehri<br />
Avanos&#8217; a 14 km. uzaklıkta yer alan Özkonak Yeraltı Şehri, İdiş Dağı&#8217; nın kuzey yamaçlarına, volkanik granit bünyesi tüf tabakalarının ortasına inşaa edilmiş.<br />
Burada Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Şehirleri’nden farklı olarak katlararası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunuyor. Kapıya dayanan sürgü taşından sonra tünel üzerine düşmana kızgın yağ dökmek maksadıyla irice delikler oyulmuş.</p>
<p><strong>Mazı Yeraltı Şehri</strong><br />
Antik dönemlerdeki adı Mataza olan Mazı Yeraltı Şehri, Ürgüp’ün 18 km. güneyinde. Mazı Yeraltı Şehri’nde bulunan pasajların çoğu kapanmış olduğu için, şehrin ne kadar bir alana yayıldığını söylemek güç. Şehrin konumlandığı düzlükte Erken Roma ve Bizans Dönemi’ne ait çok sayıda kaya mezar bulunuyor.<br />
Mazı Yeraltı Şehri’nin farklı noktalarda dört adet girişi var. Girişleri kontrol etmek için burada da dev sürgü taşları kullanılmış. Mazı Yeraltı Şehri’nde de hemen bütün diğer yeraltı şehirlerinde olduğu gibi giriş katı hayvan ahırlarına ayrılmış. Ancak, burada diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak ahırın ortasında hayvanlar için yalaklar bulunuyor. Aynı bölümde bulunan bir diğer ilginç yapı grubu ise şırahaneler. Şırahanelerin tavanında, üzümlerin aşağıya doğru dökülmesini sağlayacak bacalar göze çarpıyor. Gerek hayvan ahırlarının çokluğu gerekse şırahaneler Mazı Yeraltı Şehri’nin sadece sığınma amacıyla değil ikame etmek üzere inşa edildiği fikrini akla getiriyor. Şehrin en görkemli kısımlarından birisi de ahırlardan açılan kısa koridorlar vasıtasıyla ulaşılan kilise.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/kapadokya-yeralti-sehirleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deprem</title>
		<link>http://www.nkfu.com/deprem-2/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/deprem-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 19:01:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Anadolu Deprem Kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[deprem çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[deprem dereceleri]]></category>
		<category><![CDATA[deprem ile ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[deprem nasıl ölçülür]]></category>
		<category><![CDATA[deprem nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[deprem neden olur]]></category>
		<category><![CDATA[deprem nedir]]></category>
		<category><![CDATA[deprem şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[depremin dereceleri]]></category>
		<category><![CDATA[detaylı deprem bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye de depremler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=5242</guid>
		<description><![CDATA[Deprem; yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi yada yanar dağların püskürmesi sırasında olan sarsıntı, yersarsıntısına denir. Diğer bir adı da zelzeledir. Depremin olduğu yerde yer titreşim yapar ve sallanır. Deprem bir doğa olayıdır ve yapay olarak oluşturulan sarsıntılara deprem denmez. Yapay olarak oluşturulan sarsıntılara “yerin salınışı” adı verilir. Deprem titreşimleri, yer salınımlarından genel olarak; doğal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Deprem; yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi yada yanar dağların püskürmesi sırasında olan sarsıntı, yersarsıntısına denir. Diğer bir adı da zelzeledir. Depremin olduğu yerde yer titreşim yapar ve sallanır. Deprem bir doğa olayıdır ve yapay olarak oluşturulan sarsıntılara deprem denmez. Yapay olarak oluşturulan sarsıntılara “yerin salınışı” adı verilir. Deprem titreşimleri, yer salınımlarından genel olarak; doğal nedenlerinden oluşmaları; ani başlamaları ve bitmeleri, titreşim süresince bazı fayların bulunmasıyla ayırt edilirler. Depremler yer kabuğunun yeni kıvrılmış veya kırılmış yerinde, a)Çok engebeli bölgelerde, b)Genç kıvrımlarla, vadilerin birleştiği, c) Dağ yamaçlarının denizin derinliklerine kadar indiği alanlarda meydana gelir.<br />
Depremlerin nedenlerinden birisi volkanik bölgelerde yerkabuğunun altındaki erimiş kayaçların hareket etmesidir. Ancak bu tür depremler yerkabuğundaki kırıklıkların oluşturduğu kırık kuşakları boyunca görülürler. Büyük kütleler halindeki yerkabuğu katmanlarının birbirinden farklı hareketleri kırık kuşağı boyunca büyük bir gerilim oluşturur: kırık kuşağının her iki yanındaki kayaçlar bir yay gibi gerilir. Sonra birdenbire kayaçların direnci kırılır ve büyük kütleler halindeki yerkabuğu katmanları harekete geçer; gergin kayalar serbest bırakılmış bir yay gibi titreşir. Aslında yerkabuğunun kırık kuşağı boyunca hareketi en şiddetli depremlerde bile yalnızca birkaç metredir. Ama bu hareket bir dakika kadar bir süreyle yerkabuğunu ileri-geri, aşağı-yukarı şiddetle sarsar. Yer altında iç merkez /ocak/odak/hiposantr denen depremin başlangıç noktasında meydana gelen sarsıntı dalgalar halinde yayılarak yer yüzünde üst merkez/episantr denen bir noktada deprem şoku olarak ortaya çıkar Burası depremin merkezidir ve buradan uzaklaştıkça şiddet azalır.<br />
Deprem merkezinden çevreye doğru muntazaman dalgalar halinde yayılır. Bunlara deprem dalgaları denir. Başlıca üç dalga çeşidi vardır:<br />
1)Boylamasına Dalgalar:P dalgaları da denir Sismografların ilk kaydettikleri dalgalardır. Bu dalgalar katı, sıvı ve gaz halindeki bütün maddeler içinde yayılır. Bu dalgaların hızı saniyede 8 km kadardır. İnsanın kulağına ulaştığında boğuk bir gürleme halindedir.<br />
2)Enlemesine Dalgalar:S dalgaları da denir. Hızı 4,8 km kadardır. Katı maddeler içinde yayılan bu tip dalgalar daha yavaş hareket ederler. Yayılma yönüne dik titreşimler meydana getirirler.<br />
3)Uzun Dalgalar:L dalgaları da denilen bu tip dalgalar sismografların en son kaydettikleri dalgalardır. Yıkıcı sarsıntıları meydana getirirler. Bu dalgaların yayılma şekli, suya atılan bir taşın meydana getirdiği dalgaların yayılma şekli gibidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Depremler çeşitli derecede olur;özel gözlemevlerindeki sismograflarla tespit edilebilecek zayıf depremler bulunduğu gibi, yerin yarılmasına ve kalabalık bölgelerde büyük felaketlere yol açabilecek derecede şiddetli depremler görülür. Aynı şiddetteki depremler her yerde aynı etkiyi göstermez. Depremlerin yaptıkları hasarların derecesi o yerin coğrafi özelliğine ve toprağın yapısına bağlıdır. Kırık bölgelerde, alüvyonlu ovalarda ve kum, çakıl gibi gevşek topraklı yerlerde meydana gelen depremler daha çok zarar verir. Kayalık alanlarda ve eski kütlelerin bulunduğu sahalarda meydana gelen sarsıntılar ise daha az hasar meydana getirir. Bu durumda, depremin meydana getirdiği zararları asgari seviyeye indirmek mümkündür. Sert kayalık alanlar üzerine depreme dayanıklı evler yapmak bu tedbirlerin başlıcasıdır. Depremin zararlarını en aza indirmek için alınacak diğer tedbirler:<br />
 İlk 2-3 saniye içinde depremin şiddetlenip şiddetlenmemesine göre tedbir almalıyız. Eğer şoklar hafif ise deprem uzaktadır ve asıl şok gelmeden tehlikeli yerden uzaklaşmalıyız.<br />
 Kaçarken yanan ocak gibi şeyleri bırakmamaya dikkat etmeliyiz. Deprem sonrası su ve elektrik sistemlerini kontrol edip, tedbir almalıyız.<br />
 İki, üç katlı evlerin üst katları daha emniyetlidir. Merdivenler en tehlikeli yerleri teşkil eder.<br />
 Duvar, kiriş ve devrilebilecek eşyalardan uzak durup masa, sıra gibi altı emin yerlere sığınmalıyız. Dışarıda binalardan uzak durmalıyız.<br />
 Kıyılarda sismik dalgaların tehlikesine karşı sahilden uzak durmalıyız.<br />
 Heyelanlı alanlarda kaya parçalarının yuvarlanabileceğini göz önüne almalıyız.<br />
 Depremin birinci dakikasından sonra tehlikenin çoğu geçmiştir. Bu taktirde –yanan bir yer veya bir şey varsa- yangın söndürülmelidir.<br />
 Asıl depremden sonra hafif sarsıntılar olabilir. Bu şokların sağlam yapıları da yıkabileceği unutulmamalıdır.<br />
 Bu tedbirlerle birlikte yapılacak en önemli iş, soğuk kanlılıkla Allah telaya sığınmak ve yersiz telaşlara kapılarak bazı zararlara sebep olmamalıyız.<br />
Yer yüzünde meydana gelen depremlerin şiddeti Mercalli-Cancani ve Richter ölçeklerine göre tespit edilir. Mercalli ölçeği 12, Richter ölçeği ise 10 derecelidir. Depremler şiddetlerine göre Mercalli Cancani ölçeğinde şu şekilde derecelenir:<br />
1.Derece: Ancak sismograflar kaydeder.<br />
2.Derece: Çok hafif geçer. Binaların üst katlarında oturanlar ve çok hassas<br />
kişiler tarafından hissedilir.<br />
3.Derece:Hafif sarsıntılardır.<br />
4.Derece: Orta şiddette sarsıntılardır. Evlerde kolayca hissedilebilir.<br />
5.Derece: Oldukça şiddetlidir. Herkes duyar. Bütün binalar ve eşyalar sallanır.<br />
6.Derece: Şiddetlidir. Herkes duyar. Bazı binaların sıvaları dökülür.<br />
7.Derece: Çok şiddetlidir. Binalarda çatlaklar oluşur. Ev eşyaları devrilir.<br />
8.Derece: Tahripkardır. Bacalar ve anıtlar yıkılır. Binalarda yarıklar oluşur.<br />
9.Derece: Çok tahripkardır. Taş binalar çöker.<br />
10.Derece:Yıkıcı sarsıntılardır. Binalar temellerinden yıkılır. Şehirlerdeki su<br />
boruları,kanalizasyon ve hava gazı boruları gibi alt yapı hizmetleri<br />
büyük hasarlara uğrar. Demir yolları bozulur. 11.Derece:Afettir,bütün yapılar yıkılır. Yerde büyük çatlaklar, çökmeler olur.<br />
12.Derece: Çok büyük afettir. İnsan yapısı olan her şey yıkılır. Yer yüzünün<br />
şekli değişir. Yatay yer değiştirmeler olur.<br />
Bugüne kadar, Richter ölçeğine göre tespit edilen en şiddetli sarsıntı 1960’da Şili’de 8,5 şiddetinde olmuştur.<br />
Denizin dibinde veya kıyıda meydana gelen depremler, şiddetine göre denizlerde büyük ve hızlı dalgalara sebep olur. Bunların hızları saatte 600-800 km’ye ulaşabilir. Bu tür dalgalara Japonca: Tsunami adı verilir.<br />
Depremleri inceleyen bilim dalına sismoloji, depremle oluşan sismik dalgaların süre ve genlik gibi özelliklerini kaydeden aygıta sismograf denir.<br />
Sismograf bir çerçeve, ona asılı bir ağırlık ve bunların birbiri karşısındaki konumlarında meydana gelen değişikliği kağıt üzerine aktaran bir düzenekten oluşur. Sismografın içinde bulunan ayna düzeni bir ışık demetini döner bir silindir üzerindeki fotoğraf kağıdına yansıtır. Sismik dalgalar sismografın bulunduğu yeri sarstığı zaman sismograf bu sarsıntıyla hareket eder; ama içinde asılı durumda bulunan ağırlık hareket etmez. Böylece ağırlık ile üzerinde asılı olduğu çerçevenin birbiri karşısındaki konumu değişir. Buna bağlı olarak aynadan yansıyan ışık demeti döner silindirin yüzeyindeki fotoğraf kağıdı üzerinde zikzaklar çizer. Böylece sismik dalgaların özelliklerini gösteren çizgiler fotoğraf kağıdı üzerine işlenmiş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeryüzünde ve yeraltında meydana gelen depremlerin etkisi oldukça büyük olabilir. Çoğu zaman toprak kabarmaları, çöküntüler faylar meydana gelir.; 1906’da San Francisco depreminde böyle bir fay görülmüştür. Boyu 470km’yi bulan bu fay önüne çıkan her türlü araziyi hemen hemen doğru bir çizgi üstünde ikiye bölmüştür, yerüstü ve yeraltı sularında önemli değişiklikler olmuştur. Bu faylar boyunca birbirinden ayrılan arazilerin dikey veya yatay olarak kaydıkları, eski düzen ve biçiminin kilometrelerce genişliğinde bir alanda değişikliğe uğradığı görülür.<br />
Bir depremde etkilenen bölgelerin genişliği depremin sebebiyle yakından ilgidir. Buna göre depremler şöyle sınıflandırılabilir:<br />
1)Çöküntü Depremler: Yeraltındaki bazı boşlukların birdenbire çökmesinden ileri gelir. Bazen çok şiddetli olan bu çeşit depremler, etkisini özellikle dar alanlarda gösterir. 1879’da İsviçre’nin Glaris kantonunun küçük bir kısmında olan deprem buna örnektir.<br />
2)Volkanik Depremler: Yanardağ püskürmelerinden önce veya püskürmeyle birlikte olur. Bu depremin sebebi kapalı olan yanardağ bacasından çıkmak isteyen gaz veya lavın vuruntusudur.1883’de İschia adasında meydana gelen deprem bu çeşit bir deprem sayılır. Yalnız birkaç kilometre öteden duyulabilen bu deprem Casamicciola şehrini yıkarak bu küçücük adada 3000 insanın ölümüne yol açmıştır. Oysa eski ağzı adanın ortasında bulunan aynı yanardağ 1302 yılından beri hiçbir faaliyet göstermemiştir.<br />
3)Tektonik Depremler: Depremlerin en önemli olanıdır. Bunların kesin sebebi henüz tartışma konusudur ve sebebinin tek olmadığı da şüphesizdir. Tektonik depremler yerkabuğunun, jeolojik sebeplerle bozulmuş olan izostatik dengesini elde etmesinden doğabileceği gibi, bazı faylar boyunca gelişen ağır ve belirsiz kaymaların sebep olduğu gerilim yığınlarından da ileri gelebilir. Onun için deprem bakımından en tehlikeli bölgeler (deprem bölgeleri) sıradağların ve büyük deniz çökeklerinin yanı başında bulunur. (Japonya, Şili, Sonda adaları ve küçük ölçüde Akdeniz’in çevresi).<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
Önemli tektonik depremlerde hemen her zaman ilk sarsıntıdan sonra gittikçe daha az şiddette gelen ve günlerce, hatta aylarca sürebilen bir dizi hafif depremler görülür. Bu ikinci derecedeki sarsıntılar, deprem merkezinin bulunduğu bölgede denge ve gerilimin ayarlanmasıyla açıklanır. Bunun tersine olarak şiddetli bir depremden önce hafif öncü depremlerin görüldüğü daha sıktır. Bununla beraber bu konuda yapılan sayısız incelemelere rağmen bu gibi zayıf depremlerin ardından büyük bir sarsıntının gelip gelmeyeceğini kestirmek çok güçtür.<br />
Tektonik depremlerin incelenmesi, yerkabuğunun az veya çok derin tabakalarının fizik ve mekanik yapısı bakımından önemli bir rol oynar. Bu çeşit bir incelemede göz önünde bulundurulacak önlemler şunlardır:</p>
<p style="text-align: justify;">1)Deprem merkezinin derinliği, bilinen depremlerin çoğunda deprem<br />
merkezi, yeryüzüyle 50 km’lik bir derinlik arasında bulunur. Fakat yerin 700 km kadar derinliğinde, derin merkezli depremlerin meydana geldiği yakın zamanlarda anlaşılmıştır. Bu gibi depremlerin etkileri coğrafi bakımdan çok yaygın ve geniş olabilir; fakat genellikle hiçbir yerde büyük zarara yol açmıştır.<br />
2)Yayılma Dalgaları:Deprem dalgaları titreşimli dalgalardır; başlıcaları şunlardır:boylamasına iç dalgalar, enlemesine iç dalgalar, ve uzun dalgalar; boylamasına iç dalgalar, uzak bir yerde ilk defa beliren dalgalara denir;enlemesine iç dalgalar ikinci olarak gelen dalgalardır; derin depremler dışında yüzeysel olan çeşitli dalgalara da uzun dalgalar denir; çünkü bunların titreşim devresi ötekilerden daha uzundur.<br />
Bu dalgaların çeşitli sismoloji istasyonlarınca “sismogram” adı verilen grafikler halinde kaydı ve bu kayıtların karşılaştırılmasıyla deprem merkezinin derinliği ve merkez üssü noktası kesinlikle bulunabilir. İç dalgalar geçtikleri çeşitli tabakaların esnekliğiyle belirlenen bir yayılma hızı gösterir; deprem merkezi derinse hız da fazladır. Sürekli kırılma yüzünden bu dalgaların yolağı yukarı doğru hafifçe içbükey biçimdedir, hızları da boylamasına iç dalgalar için 7,5-15 km/s, enlemesine iç dalgalar için 4-7,5 km/s kadardır, yüzeysel dalgalar, 4km/s’lik bir hızla yayılır. Ayrıca, iç dalgalar, “yerçekirdeği” adı verilen 3000 km derinliğe ulaştıkları zaman gerçek bir kırılma ve yansımaya uğrar; yeryüzüne geri dönen bütün bu dalgaların tespit edilerek inceden inceye gözden geçirilmesiyle Yer’in iç yapısı hakkında bir fikir edinmek mümkün olabilir.<br />
Bazı özel deprem olaylarına da değinecek olursak:Deniz kıyısı yakınında veya denizde olan depremler, hava olaylarından ileri gelen kabarmalardan farklı olarak korkunç deniz kabarmalarına yol açabilir. Öte yandan da insanların hayal gücünü işleten çeşitli belirtiler de deprem olacağına birer işaret sayılmıştır. Fakat bunlar daha çok volkan faaliyetleriyle ilgilidir. Aynı şekilde, deprem sırasında topraktan gelen gürültünün kaynağını bulmak ve bunu belirli bir sebebe bağlamak da pek kolay değildir. Geçmişte, bazı şiddetli hava olayları (kasırga, fırtına, siklon) ile depremler arasındaki az veya çok tesadüfi ilintiler üzerinde durulmuştur. Bu olayların bazı hallerde, önceden var olan gizli gerilimlerin boşanması için bir “tetik” rolü oynama ihtimali tahminen inkar edilemese de günümüzde bilim adamları buna ancak bir istisna olarak bakabilirler. Fakat gene de insan açısından pratik önemi göz önünde tutularak bu konu üzerinde sürekli çalışmalar yapılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">TÜRKİYE’DE DEPREMLER<br />
Türkiye dünyanın aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alır Ülkemizin yüz ölçümünün % 42’si birinci derece deprem kuşağı üzerindedir. 20. yy’ın başlarından beri yapılan istatistiği çalışmalar Türkiye’de yaklaşık olarak her iki yılda bir yıkıcı deprem, her üç yılda bir de pek çok yıkıcı deprem olduğunu göstermektedir. Bu durum Türkiye’de kaçınılmaz bir doğal afet olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılması gereken en önemli önlem depremin özelliklerini çok iyi tanıyıp gerekli tedbirleri zamanında almaktır.<br />
Ülkemizde başlıca deprem kuşakları şunlardır:<br />
a)Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı:Türkiye’nin kuzey kesiminde doğu-batı doğrultusunda uzanan kuzey Anadolu deprem kuşağı yaklaşık 1500 km uzunluğa sahiptir. Marmara Bölgesi’nde; Saros Körfezinden başlar, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki Aras Vadisi’ne kadar uzanır. Bu kuşak Gelibolu, Marmara Denizi’nin derin kısımları, İzmit Körfezi, Adapazarı,Düzce-Bolu, Gerede,Merzifon, Suluova, Erbaa-Niksar, Kelkit vadisi ile Erzincan, Erzurum, Varto ve Van üzerinden geçen bir hat şeklinde uzanır. Ayrıca Çanakkale, Edremit, Bursa ve İznik bu kuşak içerisinde kalır. Bu kuşak an çizgileriyle “Kuzey Anadolu Fay Hattı” adını alır. Kuzey Anadolu Fayının kuzeyinde ve güneyinde ortalama 50km genişliğindeki alanı kapsayan bu kuşak içerisindeki çok şiddetli depremlerin meydana gelme olasılığı yüksektir.<br />
b)Güneydoğu Anadolu Deprem Kuşağı: İskenderun Körfezi’nden Van’ın doğusuna kadar bir yay çizerek uzanır. Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bitlis ve Van bu kuşaktır. Bu kırık hattı, Kuzey Anadolu deprem kuşağı ile Bingöl-Karlıova çevresinde birleşir. Ayrıca Van Gölü çevresi ile, kuzeye doğru Malazgirt, Tutak(Ağrı), Aşkale-Erzurum-Pasinler-Horasan havzalarındaki faylar üzerinde de sıkça depremler oluşmaktadır.<br />
c)Batı Anadolu Deprem Kuşağı: Ege Bölgesi’ndeki Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes çöküntü ovaları boyunca uzanan bazı diri fay hatları bulunmaktadır. Bu fay hatlarına uyum gösteren deprem kuşağı; Ayvalık, Dikili, İzmir, Aydın, Denizli, Isparta ve Akşehir’in içine alır. Ayrıca Burdur, Acıgöl havzalarının kenarlarında ve Sultan Dağları’nın kuzey eteklerinde de faylar uzamaktadır. Bu faylar boyunca zaman zaman depremler olmaktadır.<br />
Yurdumuz deprem tehlikesi bakımından beş bölgeye ayrılmıştır:I. derece deprem bölgeleri; başta Kuzey Anadolu ve Güneydoğu Anadolu fay kuşakları boyunca uzanan sahalar ile Ege Bölgesi ve Göller Yöresi’ni kapsar.II. derece deprem bölgesi; I. derece deprem bölgelerinin çevresini kuşatır. Trakya’nın kuzeyi, Karadeniz kıyıları. İç Anadolu’nun çevresi ile Güneydoğu Anadolu’nun güneyi III. Ve IV. Derece deprem alanlarını oluşturur. Tuz Gölü ile Akdeniz kıyısı arasındaki saha deprem tehlikesinin en az olduğu V. Derece deprem bölgesidir.<br />
Bazı büyük şehirlerimizin I. Derece deprem bölgeleri üzerinde kuruldukları, nüfusumuzun yarıdan fazlasının bu sahalarda yaşadığı bir gerçektir. Türkiye, deprem riski açısından dünyanın en önde gelen ülkelerindendir. Depremlerin oluşturacağı hasarları azaltmanın en etkin iki yolu depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve toplumu depreme karşı eğitmektir. Yaşadığımız mekanlarda depremin olumsuz etkilerini en aza indirebilmek için bazı önlemler alınmalıdır. Bunun ötesinde sarsıntı sırasında ve sonrasında yapılması gereken işler ile uygulanması gereken kurallar özellikle can kaybını azaltmak açısından çok önemlidir. Depremin ne zaman olacağını belirlemek günümüzde teknik açıdan mümkün olmadığından deprem bölgelerinde yaşayan insanların bu konuda her sn hazırlıklı olmaları gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/deprem-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerçekirdek nedir?</title>
		<link>http://www.nkfu.com/yercekirdek-nedir/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/yercekirdek-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Oct 2009 11:24:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[geosfer]]></category>
		<category><![CDATA[granitik yerkabuğu]]></category>
		<category><![CDATA[iç çekirdek]]></category>
		<category><![CDATA[Mohorovicic]]></category>
		<category><![CDATA[Wiechert – Gutenberg]]></category>
		<category><![CDATA[yerçekirdek]]></category>
		<category><![CDATA[yerçekirdek kısımları]]></category>
		<category><![CDATA[yerçekirdek nedir]]></category>
		<category><![CDATA[yerçekirdek resmi]]></category>
		<category><![CDATA[yerkürenin yoğunluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=2509</guid>
		<description><![CDATA[Yerçekirdek dünyanın en iç kısmını oluşturur. En kalın geosferdir.
Mantodan Wiechert – Gutenberg kesintisiyle ayrılır. 2.890 kilometre derinlikten dünyanın merkezine (6.370 km) kadar uzanır; yani 3.480 kilometre kalınlıktadır. Yoğunluğu dış sınırında 10, dünyanın merkezi kısmında ise 13 kadardır. Esas olarak demir ve nikelden oluştuğu sanılmaktadır. Çekirdek, eski literatürde Nife terimiyle açıklanan kısma karşılık gelir. Deprem dalgalarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="/resimler/yercekirdek.png"><img alt="" src="/resimler/yercekirdek.png" title="Yerçekirdek" class="alignnone" width="200" height="200" /></a>Yerçekirdek dünyanın en iç kısmını oluşturur. En kalın geosferdir.</p>
<p>Mantodan Wiechert – Gutenberg kesintisiyle ayrılır. 2.890 kilometre derinlikten dünyanın merkezine (6.370 km) kadar uzanır; yani 3.480 kilometre kalınlıktadır. Yoğunluğu dış sınırında 10, dünyanın merkezi kısmında ise 13 kadardır. Esas olarak demir ve nikelden oluştuğu sanılmaktadır. Çekirdek, eski literatürde Nife terimiyle açıklanan kısma karşılık gelir. Deprem dalgalarının yayılışına bakılarak yapılan araştırmalar, çekirdeğin iki kısımdan meydana geldiğini göstermektedir:</p>
<p>Çekirdek, dış çekirdek ve iç çekirdek olmak üzere iki kısma ayrılır. Dış çekirdek. 2890-5000 kilometre arasında yer alır (kalınlığı 2110 km). Burada yoğunluk 5.5′den 10′a kadar çıkar ve P dalga hızı ise 13.6 km/sn’den 8.1 km/sn’ye düşer. Enine deprem dalgaları (S dalgaları) bu kısma sokulmadıklarından, dış çekirdeğin sıvı olduğu sonucuna varılmıştır. </p>
<p>İç çekirdek ise 5000-6370 kilometreler arasında, yani dünyamızın tam merkezinde yer alır ve katıdır. Kalınlığı 1370 kilometredir. Dış ve iç çekirdek arasındaki yoğunluk 12.3, sıcaklık ise 4300 °C’yi bulur. Dış ve iç çekirdek arasındaki en önemli fark, dış çekirdekte demir/nikel karışımı magma ergimiş hâlde, iç kısımda ise çok yüksek basınç etkisiyle kristal hâlinde olmasıdır, iç çekirdekte yoğunluk 13.6, sıcaklık ise 4500 °C’yi aşar (6300 °C).</p>
<p>Yukarıda da görüldüğü gibi, yerkürenin yoğunluğu yeryüzünden mantoya doğru artmaktadır. Granitik yerkabuğunda 2.7 – 2.8 g/cm³ civarında olan yoğunluk merkezde 13 g/cm³’ü bulmaktadır.</p>
<p>Yoğunluk artışı sürekli ve tedrici değildir; belirli derinliklerde ani yoğunluk artışları görülür. Bu derinliklerden biri Mohorovicic kesintisi veya kısaca Moho kesintisi olarak adlandıran ve yerkabuğu ile manto arasındaki sınıra tekabül eden derinliktir. Mantodan çekirdeğe geçişte de bu şekilde bir ani yoğunluk artışı görülür. Mantonun alt zonunda 6 g/cm³’e yakın olan yoğunluk çekirdeğin üst sınırında birden 10 g/cm³’e çıkar. Ani yoğunluk artışının görüldüğü bu sınıra da Wiechert-Gutenberg kesintisi denir.</p>
<p>Yerkürenin merkezine doğru gidildikçe, yoğunluk değerleri gibi, sıcaklık ve basınç değerleri de artar. Ancak sıcaklığın ve basıncın birim mesafedeki artış değerleri, yani gradyanlan sabit değildir. Yerküreyle ilgili bu kısa bilgiden sonra şimdi yerkabuğu hareketlerine geçebiliriz. Yerkabuğu hareketleri daha önce de belirtildiği gibi iç kuvvetlere bağlı olarak meydana gelirler. Aşağıda bu hareketlerden epirojenik hareketler, orojenik hareketler, faylanmalar ve depremler ayrı ayrı ele alınıp inceleneceklerdir. Levha hareketleri ise, orojenik hareketlere veya orojeneze yol açmaları nedeniyle orojenik hareketler içinde gözden geçirileceklerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/yercekirdek-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gaziantep İli Hakkında Detaylı Bilgi</title>
		<link>http://www.nkfu.com/gaziantep-ili-hakkinda-detayli-bilgi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/gaziantep-ili-hakkinda-detayli-bilgi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2009 14:40:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[antep]]></category>
		<category><![CDATA[dülük]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantep endüstri ve ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantep gezilecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantep hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantep ilçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantep ile ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[Gezilesi yerler]]></category>
		<category><![CDATA[iller ve ilçeler]]></category>
		<category><![CDATA[illerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[müzeler]]></category>
		<category><![CDATA[resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[rumkale]]></category>
		<category><![CDATA[şehirlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tilmen höyük]]></category>
		<category><![CDATA[yesemek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=2423</guid>
		<description><![CDATA[Paleolotik çağdan bu yana çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapan Gaziantep, Anadolu’nun ve Dünyanın en eski yerleşim yeridir.
6000 yıllık tarihi geçmişi ile ilimiz, Tarihi ve kültürel zenginlikleri Antik Kentleri,Mozaikleri,camileri, Kiliseleri, Hanları,Hamamları, Bedestenleri ve pek çok yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile bir metropol kenttir. Gaziantepliler bitmez tükenmez enerjisi, azmi ve girişimciliği ile kendi sanayisini kendisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="/foto/gaziantep.jpg"><img class="alignnone" title="GAziantep" src="/foto/gaziantep.jpg" alt="" width="430" height="350" /></a>Paleolotik çağdan bu yana çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapan Gaziantep, Anadolu’nun ve Dünyanın en eski yerleşim yeridir.<br />
6000 yıllık tarihi geçmişi ile ilimiz, Tarihi ve kültürel zenginlikleri Antik Kentleri,Mozaikleri,camileri, Kiliseleri, Hanları,Hamamları, Bedestenleri ve pek çok yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile bir metropol kenttir. Gaziantepliler bitmez tükenmez enerjisi, azmi ve girişimciliği ile kendi sanayisini kendisi kurmuş örnek bir sanayi ve ticaret kenti meydana getirmişlerdir.Gaziantep Güneydoğu nun en büyük Türkiye’nin ise 6. Büyük kentidir.Güneydoğu Anadoluyu batıya bağlayan kara ve demiryollarının merkezi olması,Uluslarası havaalanı ile tam bir metropol kenttir.
</p>
<p style="text-align: justify;">Gaziantep’in şu an 9 ilçesi 17 beldesi ve 616 köyü vardır.İlin nüfusu 1.450.000 civarındadır.Gaziantep’in rakımı ise 850 metredir. Gaziantep’in adı: Eskiden Ayıntap olarak adlandırılan Gaziantep adını tarihin derinliklerinden,sıfatını Milli Mücadeledeki kahramanlıklarla dolu müdafasından almıştır. Ayıntap olan ismi daha sonra Antep olarak geçmeye başladı.1921 yılında ise Gazi ünvanını alarak GAZİANTEP oldu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ENDÜSTRİ VE EKONOMİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gaziantep, sanayi ve ticaret yapısıyla Türkiye ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Coğrafi konumu bakımından bölgeler arasında bir köprü gibi duran Gaziantep her şeyden önce bir ticaret merkezidir. Gaziantep’in kurulu büyük sanayi işyerleri sayısı Türkiye genelinin %4′ünü, küçük sanayi işyerleri sayısı ise %6’sını oluşturmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapısıyla küçük ve orta ölçekli işyerleri başta olmak üzere sanayi sektörü, geniş istihdam olanakları sunmaktadır. İktisaden faal nüfusun %28.72’si imalat sanayi kollarında çalışmaktadır. Gaziantep’in imalat sanayiindeki mevcut tesislerin büyük çoğunluğu organize sanayi bölgeleri, Örnek Sanayi, Küçük Sanayi Bölgesi, Nizip Caddesi ile 1. ve 2. Ünaldı-Şehreküstü bölgelerinde yerleşmişlerdir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bir ekonomik merkez konumunda olan Gaziantep’te imalat sanayi de gelişmiş durumdadır. İmalat sanayinde küçük imalathane ve atölyelerin yanı sıra, büyük tesislerin de sayıca çokluğu dikkat çekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gaziantep sanayisi birçok sektörde Türkiye’nin önemli üretim merkezi konumundadır. Organize sanayi bölgesi; birbiri ile işbirliği halinde üretim yapan orta ve küçük ölçekli işletmelere planlı bir alanda ortak altyapı hizmetlerinden yararlanarak daha kolay ve ucuz üretim yapma olanağı sağlayan bir sistemdir. Gaziantep’te halen 12 milyon m2′lik alanıyla üç organize sanayi bölgesi bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Örnek Sanayi Sitesi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Sınai ve Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) tarafından müştereken gerçekleştirilen 350.000 m2′lik bir alanda her biri 800 m2 kapalı sahası bulunan 50 örnek sanayi işyerinin yer aldığı bir bölgedir. Organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin yapılmasından önce şehir içinde sanayi faaliyeti gösterilen ilk bölge Nizip Caddesi’dir. Bölgede 150 firma faaliyet göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Gümüş İşlemeciliği</em><br />
Gümüş insanların eskiden beri takı olarak kullandığı kıymetli bir madendir. Yöremizdeki Karkamış, Dülük, Belkıs antik şehirleri ve höyüklerden çıkartılan gümüşlerin bolluğu bu yörede gümüş işçiliğinin ve kullanımının eski devirlere dayandığını göstermektedir. Özellikle İslam’ın Anadolu’da yayılmasıyla gümüş işlemeciliği de yayılmıştır. Yüzük, kolye, küpe, tabanca kabzası, Kur’an-ı Kerim kabı vb. bir çok yerde gümüşlerden yararlanılmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bakır İşlemeciliği</em><br />
Bakır ve bakır işlemeciliği insanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. Bakır eşya, bakır ve çinkonun karışımından elde edilen maddeden işlenir. Gaziantep bakır işlemesinin özelliği tek parça olmasıdır. Diğer yörelerde üretilen bakır eşyalar parçalar halinde işlenir. Ev, mutfak ve süs eşyası olarak kullanımı yaygındır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TİLMEN HÖYÜK</strong><br />
İslahiye civarında sayıları 50 yi bulan iskan yerlerinden biridir.İlk olarak 1958 yılında tespit edilmiştir.Höyüğün boyu yaklaşık 24 metredir.Yapılan çalışmalarla M.Ö. 3000 yılının son dönemlerinde burada büyük bir şehrin olduğu ortaya çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>YESEMEK</strong><br />
İslahiye ilçesine 24 km. uzaklıktadır ve dünyanın ilk Açıkhava Heykel atölyesi olarak bilinir.İlk defa 1890 yılında ortaya çıkarılan yesemekte şu an yaklaşık 300 tane yontu ve heykel taslağı bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>RUMKALE (HORMGLA)</strong><br />
Rumkale (Hormgla), Yavuzeli ilçesine bağlı Kasaba köyünde, Fırat nehri ve Merzina çayının birleştiği Fırat’ın batı sahilinde yüksek ve sarp kayalarla örtülü müstahkem bir tepe üzerindedir. Rumkale’nin kesin tarihi bilinmemekle beraber çok eski tarihlerden beri Fırat boyuna hakim olmasıyla stratejik bir kale özelliğine sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DÜLÜK (DOLICHE)</strong><br />
Gaziantep kent merkezinin 10 Km. kadar kuzeyinde yer alan<br />
Dülük en eski çağlardan beri kullanılan bir yol şebekesinin düğüm noktasında yer almaktadır. Coğrafi konumu nedeniyle yol güzergahları üzerindeki önemi Osmanlı döneminde de devam etmiş, Antep Maraş kervan yolu yine buradan geçmiştir.Günümüzden yaklaşık 600.000 yıl önce, buradaki kaliteli çakmaktaşı yataklarının da etkisiyle bazı insan grupları Fırat vadisinden buraya göçerek büyük mağarada barınmışlar çakmak taşını işleyip o günün modern aletlerini imal ederek ve muhtemelen Fırat vadisindeki diğer insan topluluklarına ihraç etmişlerdir. Dülükteki şarklı Mağara bu durumuyla Anadolu’da ki bilinen en eski insan yerleşim birimidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Gezi Turları</strong><br />
<em>1-Dülükbaba turu:</em> İl merkezine 4 km. uzaklıkta bulunan Orman İşletme Müdürlüğüne ait Dülükbaba orman içi dinlenme yeri, doğa yürüyüşü yapmaya, kamp yapmaya, pikniğe elverişli ve günübirlik gidilip dinlenilebilen bir yerdir.
</p>
<p style="text-align: justify;"><em>2-Yesemek turu:</em> İslahiye ilçesine 24 km. uzaklıkta bulunan ve dünyanın ilk Açıkhava Heykel atölyesi olarak bilinen Yesemek’e günübirlik gezi yapılabilir. Yesemek Açık Hava Müzesi’nin karşısında bulunan Tahta Köprü Barajının kıyısında piknik yapılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>3-Birecik turu:</em> Fırat nehrinin kıyısında bulunan Şanlıurfa’nın Birecik ilçesine nesilleri tükenmekte olan ve çoğalmak için koruma altına alınan kelaynak kuşlarını görmek için gidilebilir. Efsaneye göre Nuh’un gemisi Ağrı dağına oturunca üç çift kuş salıvermiştir. Bu kuşlardan bir çifti de Kelaynak kuşlarıdır. ayrıca Fırat kenarında piknik yapmak, yüzmek ve Birecik’te bulunan restaurantlarda yemek yemek,yüzmek ve dinlenmek için tura çıkılabilir. Birecik’in Gaziantep’e uzaklığı 67 km.dir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>4-Rumkale turu:</em> Gaziantep’in Yavuzeli ilçesinin Kasaba köyünde bulunan ve Fırat nehri ile Merziman çayının birleştiği yerde görkemli duruşu ile insanları büyüleyen Rumkale’yi gezmek, Fırat ve Merziman çayı kıyısında doğayla iç içe su çağıltıları arasında dinlenmek, piknik yapmak için günübirlik tura gidilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>5-GAP turu:</em> Öncelikle dünyanın en büyük, sulama ve elektirik üretimine yönelik projelerinden biri olan GAP’a gezme, görme, teknik bilgi alma ve dinlenme amaçlı günübirlik veya konaklamalı olarak tura çıkılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>6-Belkıs turu:</em> Gaziantep’e 60 km. uzaklıktaki, Nizip sınırları içerisinde bulunan, tarihte kendi adına para bastıran Zeugma(Belkıs) şehri harabereleri günübirlik gezilebilir. Fırat kenarında yeşillikler arasında piknik yapma imkanı mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>7-Şanlıurfa turu:</em> Şanlıurfa turu dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak bilinmektedir. Hz. Eyüp ve Hz. İbrahim peygamberlerin yaşamış oldukları yer olarak bilinen Harran’da ilk İslam Üniversitesinin oluşu tarih ve ilmin derinliklerini ispatlamaktadır. Şanlıurfa’nın Peygamberler şehri olması, Hz. İbrahim’in dergah denilen kutsal yerde dünyaya gelmesi, Nemrut’un tahtına payima etmesi, tek tanrı fikrinin ilk kez burada ortaya atılması, ayrıca şehrin ortasında bulunan Balıklıgöl’ün açıkhava akvaryumu görünümü vermesi, sabır timsali olan Eyüp Peygamberin 7 yıl çile çektiği mağaranın burada olması, Harran evleri ve daha birçok özelliğiyle Şanlıurfa’ya günübirlik veya 1-2 günlük konaklamalı tur düzenlenebilir. ayrıca münferiden de gezilip görülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>8-Hatay-Harbiye turu:</em> İlin merkezi olan Antakya, Akdeniz’e 30 km. uzaklıkta si nehri üzerinde kurulmuş bir şehirdir. Eşsiz bir güzelliği olan harbiye, çağlayanlar bölgesi olup, piknik yapılabilen, yeme-içme tesisleri olan ve yemekleri ile ünlü olan şirin bir yerdir. St. Pierre Kilisesi Habib-i Neccar dağı üzerinde doğal bir mağaradır. Hıristiyanlar “Hıristiyan” ismini ilk defa burada almişlardır. ayrıca burası Hıristiyanlar tarafından Hac yeri ilan edilmiştir. Hatay Arkeoloji müzesi mozaik üzerine dünyanın ilkinci büyük müzesidir. Hatay!a 1-2 günlük tura gidilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>9-Sofdağı Yaylası turu:</em> Güneydoğu Torosların uzantısı olan Sofdağlarının üzerinde bulunan Sofdağı yaylası Gaziantep’e 32 km. uzaklıktadır. Yaylada hava çok temiz olup Sofdağı’ndan şehre uzaktan ve tepeden bakmanın zevki bambaşkadır. Yaylada buz gibi tatlı su kaynakları ve pınarlar bulunmaktadır. İnsanların doğayla başbaşa, gürültüsüz, kuş sesleri ve su cağıltıları arasında doğa yürüyüşü, kamp ve piknik yapılabileceği ideal bir yerdir. Sofdağı yaylasına günübirlik veya hafta sonu tura gidilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>10-Hızır Yaylası turu:</em> İklimin verdiği özellikleher mevsim yeşillikler içinde bulunan hızır yaylası, İslahiye ilçesi Altınüzüm beldesinin 20 km. batısında Amanos dağlarının tepesinde bulunmaktadır. Rengarenk kır çiçekler ilkbahar dağ laleleri, büyüleyici güzellikte manzaraları yanında buz gibi suları, pırıl pırıl güneşi ve bol oksijenli tertemiz havası ile insanların doğayla baş başa gürültüsüz, kuş sesleri ve su cağıltıları arasında doğa yürüyüşü, kamp ve piknik yapabileceği ideal bir yerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>MÜZELER</strong><br />
<em>Gaziantep Arkeoloji Müzesi</em><br />
1944yılında Nuri Mehmet Paşa camiinde faaliyete geçen müzede, Neolotik dönemden kramik parçalar, Kalkolitik ve bronz çağa ilişkin çeşitli eşyalar figürler, mühürler, Urartu, Hitit, pers, Helenistik Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli eserler sergilenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi</em><br />
Asrın başında inşa edilen müze binası ana kaya içine oyulmuş üç kattan oluşmuştur. İkisi anayola diğeri ara sokağa açılan üç girişi vardır. Bina içerisinde ayrı bir bölümde Antep savunmasında kullanılan silahlar, savaş araçları, belgeler, kahraman ve şehitlerin fotoğrafları<br />
Sergilenmektedir</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yesemek Açık Hava Müzesi</em><br />
Gaziantep Müze müdürlüğüne bağlı olarak faaliyet gösteren Yesemek Açık Hava Müzesi, İslahiye ilçesinin güneydoğusunda yer alır. Bu yamaç Kartepe sırtı adıyla da tanınmakta olup;Kurt Dağının güney uzantısını teşkil etmektedir Yapılan araştırmalar bölgede Hititler zamanında işletmeye açıldığı ve yörenin yerli halkı Hurların çalıştırıldığını göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ULAŞIM</strong><br />
Gaziantep Demiryolu, Adana Malatya demiryolunun Narlı istasyonunun Halep-Bağdat demiryolu, Karkamış, Cerablus istasyonuna bağlar, Ayrıca Fevzipaşadan geçen Halep expresi de Gaziantep’in Islahiye ilçesi sınır kapısından Suriye topraklarına girer.<br />
Gaziantep, Karayolu baglantisi ile, Osmaniye üzerinden Adana ya ve Mersin’e, Birecik köprüsü üzerinden Şanlıurfaya, Narlı üzerinden Kahramanmaraşa, Fevzipaşa üzerinden Antakyaya, Kilis üzerinden Halep’e (Suriye), Kilis’ten ayrılan bir yolla Hassa üzerinden yine Antakya’ya ve Besni üzerinden Adıyaman’a bağIanmaktadir. Bu yollarla önemli bir kavşak oluşturan Gaziantep, karayolu ulaşımı yönünden bir düğüm noktası gibidir.<br />
Uluslararası Gaziantep Havaalanından ise günlük olarak tarifeli uçak seferleri yapılmaktadır. Hergün Gaziantep’ten Ankara ve Istanbul’a direkt olarak tarifeli seferlerle havayolu ulaşımı sağlanmaktadır. Ayrıca diğer illere de Ankara bağlantılı uçak seferleri yapılmakta olup, tarifesiz uçuşlarda alandan yararlanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni açılan Gaziantep Otogarı 85.000 m2 alan üzerine yapılmış olup şehrin karayolu ulaşımı buradan yapılmaktadır.<br />
Otogarda aynı anda 68 otobüs kalkabilmektedir.30.000 m2 otopark,25.000 m2 yeşil alan vardır.<br />
Otogarda 30 adet bilet satış ofisi,26 adet işyeri (Lokanta,Fast Food,Büfe,Tatlıcı v.b.),Banka,PTT, Zabıta,Sağlık ocağı,Mescit,Çocuk Bakım odası,Emanet,Danışma mevcuttur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/gaziantep-ili-hakkinda-detayli-bilgi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amerika Birleşik Devletleri Eyaletleri</title>
		<link>http://www.nkfu.com/amerika-birlesik-devletleri-eyaletleri/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/amerika-birlesik-devletleri-eyaletleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2009 23:48:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[abd eylatleri]]></category>
		<category><![CDATA[amerika eyaletleri]]></category>
		<category><![CDATA[eyalet]]></category>
		<category><![CDATA[eyalet listesi]]></category>
		<category><![CDATA[eyaletler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=757</guid>
		<description><![CDATA[Amerika Birleşik Devlerinde bulunan eylaetlerin tam listesi aşağıdaki gibidir.
Alabama
Alaska
Arizona
Arkansas
California
Colorado
Connecticut
Delaware
Florida
Georgia
Hawaii
Idaho
Illinois
Indiana
Iowa
Kansas
Kentucky
Louisiana
Maine
Maryland
Massachusetts
Michigan
Minnesota
Mississippi
Missouri
Montana
Nebraska
Nevada
New Hampshire
New Jersey
New Mexico
New York
North Carolina
North Dakota
Ohio
Oklahoma
Oregon
Pennsylvania
Rhode Island
South Carolina
South Dakota
Tennessee
Texas
Utah
Vermont
Virginia
Washington
West Virginia
Wisconsin
Wyoming  
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amerika Birleşik Devlerinde bulunan eylaetlerin tam listesi aşağıdaki gibidir.</p>
<p>Alabama<br />
Alaska<br />
Arizona<br />
Arkansas<br />
California<br />
Colorado<br />
Connecticut<br />
Delaware<br />
Florida<br />
Georgia<br />
Hawaii<br />
Idaho<br />
Illinois<br />
Indiana<br />
Iowa<br />
Kansas<br />
Kentucky<br />
Louisiana<br />
Maine<br />
Maryland<br />
Massachusetts<br />
Michigan<br />
Minnesota<br />
Mississippi<br />
Missouri<br />
Montana<br />
Nebraska<br />
Nevada<br />
New Hampshire<br />
New Jersey<br />
New Mexico<br />
New York<br />
North Carolina<br />
North Dakota<br />
Ohio<br />
Oklahoma<br />
Oregon<br />
Pennsylvania<br />
Rhode Island<br />
South Carolina<br />
South Dakota<br />
Tennessee<br />
Texas<br />
Utah<br />
Vermont<br />
Virginia<br />
Washington<br />
West Virginia<br />
Wisconsin<br />
Wyoming  </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/amerika-birlesik-devletleri-eyaletleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eskimolar</title>
		<link>http://www.nkfu.com/eskimolar/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/eskimolar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 00:48:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[eskimo]]></category>
		<category><![CDATA[eskimo tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[eskimolar]]></category>
		<category><![CDATA[eskimolar ile ilgili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=537</guid>
		<description><![CDATA[Eskimolar Amerika’nın ve Grönland’ın Arktik bölgesinde yaşayan halk. Eskimolar, Amerika kıtasının kuzey kıyılarında, Grönland’da, Labradar, Hudson Körfezi kıyılarında ve Sibirya’da bulunurlar. Eskimo ismi Abnaki yerlilerinden çıkmıştır. Eskimolar ise kendilerine “İniuit” veya “Yuit” demektedir. Günümüzde yaşayan Eskimolar 50.000’den fazla değildir. Sibirya’da 2000, Alaska’da 25.000, Mackenzie Nehri ile Kuzey Quuebek arasında 10.000 eskimo yaşar. Diğerleri muhtelif yerlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eskimolar Amerika’nın ve Grönland’ın Arktik bölgesinde yaşayan halk. Eskimolar, Amerika kıtasının kuzey kıyılarında, Grönland’da, Labradar, Hudson Körfezi kıyılarında ve Sibirya’da bulunurlar. Eskimo ismi Abnaki yerlilerinden çıkmıştır. Eskimolar ise kendilerine “İniuit” veya “Yuit” demektedir. Günümüzde yaşayan Eskimolar 50.000’den fazla değildir. Sibirya’da 2000, Alaska’da 25.000, Mackenzie Nehri ile Kuzey Quuebek arasında 10.000 eskimo yaşar. Diğerleri muhtelif yerlere dağılmıştır.</p>
<p>Eskimoların Amerikalı yerlilere mi, yoksa Moğol ırkına mı dâhil oldukları belli değildir. Moğollara ait oldukları daha fazla zannedilmektedir. Boyları kısa (1.50-1.60 m), elleri, ayakları çok küçük, gövdeleri bacaklarına nazaran daha uzundur. Deri sarıya yakın, açık kahverengi arasındadır. Saçları siyah, gözleri siyah ve kahverengi ve çekiktir. Sakal ve bıyık hiç çıkmaz veya çok seyrek çıkar. Antarktika’da iki tip Eskimo vardır. Birisi yuvarlak yüzlü, diğeri Moğollar gibi düz yüzlüdür. Fiziki özelliklerine göre, dünyânın en farklı ırkına sahip topluluklardandır. Şişman sayılmazlar. Yüzlerinin genişliği ve kalın elbiseleri şişman gösterir. Son yıllarda diğer ırktan insanlarla bilhassa Kızılderililerle ve beyazlarla kaynaşmışlardır.</p>
<p>Eskimolar, deniz kıyılarını ve civarını tercih ederler. Kıyıdan nadiren 40-150 km uzaklaşırlar. Doğu-batı istikâmetinde 6000 km düz bir hatta yaşayan yegane yerli topluluklardır. Mesafenin bu kadar geniş olması ve basit yaşayışları sebebiyle dünyânın en az nüfus yoğunluğuna sahip toplum hâline gelmişlerdir. Lisanlarını ve adetlerini devam ettirmekteki titizlikleri, yaşamak için verdikleri mücadelenin sertliğine bağlanabilir.<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
Eskiden “kayak” adını verdikleri enteresan ve deriden kaplanmış tek kişilik kayıklarını avlanırken kullanırlardı. Sıçrayan dalgalardan korunmak için üzerlerine su geçirmez bir deri ceket giyerler. Kayık devrilse bile, elbiseleri sebebiyle yaralanmadan kurtulabilirler. Kanada’daki bâzı Eskimolar, Karibu’nun etini yer, derisini giyer, kemiklerinden av âleti yaparlar.</p>
<p>Kardan kesilmiş İgolalardan başka, bâzı evlerin üstlerini molozla örterler. Diğer insanlarla olan münâsebetleri sebebiyle, pek nâdir de olsa bâzı yerlerde muntazam evlerde yaşarlar.</p>
<p>Şamanizme inanırlar. Amerika ve Avrupalılar bazı Eskimoları Hıristiyanlaştırmışlardır.</p>
<p>Fok balığı ve bâzı balıkları avlarlar. Av âleti olarak eskiden kullandıkları en gelişmiş aletleri zıpkındır. Zıpkının ucu kemiktir. Köpeklerin bulunduğu, fok balıklarının nefes almak için kullandıkları deliklerin başında beklerler. Fok çıkar çıkmaz zıpkınlar veya bu delikler vâsıtasıyla balık avlarlardı.</p>
<p>Bugün kayaklar ve kayıklar yerlerini madenden yapılmış botlara ve motorlu deniz taşıtlarına terk etmiştir. Köpeklerin çektiği kızaklar yerlerini gemilere ve otomobillere bırakmıştır. Petrol bulunması dolayısıyla modern yollar yapılmış ve bir çok ekonomik yenilikler de böylece Eskimolar arasına girmiştir.<br />
Ek bilgi<br />
Artik Okyanus kıyısını Asya’nın kuzey-doğusundan Grönland’a kadar işgal eden Eskimolar kendilerini çevreleyen topluluklardan çok farklıdırlar ve fizik tipleri kadar kutup hayatına uymuş medeniyetlerle de karakterlenirler, ırk ve etni burada gerçekten birlikte görülmektedir.</p>
<p>“ Eskimoların boyları doğudan batıya doğru kısalmakta ve 1m. 58 ile 1m. 64 arası değişmektedir. Ortanın altındadırlar. Vücut tıknaz ve kuvvetli bir yapıdadır . Kollar ve bacaklar nisbeten kısadır, eller ve ayaklar küçüktür. Deri rengi sarımtırak esmerdir ve Mongol lekesi (Doğumda vücudun herhangi bir bölgesinde bulunan koyu leke, Mongol ırklarında genellikle görünür) çocuklarda aşağı yukarı sabit bir şekilde bulunur”.</p>
<p>Baş karakteristik bir yapıya sahiptir. Uzun ve çok yüksektir. Yüz kitlevidir, önden bakıldığında beş köşeli bir şekil gösterir. Bu çenelerin çok geniş olması ve elmacık kemiklerinin gelişmiş olmasından ileri gelmektedir Mongollarda olduğu gibi elmacık kemikleri bunlarda da ileri doğru çıkıntı yapmaktadır. Burun orta derecede geniş ve oldukça tümsektir. Mongol pilisi (üst göz kapağından alt göz kapağına kadar uzanan perdemsi uzantı) bunlarda çoğunlukla görülür. Saçlar siyah ve serttir, gözler kahve rengidir. Eskiden fizyolojik bakımdan 0 kan grubunun Eskimolarda diğer kan gruplarından daha yüksek bir nispette bulunduğu hatta saf ırktan kişiler arasında yalnız 0 kan gurubunun var olduğu zannediliyordu. Sonradan yapılan araştırmalar bu fikri doğrulamamıştır. Melezleşmemiş kabilelerde A grubunun sayısı hemen hemen 0 kan gurubu kadar çoktur.</p>
<p>Eskimoların bugün yaşadıkları alan çok geniştir, Kuzey Amerika’nın bütün kuzey kıyısı, artik adalar grubu ve Groeland buraya dahil olup batıda Sibirya’da sonlanmaktadır. Bu alanın uzunluğu 9. 000 km dir :Fakat hayat şartlarının sertliği nedeniyle nüfus yoğunluğu çok azdır. 1934’te Eskimolar takriben 40.000 kişi kadardılar. Bunun 18.000 i Groeland 16.000 i Alaska’da yaşıyordu Bunların arasında kalan diğer bölgelerde bu miktar ancak 5.000 i bulmaktadır. Asya Eskimolarının ise sayısı ancak 1000 kadardır.</p>
<p>Bu ırkın fizik karakterleri bunları açık olarak sarı ırka bağlamaktadır. Onlardan yalnızca başlarının dolikosefal (uzun) oluşları ve burunlarının daha tümsek oluşlarıyla ayrılırlar. Bu iki karakterin bir dereceye kadar Orta-Asya Mongol ırkında görünür Hiç kuşkusuz Eskimo’ların Amerika’ya gelişleri Asya’dan gelen ve Amerika yerlilerini meydena getiren başlıca göç dalgalarından (Amerika yerlilerinin fizik tipi bugün birçok Çukçi ve Kamçadallarda bulunmaktadır) daha sonraki bir dalgaya karşılık gelmektedir Doğu ve Batı Eskimo’ları arasındaki fark ırkın spesializasyonunun (başın daha fazla uzaması, burnun daralması, boyun kısalması gibi. ) kaynak yerinden, yani Asya’dan, uzaklaştığı oranda arttığını göstermektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/eskimolar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya</title>
		<link>http://www.nkfu.com/dunya/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/dunya/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2009 13:36:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[barisfer]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[dünya hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[dünya nedir]]></category>
		<category><![CDATA[dünya resmi]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın biçimi]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın fiziki özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın iç yapısı]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın yaşı kaçtır]]></category>
		<category><![CDATA[litosfer]]></category>
		<category><![CDATA[pirosfer]]></category>
		<category><![CDATA[yer kürenin oluşumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="/resimler/dunya-resmi.jpg"><img alt="" src="/resimler/dunya-resmi.jpg" title="Dünya" class="alignnone" width="338" height="324" /></aGüneş sistemindeki gezegenlerden biri. Çapı 12.756km, kütlesi 5,97x1024 kg’dir. Güneş sistemi Alm. Sonnensystem (m), Fr. Systeme (m) solaire, İng. Solar system. Güneş ve uyduları ile birlikte gezegenler, kuyruklu yıldızlar ve meteor akımları da dâhil olmak üzere, onun etrâfında dönen gök cisimleri. Güneş ve güneş çevresinde dolanan gök cisimlerinden meydana gelir. Güneş sisteminde gezegen, uydu, kuyruklu yıldız ve meteor bulunur. Güneş sisteminin oluşumu ile ilgili en çok bilinen teori Kant-Lapslace teorisidir.<br />
Güneş’e uzaklığı 149.597.890 km’dir. Güneş’in etrafında 365,25, kendi etrafında ise 1 günde döner. Ortalama yüzey sıcaklığı 15 derecedir. Tek uydusu vardır: Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.<br />
Ay.</p>
<p>Dünyanın uzaydan görünüşü mavi olduğu için uzay dilinde dünya mavi gezegen ismi ile de çağrılır. Bu mavilik atmosferde bulunan oksijenin, güneş ışığının tayfı neticesidir. Bu mavilik aynı zamanda kainatta yegane canlı bulunan yerin dünya olduğunu da göstermektedir. Dünya'nın atmosferi esas olarak iki gazdan oluşmaktadır: Ay Alm. Mond (m), Fr. Lune, İng. Moon. Dünyanın tek doğal uydusu. Dünyanın çapının dörtte birinden biraz fazla olan çapı ile güneş sistemi içinde en büyük uydulardan biridir. Dünya etrafında her kameri ayda bir eliptik yörünge etrafında dönüşünü tamamlar. Dünya ve güneşe kıyasla yerine bağlı olarak ayın şekli birçok zamanlarda (devrelerde) değişerek, tam bir daire veya ince uzun bir hilal şeklinde gözükür. Her ayda birkaç gün, yeni ay denilen zamanda, ay dünyadan bakıldığında tamamen kara<br />
Nitrojen (%78) ve Azot<br />
oksijen (%21). Ayrıca bileşimde az miktarda da olsa Elementler içinde çok bol bulunanı olduğu hâlde, eski kimyâcıların gözünden kaçan renksiz, kokusuz ve tatsız bir gaz. İlk defâ 1774 yılında J.Priestley tarafından, cıva oksidin ısıtılması ile elde edildi. 1781’de Lavoisier, oksijenin, havada bulunan ve yanmayı hâsıl eden bir madde olduğunu bildirdi. Bu maddeye, asit yapısı anlamına gelen oxygenıum ismini verdi. Çünkü Lavoisier, bütün asitlerin oksijen ihtivâ ettiğini sanıyordu.<br />
argon ve Alm. Argon, Fr. Argon, İng. Argon. Soygazlardan bir element. Sembolü Ar, erime noktası -189 derece, kaynama noktası -185,7 derecedir. Üç tane izotopu vardır. Atom numarası 18’dir. Elektron dizilişi (Ne) 3S23P6dır. Kuru havada % 0,93 (ağırlıkça) oranında bulunmaktadır. Buradan anlaşılacağı üzere kuru havada azot ve oksijenden sonra çokluk bakımından üçüncü elementtir. Havanın karbondioksit miktarından 30 kat fazladır.<br />
karbon dioksit gibi başka gazlar ve değişken miktarda su buharı bulunur. Güneş sistemindeki başka hiçbir gezegen, dünyaya benzer bir atmosfere sahip değildir.</p>
<p>Dünya güneşten tibaren üçüncü büyük gezegendir. Güneşten 149.589.000 km uzakta elipsoidal bir yörünge boyunca dönmektedir. Güneş etrafındaki bir dönüşü güneş yılı olarak tarif edilmiş olup 365 gün 5 saat 48 dakika ve 46 saniyedir. Bu dönüşünden mevsimler hasıl olur. Kutuplardan basık karpuz biçimindedir. Dünyanın yuvarlak olduğunu Avrupalılardan ilk açıklayanlar Kopernik (1540) ve Galile (1640)dir. Bundan çok daha önce dünyanın yuvarlak olup döndüğünü büyük İslam alimleri mesela, Brûn isbat etmişti. Endülüs İslam Üniversitesinde astronomi profesörü olan Nûreddn Batrûc ise 1185 senesinde yazdığı El-Hayat kitabında bugünkü astronomiyi anlatmaktadır. Pekçok Avrupalı Endülüs Üniversitesinde tahsil yapmış, fennin Avrupa’ya yayılmasına çalışmışlardır.</p>
<p>Dünyanın ekvatordaki çapı 12.756,3 km, kutuplardaki çapı ise 12.713,6 km’dir. Ekvator bölgesinde çapın büyük olması dünyanın ekseni etrafında hızla dönüşünün neticesi olabilir. Dünyanın yoğunluğu 5.52 gr/cm3tür. Atmosferinde % 78.09 azot, % 20.95 oksijen ve az miktarda da hidrojen, karbondioksit, helyum, argon, kripton, metan, neon bulunur. Atmosferdeki su miktarı ise % 0.2-0.4 arası değişir.</p>
<p>Dünya bir günde, yani 23 saat 56 dakika 4 saniyede kendi ekseni etrafında bir tur atar. Bu dönmesinden gece ve gündüz hasıl olur. Dünyanın ekseni yer küresi ile güneş arasındaki doğruya dik olmayıp bu doğruya dik olan aydınlanma düzlemine 23,5 derece eğik olduğu için gece ile gündüz uzunluğu yalnız ekvator üzerinde her zaman eşittir.</p>
<p>Diğer yerlerde eşit olmayıp her ay değişmektedir. Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe gece ile gündüz arasındaki fark artar. Kutuplarda altı ay gündüz, altı ay gece sürer. Gece de tam gece değil yarı karanlıktır. Son yapılan ölçümler ayrıca göstermiştir ki, günün uzaması kısalması, ayın çekim kuvveti etkisi ile dünya dönüş hızında yaptığı yavaşlatma sebebiyle de değişmektedir. Güneşin, ayın ve diğer gezegenlerin çekim kuvvetleri etkisi ile 41.000 senelik bir peryotta dünyanın eğimi 23,5 derece ile 22 derece arasında değişir. Her mevsim dünyanın eksenel eğimi farklıdır.</p>
<p>Dünya güneş etrafında elips şeklindeki yörüngesinde dönerken güneşten mesafesi artar ve azalır. En yakın noktada dünyanın ekseni etrafında dönüş hızı da saniyede 960 km artar. Bunun neticesi olarak kuzey yarım kürede kışlar, kısa ve daha ılık geçer. Buna mukabil güney yarımkürede de yazlar uzun ve serin geçer. Güneşin, ayın ve diğer gezegenlerin çekim kuvveti sebebiyle yörünge elipsindeki yaklaşma ve uzaklaşma özelliği 25.800 sene ara ile değişir. Kuzey Yarımkürede bugünkü özellikler 12.900 sene sonra tam tersine dönecektir. Kıtaların Kuzey Yarımküresine kümelendiği düşünülürse dünya ileride takrar bir buz çağı yaşıyabilir.</p>
<p>Yer kürenin oluşumu<br />
Başlangıcına ilişkin eski bir kurama göre önce Bir atom karbonla iki oksijenin birleşmesinden meydana gelen gaz. Kömürün yanmasından, üzüm suyunun mayalanmasından,...<br />
Güneş var olmuştu, daha sonra Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.<br />
gezegenler ondan kopmuştur. Artık geçerli sayılmayan bu kurama göre Bir yıldızın etrafında dolanan ve kendisi yıldız olmayan doğal gök cisimlerine gezegen adı verilir. Dar anlamıyla, Güneş Sistemi içinde, Güneş'in doğrudan uydusu olan ve Uluslararası Gökbilim Birliği (IAU) tarafından bu tanıma uygun bulunmuş 8 gök cismini belirlemede kullanılır.<br />
Güneş ilk oluştuğu zaman bugünkünün 50-60 katı büyüklükteydi ve kendi çevresinde hızla dönüyordu. Bu dönme hareketinden doğan merkezkaç kuvvetin etkisiyle Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.<br />
Güneş'ten dışarıya bir miktar madde savruldu. Önce çok uçucu olmayan Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.<br />
mineral ve<br />
metallerin yoğunlaşmasıyla Yüksek elektrik ve ısı iletkenliği gösteren elementler sınıfı. Metallerin yaygın bir şekilde kullanılmaları, istenilen şekle getirilebilme ve diğer metallerle karışımlarının kontrol altında tutularak, mukavemet ve diğer özelliklerinin arttırılabilmesindendir. Metallerin sertlik ve mukavemet kabiliyetleri gibi mekanik özelliklerini kontrol için sâdece alaşım yapmak değil, deformasyon ve ısıl-işlem metodları da kullanılır.<br />
iç gezegenler, sonra uçucu gazların yoğunlaşmasıyla dış gezegenler oluşmuştur.</p>
<p>Güneş'in ve bütün gezegenlerin aynı zamanda oluştuğunu ileri süren yeni bir kurama göre de Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.<br />
Samanyolu Götadası'ndaki dev bir gaz ve toz bulutu kendi kütleçekim kuvvetinin etkisiyle büzülmeye başladı.</p>
<p>Bu madde parçacıklarından çok büyük bölümünün yoğunlaşmasıyla Güneş oluştu; bu kütle giderek öyle büyüdü ve madde yoğunluğu öylesine arttı ki bir süre sonra nükleer tepkimiler için elverişli bir ortama dönüştü. Öte yandan buluttaki daha küçük madde yoğunlaşmalarıyla da ilk gezegenler oluşmaya başladı. Bugünkü gezegenlerin öncülü olan bu ilk gezegenler başlangıçta birer gaz kütlesi halindeydi, ama hiçbiri nükleer tepkimelerin başlayabileceği kadar büyük değildi. Güneş'in sıcaklığı arttıkça çevresindeki yakın gezegenleri, yani yerbenzeri gezegenler kuşatan gaz bulutları yok oldu ve geride büyük olasılıkla erimiş durumdaki minerallerden oluşan çekirdekleri kaldı. Güneş'e çok uzak olan öbür gezegenler ise pek fazla değişikliğe uğramadan bugüne kadar ulaştı.</p>
<p>Dünya'nın Yaşı<br />
Dünya'nın yaşı doğrudan doğruya bkz. Nükleer enerji<br />
kayaçların yaşıyla ölçülmez. Çünkü bilinen en yaşlı kayaçların bile bugün artık yeryüzünde var olmayan daha yaşlı kayaçlardan oluştuğunu biliyoruz. Bugüne kadar saptanabilen en yaşlı kayaçlar Kayaç, mineral topluluklara verilen ad. Çeşitli mineralleri veya taş parçacıklarının veya tek bir mineralin çok sayıda birikmesinden meydana gelir.<br />
Grönland'ın batısında bulunmuştur ve 3,8 milyar yaşındadır. Demek ki Dünya'nın yaşı bundan daha fazladır. </p>
<p>Bugün Dünya'nın yaşını hesaplamak için dünyanın gözü dünya nın gözü olur çünkü yer çubuklarnı yer değiştirmesi dönmesine elementlerin dönüşümüdür. Örneğin radyoaktif Grönland (Kalaatdlit Nunaat), Atlantik Okyanusu'nun kuzeyinde yer alan Dünya'nın en büyük adasıdır (2 175 600 Km). Danimarka Krallığı'na bağlı bir özerk yönetime sahipitir. Nüfusu 54 600 (1988); başkenti Nuuk (eski adı Gothab;11 209; 1986).<br />
Coğrafya<br />
Davis Boğazı, Baffin Denizi, Smiyh, Kennedy ve Robenson boğazları ile güneydoğuda İzlanda'dan, kuzeydoğuda da Svalbard'dan ayrılan ada; kuzeyden güneye doğru uzanan bir kitle durumundadır. Kuzeyde Morris Jusup, güneyde Farvel burnu<br />
uranyum elementinin uranyum-238 ve uranyum-235 gibi iki ayrı tipte atomu (Periyodik tablonun III B grubundaki aktinitler serisinde yer alan radyoaktif kimyâsal element. Yoğun, sert ve gümüş beyazı renginde bir metal olan uranyum tabiî elementler arasında atom ağırlığı en yüksek olanıdır. Kimyâda “U” sembolüyle gösterilir. 1789’da M. H. Klaproth tarafından keşfedilen uranyum E.M. Péligot tarafından 1841 yılında uranyum-4-oksitten (UO2) izole edildi. 1896’da Henri Bucquerel uranyumun radyoaktif bir element olduğunu keşfetti. 1934’te Fermi ve çalışma arkadaşları uranyumu<br />
izotop) vardır. Bu atomların ikisi de çok yavaş bir süreçle İzotop Atom numarası aynı, fakat atom ağırlıkları farklı olan elementlere verilen ad. Kimyasal özellikleri hemen hemen aynı olduğu için periyotlar cetvelinde aynı yerde bulunan, bu elementlere izotop elementler denir.</p>
<p>Tarihçe: 1907’de H.N. Mc Coy ve W.H. Ross belirli radyoaktif bozunma ürünlerinin toryumda olduğu gibi aynı kimyevi özelliğe ve farklı atom ağırlığına sahib olduğunu keşfettiler. 1913’te bu elemente izotop adı F.Soddy tarafından verildi. Kararlı halde bulunan izotopların v<br />
kurşun Atom numarası: 82 Simge: Pb Kütle numarası: 207.19 Kaynama Noktası (C): 1725 Erime Noktası (C): 327.4 Yoğunluk: 11.4 Buharlaşma Isısı: 42.2 Kaynaşma (Füzyon) Isısı: 1.22 Elektriksel iletkenlik: 0.046 Isıl iletkenlik: 0.083 Özgül Isı Kapasitesi: 0.031<br />
atomlarına dönüşür. Öbür uranyum izotopundan biraz daha ağır olan uranyum-238'in dönüşümüyle daha hafif bir kurşun izotopu olan kurşun-206, uranyum-234'in dönüşümüyle de biraz daha ağır bir izotop olan kurşun-207 atomları oluşur. Uranyum-235'in kurşuna dönüşme hızı uranyum-238'in dönüşme hızından altı kat daha fazladır. Bu nedenler, incelenen bir kayaçtaki kurşun-206 ve kurşun-207 atomlarının oranı kayacın yaşına bağlı olarak değişir. En yaşlı olduğu düşünülen bir kurşun minerali ile bugün Antik çağda yetişen pek çok düşünürle birlikte, maddenin yapısı sorgulanmaya başlamıştır. İlk kez Thales evreni anlamanın yolunun maddeyi anlamaktan geçtiğini ifade ederek, materyalist felsefeye ilk adımı atmıştır. Daha sonra Anaximander, evreni oluşturan apeiron denen bitmez, değişmez, görünmez bir maddeden bahsetmiştir.<br />
okyanuslarda oluşan kurşunun izotop yapısı arasındaki fark, ancak bu iki örneğin oluşumları arasında 4,55 milyar yıllık bir zaman dilimi olmasıyla açıklanabilir. Bu süre de Dünya'nın yaşı olarak kabul edilebilir. En eski kayaçların yaşını hesaplamak için radyoaktif Okyanus kelimesi Yunanca "nehir" anlamına gelen "Okeanos"'dan gelmektedir, Yunanlılar Cebelitarık Boğazı'ndan gelen güçlü akıntıyı fark etmişler ve bunun bir nehir olduğunu düşünmüşlerdir.<br />
rubidyum elementinin stronsiyuma dönüşme süreci de temel zaman ölçeği olarak alınabilir. Bunun sonucunda dünyamızın tahminen 5.5 milyar yıllık olduğu saplanıyor.</p>
<p>Biçimi<br />
Dünya'nın üzerindeki topografik oluşumlar ve kendi ekseni etrafındaki eksantrik hareketi nedeniyle düzgün bir geometrisi yoktur.Geoibs bir biçimdedir, fakat ekvatordaki yarıçapı kutuplardaki yarıçapından fazladır. Bu kutuplarından basık küresel geometrik şekil "''geoid''" (Alkali metaller sınıfından bir element. Rb sembolüyle gösterilir. İlk defâ 1860 yılında Bunsen ve Krichhoff tarafından spektral analizle, lepidolit minerali içerisinde varlığı tespit edildi.<br />
Latince, Latin Dili ve Edebiyatı ile Yunan Dili ve Edebiyatı iç içe iki ana bilim dalıdır ve Klasik filoloji olarak bilinmektedir. Latince'nin günümüzdeki önemi bilim dalı olmasıdır; bu nedenle batı dillerinin ve yazınlarının yanı sıra Eskiçağ ve Ortaçağ Tarihi, felsefe tarihi, epigrafi, tiyatro tarihi, Roma Hukuku gibi bir çok alanda, ayrıca Osmanlı arşivlerinde bulunan Latince yazılmış belgeler üzerinde bilimsel araştırma yapmak için gereklidir.<br />
Eski Yunanca ''Geo'' "dünya") yani "''Dünya şekli''" diye adlandırılır. Referans küremsinin ortalama çapı 12.742 km'dir (~40.000 km/π). Yer'in ekseni etrafında dönmesi ekvatorun dışarı doğru biraz fırlamasına neden olduğu için ekvatorun çapı, kutupları birleştiren çaptan 43 km daha uzundur. Ortalamadan en büyük sapmalar, bkz. Yunanca<br />
Everest Dağı (denizden 8.848 m yüksekte) ve {{Dağ<br />
Mariana Çukuru dur (deniz seviyesinin 10.924 m altı). Dolayısıyla ideal bir elipsoide kıyasla Yer'in %0,17'lik toleransı vardır. Ekvatorun şişkinliği yüzünden Yer'in merkezinden en yüksek nokta aslında Image:Mariana_trench_location.jpg|right|300px|thumb|Mariana Çukuru<br />
Ekvadordadır.</p>
<p>Dünyanın Fiziki Özellikleri<br />
Dünyanın toplam yüzey alanı yaklaşık olarak 510.2 milyon km2dir. Bu yüzölçümünün yaklaşık yüzde 70.8’i su ile ve 29.2’si de kara ile örtülüdür. Kıtalar daha ziyade kuzey yarım kürede toplanmıştır. Coğraf kuzey kutup, okyanus ortasına; güney kutup ise, buzlarla kaplı Antarktika kıtasına rastlar.</p>
<p>Dünya kabuğu devamlı hareket halinde olup, radyoaktif maddelerin reaksiyonu ile meydana çıkan ısı neticesi devamlı dışarı itilir. Bu kuvvet yer yer kırılmalar ve yeni toprağın yüzeye çıkmasına sebep olur. Yer kabuğu kalınlığı kıtalarda yaklaşık 35 km, okyanuslarda 4,8-6,4 km mesafeye ulaşır. </p>
<p>Yer kubuğunu 2900 km kalınlıkta ergimiş metal tabaka takip eder. En içeride 3.200 km çapında top biçimde iç kor kütle vardır. Dünyanın kütlesi 5,98X10 27 gram olarak hesaplanmıştır. Dünya kabuğunun analiz neticesine göre % 46’sı oksijen, % 28’i silikon, % 11’i kalsiyum, potasyum, mağnezyum ve % 8’i alüminyumdur.</p>
<p>Dünyanın etrafında dönüşü, metal kordan ötürü elektrik akımları doğurur. Bu elektrik akımlarının doğurduğu manyetik saha ise dünya üzerinde yaşayan canlıları güneş ve diğer yıldızların yaydığı zararlı parça radyasyonlarına karşı koruma görevi yapar. Manyetik saha yönü değişirse bu değişmenin dünya üzerinde yaşıyan canlıların çoğunun ölmesine sebeb olacağı, deniz dibi incelemelerinde bir zamanlar ölmüş olan hayvanlardan anlaşılmıştır. Kayaların incelenmesinden dünya manyetik saha yönünün değişmesinin 750.000 ile 7.700.000 senede bir tekrarlandığı anlaşılmıştır. Bugünkü durumun 730.000 sene önce yine aynı olduğu tahmin edilmektedir.</p>
<p>Yer’in İç Yapısı<br />
Yer, yüzeyden merkeze doğru genel olarak üç tabakadan meydana gelir:</p>
<p>1. Litosfer (Taşküre)+ Kabuk: Yerin üzerinde bulunduğumuz katı kısmıdır. Yüzeyden içeri doğru 33 m’de 1° sıcaklık artar. Yer kabuğu yaklaşık 35 km kalınlıktadır. Bu tabakada alüminyumlu silikatlar esas kütleyi teşkil eder. Ortalama yoğunluğu 2,5-3’tür.</p>
<p>2. Pirosfer (Ateşküre)-Örtü (Manto): Kalınlığı 2.900 km’dir. Sima ve Nifesima diye iki tabakaya ayrılır. Merkeze doğru sıcaklığın kısmen artması sebebiyle bu tabakanın sıvı olması ileri sürülmüş, fakat faaliyette bulunan volkanlardan lavların alınması, deprem dalgalarının hızlarından yerin içinin sıvı olmadığı anlaşılmıştır. Mağnezyumlu silikatlar ve demirli elementlerin bulunduğu bu tabakanın ortalama yoğunluğu 3-5’tir.</p>
<p>3. Barisfer (Ağırküre)-Çekirdek: Ağır madenlerden demir ve nikel bulunur. Ortalama yoğunluğu 11’dir. İç çekirdeğe kütle sebebiyle yapılan basınç 4 milyon atmosfere varır. Çelikten daha sert durumdadır.<br />
Yer’in Dış Yapısı<br />
Yerin etrafını atmosfer adı verilen Lui gaz tabakası sarmıştır. Eski Yunanca Atmos= nefes, sphere= küre, Atmosfer= nefes alınan küre, hava küre demektir. % 78,09 azot, % 20,95 oksijen, % 1’de su buharı, karbondioksit, hidrojen, helyum ve soy gazlar bulunduğu daha önce bildirilmişti. Atmosferin yoğunluğu yere yakın kısımlarda azalır. Yerden yukarı doğru 4 tabaka vardır:</p>
<p>1. Troposfer: 16 km’ye kadar uzanır. Atmosferdeki gazların % 75’i bu tabakada bulunur. Sıcaklık 100 m’de 0,56 derece düşer. Meteorolojik olaylar bu tabakada, bilhassa bu hareketlerde önemli rolü olan su buharının olduğu 3-4 km’lik bölümde cereyan eder, 9 km’den sonra solunuma, 17 km’den sonra ateş yakmaya yeterli oksijen bulunmaz.</p>
<p>2. Stratosfer: Troposferden sonra 30-35 km’ye kadar olan tabakadır. Sıcaklık ve hava hareketlerinin nisbeten sakin olduğu bir tabakadır. Ultraviyole ışınlar tesiri ile oksijen gazı ozon haline döner. 19-45 km arasında ozon tabakası olmasaydı, atmosferden geçen ultraviyole ışınlar şimdikinden 50 defa daha kuvvetli olup yeryüzünde sular dışında hayat olmazdı. Ozon tabakası bugünkünden 2 kat daha fazla olsaydı, yere ulaşan ultraviyole ışınları bugünkünün 10’da biri kadar az olup hayat bu hale gelmeyecekti. Atmosferdeki gazların % 97’si 27 km’ye kadar bulunur.</p>
<p>3. Mezosfer: Stratosferden 80-90 km’ye kadar uzanan tabakadır.</p>
<p>4. İyonosfer: 80-90, 250-300 km arasındadır. Seyrek gaz iyonları bulunur. İyonların özelliklerine göre harflerle gösterilen tabakalara ayrılır. İyonların güneşten aldıkları enerji tesiriyle sıcaklıkları fazladır. Ancak insan oralara çıksa, çok seyrek oldukları için bu yüksek sıcaklığı fark edemez. Bu tabaka radyo dalgalarını aksettirir. Kutup ışığı belirir. Füzelerle incelenmektedir.</p>
<p>5. Ekzosfer: 300 km’den yukarıdadır. Yer çekimi tesiri çok azalır. Hidrojen ve helyum gibi hafif gazların atom ve iyonları bu çekimden kurtulup uzaya kaçabilir.<br />
Atmosferin sebep olduğu olaylar:<br />
1. Gökyüzünün rengini verir: Güneşten gelen ışınların, % 15’i atmosfer tarafından emilir. % 27’si yeri ısıtır. % 8’i yere çarpıp uzaya yansır. % 25’i atmosferde dağılmaya uğrar.</p>
<p>Dağılmaya uğrayan ışınlar gölge yerlerin aydınlanmasını ve mavi ışınların kırmızı ışınlara nazaran daha fazla dağılması sebebiyle havanın mavi görünmesini sağlar. % 25’in; 16’sı yine yere iner. Havanın sıcaklığı daha ziyade alttan ısınma ile olur. Atmosfer olmasaydı, gökyüzü karanlık olacak, gündüzün yıldızlar görünecekti. Güneş gören yerler aydınlık ve sıcak, gölge yerler karanlık ve soğuk olacaktı.</p>
<p>2. Yeryüzünün ısınmasına sebep olur. Yere gelen güneş enerjisi atmosfer sebebiyle uzaya kaçamaz. Hava cereyanları ile güneş gören yerlerin çok sıcak, gölge yerlerin çok soğuk olmasına engel olur. Kış odasının, pencere camından giren güneş ışınları ile ısınması gibi atmosfer sebebiyle de yeryüzü ısınır. Yani atmosferi geçip yere gelen güneş ışınları atmosferden tekrar uzaya kolayca dönemez.</p>
<p>3. Basınç sebebiyle yerde suyun bulunmasına, buharlaşma yolu ile kaybolmasına sebep olur.</p>
<p>4. Kırılma olayı görülür. </p>
<p>5. Tan olayı meydana gelir. (Bkz. Atmosfer)</p>
<p>Yerkabuğu</p>
<p>Yerkabuğu mantoya oranla daha hafif maddelerden oluşmuştur ve bu iki katman arasındaki geçiş bölgesi nerdeyse kesin bir sınır çizer. Bu geçiş bölgesi, böyle bir sınırın varlığını ilk kez saptayan Yugoslav bilim adamı Güney Amerika’nın kuzeybatı kıyısında yer alan bir devlet. Kuzeyinde Kolombiya, doğu ve güneyinde Peru, batısında ise Büyük Okyanus yer alır. Büyük Okyanus kıyılarına yaklaşık 1000 km mesâfedeki Galapagos adalar topluluğu da Ekvador’a âittir. Ülke topraklarının genişliği kuzey-güney doğrultusunda 720 km, doğu-batı doğrultusunda ise 640 kilometredir.<br />
Andrije Mohoroviçiç'in ( 1857-<br />
1936) adıyla "Mohoroviçiç süreksizliği" kısaca "<br />
M-süreksizliği" ya da "moho" olarak anılır. Bu sınırın varlığını gösteren en önemli kanıt yerkabuğundaki deprem titreşimlerinin süreksizlik bölgesinden geçip mantoya ulaştığında bir denbire hızlanmasıdır.</p>
<p>Yer kabuğu okyanusların ve denizlerin altında uzandığı zaman "okyanus kabuğu" , kıtaları oluşturduğu zaman'da "kıta kabuğu" olarak adlandırılır. Okyanus kabuğunun kalınlığı 6-8 km arasındadır. Oysa ortalama kalınlığı 40 kilometreyi bulan kıta kabuğu yüksek sıradağların altında 60-70 kilometreye ulaşır.</p>
<p>Okyanus kabuğu üç katmandan oluşur. En alt katman, yerin derinlerindeki erimiş maddelerin ( magmanın) katılaşmasıyla oluşan korkayaçlardır. Orta katman yanardağ lavrarından, üst katman ise temel olarak kum ve çamur gibi tortullardan oluşur. Okyanus kabuğu sürekli hareket halindedir. Bu nedenle kabukta okyanus sırtları boyunca çatlaklar oluşur ve bu çatlakların arasından yüzeye çıkan erişmiş maddelerin sertleşmesiyle okyanus kabuğuna yeni katmanlar eklenir. Bu yeni kabuk sertleşdikten sonra yılda 1 ile 10 cm kadar ilerliyerek yavaş yavaş okyanus sırtından iki yana doğru yayılır. Böylece okyanus sırtları suyun altında yüksek sırdağlar oluşturur. </p>
<p>Yerkabuğu çok sayıda eğri levhanın yan yana dizilmesiyle oluşan bir bütün olarak düşünebilir. Bu levhalar mantonun oldukça yumuşak üst katmanına oturduğu için sağa sola hareket edebilir. Okyanus sırtları, okyanus çukurları ve bazı uzun kırıklar yalnızca levhaların kenarlarında oluşur; bu kırıkların olduğu yerlerde de levhalar kayarak birbirinin üstüne binebilir. Levhalardan çoğunun üzerinde bu levhalarla birlikte hareket eden bir ya da birkaç kıta bulunur. Nitekim, bir zamanlar iki kıtaya ayıran okyanus kabuğunun çökmesiyle kıtalar bazı yerde birbirine iyice yaklaşmış, hatta üst üste binmiştir. Örneğin aralarındaki okyanus kabuğu cökmesi sonucunda Hindistan ve ile Asya kıtası çarpışmış ve iki karanın kenarları yükselerek Himalaya Dağları'nı oluşturmuştur. Büyük ve şiddetli depremlerin hemen hepsi bu levhaların kenarlarında, bir levhanın öbürünün altına girmesiyle olur. Aynı biçimde, en etkin yanardağlar da okyanus kabuğunun ya İzlanda'da olduğu gibi yükselerek sırta dönüştüğü ya da Andlar'da olduğu gibi çökerek kıtaların altına girdiği yerlerde bulunur. </p>
<p>Okyanus tabanının yanlara doğru yayılarak genişlemesi çok çarpıcı bir biçimde kanıtlanmıştır. Bu kanıtlamanın en önemli dayanak noktası da Dünya'nın magnetik alanının yukarıda anlatıldığı gibi zaman zaman yön değiştirmesidir. Yerkabuğunun derinliklerindeki erimiş magma yüzeye çıkarak kristalleşirken bazı mineral parçacıkları mıknatıslanır. Böylece her biri Dünya'nın magnetik kutuplarını gösteren küçük birer mıknatısa dönüşür. Jeologlar yaşları bilinen lav katmanlarının, yapılarındaki mıknatıslanmış parçacıklar bazen kuzey, bazen güney magnetik kutbuna yönelecek biçiminde yan yana yerleştiğini saptamışlardır. Bunun nedeni, bir katmandaki mıknatıslanmış parçacıkların kuzey ve güney kutuplarının Dünya'nın magnetik kutuplarına uygun olarak dizilmesi, sonra magnetik kutuplar yön değiştirdiğinde üstteki yeni katmanda bulunan parçacıkların bir önceki katmandakilere ters yönde yerleşmesidir. Kısacası okyanus kabuğu magnetik bantlı dev bir kayıt aleti, yani bir teyp gibi Dünya'nın magnetik alanındaki bütün değisikleri bir bir kaydetmiştir.</p>
<p>Levha hareketleri<br />
Levha hareket teorisi'ne (tektonik levha teorisi olarak da bilinir) göre Yer'in en dış kısmı iki tabakadan oluşur: kabuğu da kapsayan litosfer ve mantonun katılaşmış dış kısmı. Litosferin altında astenosfer bulunur, bu mantonun yüksek viskoziteli olan iç kısmıdır. </p>
<p>Litosfer, astenosferin üzerinde, tektonik levhalara ayrılmış bir halde yüzmektedir. Bu plakalar belli temas noktalarında üç tür hareketten birini gösterirler: yaklaşma, uzaklaşma veya yanyana kayma. Bu temas noktalarında depremler, volkanik faaliyetler, dağ oluşumları ve okyanus dibi hendekler oluşur.</p>
<p>Ana plakalar şunlardır:<br />
Afrika plakası, Afrika'yı kapsar.<br />
Antarktik plakası, Antarktika'yı kapsar<br />
Avustralya plakası, Avustralya'yı kapsar. (Hint plakası ile 50-555 milyon yıl önce birleşmiştir)<br />
Avrasya plakası, Asya ve Avrupa'yı kapsar.<br />
Kuzey Amerika plakası, Kuzey Amerika ve kuzey-doğu Sibirya'yı kapsar<br />
Güney Amerika plakası, Güney Amerika'yı kapsar.<br />
Büyük Okyanus plakası, Büyük Okyanus'unu kapsar</p>
<p>Önemli küçük plakalar arasinda Hint plakası, Arabistan plakası, Karaip plakası, Nazka plakası, Skotia plakası ve Anadolu plakası sayılabilir.</p>
<p>Aşınma<br />
Kıtaları oluşturan güç, levha hareketlerinin motoru olan Yer'in iç enerji kaynağıysa, çok daha büyük bir dış enerji kaynağı, kıtaları aşındırarak yok etme sürecinde etkili olur: Güneş enerjisi. Atmosfer hareketlerini ve su döngüsünü sürdürmek için gerekli enerjiyi sağlayan güneş ışınları, su ve rüzgar aşındırması ile kıta yüzeylerinden koparılan minerallerin yine bu iki araç yardımıyla okyanus tabanlarına taşınarak çökmesine yardımcı olur. Bu mekanizma ile okyanus kabuğu üzerinde gittikçe kalınlaşarak biriken tortul kaya katmanı, dalma-batma mekanizması sırasında yerküre içlerine taşınarak yeniden erir.</p>
<p>Aşınma mekanizması, suyun yerçekimi etkisi altındaki hareketlerini izler, yüksek dağların aşınarak alçalmasına, okyanus derinliklerinin dolarak yükselmesine yol açar, sonuçta yer yuvarlağının girinti ve çıkıntılarının törpülenerek çekim etkisi ile belirlenmiş ideal jeoit biçimine yaklaşması yönünde çalışır.</p>
<p>Güneş Sistemi’nin Oluşumu Güneş Sistemi’nin oluşumu ile ilgili farklı teoriler ortaya atılmıştır. En geçerli teori sayılan Kant-Laplace teorisine Nebula teorisi de denir. Bu teoriye göre, Nebula adı verilen kızgın gaz kütlesi ekseni çevresinde sarmal bir hareketle dönerken, zamanla soğuyarak küçülmüştür. Bu dönüş etkisiyle oluşan çekim merkezinde Güneş oluşmuştur. Gazlardan hafif olanları Güneş tarafından çekilmiş, çekim etkisi dışındakiler uzay boşluğuna dağılmış ağır olanlar da Güneş’ten farklı uzaklıklarda soğuyarak gezegenleri oluşturmuşlardır.</p>
<p>Dünya’nın Oluşumu<br />
Dünya, Güneş Sistemi oluştuğunda kızgın bir gaz kütlesi halindeydi. Zamanla ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle, dıştan içe doğru soğumuş, böylece iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanlar oluşmuştur. Günümüzde iç kısımlarda yüksek sıcaklık korunmaktadır. Dünya’nın oluşumundan bugüne kadar geçen zaman ve Dünya’nın yapısı jeolojik zamanlar yardımıyla belirlenir.</p>
<p>Jeolojik Zamanlar<br />
Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan Dünya, günümüze kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Jeolojik zamanlar adı verilen bu evrelerin her birinde , değişik canlı türleri ve iklim koşulları görülmüştür. Dünya’nın yapısını inceleyen jeoloji bilimi, jeolojik zamanlar belirlenirken fosillerden ve tortul tabakaların özelliklerinden yararlanılır. Jeolojik zamanlar günümüze en yakın zaman en üstte olacak şekilde sıralanır.</p>
<p>Dördüncü Zaman Üçüncü Zaman İkinci Zaman Birinci Zaman İlkel Zaman </p>
<p>İlkel Zaman Günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İlkel zamanın yaklaşık 4 milyar yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.</p>
<p>Zamanın önemli olayları : Sularda tek hücreli canlıların ortaya çıkışı En eski kıta çekirdeklerinin oluşumu </p>
<p>İlkel zamanı karakterize eden canlılar alg ve radiolariadır.</p>
<p>Birinci Zaman (Paleozoik)</p>
<p>Günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Birinci zamanın yaklaşık 375 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.</p>
<p>Zamanın önemli olayları : Kaledonya ve Hersinya kıvrımlarının oluşumu Özellikle karbon devrinde kömür yataklarının oluşumu İlk kara bitkilerinin ortaya çıkışı Balığa benzer ilk organizmaların ortaya çıkışı Birinci zamanı karakterize eden canlılar graptolith ve trilobittir.</p>
<p>İkinci Zaman (Mezozoik) Günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İkinci zamanın yaklaşık 160 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. İkinci zamanı karakterize eden dinazor ve ammonitler bu zamanın sonunda yok olmuşlardır.</p>
<p>Zamanın önemli olayları : Ekvatoral ve soğuk iklimlerin belirmesi Kimmeridge ve Avustrien kıvrımlarının oluşumu İkinci zamanı karakterize eden canlılar ammonit ve dinazordur.</p>
<p>Üçüncü Zaman (Neozoik) Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.</p>
<p>Zamanın önemli olayları : § Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması § Linyit havzalarının oluşumu § Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması § Alp kıvrım sisteminin gelişmesi § Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur.</p>
<p>Dördüncü Zaman (Kuaterner) Günümüzden 2 milyon yıl önce başladığı ve hala sürdüğü varsayılan jeolojik zamandır. Zamanın önemli olayları : İklimde büyük değişikliklerin ve dört buzul döneminin (Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşanması İnsanın ortaya çıkışı Dördüncü zamanı karakterize eden canlılar mamut ve insandır.</p>
<p>Dünya’nın İç Yapısı<br />
Dünya, kalınlık, yoğunluk ve sıcaklıkları farklı, iç içe geçmiş çeşitli katmanlardan oluşmuştur. Bu katmanların özellikleri hakkında bilgi edinilirken deprem dalgalarından yararlanılır.</p>
<p>Çekirdek Manto Taşküre (Litosfer) </p>
<p>Deprem Dalgaları Deprem dalgaları farklı dalga boylarını göstermektedir. Deprem dalgaları yoğun tabakalardan geçerken dalga boyları küçülür, titreşim sayısı artar. Yoğunluğu az olan tabakalarda ise dalga boyu uzar, titreşim sayısı azalır.</p>
<p>Çekirdek<br />
Yoğunluk ve ağırlık bakımından en ağır elementlerin bulunduğu bölümdür. Dünya’nın en iç bölümünü oluşturan çekirdeğin, 5120-2890 km’ler arasındaki kısmına dış çekirdek, 6371-5150 km’ler arasındaki kısmına iç çekirdek denir. İç çekirdekte bulunan demir-nikel karışımı çok yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle kristal haldedir. Dış çekirdekte ise bu karışım ergimiş haldedir.</p>
<p>Manto<br />
Litosfer ile çekirdek arasındaki katmandır. 100-2890 km’ler arasında bulunan mantonun yoğunluğu 3,3-5,5 g/cm3 sıcaklığı 1900-3700 °C arasında değişir. Manto, yer hacminin en büyük bölümünü oluşturur. Yapısında silisyum, magnezyum , nikel ve demir bulunmaktadır. Mantonun üst kesimi yüksek sıcaklık ve basınçtan dolayı plastiki özellik gösterir. Alt kesimleri ise sıvı halde bulunur. Bu nedenle mantoda sürekli olarak alçalıcı-yükselici hareketler görülür. </p>
<p>Mantodaki Alçalıcı-Yükselici Hareketler Mantonun alt ve üst kısımlarındaki yoğunluk farkı nedeniyle magma adı verilen kızgın akıcı madde yerkabuğuna doğru yükselir. Yoğunluğun arttığı bölümlerde ise magma yerin içine doğru sokulur.</p>
<p>Taşküre (Litosfer)<br />
Mantonun üstünde yer alan ve yeryüzüne kadar uzanan katmandır. Kalınlığı ortalama 100 km’dir. Taşküre’nin ortalama 35 km’lik üst bölümüne yerkabuğu denir. Daha çok silisyum ve alüminyum bileşimindeki taşlardan oluşması nedeniyle sial de denir. Yerkabuğunun altındaki bölüme ise silisyum ve magnezyumdan oluştuğu için sima denir. Sial, okyanus tabanlarında incelir yer yer kaybolur. Örneğin Büyük Okyanus tabanının bazı bölümlerinde sial görülmez. Yeryüzünden yerin derinliklerine inildikçe 33 m’de bir sıcaklık 1 °C artar. Buna jeoterm basamağı denir.</p>
<p>Kıtalar ve Okyanuslar Yeryüzünün üst bölümü kara parçalarından ve su kütlelerinden oluşmuştur. Denizlerin ortasında çok büyük birer ada gibi duran kara kütlelerine kıta denir. Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’den daha geniş yer kaplar. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika’nın tamamı ve Afrika’nın büyük bir bölümü Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güney Amerika’nın ve Afrika’nın büyük bir bölümü, Avustralya ve çevresindeki adalarla Antartika kıtası Güney Yarım Küre’de bulunur. Yeryüzünün yaklaşık ¾’ü sularla kaplıdır. Kıtaların birbirinden ayıran büyük su kütlelerine okyanus denir.</p>
<p>Kara ve Denizlerin Farklı Dağılışının Sonuçları Karaların Kuzey Yarım Küre’de daha fazla yer kaplaması nedeniyle, Kuzey Yarım Küre’de; Yıllık sıcaklık ortalaması daha yüksektir. Sıcaklık farkları daha belirgindir. Eş sıcaklık eğrileri enlemlerden daha fazla sapma gösterir. Kıtalar arası ulaşım daha kolaydır. Nüfus daha kalabalıktır. Kültürlerin gelişmesi ve yayılması daha kolaydır. Ekonomi daha hızlı ve daha çok gelişmiştir. </p>
<p>Hipsografik Eğri Yeryüzünün yükseklik ve derinlik basamaklarını gösteren eğridir. Kıta Platformu: Derin deniz platformundan sonra yüksek dağlar ile kıyı ovaları arasındaki en geniş bölümdür. Karaların Ortalama Yüksekliği: Karaların ortalama yüksekliği 1000 m dir. Dünya’nın en yüksek yeri deniz seviyesinden 8840 m yükseklikteki Everest Tepesi’dir. Kıta Sahanlığı: Deniz seviyesinin altında, kıyı çizgisinden -200 m derine kadar inen bölüme kıta sahanlığı (şelf) denir. Şelf kıtaların su altında kalmış bölümleri sayılır. Kıta Yamacı: Şelf ile derin deniz platformunu birbirine bağlayan bölümdür. Denizlerin Ortalama Derinliği: Denizlerin ortalama derinliği 4000 m dir. Dünya’nın en derin yeri olan Mariana Çukuru denzi seviyesinden 11.035 m derinliktedir. Derin Deniz Platformu: Kıta yamaçları ile çevrelenmiş, ortalama derinliği 6000 m olan yeryüzünün en geniş bölümüdür. Derin Deniz Çukurları: Sima üzerinde hareket eden kıtaların, birbirine çarptıkları yerlerde bulunur. Yeryüzünün en dar bölümüdür.</p>
<p>Dünyanın Hareketleri<br />
Dünya kendi çevresinde (23 saat, 56 dakika, 4.091 saniye) ve güneş çevresinde (365 gün, 6 saat, 48 dakika) hareket eder. Günlük ve yıllık hareketlerine bağlı olarak gece, gündüz, mevsimler, kayaçların oluşması ve diğer canlılık ve biyolojik olaylar gerçekleşir. Mevsimlerin oluşmasında etken ise 23 derecelik eksen eğikliğidir.</p>
<p>Hareketleri: Sürekli olarak hareket eden dünyanın iki çeşit hareketi vardır. Bu hareketlerden birisi kendi ekseni etrafında olur ve batıdan doğuya doğrudur. Bu dönmesini 24 saatte tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi ,güneş etrafındadır. Güneş etrafında dünya, elips şeklinde çok geniş bir yörünge üzerindeki hareketini de 365 1/4 günde, yani bir yılda tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki ve güneş etrafındaki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. Kendi ekseni etrafında dönmesi ile gece ve gündüz, güneşin etrafında dönmesi ile mevsimler meydana gelir. Dünyanın yüzeyi : Dünyanın yüzölçümü 509.200.000 kilometrekaredir. Bunun % 70 denizler 360.600.000 kilometrekare, % 39,u karalar ,148.600.000 kilometrekare dir. Kuzey kutup çevresinde karalarla çevrilmiş bir deniz, Güney Kutup çevresinde denizlerle kuşatılmış bir kara parçası vardır.</p>
<p>Dünya İle İlgili Yeni Buluşlar<br />
Dünya ile ilgili incelemeler atmosferin bileşimi, hareketleri, dünya güneş münasebetleri, atmosfer dışındaki atomik parçacıklar, dünyanın manyetik sahası üzerinde devam etmektedir.</p>
<p>Dünyanın manyetik sahasının, merkezindeki metal kütleden meydana geldiği anlaşılmıştır. Uzaya gönderilen inceleme uzmanları bu manyetik sahanın uzaydan gelen atomik parçaları, elektronları tuttuğunu tesbit etmiştir. Tutulan bu elektronların bir şerit içinde helezonlar çizerek dünyanın manyetik bir kutbundan diğerine doğru yol aldığı anlaşılmıştır. Daha sonraki incelemeler elektron tutan şeridin iç içe iki kuşaktan oluştuğunu göstermiştir. Bütün bu incelemeler 1957 senesinde Sputnik 1’in uzaya fırlatılması ile başlamış Explorer 1, Explorer 3, Explorer 4 gibi birçok inceleme uyduları ve devamlı gönderilen insanlı, insansız uydularla devam etmektedir.</p>
<p>Güneş Radyasyon Parçacıkları<br />
Güneşten gelen parçacık akımları (Plazma) ilk olarak 1919 yılında İngiliz bilim adamı F.A. Lindemann tarafından anlaşıldı. Alman fizikçisi Ludwing F. Biermann kuyruklu yıldızların kuyruklarının neden güneşten uzaklaşacak yönde uzandığını, yine güneşten yayılan bu parçacıklara bağlamıştır. 27 Ağustos 1962’de Venüs’e gönderilen Mariner 2 uzayda akan parçacıkların güneşten geldiğini kesin olarak tesbit etti. 16 Aralık 1965’te Dünya ile Venüs arasında güneş yörüngesine oturtulan Pioneer 6 ise güneşten yayılan parçacıkların muntazam olarak saniyede 307,5 km hızla hareket ettiğini tesbit etmiştir. Güneşten ayrılan radyasyon parçacıkları dünya ve gezegenlerin civarından geçerken bu gezegenlerin manyetik sahaları ile dışarıya doğru itilirler. Manyetik sahayı delip geçebilen parçacıklar ise gezegen kutuplarına doğru helezonlar çizerek ilerler.</p>
<p>Uyduların Dünya Hakkında Verdiği Bilgiler<br />
15-25 Mayıs 1958 tarihlerinde dünya etrafında yörüngeye oturtulan Sputnik 3500 km yükseklikte atmosferin moleküler yapıyı atomik yapıya terk ettiğini gösterdi. Dünya etrafında yörüngeye oturtulan Amerikan ve Rus uydularından alınan bilgilerle, atmosferin bileşimi, iyonosferdeki elektron yoğunlukları, iyonosferdeki elektromanyetik radyasyon ve radyo yayın karakteristikleri, dünyayı kuşatan küresel manyetik şeritler ve güneş radyasyon parçacıklarının bu manyetik şeritlerden nasıl uzaklaşarak yayıldığı devamlı incelenmektedir. İyonosferin günün muhtelif saatlerinde geometrik yapısının değiştiği anlaşılmıştır. Öğlen vakti 200 km kalınlıkta olan iyonosfer sabah ve akşamları 300-400 km’ye kadar şişer.</p>
<p>Meteoroloji Uyduları<br />
1960’tan tibaren uzaydan global incelemelerle hava tahminleri yapılmaya başlandı. Uydudaki bir eleman dünya yüzeyinden yansıyan veya yayınlanan enerjiyi almakta, böylece bulutların değişimleri takip edilmekte, ayrıca hararet ve basınç değişimleri de alınmaktadır. Bu metod dünya yüzeyindeki kimyasal madde ve madenler hakkında da bilgi verir. Uydulardan alınan muhtelif bilgiler bilgisayarlarda analiz edildikten sonra meteorolojik, jeolojik tahminler yapılmaktadır.</p>
<p>Uydulardan çekilen resimler hem normal fotoğraf hem de enfraruj ışıkla çekilebilir. Enfraruj ışık gece de fotoğraf çekmeye yarar. Bu şekilde fotoğraf çeken, bulut, hava ve okyanuslardan yayılan enerjileri voltaj veya akım olarak hisseden birçok uydular (Tiros-Television-İnfrared Orbital Satellites) dünya etrafında yörüngelerinde dönmektedir.</p>
<p>Uyduların yörüngeleri ve dönüş hızları farklı olabilir. Mesela her öğle vakti kutuplardan ekvatoru geçen (ESSA) uyduları her zaman normal fotoğraf çekebilirler. Çünkü devamlı gün ışığı bulunan bölge üzerinde dolaşırlar. Dünya dönüş hızıyla aynı hızda yörüngesinde dönen GOES uyduları ise dünya dönüşüne göre sabit oldukları için bulutların ve yüzeyin gece gündüz devamlı normal ve enfraruj resimlerini çekerler.</p>
<p>Eski Dünya<br />
Uzaydan radar dalgaları ile görüntülenen yerlerin jeolojik yapıları daha ayrıntılı olarak görülebilmektedir. 14 Kasım 1981 günü uzayda yörüngesinden radar dalgaları ile tesbitler yapan Columbia uzay mekiğinin çektiği resimlerin analizi çok hayret vericiydi. Sahra kumlarının altında milyonlarca sene önce mevcut olan geniş nehir yatakları bulunmaktaydı. Colombia bu tesbitlerini radar fotoğraf makinası (SIR-A) ile yapmıştı. 1,3 sigahertz frekanslı 23 cm dalga boyu olan mikro dalga, gevşek sahra toprağının 5-6 metre derinliklerine ulaşabildiği için bu nehir yataklarını tesbit edebilmiştir. Nehir yataklarının bulunduğu yerlerde sonradan araştırmacıların yaptığı kazılarda gerçekten nehir yatakları ortaya çıkarılmıştır. Eylül 1982’de Mısır Çölünde böyle bir bölgede bir metre derinliğine inildiğinde nehir yatağı ortaya çıkarılmış ve bu yatak içinde ise, eski devirlere ait alet ve silahları andıran araçlar bulunmuştur. Arkeolojistlerin yaptığı tahminlere göre 200.000 sene önce bu bölgeler, sahra yeşillik ve akarsularla dolu olup insanların yerleştiği yerlerdendi.<br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/dunya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pasinler Ovası</title>
		<link>http://www.nkfu.com/pasinler-ovasi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/pasinler-ovasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 22:46:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[aşağı pasin ovası]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum ovaları]]></category>
		<category><![CDATA[masat]]></category>
		<category><![CDATA[pasin abad]]></category>
		<category><![CDATA[pasinler]]></category>
		<category><![CDATA[pasinler ovası]]></category>
		<category><![CDATA[pasinler ovası hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[posi]]></category>
		<category><![CDATA[yukarı pasin ovası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Pasinler Ovası Erzurum&#8217;un Erzurum Türkiye&#8217;nin Doğu Anadolu Bölgesi&#8217;nde bulunan bir serhat şehridir. Kış turizmi ve üniversiteler arası kış oyunlarının adresi olup aynı zamanda 2011 universiad dünya kış olimpiyatlarına hazırlanmaktadır. Plakası 25 olan Erzurum ili sınırları içerisinde 2007 nüfus sayımına göre 784.941 kişi yaşamaktadır. Erzurum insanına dadaş denmektedir.
Pasinler kazasındaki tarihi, münbit, verimli ova. Kuzey ve güneydeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pasinler Ovası Erzurum&#8217;un Erzurum Türkiye&#8217;nin Doğu Anadolu Bölgesi&#8217;nde bulunan bir serhat şehridir. Kış turizmi ve üniversiteler arası kış oyunlarının adresi olup aynı zamanda 2011 universiad dünya kış olimpiyatlarına hazırlanmaktadır. Plakası 25 olan Erzurum ili sınırları içerisinde 2007 nüfus sayımına göre 784.941 kişi yaşamaktadır. Erzurum insanına dadaş denmektedir.<br />
Pasinler kazasındaki tarihi, münbit, verimli ova. Kuzey ve güneydeki dağlık arazi arasında kalan çöküntü alanın zamanla alüvyonla dolması sonucu meydana gelmiştir. Ova verimli topraklara sahip olduğundan, ziraat için önemlidir. Yukarı Pasin Ovası ile Aşağı Pasin Ovası geniş vadi tabanı düzlükleriyle birbirine bağlıdır. İkisine birden “Pasinler Ovası” denir. Ovaların bütünüyle yüzölçümü 700 km2ye yakındır. Denizden yüksekliği 1650 metredir. En geniş yeri 16 km olup, uzunluğu 40 km&#8217;yi bulur.</p>
<p>Eskiden bu verimli ovaya Pasin abad denirdi. Ovayı Masat ve Posi dereleri sulamaktadır. Ovada kış, Erzurum&#8217;a göre daha hafif geçer. Ovanın her tarafı tarla ve otlaktır. Pasinler Ovasında en çok tahıl ekilir. Yetişen buğdayı iyi kalitelidir. Sebze olarak kışlıkların hepsi, yazlık sebzelerin de bir kısmı yetiştirilir. Pancarı, patatesi boldur. Pasinler Ovasındaki geniş otlaklarda sığır, koyun ve az sayıda keçi beslenir. Ovadan demiryolu ile Erzurum-Kars karayolu ve Erzurum-Ağrı-İran karayolu geçer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/pasinler-ovasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İç Anadolu Bölgesi</title>
		<link>http://www.nkfu.com/ic-anadolu-bolgesi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/ic-anadolu-bolgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2009 21:32:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[iç anadolu bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[iç anadolu bölgesi bitki örtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[iç anadolu bölgesi coğrafi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[iç anadolu bölgesi hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[iç anadolu bölgesi illeri]]></category>
		<category><![CDATA[iç anadolu bölgesi tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[iç anadolu bölgesi ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[iç anadolu bölgesi yer şekilleri]]></category>
		<category><![CDATA[iç anadolu bölgesi yeraltı kaynakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=334</guid>
		<description><![CDATA[Orta Anadolu adıyla da bilinen ve Doğu Anadolu Bölgesinden sonra 2. büyük coğrafi bölgemiz olan İç Anadolu&#8217;nun yüzölçümünün genişliğine oranla nüfusu fazla değildir. Marmara Bölgesi&#8217;den iki kat geniş olan bu bölgede Marmara Bölgesi kadar nüfus yaşar. Anadolu’nun çeşitli bölgeleri arasındaki yollar İç Anadolu’dan geçtiği için bu bölge eski yerleşme alanı olmuş ticaret yolları üzerinde yer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Orta Anadolu adıyla da bilinen ve Doğu Anadolu Bölgesinden sonra 2. büyük coğrafi bölgemiz olan İç Anadolu&#8217;nun yüzölçümünün genişliğine oranla nüfusu fazla değildir. Marmara Bölgesi&#8217;den iki kat geniş olan bu bölgede Marmara Bölgesi kadar nüfus yaşar. Anadolu’nun çeşitli bölgeleri arasındaki yollar İç Anadolu’dan geçtiği için bu bölge eski yerleşme alanı olmuş ticaret yolları üzerinde yer alan yörelerde, yerleşme alanları büyüyerek büyük kentler haline dönüşmüştür.<br />
Yerşekilleri<br />
Bölge yerşekilleri itibariyle sade bir görünüme sahiptir. Geniş düzlükler daha çok bölgenin ortasında yer alırken dağlar kenarlarda uzanır .<br />
Yerşekillerinin oluşumu<br />
a) Volkanik dağların oluşumu : 3. Zamanda İç Anadolu ‘ nun bulunduğu yerde eski denizin ( The -Tis denizi ) büyük bir adası vardır.</p>
<p>Alp orojenezi sırasındaki yan basınçla deniz tabanındaki çamurlar kıvrılırken bu ada yan basınçların etkisiyle kırıldı. İşte bu kırıklarda yerkabuğunun ( sial tabakasının) sima üzerindeki basıncı azalınca sima üzerindeki mağma bu kırıklardan yer yüzüne çıkarak volkan dağlarını oluşturdu. Volkanlardan çnce volkan külleri çıkarak etrafa yayıldı. Küllerin üzerine daha sonra , volkan bacasında soğuyan lavların oluşturduğu taşlar gaz basıncıyla fırlayarak düştü . Bu taşlara VOLKAN BOMBASI denir. Daha sonra da etrafa lav akıntısı yayıldı; yeterli basınç sağlandıktan sonra volkanlar faaliyetlerini durdurdu. Volkanlar, Orta Toroslara paralel uzanırlar. Kuzeyden güneye doğru Erciyes, Melendiz , Hasan D. , Karacadağ ve Karadağ’dır.</p>
<p>b) Peri Bacalarının Oluşumu : Volkanlardan çıkan küller , daha sonraki dönemlerde göller altında kaldı . İklim kuraklaşması sonucunda bu göller kuruyunca volkan külleri volkan tüfüne dönüştü.</p>
<p>Yamaçlarda volkan tüflerinin üzerinde lavların soğumasıyla oluşan katılaşım kayaları, sel suları tarafından aşınmadığı gibi altında yer alan tüfü de aşınmadan korudu. Sel suları taşların kenarlarındaki tüfü aşındırınca bu taşlar ve altında bulunan volkan tüfü aşınamadığından dik sütunlar halinde yükseldi. Bu sütunlara Peribacası denir. İç Anadolu da özellikle Nevşehir, Ürgüp ve Niğde arasında yaygındır.</p>
<p>c) Platoların Oluşumu : </p>
<p>Obruk Platosu; Konya ovası ile Tuz gölü arasındadır. Kalker tabakaların aşınmasından oluşmuş, akarsular tarafından derince yarılmıştır . Bu platoda bulunan Kızören Obruğu derin bir karst kuyusudur. İçi su ile dolarak göl durumuna dönüşmüştür. Obruk Gölü adıyla da bilinir . </p>
<p>Bozok Platosu; Kızılırmak yayının içinde yer alır. Eski dağların aşınmasıyla oluşmuştur. </p>
<p>Haymana ve Cihanbeyli Platoları ; Ankara ile Konya arasında yer alır. Aşınma ile oluşmuşlardır. </p>
<p>d)Ovaların Oluşumu : 3. Zaman hareketleri sırasında çökerek oluşan ovalar , 4. Zamanın yağışlı döneminde göllerle kaplandı . Tuz gölü 4. Zamanın yağışlı döneminde 40 m derinliğinde idi . Kuraklaşma ile küçülerek bugünkü durumunu almıştır. Konya ovasındaki Ereğli-Hotamış bataklıkları gene eski gölün kalıntılarıdır.<br />
Yerşekillerinin özellikleri ve etkileri<br />
a) Dağların Etkileri : </p>
<p>•Dağ sıraları deniz havasının İç AnadoluWya girmesini engellediğinden bölgede kurak ve karasal bir iklim oluşmuştur . •Dağlar, aldığı yağış sularını eteklerinden kaynak suyu halinde çıkardıklarından yerleşme alanları bölgenin çevresindeki dağların eteklerinde oluşmuştur. •Dağlardan çıkan kaynak suları tarla sulamasında kullanıldığından kuraklığın tarım üzerindeki etkisi az da olsa azalmıştır .</p>
<p>b)Ovaların Etkileri : </p>
<p>•Ulaşımı kolaylaştırmıştır. •Geniş tarım alanları oluşturmuştur. •Kent yerleşmelerini kolaylaştırmış, toplu yerleşmeyi yaygınlaştırmıştır . •Yükselti azlığı nedeniyle yağışı azalttığından step ( bozkır ) bitki örtüsünü yaygınlaştırmıştır .<br />
İklimi<br />
İç Anadolu’da yazları sıcak ve kurak , kışları soğuk ve kar yağışlı geçen karasal iklim görülür. Doğuya gidildikçe yükselti arttığı için kışlar daha soğuk geçer . Bu nedenle karasallık daha da artar. </p>
<p>ANKARA’DA İKLİM DEĞERLERİ </p>
<p>Temmuz 23.2</p>
<p>Ocak -0.2 Yıllık fark : 23.0 Yıllık yağış 37 cm’dir. </p>
<p>Yağış Rejimi : </p>
<p>En yağışlı mevsim ilkbahar, en kurak mevsim yazdır. Kışın cephesel, ilkbaharda kırkikindi, yazın konveksiyonel yağışlar görülür. Yağışlar genelde azdır , çünkü kıyılardan giren nemli hava dağları aşıp yağışı dağların denize bakan yamaçlarına bıraktıktan sonra İç Anadolu’ya alçalarak kuru hava biçiminde eser. Isınan kuru hava yoğunlaşma noktasından uzaklaştığı için yağış sağlamaz. Böyle bir hava hareketinin görülmediği günlerde cephesel ya da konveksiyonel tipi yağışlar görünür.</p>
<p>İç Anadolu’da dağlık alanlar daha fazla yağış alır. Bu nedenle dağlar genelde ormanla kaplıdır. </p>
<p>İklimin Etkileri : </p>
<p>a) Yaz mevsiminde yağış azlığı ve sıcaklık fazlalığı kuraklığı arttırır. b) Kuraklık tahıl tarımında nadas uygulamasını zorunlu hale getirir. c) Kuraklık orman yetişmesini önlediğinden bitki örtüsünü daha çok stepler oluşturur . d) Kış ve ilkbahar yağışları , yaz mevsiminin sıcaklık ve kuraklığı tahıl tarımını özellikle buğday ekilişini yaygınlaştırmıştır . e) Sağnak halindeki yağışlar , sellenmelere yol açmakta ve tarıma zarar vermektedir . f) Yağışların azlığı tarımda verim düşüklüğüne , verim düşüklüğü ise ovaların az nüfuslanmasına yol açmıştır. g) İlkbahar sıcaklığının yetersizliği pamuk gibi yüksek sıcaklık isteyen bitkilerin yetişmesini önlemiştir. h) İlkbaharda bazen kar yağışı ve oluşan düşük sıcaklık erken çiçek açan meyve özellikle kaysı ağaçlarında verim düşüklüğün yol açmaktadır .<br />
Bitki örtüsü<br />
Tuz gölü yöresinde seyrek , cılız stepler yer alır . Buradan bölgenin kenarlarına gidildikçe step bitkileri sıklaşır ve uzun boylu olur.</p>
<p>Dağ yamaçlarından yükseldikçe yağış arttığından bazı yerlerde koruluklar ya da iğne yapraklı çamlar görülür. İç Anadolu’nun akarsu boylarında kavak ve söğüt ağaçları sıralanır. Bunların bir kısmı kendiliğinden yetiştiği için doğal bitki örtüsüdür. Bir kısmı da insanlar tarafından yetiştirildiği için kültür bitkisidir. </p>
<p>Bitki Örtüsünün Etkileri :</p>
<p>a) Cılız stepler, küçükbaş hayvanların besin maddesidir. Bu nedenle de bölgede küçükbaş hayvancılık gelişmiştir. b) Bitki örtüsünün azlığı toprak erozyonunu arttırmıştır. c) Ağaç azlığı topraktan yapılan kerpiç evleri yaygınlaştırmıştır. d) Orman azlığı, bölgede yakacak sorunu doğmuş, hayvan gübresi tezek yapılarak yakılmıştır . Bu uygulama doğal gübreyi azalttığından tarımda verim düşüklüğüne yol açmıştır.<br />
Akarsular<br />
İklim kuraklığı nedeniyle akarsular azdır. Dağlardan çıkan kaynak suları , gölet ya da barajlarda toplanarak kentlerde nüfusun ihtiyacında ve tarla sulamasında kullanılır. 2 büyük akarsuyu vardır ; </p>
<p>a) Kızılırmak : 1335 km uzunluğundadır . Ülkemizin en uzun akarsuyudur . Doğu Anadolu’da Erzincan yakınlarındaki Kızıldağ’dan doğar. Kırşehir’in güneyinde Hirfanlı barajına girer . Karadeniz Bölgesine girerek denize dökülür. İç Anadolu’da en büyük kolu Bozok Platosundan geçen Delice suyudur . </p>
<p>b) Sakarya : İç Batı Anadolu’dan gelir. En büyük kolu Eskişehir’in içinden geçen Porsuk çayıdır .<br />
Göller<br />
İç Anadolu’da sularını denizlere boşaltamayan kapalı havza gölleri yaygındır . Bunlar içinde en büyüğü Tuz Gölü ‘ dür . </p>
<p>Tuz Gölü ( Koçhisar Gölü ) </p>
<p>• Yerkabuğunun çökmesiyle oluşmuş tektonik göldür. • Ortalama derinliği 1 m kadardır . En derin yeri Doğu’da 2 m yi geçer. • Gölün ortalama yüzölçümü 1500 km dir. Kışın büyüyerek 1650 ye çıkar , yazın buharlaşarak 1400 km ye iner. • Yazın tuzluluğu artarak % 329 oranını bulur. • Yazın suların buharlaşmasıyla biriken tuz , yılda 100.000 ton kadardır. </p>
<p>Akşehir Gölü Akşehir’in kuzeyinde yer alır, suları tuzludur. </p>
<p>Eber Gölü </p>
<p>Sultan Dağlarının kuzeyinde yer alır, suları tatlıdır .</p>
<p>Eğmir ve Mogan Gölleri </p>
<p>Ankara yakınlarındadır , suları tatlıdır. </p>
<p>NÜFUS VE ŞEHİRLER&#8230;</p>
<p>Bölgenin nüfus yoğunluğu Türkiye nüfus yoğunluğunun üzerindedir. Çünkü Ankara, Eskişehir, Konya, Kayseri ve diğer büyük kentler bölge nüfusunu arttırmıştır.</p>
<p>Tuz Gölü civarında çorak topraklar nedeniyle nüfus yoğunluğu çok azdır. Km ye 5 insan düşer. Sulanan ovalar sık nüfusludur . Bölgenin kenarlarında bulunan yerleşme merkezleri nüfus yoğunluğunu arttırmıştır. </p>
<p>BÜYÜK KENTLERİ : </p>
<p>Yukarı Sakarya Bölümü Kentleri </p>
<p>ANKARA ( 2.235.035 ) : 13 Ekim 1923’te başkent olmuştur. Kent ve civarında şeker,çimento,bira,unlu ve şekerli gıda , traktör,madeni eşya, mobilya sanayi vardır . Dört büyük üniversitesi vardır . Ülkemizin kültür ve idari (yönetim) kentidir. </p>
<p>ESKİŞEHİR ( 346.765 ) : İç Anadolu’nun Marmara’ya açılan kapısıdır . Bölgenin önemli kültür , ticaret , tarım ve sanayi merkezidir. </p>
<p>Konya Bölümü Kentleri </p>
<p>KONYA ( 439.181 ) : Selçuklu Devletinin başkentidir. Türkçe devletin resmi dili olarak Karamanoğulları tarafından ilk kez burada kullanılmıştır . Mevlana Türbesi Konya’da turizmi canlandırmıştır . </p>
<p>KARAMAN ( 64.735 ) : 1989’da il merkezi olmuştur . Sarayönü civa işletmesi vardır. Orta Kızılırmak Bölümü Kentleri </p>
<p>• Kayseri • Niğde • Kırşehir • Nevşehir • Yozgat • Çankırı • Kırıkkale • Aksaray • Bor</p>
<p>Yukarı Kızılırmak Kentleri </p>
<p>• Sivas<br />
Tarım ürünleri<br />
• BUĞDAY : İklim buğdaya elverişlidir. Sulanan toprak oranının azlığı alanları arttırmıştır . • ARPA : Bira yapımı için sulanan verimli topraklara ekilir . Bu yönüyle endüstri bitkisidir. • ŞEKER PANCARI : Ankara,Eskişehir,Kayseri,Konya ve Niğde illerinde üretilen pancar , 1 tarlaya genelde 2 yılda bir ekilir . Çünkü fabrikalar , her yıl değişik yörelerin pancarlarını alır.<br />
Hayvancılık<br />
Büyükbaş Hayvancılık , bölgenin kuzey ve doğusunda gelişmiştir .Çünkü bu bölümler daha soğuk ve nemlidir . Selüloz oranı yüksek olan uzun boylu otlar büyükbaş hayvanların beslenmesini kolaylaştırır. Besicilik , şeker fabrikalarının yakınında yaygındır . Çünkü fabrikadan ucuza sağlanan pancar küspesi besicilik için önemlidir . Küçükbaş Hayvancılık , bölgenin güney ve batısında yaygındır . Kurak iklimin cılız ve selüloz oranı düşük stepleri küçükbaş hayvancılığa elverişli olduğu halde büyükbaş hayvancılık için pek ekonomik değildir. </p>
<p>YER ALTI ZENGİNLİKLERİ : </p>
<p>CİVA : Konya – Sarayönü</p>
<p>TUZ : Tuz Gölü ve çevresi</p>
<p>KAYA TUZU : Kırşehir, Çankırı</p>
<p>KROM : Eskişehir, Kayseri, Sivas </p>
<p>LİNYİT : Eskişehir, Sivas </p>
<p>Bortuzu, Lületaşı, Amyant : Eskişehir</p>
<p>Çinko , Demir : Kayseri yakınları<br />
Turizm<br />
Ulaşımın gelişmesi bölgenin turizm potansiyelinin değerlendirilmesini sağlamıştır . </p>
<p>• Ürgüp • Göreme • Ihlara Vadisi • Derinkuyu • Peri Bacaları • Kaplıca Suları • Erciyes Dağı • Mevlana Türbesi • Konya Yöresi • Hattuşaş • Gordion • Alacahöyük </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/ic-anadolu-bolgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karadeniz Bölgesi</title>
		<link>http://www.nkfu.com/karadeniz-bolgesi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/karadeniz-bolgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2009 21:31:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi bitki örtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi coğrafi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi illeri]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi yer şekilleri]]></category>
		<category><![CDATA[karadeniz bölgesi yeraltı kaynakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=332</guid>
		<description><![CDATA[İ smini Karadeniz&#8217;den alan bölge, Sakarya Ovası&#8217;nın doğusundan Gürcistan sınırına kadar uzanır. Büyüklük bakımından bölgelerimiz arasında 3. sırada yer alır. Doğu-batı genişliği en fazla olan bölgemizdir. Bu sebeple doğusu ile batısı arasında yerel saat farkı en fazla olan bölgemizdir.
Yeryüzü şekilleri
Bölgenin yeryüzü şekillerini III. jeolojik devirde Alp kıvrımları sonucu oluşan doğu- batı yönündeki Kuzey Anadolu Dağları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İ smini Karadeniz&#8217;den alan bölge, Sakarya Ovası&#8217;nın doğusundan Gürcistan sınırına kadar uzanır. Büyüklük bakımından bölgelerimiz arasında 3. sırada yer alır. Doğu-batı genişliği en fazla olan bölgemizdir. Bu sebeple doğusu ile batısı arasında yerel saat farkı en fazla olan bölgemizdir.<br />
Yeryüzü şekilleri<br />
Bölgenin yeryüzü şekillerini III. jeolojik devirde Alp kıvrımları sonucu oluşan doğu- batı yönündeki Kuzey Anadolu Dağları ile bu dağlar arasındaki oluklar oluşturmaktadır.</p>
<p>Batıda üç kuşak halinde uzanan bu dağlar kuzeyden güneye doğru; Küre, Bolu-Ilgaz ve Köroğlu dağları şeklindedir. Ortada Canik Dağları ve Doğuda ise iki kuşak halindedir. Bunlar; kuzeyde Giresun-Rize Dağları, güneyde ise Mescit, Kop ve Çimen dağları şeklindedir. </p>
<p>Karadeniz boyunca uzanan dağların yükseltileri batıda 2000 m civarında olup, Orta Karadeniz&#8217;de 1000 m&#8217;ye kadar inmekte, doğuda ise yükselti 4000 m&#8217;ye çıkmaktadır (en yüksek yer Rize’de Kaçkar dağıdır). Dağların kıyıya paralel uzanması nedeniyle kıyıları fazla girintili &#8211; çıkıntılı değildir. Küçük koylar hariç, kıyılarda önemli girinti ve çıkıntı yoktur. Bu nedenle Sinop limanı dışında, büyük gemileri barındıracak doğal limandan yoksundur.. Güçlü dalgalar, kıyıda falez oluşumuna neden olur. Kıyılar boyuna kıyı tipi özelliğini taşır. Kızılırmak ve Yeşilırmak ağzında oluşan deltalar dışında, kıyı çoğu yerde diktir. Bölgenin kuzeye bakan yamaçlarında, yamaç yağışları artmıştır. Kıyı kesim ile iç kesim arasında önemli iklim farklılıkları ve buna bağlı olarak da tarımı yapılan ürün çeşidinde değişiklikler görülmektedir. Yağış ve eğimin fazla olması, zeminde killi toprağın bulunması, bölgede heyelanlara yol açar. Heyelan olayının en fazla görüldüğü bölgemizdir. Dağların yükselti ve doğrultusu, ulaşım, iklim ve tarımsal faaliyetleri de etkiler. Orta Karadeniz dışında ulaşım Zigana (Kalkanlı) ve Kop geçitler gibi önemli geçitlerden sağlanmıştır. Zigana geçidi Trabzon&#8217;un gelişmesine neden olmuştur. Sinop, doğal limana sahip olduğu halde, dağların ulaşımı zorlaştırması nedeniyle diğer liman kentleri kadar gelişmemiştir . Dağların kıyıya paralel olması tarım alanlarını sınırlandırmıştır. Dağlarda eğimin fazla olması makineli tarımı zorlaştırmıştır. Bölgede hayvan ve insan gücüne halâ ihtiyaç duyulmaktadır. Dağların geniş yer kaplaması büyük kentlerin kurulmasını önlemiş, kentlerin kıyıda birbirine yakın ve küçük olmasına yol açmıştır.<br />
Akarsu ve göller<br />
Bölgenin en önemli akarsuları, Çoruh( Türkiye&#8217;nin en hızlı akışlı akarsuyudur), Yeşilırmak, Kızılırmak, Bartın(Üzerinde ulaşımın yapılabildiği tek akarsuyumuzdur) ve Yenice ( Filyos) çayları ile bir bölümü bölgede yer alan Sakarya&#8217;dır. Kaynağını dağ sıralarının denize dönük yamaçlarından alan akarsular bol yağış ve eğim nedeniyle, gürdür. Ancak küçük dereler halindedir. Bölgede göller az ve küçüktür. Başlıcaları; Tortum, Sera, Abant ve Yedigöller (heylan set gölleri), Uzungöl (alüvyon set gölü)&#8217;dür.<br />
İklim ve bitki örtüsü<br />
Bölgede Karadeniz iklim şartları etkilidir. Her mevsim yağışlıdır. Yıllık sıcaklık farkı azdır. Yazları serin, kışları ılıktır. Türkiye&#8217;nin en fazla yağış alan bölgesi Karadeniz&#8217;dir. İl olarak Rize (2400 mm)en fazla yağış alan ilimizdir ( Sebebi güneyindeki yüksek dağların hakim rüzgar yönüne dik olmasıdır.) Yıllık yağış miktarı 1500 mm kadardır. Dağlar kıyı kesimin nemli havasının iç kısımlara geçmesini engeller Bölgenin kıyı ile iç kesimleri arasında önemli iklim farkları görülür. Kıyıdan iç kesimlere doğru gidildikçe hem yağış oranı azalmakta, hem de karasallık nedeniyle sıcaklıklar düşmektedir. Karasal iklimin görüldüğü yerlerde yazlar sıcak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Dağların yükselti ve doğrultusu nedeniyle Orta Karadeniz&#8217;de denizel iklimin yayılma alanı, Doğu ve Batı Karadeniz&#8217;e oranla daha geniştir. Orta Karadeniz Bölümü&#8217;nde dağların iç kısımlardan başlaması nedeniyle yağış miktarında azalma görülür. Yıllık yağış 700 mm&#8217;ye kadar iner. Batıya doğru yağışlar tekrar artış gösterir, yıllık 1000 mm&#8217;yi geçer. Doğu Karadeniz&#8217;in kıyı kesiminde kış sıcaklık ortalamaları fazla düşmediğinden burada narenciye (turunçgiller) tarımı yapılabilmektedir. Bölgede dağların denize bakan yamaçları bol yağış aldığından gür ormanlarla kaplıdır. İç kısımlara gidildikçe soğuğa dayanıklı ağaç türleri ile bozkırlar bitki örtüsünü oluşturur. Kıyıdan yamaç boyunca yükseldikçe sıcaklığın düşmesine bağlı olarak bitki örtüsünün değiştiği görülür. Kıyıdan 800 metre yüksekliğe kadar olan alanda yayvan yapraklı ağaçlar, 800 &#8211; 1500 metre arasında karışık yapraklı ,1500-2000 metreye kadar olan alanda iğne yapraklı ağaçlar, 2000 metreden sonra ise dağ çayırları görülmektedir. Bölgenin yağış dağılışında hakim rüzgâr gönü ile yamaçların konumu ve yükseltisi en önemli etkenlerdir. Batı Karadeniz ile Doğu Karadeniz&#8217;in yıllık ortalama yağış miktarının Orta Karadeniz&#8217;den fazla olmasında; Batı ve Doğu Karadeniz&#8217;de kıyının hakim rüzgâr yönüne dik uzanması ve yükseltinin artması rol oynar. Kıyılardaki yağış miktarının fazla ve düzenli oluşuna bağlı olarak; Akarsuların debileri yüksektir. Tarımda sulama fazla gerekmez ve nadas tarımı çok az görülür. Orman alanları geniştir. Orman yangınları görülmez.<br />
Tarım<br />
Her mevsim yağış görülmesi, yaz kuraklığı isteyen ( buğday, arpa, yulaf, çavdar, mercimek, pamuk) ürünlerin yetişmesini önlemiştir. Kıyı kesimde tahılın yerini mısır almıştır.</p>
<p>Kış mevsiminde Doğu Karadeniz&#8217;de kış ılıklığı fındık, çay, turunçgil, zeytin gibi ürünlerin yetişmesini kolaylaştırmıştır. İç bölgelerde yağış azlığı orman örtüsünün azlığına, tahıl ve şekerpancarı gibi ürünlerin öne çıkmasına yol açar. Bölgede çalışan nüfusun %70&#8242;i geçimini tarımdan sağlamaktadır. En verimli tarım arazileri kuzeye bakan yamaçlarda görülür.</p>
<p>Bölgede yetişen başlıca tarım ürünleri şunlardır: Fındık : Trabzon, Giresun ve Ordu başlıca üretim alanlarıdır. Türkiye toplam üretiminin % 85&#8242;i bölgeden karşılanır. Çay : Giresun&#8217;dan Gürcistan&#8217;a kadar olan kıyı şeridinde yetiştirilir. Rize çevresinde yoğunlaşır. Türkiye toplam çay üretiminin %100&#8242;ü bu bölgeden karşılanır. Tabii ekim alanı en dar olan ürünlerimizdendir. Tütün : Daha çok Orta Karadeniz Bölümü&#8217;nde (Samsun, Amasya ve Tokat çevresi) yetiştirilir. Ayrıca Batı Karadeniz&#8217;de Düzce dolaylarında da üretimi yapılır. Türkiye toplam tütün üretiminin %13&#8242;ü bölgeden karşılanır. Mısır : Bütün kıyı boyunca yetiştirilir.</p>
<p>Elma : Bölgede Amasya başta olmak üzere Kastamonu ve Tokat çevresinde yetiştirilir. Şekerpancarı: Amasya, Tokat, Kastamonu çevresinde tarımı yapılmaktadır. Keten-kenevir: Kastamonu başta olmak üzere Sinop, Zonguldak çevresinde tarımı gelişmiştir. Soya Fasulyesi: Ordu- Giresun çevresinde tarımı yapılmaktadır. Zeytin: Soğuktan korunmuş Çoruh vadi oluğunda ( Artvin -Yusufeli) tarımı yapılır. Turunçgiller: Kış ılıklığı sebebiyle Rize çevresinde tarımı yapılır. Kivi: Son yıllarda Rize ve Trabzon çevresinde tarımı yapılmaya başlamıştır.<br />
Hayvancılık<br />
Bölgede hayvancılık faaliyeti önemli bir ekonomik etkinliktir. Kıyı kesiminde bitki örtüsünün gür olması, yüksek dağ çayırlarının bulunması ve arazinin engebeli olması ve nemli iklim nedeniyle büyükbaş hayvancılık yapılır.Bölgenin kuzeyindeki Karadeniz, balık potansiyeli bakımından zengindir. Türkiye balık üretiminin yaklaşık % 80&#8242;i Karadeniz&#8217;den karşılanır. Son yıllarda aşırı avlanma ve denizin kirlenmesi nedeniyle balık üretiminde düşme görülmüştür. Karadeniz&#8217;de 200 m den daha derinlerde zehirli gazlar sebebiyle canlı hayatı yoktur.Küçükbaş hayvancılık bölgenin iç kesimlerindeki ovaların kenarlarında yaygındır. Arıcılık faaliyetleri de bölgede gelişmiştir. Özellikle Rize-Anzer yöresinin balları çok ünlüdür.<br />
Yeraltılı zenginlikleri<br />
Taşkömürü : Ereğli &#8211; Zonguldak havzasından çıkarılır. Önemli bir kısmı demir-çelik üretiminde enerji kaynağı olarak kullanılır. Ayrıca Çatalağzı Termik Santralinde de taşkömürü kullanılmaktadır. Bakır : Murgul ( Artvin), Küre ( Kastamonu)&#8217;de çıkarılmaktadır. Linyit : Merzifon ( Amasya) ve Havza (Samsun) çevresinden çıkarılmaktadır. Manganez: Demirin sertleştirilmesinde kullanılır. Zonguldak-Ereğli ve Artvin-Borçka çevresinde çıkarılır.<br />
Endüstri<br />
Demir &#8211; çelik Endüstrisi : Divriği (Sivas)&#8217;den çıkarılan demir cevheri, Samsun limanı vasıtasıyla taşınarak Karabük ve Ereğli&#8217;deki fabrikalarda işlenir. Bakır Endüstrisi : Murgul (Artvin)&#8217;daki bakır cevheri, bu yörede kurulan bakır fabrikasında işlenir. Küre (Kastamonu)&#8217;de çıkarılan bakırlar ise Samsun bakır işletmelerinde işlenir ( Sebebi Samsun&#8217;un iç kesimlere olan bağlantısının kolay sağlanmasıdır). Şeker Endüstrisi : Karadeniz Bölgesi&#8217;nde üretilen şekerpancarı Turhal (Tokat), Suluova (Amasya) ve Kastamonu şeker fabrikalarında işlenir. Tütün Endüstrisi : Karadeniz&#8217;in, özellikle Orta Karadeniz Bölümü&#8217;nün tütünleri, Samsun ve Tokat&#8217;taki sigara fabrikalarında işlenir. Fındık İşleme Endüstrisi : Giresun çevresinde gelişmiştir. Çay Endüstrisi : Rize ve yöresinde toplanmıştır. Kağıt Endüstrisi : Aksu ( Giresun), Çaycuma (Zonguldak) ve Taşköprü (Kastamonu) da bulunmaktadır. Kereste-tomruk Endüstrisi: En fazla Batı Karadeniz Bölümünde gelişmiştir (Sinop, Bartın, Zonguldak, Bolu, Düzce ve Kastamonu çevresinde). Bölge, maden kömürü, bakır, orman ve deniz ürünleri, çay, fındık, tütün, demir &#8211; çelik, keten &#8211; kenevir, pirinç, soya fasulyesi bakımından ülke ekonomisine önemli bir katkı sağlar. Yer şekillerinin ulaşımı engellemesi, doğal limanlardan yoksun olması, ana ulaşım yollarına sapa kalması. Karadeniz Bölgesi&#8217;nin gelişimini yavaşlatmıştır.<br />
Turizm<br />
Karadeniz Bölgesi&#8217;nin turizm potansiyellerinin başında tabii güzellikler gelir. Karadeniz kıyıları çok çeşitli bitki ve ağaçlar ile bunların oluşturduğu manzaralara sahiptir. Yaylacılık faaliyetleri son yıllarda gelişen turizm faaliyetlerinden biridir. Bolu Kartalkaya&#8217;da ve Ilgaz Dağları&#8217;nda kış turizmi yaygındır. Abant gölü ile Yedigöller çevresindeki sayfiye yerleri, Bolu, Düzce, Kızılcahamam kaplıcaları, Amasra, Cide, Sinop, Trabzon ( Sümela Manastırı) ve Amasya&#8217;da ( Kral mezarları) yer alan tarihi eserler Karadeniz Bölgesi&#8217;nin turizm potansiyellerini oluşturur. Çoruh nehrinde rafting yapılmaktadır. Her mevsim yağışlı olmasından dolayı deniz turizmi gelişmemiştir.<br />
Nüfus ve yerleşme<br />
Doğal koşullar nedeniyle nüfusun büyük bölümü kıyıda toplanmıştır. İç kısımlar kıyılar kadar yoğun nüfuslu değildir. Nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır. Fakat Orta ve Doğu Karadeniz bölümlerinin özellikle kıyı kesimlerinde nüfus yoğunluğu fazladır. Kıyı ovaları, maden ve endüstri bölgeleri yoğun nüfusludur. Bölgede doğal koşullar nedeniyle şehirleşme oranı düşüktür. Bölge nüfusunun yaklaşık %70&#8242;i kırsal kesimde oturur. Türkiye genelinde en fazla kırsal nüfusa sahip bölgedir. En önemli şehir merkezleri kıyı şeridindedir. Bunlar Samsun, Zonguldak ve Trabzon&#8217;dur. Bölgedeki tarım alanlarının sınırlı oluşu, hızlı nüfus artışı, endüstrinin gelişmemesi, açık deniz balıkçılığının yapılamayışı, bölgeden diğer bölgelere (özellikle Marmara&#8217;ya) yoğun göçlere neden olmaktadır. Diğer bölümler göç verirken Batı Karadeniz göç almaktadır. Sebepleri: Ereğli-Zonguldak taşkömürü havzalarının varlığı, Karabük ve Ereğli&#8217;de demir -çelik endüstrisinin gelişmesidir. Orta Karadeniz Bölümü dışında iç kesimler seyrek nüfusludur. Orta Karadeniz&#8217;de ise, küçük ovaların iç kesimlerde de yer alması nüfusun kıyı ile dengelenmesini sağlamıştır. Bölgede iç kesimlerde toplu, kıyıda dağınık yerleşme görülür. Yurdumuzda dağınık yerleşmenin en fazla görüldüğü bölge Karadeniz Bölgesi , bölüm ise Doğu Karadeniz Bölümüdür.Bu durum yağışın bol, arazinin engebeli olması ve tarım alanlarının dağınık olmasından kaynaklanır<br />
Bölümleri<br />
1. Doğu Karadeniz Bölümü<br />
Gürcistan sınırından başlayarak Ordu&#8217;nun doğusundaki Melet çayına kadar uzanır. Karadeniz&#8217;in en dağlık ve yükseltisinin en fazla olduğu bölümüdür. </p>
<p>En fazla yağış alan, kıyı ile iç kesim arasında farklılığın en fazla olduğu bölümdür. Heyelan olayının en fazla olduğu bölümdür. Tarımda makinalaşmanın en az geliştiği bölümdür. Kırsal nüfusun ve dağınık yerleşme şeklinin en fazla olduğu bölümdür. Bölümün en gelişmiş kentleri Rize ve Trabzon&#8217;dur. Doğu Karadeniz&#8217;in Türkiye ekonomisine en önemli katkıları tarım alanındadır.<br />
2. Orta Karadeniz Bölümü<br />
Melet çayından Sinop&#8217;un doğusuna kadar uzanır. Doğu Karadeniz Bölümü&#8217;ne göre güneye daha fazla sokularak Tokat ve Çorum illerinin büyük bölümleri ile Amasya ilinin tamamını içine alır.</p>
<p>Yer şekilleri Doğu ve Batı Karadeniz&#8217;e oranla daha sadedir. Dağların yükseltisi azalmış ve dağlar içeriye çekilmiş durumdadır. Bunun sonucunda tarım alanları ve ulaşım çok gelişmiştir. En gelişmiş şehri Samsun&#8217;dur. Bölgenin en az yağış alan, kıyı ile iç kesim arasında farklılığın en az olduğu bölümdür. Türkiye ekonomisine katkısı daha çok tarım alanındadır.<br />
3. Batı Karadeniz Bölümü<br />
Kızılırmak deltasının batı kenarından başlayıp Adapazarı ve Bilecik&#8217;in doğusuna kadar uzanır. Bölüm genel olarak dağlıktır. En gelişmiş şehri Zonguldak&#8217;tır. Orman ürünleri ve ormancılık önemli gelir kaynağıdır. Bolu ve Düzce çevresinde çok sayıda kereste fabrikası bulunmaktadır. Zonguldak çevresi maden çıkarımı, Ereğli -Karabük çevresi maden işletmeleri ile Türkiye ekonomisine önemli katkıda bulunur. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/karadeniz-bolgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğu Anadolu Bölgesi</title>
		<link>http://www.nkfu.com/dogu-anadolu-bolgesi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/dogu-anadolu-bolgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2009 21:30:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu bölgesi bitki örtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu bölgesi coğrafi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu bölgesi hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu bölgesi illeri]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu bölgesi tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu bölgesi ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu bölgesi yer şekilleri]]></category>
		<category><![CDATA[doğu anadolu bölgesi yeraltı kaynakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=330</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden biri olan Doğu Anadolu Bölgesi; doğuda Ağrı Dağı’ndan, batıda Uzun yayla’ya, kuzeyde Doğu Karadeniz Sıradağları’nın iç sınırlarından, güneyde Güneydoğu Torosları’na kadar uzanır. Bir üçgeni andıran bölge yaklaşık 163.000km2’lik yüzölçümüyle Türkiye’nin en büyük coğrafi bölgesidir. Türkiye’nin %21’ini kaplar.
Kars, Ağrı, Van, Hakkari, Muş, Bingöl, Elazığ ve Tunceli illerinin tümü bölge sınırı içindedir.Bitlis ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden biri olan Doğu Anadolu Bölgesi; doğuda Ağrı Dağı’ndan, batıda Uzun yayla’ya, kuzeyde Doğu Karadeniz Sıradağları’nın iç sınırlarından, güneyde Güneydoğu Torosları’na kadar uzanır. Bir üçgeni andıran bölge yaklaşık 163.000km2’lik yüzölçümüyle Türkiye’nin en büyük coğrafi bölgesidir. Türkiye’nin %21’ini kaplar.</p>
<p>Kars, Ağrı, Van, Hakkari, Muş, Bingöl, Elazığ ve Tunceli illerinin tümü bölge sınırı içindedir.Bitlis ve Malatya il lerinin bazı küçük bölümleri Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne, Erzurum ve Erzincan illerinin bazı bölümleri de Karadeniz Bölgesi’ne taşar. Merkezleri komşu illerde yer alan Siirt, Diyarbakır, Adıyaman, Kahramanmaraş, Kayseri ve Sivas illerinin de bazı bölümleri Doğu Anadolu Bölgesi’nin sınırları içinde kalır.<br />
Yüzey şekilleri<br />
Yerşekillerini; sıradağlar,geniş plâtolar ve ovalarla çukur alanlar oluşturur. Ovaların çoğu genç faylarla sınırlandığından deprem alanlarıdır. Doğu Anadolu yüzey şekillerinin ana çizgileri, bölgeyi batıdoğu doğrultusunda boylayan yay biçimindeki dağ sıralarıyla meydana gelir. Bu dağ sıraları, alçak ve dalgalı düzlüklerle birbirinden ayrılırlar. Bu düzlükler üzerinde ayrıca dağ kütleleri yükselir, aralarına da çukur ovaları girer. Yüzey şekillerinin genel doğrultusuna göre, Doğu Anadolu relyefi kuzeyden güneye şöyle takip edilebilir:</p>
<p>1. Kuzeybatıda Kuzey Anadolu Dağları’nın Doğu Anadolu yaylasına komşu olan iç sırası: bölgenin sınırı içerisinde uzanan Kelkit Çoruh Dağları: Kızıldağ (3.025m), Çimen(2.700m) dağları ve daha ötede Çoruh Oltu havzasındaki dağlar.</p>
<p>2. Bu dağların gerisinde Erzurum Kars yaylası. Çoğu yerde lav örtüsüyle kaplı; yüksl. 1.5002.000m. Yayla üzerinde basık dağ sıraları: Dumludağ (3.200m), Allahüekber dağı (3.111m),Kısırdağ (3.150m) gibi; yayla içine girmiş çukur ovaları; Erzincan Ovası (yüks:1.200), Erzurum Ovası (yüks: 1.8001.900m), Pasinler Ovası (1.650m), Sürmeliçukur Iğdır Ovası (800900m).</p>
<p>3. Doğu Anadolu’nun ortasında Karasu (Fırat) ve Aras vadilerine güneyden paralel olarak uzanan büyük sırt: KarasuAras dağları.Bunlar Monzur (3.250m), Mercan (3.463m dağlarıyla başlayıp Palandöken (3.017m), Çakmak (3.060m), Perli (3.200m) dağı üzerinden Ağrı volkan kütlesine kadar uzanır. Büyük Ağrı konisi Türkiye’nin en yüksek doruğudur (5.165m). KarasuAras dağları, güney batıda Uzunyayla yöresindeki kesintiden sonra Orta To roslar’a bağlandığı gibi, doğuda Ağrı volkan kütlesi ötesinde İran 0ortasındaki dağlara devam eder.</p>
<p>4. Sözü geçen merkezî sırtın güneyinde Van Gölü havzası ve bunun batısında Murat havzası. Her iki havza da güneyde, güneydoğu Toros yayına dayanır; Ağrı Nemrut dağları arasında sıralanan bir sönmüş volkan dizisi ( Tendürek 3.542m, Süphan dağı 1.200.000 ölçekli harita ya göre 4.434m, Nemrut dağı 2.802m) ile birbirinden ayrılır. Van Gölü havzası, doğuda İran sınır dağlarında yüksekliği 3.000m’yi aşan tepelere dayanan yüksek bir yayla (Erk dağı 3.200m) ile batıda Van Gölü’nün kapla dığı geniş bir çukur alandan meydana gelir.Murat hav zasında ise Murat ırmağı boyunca uzanan sıra ovalar arasında Bingöl (3.200m) gibi dağ kütleleri göze çarpar. Doğu Beyazıt ovası (2.000m), KaraköseEleşkirt ovası (1.650m), Malazgirt ovası (1.500m), Muş ovası (1.200m), Elâzığ ovası veya Uluova (1.050m).</p>
<p>5. Güneydoğu Toroslar, Doğu Anadolu’yu güneyden sınırlayan bir yaydır. Batı kesiminde geniş ve orta derecede yüksek (Malatya dağları; Akdağ 2.605m),orta kesiminde dar ve az yüksek (Maden dağları; Hazarbaba dağı 2.285m), doğuya doğru gitgide geniş ve çok yüksektir.(Bitlis dağları 3.500, Hakkari dağları; Cilo dağının Reşko tepesi 4.168m).<br />
Ovalar ve platolar<br />
Bölgede dağlardan sonra en fazla alan kaplayan yerşekli plâtolardır. Platolar, Fırat ve Aras nehirlerinin kolları tarafından parçalanmıştır. En büyük plâtosu ‘’Erzurum Kars Platosu’’dur. Bölgede yer alan dağ kuşakları arasındaki çöküntü oluklarında ovalar yer almaktadır. Birinci çöküntü kuşağını; Ardahan, Göle ve Çıldır Gölü İkinci çöküntü kuşağını; Erzurum, Erzincan, Pasinler, Horasan ve Iğdır Ovaları Üçüncü çöküntü kuşağını ise; Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş ve Van Gölü çanakları ve bunlar içerisinde yer alan ovalar oluşturur.<br />
Akarsular ve göller<br />
Doğu Anadolu Bölgesi’nda yer alan Aras ve Kura nehirleri sularını ülkemiz toprakları dışarısında Hazar Denizi’ne dökerler. Fırat, Dicle ve Zap nehirleri ise sularını yine ülkemiz dışarısında Basra Körfezi’ne dökerler. Bölge akarsularının rejimi düzensizdir. Bunun nedeni; yağış rejiminin düzensizliği ve kış yağışlarının kar şeklinde düşmesidir. Kışın yağan karlar erimeden uzun süre yerde kaldığı için akarsuların debileri azalmaktadır. İlk bahar ve yaz aylarında eriyen karlar akarsuların debile rinin yükselmesine ve coşkun bir şekilde akmasına yol açar.</p>
<p>Bölge akarsularının hidroelektrik enerji potansiyeli yüksektir. Bunun nedeni; yükselti ve eğimlerinin fazla olmasıdır. Bölgedeki fay hatları üzerinde göller oluşmuştur. Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü başta olmak üzere Çıldır, Nazik, Erçek, Hazar, Balık ve Bulanık gölleri bölge sınırları içerisinde yer alır. Van Gölü Türkiye’ nin ikinci büyük kapalı havzasını oluşturur.<br />
İklim<br />
Doğu Anadolu iklimi, çok sert olarak özetle nebilir. Mevsimler ve gündüzgece arasındaki ısı fark ları çok fazladır. Yazlar ova kesimlerinde gündüzleri pek sıcak olur.(Malatya en sıcak ayının ortalama sıcaklığı 2909C, maksimum gölgede 4108C), fakat yayla ke simlerinde daha serin geçer (ensıcak ay ortalaması 1704C ve gölgede 3406C). Kışlar her yerde çok soğuk ve sürekli, kuzeydoğuya doğru daha serttir. (En soğuk ayın ortalama sıcaklığı ile minimum sıcaklığı: Malatya 101 e 2501, Van –306 ve –2807; Karaköse –1004 ve –4302; Erzurum –806 ve –3001; Kars –120C ve 3906C).Denizlerden uzaklığı yüzünden az yağışlı olmakla birlikte bölgenin dağlık yapısı İç Anadolu’ya göre yağış bakımından bir üstünlük sağlar. Özellikle dağların yağış getiren rüzgârara açık olmayan yamaçlarında ve çukur alanlarda az (Malatya 371mm, Iğdır 255mm, Erzurum 471mm, Van 378mm); mesela Güneydoğu Toroslar’ın güneybatıya bakan yüzeyinde pek boldur. (Sason 1.216mm, Lice 1.194 mm). Yağış rejimi bakımından Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmında (Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz Bölgesi’de, hatta İç Anadolu’da olduğu gibi) yaz mevsimi kurak geçer, yağışlar kış mevsiminde olur; bazende kışla beraber ilkbahar aylarına kayar (Gecikmiş Akdeniz rejimi). Yalnız bölgenin kuzeydoğu kesiminde (ErzurumKars Bölümü) bu bakımdan önemli bir değişiklik olur: yaz kuraklığı silinir, yaz en yağışlı mevsim hâline geklirken kurak mevsim kalmamakla beraber kış en az yağışlı mevsim olur. </p>
<p>İklimin bu durumu, tabiî bitki örtüsünde ormanların neden az yer tuttuğunu (alçak yerlerde yazların kuru ve çok sıcak geçmesi, yüksek kesimlerde yazların kısa ve serin geçmesi) aydınlatır.<br />
Bitki örtüsü<br />
Bölgenin doğal bitki örtüsü bozkırdır. İlkbahar yağışlarıyla yeşeren bozkırlar yaz yağışlarıyla sararırlar. Yüksek kesimlerde (ErzurumKars yaylası) uzun boylu dağ çayırları görülür. Bölgede sarıçam ormanarıda bulunur. Yağışların fazla olduğu dağ eteklerinde meşe ormalarına rastlanır. Bölge Türkiye ormanlarının %11’ine sahip olup, orman alanları bakımında 5. sırada yer alır.<br />
Nüfus ve yerleşme<br />
Doğu Anadolu Bölgesi en az nüfuslu ikinci bölgemizdir. Yaklaşık 5 milyon nüfusu ile km2’ye 34 kişi düşer. Nüfus yoğunluğu en az olan bölgemizdir. Bunun nedeni; nüfus miktarının az, bölge yüzölçümünün fazla olmasıdır. Bölgede kırsal nüfus şehir nüfusundan fazladır. Diğer bölglere sürakli göç verir. Bunun nedeni; iş imkanlarının sınırlı olmasıdır.</p>
<p>Nüfus, bölgenin kuzey ve güneyindeki çöküntü ovalarında toplanmıştır. Erzurum, Erzincan, Malatya, Elazığ, Ağrı, Iğdır, Kars, Van, Bitlis, Bingöl, Tunceli, Hakkâri, Şırnak, Ardahan bölgedeki başlıca il merkezleridir.</p>
<p>Bölgenin kırsak kesimlerinde hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı kom ve mezra yerleşmeleri vardır. Kırsal yerleşim alanları küçük ve dağınık birimler hâlinde dağ etekleri ve vadi boylarına dağılmıştır.<br />
Bögenin bölümleri</p>
<p>Yukarı Fırat Bölümü a) Fizikî Özellikleri: • Doğu Anadolu Bölgesi’nin batısını oluşturur. Fırat Nehri havzasını içine alır. Yüzölçümü en büyük olan bölümdür. Genel olarak dağlık olmakla birlikte geniş çöküntü ovaları da yer alır. • Önemli dağları; Güneydoğu Toroslar ve Mercan Dağları’dır. Nurhak, Malatya, Maden, Genç, Sason ve Bitlis dağları ile çökme sonucu oluşmuş tektonik kökenli Hazar Gölü yer alır. Afşin, Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Erzincan ve Uluova bölümünde yer alan önemli ovalardır. • Bölümün önemli akarsularını Fırat Nehri ve kolları (Karasu, Murat suyu) oluşturur. Bölümdeki fay hatları üzerinde zaman zaman depremler oluşmaktadır (1993 Erzincan depremi). • Yukarı Fırat Bölümü’nde kış mevsimi bölgenin diğer bölümlerine göredaha ılık, yazlar ise daha sıcaktır. Sert karasal iklim şartları bu bölgede etkisini kaybetmiştir. Bunun nedeni; yükseltinin az olması ve baraj göllerinin ılımanlaştırıcı etkisidir. • Yıllık yağış miktarı 400600mm olup, çöküntü ovalarında bu miktar azalır (Malatya Ovası 350mm). Yağışlar ilkbahar mevsiminde daha fazla düşer.kış yağışları kar şeklindedir. • Yukarı Fırat Bölümü’nün bitki örtüsü bozkırdır. Yer yer meşe ormanları da görülür. Ormanların sürekli tahrip edilmesi sonucunda toprak örtüsü aşırı erezyona mağruz kalmaktadır. b) Beşerî ve Ekonomik Özellikleri: • Doğu Anadolu Bölgesi’nde toplam nüfusun ve nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölümdür. Bunun nedeni; iklimin ılıman, tarım alanlarının geniş ve ulaşımın yaygın olmasıdır. Şehirleşme oranı en fazla bu bölümdedir. Erzincan, Malatya, Elazığ, Tunceli ve Bingöl önemli yerleşim alanlarıdır. • Bölgede tarım alanlarının en fazla olduğu bölüm Yukarı Fırat Bölümü’dür. İklim şartlarının diğer bölümlerden daha elverişli olması tarım ürünlerinin diğer bölümlerinden fazla yetişmesine neden olmuştur. Afşin, Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl ovalarında yoğun olarak tarım yapılır. Ovalardaki tarımsal nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üzerindedir. • Yukarı Fırat Bölümü’nde yetiştirilen başlıca tarım ürünleri; buğday, arpa, pamuk, tütün, şeker pancarı, baklagiller ve çeşitli sebze ve meyvelerdir. Bölümün en önemli tarım ürünü Malatya çevresinde gelişen kayısıdır. • Bu bölümde ovalar çevresinde ve plâtolarda küçükbaş hayvancılık yapılır. • Ülkemizde maden çeşitliliğin en fazla olduğu bölüm, Yukarı Fırat Bölümü’dür. Bu bölümde krom (Guleman, PoluElazığ), demir (HekimhanMalatya, DivriğiSivas), bakır (MadenElazığ), linyit (ElbistanK.Maraş), kayatuzu (Erzincan ve Tercan), kurşun ve çinko (KebanElazığ) ve kalay (Elazığ) madenleri çıkarılmaktadır. • Yukarı Fırat Doğu Anadolu Bölgesi’nde endüs trinin en fazla geliştiği bölümdür. Termik santral (Afşin, Elbistan, Kahraman Maraş), bakır işletmeleri (MadenEklazığ), şeker (Elazığ, Erzincan, Malatya), sigara (Malatya, Bitlis), pamuklu dokuma (ElazığMalatya) ve termik santral (Ergani,Diyarbakır) bölümde yer alan endüstri kuruluşlarıdır. Ayrıca Malatya’da un, yem, süt ve et kombinası, Elazığ’da çimento, ferrokrom ve plastik boru fabrikası vardır. • Fırat Nehri üzerinde Keban (Elazığ),Karakaya (Malatya) ve Murat Nehri üzerinde Hazar 12 (Elazığ) hidroelektrik santralleri yer alır. • Doğu Anadolu Bömlgesi’nde ticaretin en fazla geliştiği bölüm Yukarı Fırat’tır. Bölümde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait tarihî eserler yer alır. Ayrıca baraj gölleri ve Hazar Gölü çevresinde mesire yerleri bulunur. Munzur Irmağı havzasındaki Mercan Vadisi Millî Parkı da bu bölümdedir.</p>
<p>Erzurum Kars Bölümü Fizikî Özellikleri: • Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğusunda yer alır. Türkiye’nin en yüksek bölümüdür. Ortalama yükseltisi 2000m olan bölümün kuzeyinde Ardahan Platosu yer alır. Güneye doğru Allahuekber dağları ve ErzurumKars platosu sıralanmaktadır. • ErzurumKars Platosunun güneyindeki Aras Nehri bölümün sularını Hazar Denizi’ne boşaltır. Akarsuların debileriilkbahar ve yaz aylarında yükselir. • Bölümün en doğusunda Iğdır Ovası yer alır. Yükseltisi 800m civarında olan bu ova Aras Nehri tarafından sulanmaktadır. • Aras Nehri’nin güneyinde KarasuAras dağları ve Palandöken dağları bulunur. Daha güneyde ise Bingöl dağları yer alır. Van Gölü’nün kuzeyinde volkanik dağların en büyüğü olan Ağrı Dağı (5137m) bu bölümde yer alır. Türkiye’nin en yüksek dağıdır. Yükseltisi fazla olduğu için zirvesinde daimî karlar ve buzullar yer alır. • Bu bölümün kuzeyinde lav akıntısının gerisinde suların toplanmasıyla oluşan Çıldır Gölü bulunur. • ErzurumKars Bölümü’nde Iğdır yöresi hariç şiddetli karasal iklim hâkimdir. Kışlar çok soğuk, uzun ve kar yağışlıdır. Kar uzun süre yerde kalır. (56 ay), sıcaklık –400C’ye kadar düşer. • Iğdır Yöresi’nin yüksekliği az olduğu için sıcaklık değerleri daha yüksektir. Yıllı yağış miktarı Iğdır çevresinde 300mm iken,yükseklerde 600mm’ye kadar çıkmaktadır. • Bölümün doğal bitki örtüsü bozkırdır. Platolarda yaz yağışlarıyla gelişen uzun boylu çayırlar yetişir. Bölümde düşük sıcaklığa dayanıklı sarıçam ormanları da yer alır.</p>
<p>Beşerî ve Ekonomik Özellikleri: • Tarıma bağlı olarak nüfus daha çok ova çevrelerinde toplanmıştır. Bölümde kırsal nüfus fazladır. Toplu yerleşmelerde tek katlı meskenler yaygındır. Bölümün en önemli kentleri; Erzurum, Kars, Iğdır ve Ardahan’dır. • Bölüm yüksek ve engebeli olduğu için tarım alanları sınırlıdır. Tarım en fazla Iğdır Ovası’nda gelişmiştir. Iğdır’da yazların sıcak ve kurak geçmesi pamuk tarımının yayılmasına imkân sağlamıştır. İklimin etkisiyle arpa, buğday gibi tahıllar ve şeker pancarı tarımı da yapılır. • Bölümün en önemli ekonomik faaliyeti hayvancılıktır. Tarım alanlaının sınırlı olması kırsal kesimde halkı çayır ve meralarda büyükbaş havancılıkla uğraşmaya yöneltmiştir. Ayrıca yazın gelişip çiçek açan otlar arıcılığın gelişmesine neden olmuştur. • Bölümden çıkarılan madenler linyit (Erzurum), kayatuzu (KağızmanKars) ve oltu taşı (OltuElazığ)dır. • Endüstri faaliyetleri sınırlı olan bölümde daha çok tarımsal ve hayvansal ürünleri değerlendiren tesisler bulunur. Şeker (Erzurum), et kombinası, çimento, deri, süt ürünleri (ErzurumKars), dokuma (Erzurum, Iğdır) ve el sanatları (Kars) bölümünde yer alan başlıca endüstri kuruluşlarıdır. • Bölümde canlı hayvan ticareti yaygındır. Turizm sınırlı olup Palandöken ve Sarıkamış’ta kayak tesisleri vardır.</p>
<p>YUKARI MURATVAN BÖL a) Fizikî Özellikleri : • Bu bölüm bölgenin doğusunu oluşturur. Bölümün en yüksek yerlerini Van Gölü’nün kuzeyinde kuzeydoğugüneybatı doğrultusunda uzanan volkanikdağlar oluşturur. Bu dağlar; Nemrut, Süphan, Tendürek ve Ağrı Dağları’dır. Murat Nehri, sularını bu bölümden toplar. • Bölümün doğusunda Van Gölü Kapalı Havzası bulunur. Van Gölü Türkiye’nin en büyük gölüdür. Suları sodalıdır. Nemrut yanardağının vadi önünü kapatması sonucu olmuştur. Van Gölü’nün çevresinde Nemrut, Nazik, Bulanık ve Erçek gölleri bulunur. • Murat Irmağı boyunca uzanan çöküntü hendeği boyunca Muş, Bulanık, Malazgirt, Ağrı ve Eleşkirt ovaları yer alır. • Bölümde karasal iklim şartları etkilidir. Van Gölü çevresinde karasal iklimin etkisi, ılımanlaştırıcı etkisine bağlı olarak azalır. Yıllık ortalama yağış, alçak kesimlerde 400mm (Van 381mm), yükseklerde 600mm (Muş 871mm) civarındadır. • Bölümün doğal bitki örtüsü bozkırdır. Yüksek kesimlerde dağ çayırları yer alır. </p>
<p>Beşerî ve Ekonomik Özellikleri: • Bu bölümde kırsal nüfus çok fazladır. Ancak son yıllarda şehirlere göç artmıştır. Bölümün en büyük şehri Van’dır. Diğerleri Muş ve Ağrı’dır. TatvanVan arasında feribot seferleri yapılır. • Yukarı MuratVan Bölümü engebeli olduğundan tarım alanları sınırlıdır. Muş Ovası tarım yapılan en önemli alandır. Bölümde en fazla tahıl ürünleri, özellikle arpa yetiştirilir. • Küçükbaş hayvancılık en önemli ekonomik uğraştır. • Bölümde endüstri az gelişmiştir. Şeker (Muş, Ağrı, Erciş, Van), çimento, iplik, et kombinası (Van) bölümdeki önemli endüstri tesisleridir. Bölümde canlı hayvan ticareti yaygındır. • Bölümde Ağrı dağı, Van kedisi, tarihî ve doğal güzellikleri önemli turistik varlıklarıdır.</p>
<p>Hakkari Bölümü Fizikî Özellikleri: • Hakkâri Bölümü bölgenin güneydoğusunu oluturur. Türkiye’nin en dağlık ve engebeli bölümüdür. Bölümde Hakkâri ve Buzul (Cilo) dağı bulunur. Buzul Dağı’nın zirvesinde Uludoruk Tepesi 4135m’lik yükseltisi ile Türkiye’nin ikinci en büyük noktasıdır. Zirvesinde kalıcı kar ve buzullar yer alır. • Bu bölümün tek ovası Yüksekova’dır (2200m). • Önemli akarsuları Botan ve Zap Suyu’dur. • Yaz mevsimi genellikle sıcak ve kurak, kışlar çok soğuk ve kar yağışlıdır. Doğu Anadolu Bölgesi’nin en yağışlı bölümüdür. Yükseltisinden dolayı yağış miktarı artmıştır. Ortalama yağış 600800mm’dir. En fazla yağış kış ve ilkbaharda, en az yağış ise yaz mevsiminde düşer. b) Beşerî ve Ekonomik Özellikleri: • Hâkim bitki örtüsü bozkırlar ve dağ çayırları olmakla birlikte yağışın fazla olduğu yerlerde meşe ormanları görülür. • Türkiye’de nüfus yoğunluğunun en az olduğu bölümdür. Bunun nedeni; yerşekillerinin engebeli ve tarım alanlarının dar olmasıdır. Hakkâri ve Şırnak önemli yerleşim merkezleridir. Bölüm sürekli olarak dışarıya göç verir. • Bölümün en geniş tarım alanı Yüksekova’dır. Daha çok tahıl tarımı yapılır. Akarsu boylarında çeltik, sebze ve meyve yetiştirilir. • Yaygın olarak yapılan ekonomik uğraş hayvancılıktır. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın yanında arıcılık da oldukça gelişmiştir. • Bölüm yeraltı kaynakları bakımından oldukça fakirdir.<br />
Ekonomisi<br />
: Sanayi kuruluşları yetersiz olan Doğu Anadolu Bölgesi halkı geçimini, başta hayvancılık olmak üzere tarımdan sağlar. Bölgenin hayvancılığa çok elverişli olan ErzurumKars Bölümü’nde yüksek nitelikli sığırlar yetiştirilir. Çok sayıda küçükbaş hayvan besleyen göçer aşiretler yazın sürülerini bölgenin öteki kesimlerindeki yüksek yaylalarda otlatır.</p>
<p>Bitkisel üretime elverişli alanlar, bölge yüzölçümünün ancak %10’unu kaplar. Bu alanın büyük bölümünde tahıl ekimi yapılır. Tahıldan başka baklagiller, şeker pancarı, meyve, sebze, pamuk ve az miktarda da tütün yetiştirilir. Pamuk yetiştirilen kuytu Iğdır, Malatya ve Elazığ ovalarını yanı sıra Erzincan Ovası ile Van Gölü çevresinde meyve bahçeleri çok yer tutar.</p>
<p>Yalnızca büyük kentler çevresinde kurulan sanayilerin başlıcaları pamuklu dokuma, iplik, şeker, süttozu, un, peynir, yem, sigara ve çimento fabrikaları ile et kombinalarıdır.</p>
<p>Yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengin sayılan Doğu Anadolu Bölgesi’nde Afşin ve Elbistan’da linyit, Hekimhan ve Divriği yörelerinde bakır, Guleman yöresinde krom, Maden yöresinde bakır, Keban ve Baskil yöresinde de gümüşlü kurşun yatakları vardır. Keban ve Karakaya hidroelektrik, AfşinElbistan termik santralları bölgenin başlıca enerji üretim kuruluşlarıdır.</p>
<p>Tarımsal alanları kısıtlı, sanayi işyerleri yetersiz olan bölge halkının artan nüfusu içinde işsiz kalan kesimi, ülkenin ekonomikolanakları daha gelişmiş olan yörelerine göç etmek zorunda kalmaktadır.</p>
<p>Bölgenin Türkiye Ekonomisindeki Yeri: Doğu Anadolu yurdun en geniş ama en tenha ve en geri kalmış bölgesidir. Bu bölgenin yurt ekonomisine en büyük katkısı canlı hayvan ve hayvan ürünleri ihracatı alanındadır. Yurdumuzdaki küçükbaş hayvanların %21’si, sığırların %25’i bu bölgede yetiştirilir.</p>
<p>Toprak ürünleri bakımından yurt ekonomisine katkısı azdır. Madencilik alanında yurt ekonomisine katkısı önemlidir: Tüm yurtta çıkarılan bakırın %50’si, kromun %70’i, demirin %75’i, mabünganezin %35’i, baritin %75’i, çinko ve kayatuzunun önemli bir kısmı bu bölgeden elde edilir. Bölgenin maden yatakları zengindir.</p>
<p>Bölgenin elektrik enerjisi üretimindeki payı büyüktür. Sadece Keban santrali tüm Türkiye üretiminin %25’ini gerçekleştirmektedir. Yapımı devam eden yeni hidroelektrik santralleri bittiğinde, bölge bu yönüyle çok daha büyük bir önem kazanacaktır. Türkiye’de hidroelektrik üretimine elverişli akarsu potansiyelinin üçte biri bu bölgede bulunmaktadır.<br />
Turizm<br />
Doğu Anadolu Bölgesi’nin turizm kaynaklarını tarihî eserler ve doğal güzellikler oluşturur. Ulaşım yetersizliği, iklimin elverişsizliği turizmin gelişmesini engellemiştir. Doğu Anadolu Bölgesi’nde turitlerin en çok ilgisini çeken yerler, İshak Paşa Sarayı’nın bulunduğu Doğu Beyazıt, Ağrı Dağı, Kommagene Krallığı dönemine ait kalıntıların bulunduğu Nemrut Dağı, Muradiye ve Gürlevik Çağlayanı ile Van Gölü’ndeki Akdamar Adası’dır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/dogu-anadolu-bolgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ege Bölgesi</title>
		<link>http://www.nkfu.com/ege-bolgesi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/ege-bolgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2009 21:29:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[ege bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[ege bölgesi bitki örtüsü]]></category>
		<category><![CDATA[ege bölgesi coğrafi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[ege bölgesi hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[ege bölgesi illeri]]></category>
		<category><![CDATA[ege bölgesi tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ege bölgesi ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[ege bölgesi yer şekilleri]]></category>
		<category><![CDATA[ege bölgesi yeraltı kaynakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=328</guid>
		<description><![CDATA[8 5.000km2 dolayındaki yüzölçümüyle Türkiye topraklarının yaklaşık %11’ini kaplayan, kuzeyde Marmara Bölgesi’ne, doğuda İç Anadolu Bölgesi’ne, güneydoğuda Akdeniz Bölgesi’ne komşu olan bölgemiz batıda da Ege Denizi’yle çevrilidir (adını komşu olduğu denizden alır). Marmara Bölgesi’yle olan sınırı batıda Baba Burnu’ndan başlayarak Edremit Körfezi’nin kuzeyinde yükselen Kaz Dağı’na uzanır. İç Anadolu Bölgesi’yle olan sınırı ise İnönü’nün güneybatısından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>8 5.000km2 dolayındaki yüzölçümüyle Türkiye topraklarının yaklaşık %11’ini kaplayan, kuzeyde Marmara Bölgesi’ne, doğuda İç Anadolu Bölgesi’ne, güneydoğuda Akdeniz Bölgesi’ne komşu olan bölgemiz batıda da Ege Denizi’yle çevrilidir (adını komşu olduğu denizden alır). Marmara Bölgesi’yle olan sınırı batıda Baba Burnu’ndan başlayarak Edremit Körfezi’nin kuzeyinde yükselen Kaz Dağı’na uzanır. İç Anadolu Bölgesi’yle olan sınırı ise İnönü’nün güneybatısından başlayıp Sultan Dağları’nın kuzey ucuna ulaşır. O noktadan başlayarak Ege Bölgesi Akdeniz Bölgesi’ne komşu olur ve bu bölgeyle olan sınır ise Köyceğiz Gölü’nün batısına kadar uzanır. </p>
<p>Ege Bölgesi asıl Ege ve İçbatı Anadolu olmak üzere iki bölüme ayrılır. Ege Bölümü’ndeki illerimiz; İzmir, Manisa, Aydın, Denizli, Muğla İç batı Anadolu’daki iller; Uşak, Kütahya, Afyonkarahisar’dur.<br />
Nüfus<br />
Ege Bölgesi sık nüfuslanmışır. 1990 sayımına göre bölge nüfusu 8.2 milyondur. Nüfus yoğunluğu bakımından Marmara Bölgesi’den sonra ikinci sırada yer alır. Bölge nüfusunun yarısından çoğu kentlerde yaşamaktadır. </p>
<p>Bölge nüfusunun önemli bir bölümü, kıyı kesimi ile çöküntü ovalarında toplanmıştır. Kıyı kesiminde de nüfus dağılışı bakımından yöreler arasında önemli farklılıklar görülür. Ovalarda nüfus yoğun, ovaları ayıran dağlık kesimlerde nüfus seyrektir. Güneydeki Menteşe yöresi Türkiye’nin en az nüfuslanmış yerlerindendir. İçbatı Anadolu ise genel olarak az nüfuslanmıştır.<br />
Yüzey Şekilleri<br />
Ege Bölümü’nde başlıca dağ sıraları ve bunları birbirinden ayıran vadi olukları, doğu-batı doğrultulu çukurluklar oluşturur. Bu çukurluklar, aralarında kalan doğu-batı doğrultulu yüksek kütlelere dağ sıraları görünümü kazandırır. Çukurlukların batı uçları yakın bir dönemde deniz basmasıyla koy ya da körfez biçimini almış ama daha sonra kısmen ya da tamamen alüvyonlarla dolmuştur ve parçalı bir yapı gösterir. Yer yer 2000m’yi geçen dağ kütleleri görülür. Bunlar İçbatı Anadolu’nun 1000m’yi geçebilen düzlüklerinden daha alçak olan Ege Bölümü’ndeki ovalar üzerinde heybetli bir görünüm kazanır. Ege Bölgesi’nde yerin temelini jeologlaron Menderes Masifi adını verdikleri Saruhan-Menteşe eski kütlesi oluşturur. Paleozoyik zaman ortalarında kıvrılmalara uğramış daha sonra aşınarak düzleşmiş olan bu eski temel, Tersiyer Dönem içinde yeniden yer hareketlerine uğrayınca, bir daha kıvrılamayıp kırılmıştır. Belli kırık çizgileri boyunca bazı parçaların çökmesiyle sözü edilen oluk biçimli çukurlar (graben) ortaya çıkmış, bunların arasında da sert ve kristalli kayaçlardan oluşan eski dağ kütleleri (horst) yükselmiştir. Bu eski kütle yeniden kıvrılmamakla birlikte, çevresinde biriken deniz dibi tortulları kıvrılırken onlara kalıp olmuştur.</p>
<p>Doğu-batı doğrultulu çukur alanlarla bunları ayıran aynı doğrultulu yüksek alanlar kuzeyden güneye doğru şöyle sıralanır: Edremit Körfezi ve Edremit Ova’sı çukur alanı, Bakırçay Ovası’ndan Madra Dağı (1.334m) ve Kozak Kütlesi’yle (1.051m) ayrılır. Bakırçay Ova’sı ile Gediz Ovası arasında Yunt Dağı (1.075m) yer alır; Gediz Ovası’na kuzeyden Akhisar, güneyden de Nif (Kemalpaşa) Ovaları birer körfez gibi katılır. Gediz Ova’sı ile daha güneydeki Küçük Menderes Ova’sı arasına Bozdağlar (2.159m) girer. Bu kütle doğu kesiminde güneydeki Aydın Dağları’yla birleşir, batı kesiminde ise Nif Dağı’na (1.506m) ve kuzeydek Spil Dağı’na (1.513m) bağlanır. Daha güneyde Küçük Menderes ve Büyük Menderes Ovaları arasında Aydın Dağları (1.819m) uzanır. Bu dağlar batıya doğru bükülüp incelenerek Samsun (Dilek) Dağı (1.237m) üzerinden komşu Sisam (Samos) Adasına geçer. Geniş bir alanı kaplayan Büyük Menderes Ova’sı Menteşe yöresi içine Çine ve Bozdoğan Ovalarıyla sokulur.En güzeydeki çukur alanı, Bodrum ve Datça yarımadaları arasında yer alan Gökova Körfezi’dir. </p>
<p>Batı Anadolu’da yer alan ovalar, genellikle dördüncü jeolojik zamanda meydana gelen epirojenik hareketlerle oluşmuştur. Bu hareketler sonucunda bazı alanlar yükselmiş (horst) ve bugünkü dağlık alanları meydana getirmiş, bazı alanlar ise çökmüş (graben) ve çöküntü alanları oluşmuştur. Bu çöküntü alanlarının akarsular tarafında alüvyonlarla doldurulması sonucunda da günümüzdeki ovalar oluşmuştur. Bölgemizdeki en önemli ovalar ise Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes, Balıkesir ve Akhisar ovalarıdır. Ege Bölgesi’nin güneydoğusunda yer alan ovalar ise çökme olaylarının yanında karstik olayların da etkisi ile oluşmuştur. Denizli, Tavas, Çivril gibi ovaların oluşumunda karstik olaylar oldukça etkilidir. </p>
<p>Meriç deltası, hızlı ilerleyen taşkın alanlarına sahip bir ovadır. Meriç Irmağının taşıdığı alüvyonlarla oluşmuştur. Bakırçay Deltası, aynı adı taşıyan akarsuyun, Çandarlı Körfezi’ni doldurması ile oluşmuştur. Yer yer tuzlu bataklıklar bulunan ovada, eski uygarlıkların kalıntıları da yer alır. Küçük ve Büyük Menderes Deltaları da birer çöküntü alanının(graben) ucunda oluşan birikinti ovalarıdır. Büyük ve Küçük Menderes Irmakları, Ege Denizi’nin seviye değişikliklerine de bağlı olarak tarihi dönemlerde hızla denizi doldurmuştur. Öyle ki, İlkçağ’da bir liman kenti olan Milet, Büyük Menderes’in denizi doldurması ile bu gün kıyıdan bir hayli ileride kalmıştır. </p>
<p>Bölgenin İçbatı Anadolu Bölümü’nde dağ sıraları yerine aralıklı da dizileri görülür. Bu dağlar, güneydoğu-kuzeybatı doğrultusunda birkaç dizi oluştur. Bu dizilerden en doğuda yer alan Emir Dağları (2.307m), Türkmen (1.826m), Domaniç (1.845m) Dağları bölge sınırları dışındaki Uludağ’a kadar uzanır. Bu dağlar dizisi batıda aynı doğrultudaki Afyon-Karahisar-Kütahya-Orhaneli üzerinden geçen bir çukur alanla izlenir. Bu çukur alanın batısında Kumalar (2.247m), Ahır(1.915m), Murat (2.309m), Şaphane (2.120m), Akdağ (2.089m), Eğrigöz (1.931m) dağları yer alır. Bu dizinin daha batısına gidildikçe geniş bir plato uzanır. Gediz Ovası’na dik yamaçlarla inen ve yüksekliği kuzeydoğuda 1.000m’yi aşan bu platoya Gördes-Uşak Plato’su adı verilir. Platonun güney kenarındaki Kula kenti çevresinde sönmüş volkan konileri ve yeni lav akıntıları görülür. </p>
<p>Ege Denizi’ne dökülen akarsularımız; Batı Anadolu akarsuları, geniş çöküntü hendeklerine yerleşmiştir. Bu çöküntü alanları boyunca batıya doğru akarak Ege Denizi’ne dökülürler. Denize ulaştıkları alandaki koy ve körfezlerde geniş delta ovaları oluşturmuşlardır. Bu akarsular bölgemiz ve ülkemiz tarımı için oldukça büyük değer taşır. Bunların başlıcalrı Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes’tir.<br />
İklim<br />
Ege Bölgesi genellikle yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı olan Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Bu genel durum daha çok Ege Bölümü için geçerlidir. İçbatı Anadolu’da ise denizden uzaklık ve yükselti nedenleriyle iklim koşullarında değişiklik görülür. Kuzey kesimlerinde sık sık soğuk baskınları görülür. Yıllık ortalama sıcaklıkta coğrafi enlemin etkisiyle güneyden kuzeye ve yüksekliğin etkisiyle batıdan doğuya doğru azalma görülür. En soğuk ay genellikle ocak, en sıcak ay ise temmuz ayı olarak tespit edilmiştir. </p>
<p>Ege Denizi kıyıları boyunca tam bir Akdeniz yağış rejimi görülür. Yazlar kurak geçer; yağışlar kış aylarında toplanmıştır. Aşağı yukarı bütün meteoroloji istasyonları da yıllık ortalama yağış tutarı 500 mm’nin üstünde, genellikle de 1000 mm’nin altında olarak saptamışlardır.<br />
Bitki örtüsü<br />
Ege Bölgesi’nde kıyıdan itibaren 600-800 m yüksekliklere kadar maki toplulukları ile akrışık olarak kızılçam ormanları görülür. Makilerin cılızlaştığı ve toprak örtüsünün inceldiği alanlarda, çoğunlukla dikenli çalılardan oluşan ve “garik” adı verilen bir bitki topluluğu görülür ve genellikle İzmir civarı ile Karaburun yarımadası ve Bodrum civarında yaygındır. Orman alanları Ege Bölümü’nün alçak kesimlerinde makiliklerin, İçbatı Anadolu’da ise step görünüşlü alanları üstünde yer alır. Ormanların alt basamaklarında çeşitli meşelere rastlanır;iğne yapraklı ormanlar arasında en yaygın tür kızılçam ve karaçamdır. Ayrıca Kozak Dağı’nda fıstık çamı yaygındır. Türkiye’nin en önemli çamfıstığı üretim alanıdır. Bütün kıyı kesimlerde zeytinliklere rastlanır. Kuzeyden gelen soğuk hava etkilerinden korunan turunçgiller bölgenin güneyine sığınmıştır. Ayrıca kekik, adaçayı, lavanta çiçeği gibi kokulu bitkiler ve Akdeniz iklimine uyan kaktüsler, frank inciri gibi bitkilerde yaygındır. Maki türleri arasında çeşitli meşe türleri (pırnal meşesi, palamut meşesi) kocayamiş, mersin ağacı, defne, yabani zeytinlere rastlanır. ŞehirlerBölgenin en kalabalık nüfuslı kenti İzmir; İstanbul ve Ankara’dan sonra Türkiye’nin üçüncü büyük yerleşme merkezidir. Karalar içine derin biçimde sokulan ve aynı adı taşıyan bir körfezin bitim yerinde kurulmuş olan İzmir, coğrafi konumu sayesinde Batı Anadolu’da çok geniş bir alanın ticaret limanı (İzmir’e gelen mallar, gemilere yüklenmeden önce kentte işlenir) ve ülkemizin İstanbul ‘dan sonra ikinci büyük ticaret merkezi haline gelmiştir. Kent İzmir Körfezi bitiminde bir ayçe (hilal) biçiminde yayılır; kuzeyde Bostanlı’dan başlayan bu ayçe, 27 km’yi aşkın bir eğri oluşturarak, körfezin güneyinde Üçkuyular’da sona erer; daha sonra, Balçova, İnciraltı gibi yerleşmelerde batıya doğru uzanır. </p>
<p>Eskiçağ’da İonia’dan gelen göçmenlerin Bayraklı ve Bornova arasında, o zamanlar deniz kıyısında bulunan bir tepe üstünde kurdukları sanılan kent (Smyrna) Pagoa Dağı (Kadife Kale) eteğinde ikinci kez kurulmuş, Roma ve Bizans egemenliklerinden sonra 1424’te Osmanlı topraklarına katılmış, 1919’da Yunanlılar tarafından işgal edilmiş, 1922’de de kurtarılmıştır. Bölgenin ikinci büyük kenti Denizli’nin topraklarının büyük bir bölümü, Pamukkale havzasında ve çevresindeki tepelik, dağlık alanda yer alır. Selefkilerden Antiokhos 2’nin karısının adı (Laokide) adı verilerek kurulan kent, Selefkiler ve Bizanslılardan sonra da günümüzdeki yerine taşınmış, yeni kurulduğu yerde bulunan Doğuzlu Köyü’nün adı zamanla Denizli’ye çevrilmiştir. Bölgenin üçüncü, İçbatı Anadolu Bölümü’ünde başlıca kenti olan Kütahya, Eskiçağ’da, geniş bir ovanın kenarında yükselen Yellice Dağı eteklerinde, Hisar Tepesi adı verilen yerde kurulmuş, Ortaçağ’da Bizans döneminde Kotyaion adıyla oldukça gelişmiştir. Günümüzde hisar kalıntılarının bulunduğu tepenin eteklerinden kuzeydeki ovaya doğru yayılan kentin etkinlik merkezi, Hisar tepesi önünde yer alır. Önemli sanayi ve havacılık merkezidir. Bölgenin dördüncü büyük kenti Manisa, Eskiçağ’da aynı adı taşıyan dağın (Magnesia) kuzey eteklerinde kurulmuş, Roma döneminde gelişmiş, Bizanslılardan 14.yy başlarında Saruhanoğulları’na kısa bir süre sonra da Osmanlılara geçmiş, bir süre şehzadelerin valilik yaptıkları bir merkez olmuş ve önemli anıtlarla süslenmiştir.<br />
Ekonomi<br />
TARIM: Ege Bölgesi’nde nüfusun çoğunluğu iklim toprak koşulları ve ulaşım kolaylıklarının da elverişliliğiyle geçimini tarımdan sağlar. Ege bölümünde Akdeniz iklimine uygun bazı bitkiler (zeytin,üzüm, vb.) ağır basar. Ege bölümünden, İçbatı Anadolu bölümüne geçildikçe, tarımın niteliği değişir; tahıl ekimi artar ve hayvancılık geçimde daha önemli yer tutar. Tahıl ekiminde buğday başta gelir, onu arpa ve mısır izler. Buğday özellikle Afyon ve Denizli’de üretilir bu illeri İzmir, Aydın ve Muğla izler. Arpa ise Afyon ve Manisa illerinde, mısırın da başlıca ekim alanı Manisa’dır. Pirinç ekimine ovalarda az miktarda yer verilir. Bölgede yaş ve kuru sebze üretimine de önem verilir. İklim koşulları uygun olduğu için, turfanda sebze (domates, fasulye vb.) yetiştirilerek öbür bölgelere yollanır. Soğan ve patates ekimi yaygındır; baklagillerden en çok nohut ekilir. Kavun ve karpuz üretimi de yaygın biçimde yapılmaktadır. </p>
<p>Bölgede yatiştirilen sanayi bitkileri arasında tütün, pamuk, susam, keten ve şekerpancarı baş sıralarda yer alır. Edrmit Körfezi kıyıları yağ zeytini üretimi kesir ağaç sayısı bakımından başta gelir bakımından önemlidir. Üzüm bağlarına da bölgenin her yerinde rastlanır. Üzüm ayrıca şarap ve pekmez yapımında da kullanılır. Kuru üzüm İzmir yöresinde, kış soğuna dayanamayan incir ise kıyı kesimlerde yetişir. Ülkemizdeki incir ağaçlarının yaklaşık olarak %81’i Ege Bölgesi’ndedir. Turunçgiller bölgenin özellikle güney kesiminde yetişir; Bodrum’da mandalina; Aydın ve Nazilli arasında portakal yetişir. </p>
<p>HAYVANCILIK: Ege bölgesinde hayvancılık çok gelişmemiştir. Üstelik yakın dönemde otlakların daralması nedeniyle, hayvan sayısında azalma gözlenmektedir. Kıyı kesimde daha çok kıl keçisi, tiftik keçisi ve koyun, iç kesimlerde sığır ve manda besiciliği yaygındır. Balıkçılık ise eski önemini kaybetmiştir özellikle İzmir Körfezi’nin sularını pis olmasından dolayı. Yine eski önemini yitirmiş olmakla birlikte Bodrum kıyılarında sünger avcılığı yapılmaktadır. </p>
<p>YERALTI KAYNAKLARI: Ege Bölge’si yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir; ama madenlerin birçoğu İlkçağ’dan beri işletildiğinden, tükenmiştir. Bölgede yaygın olan linyit yatakları, Kütahya ve Soma yörelerinde toplanmıştır. Kütahya yöresindeki linyitlerin işletilmesi Kütahya-Balıkesir demiryolunun yapılmasıyla kolaylaşmıştır. İşletilen yataklardan biri Değirmisaz havzasıdır; Tunçbilek bölgesindeki yataklarsa daha önemlidir. Soma’dan da oldukça iyi nitelikli linyit kömürü çıkarılmaktadır. Demire katılarak çelik elde etmeye yarayan krom, Kütahya ve Balıkesir arasındaki yataklardan Çardı’da çıkarılırken, günümüzde bu ocak tükendiği için bırakılmış, onun yerine Dağardı ve Dursunbey dolaylarındaki ocaklar işletilmeye açılmıştır. Bölgedeki çok sayıda demir yatağının başlıcaları Edremit yöresinde, Ayvalık’ın güneyinde ve Simav çevresinde yer alır; Selçuk, Uşak ve Tire’de zımpara yatakları işletilir. Ayrıca çeşitli mermer, civa, bor, manganez yatakları vardır. Türkiye’nin en önemli maden suyu Afyon dolaylarında Kızılay tarafından işletilmekte İzmir’in Çamaltı tuzlalarından da Türkiye’nin toplam tuz ürünün 3/5’ü elde edilmektedir. SANAYİ ETKİNLİKLERİ: Ege bölgesi Türkiye’de Marmara Bölgesi’nden sonra ikinci sırada yer alır. Özellikle İzmir’de toplanmış olan başlıca sanayi kolları arasında dokumacılık, makine ve madeni eşya yapımı, besin sanayisi (un, makarna, konserve fabrikaları), tütün işletmeciliği sayılabilir. Pamuklu, dokumacılık, İzmir’in yanı sıra Aydın, Nazilli, Denizli, ve Uşak’ta gelişmiştir. Yağ sanayisi tesisleri özellikle Edremit-Ayvalık yöresinde, şeker fabrikaları Uşak, Kütahya ve Afyon’da yer alır. Uşak, Kula, Gördes ve Simav’da halıcılık gelişmiştir.</p>
<p>ULAŞIM: Ege Bölgesi ulaşım bakımından Türkiye’nin işlek bölgelerindendir. Doğu-batı doğrultulu vadi olukları, karayollarının iç kesimlere kadar ulaşmasına olanak verir. Bölge çeşitli demiryolu hatlarıyla öbür bölgelere bağlanır. (Ülkemizde ilk demiryolu hattı olan İzmir-Aydın hattı, 1856’da Ege Bölgesi’nde hizmete girmiştir). Karayolları ve demiryolları, İçbatı Anadolu’da Afyon ve Kütahya’da düğümlenir. Denizyolları açısından İzmir limanı (ticaret etkinlikleri bu limanda toplanmıştır) dışında önemli liman yoktur. Turizm bakımındansa Bodrum, Kuşadası, Güllük, Datça ve Marmaris limanları önemlidir. İzmir düzenli hava seferleriyle de İstanbul ve Ankara’yla bağlantı kurmaktadır.<br />
Tarihi eserler ve turistik bilgiler<br />
Ege Bölgesi’nin turizm bakımından zengin bir doğal ve kültürel yapısı vardır. Dağların kıyıya dik olarak uzanması, son derece girintili çıkıntılı bir kıyı şeridi yaratmıştır ( Ege denizi kıyılarının toplam uzunluğu 593km’dir) ve doğal kumsalların denize girmeye son derece elverişli olmalarının yanı sıra, yüksek kıyılarda da çekici görünümleriyle ilgi toplarlar. Ayrıca yöredeki bük (Akbük, Gökçeler bükü, Değirmen bükü, Palamut bükü, Kargıbük, vb.), özellikle son yıllarda iyice yaygınlaşan yat turizminde, yatlara doğal liman işlevi gören; “Mavi Yolculuk” adıyla yaygınlaşan ve kıyının Kuşadası’ndan Antalya’ya kadar olan koylarını dolaşan yat turizmi, bölgeye önemli miktarda yerli ve yabancı turist çekmektedir; ülkemizin başlıca üç yat limanı (Kuşadası, Çeşme ve Bodrum yat limanları) da bu kıyılardadır. </p>
<p>Ege Bölgesi’nde egemen olan Akdeniz ikliminin yumuşak niteliği de, turizme son derece elverişlidir: Kışların geç geçmesi, yazın güneşlenme olanakları, deniz suyu sıcaklıklarının uygunluğu çok sayıda turist çeker. Ege Denizi’nde deniz suyu sıcaklıkları, kuzeyden güneye doğru artar ve denize girme süresi de bu doğrultuda uzar: Kıyılarda kuzeyden İzmir’e kadar yılda beş ay olan denize girme süresi, Kuşadası’ndan sonra artmaya başlar ve Bodrum’da sekiz ayı bulur.</p>
<p>Ege Bölgesi’nde yer alan kaplıca ve içmecelerde sağlık turizmi açısından da ilgi görmektedir: Denizli’de Karahayıt ve Pamukkale kaplıcaları; İzmir’de Balçova, Dikili, Davutlar, Çeşme ve Şifne kaplıcaları; Seferhisar’ın güneyinde Doğanbey kaplıcası; Kütahya’da Simav-Gediz, Yoncalı, Harlek ve Murat Dağı kaplıcaları ve içmeceleri ile Eynal kaplıcalarıdır., Manisa’da Kurşunlu kaplıcası ve Sart kaplıcası; Afyon Sandıklı’da Sandıklı, Gazlıgöl ve Hüdayi kaplıcaları ve içmeceleri yer alır; İzmir’de Urla içmeceleri. Özellikle Pamukkale sıcaksu kaynakları, çok eski dönemlerden bu yana bilinmekte ve ilgi çekmektedir. Pamukkale’nin özelliklerinden biri de travertenleridir: Sıcak maden suları, aşağı döküldükleri dağın yamaçlarını beyaz traverten taraçaları haline getirmiştir (yöreye Pamukkale adı, suyun kapsadığı kalsiyum karbonat nedeniyle oluşan beyazlıktan ötürü verilmiştir). Travertenleri sayesinde çok sayıda turisti çeker.</p>
<p>Bölgede doğal ve tarihsel güzellikleri korumak amacıyla iki Ulusal park düzenlenmiştir. Bunlardan Dilek Yarımadası Ulusal Parkı, Aydın ilinin Kuşadası ve Söke ilçeleri sınırları içinde yer alır ve Akdeniz bitki örtüsünün en güzel örneklerini kapsar. Ayrıca İonialılar’dan kalma kalıntılar, arkeoloji açısından önemlidir. Manisa ilinin yamaçlarına yasladığı Spildağı üstündeki Spildağı Ulusal Parkı’ysa, 1500m’yi bulan yükseltisiyse yazın Manisa’nın sıcağından kaçanlara barınak oluşturur (Osmanlılar döneminde bir devre adını veren Manisa lalesi, burada doğal olarak yetişir). Ayrıca bu ulusal park da, Eskiçağ kalıntılarını kapsar. Bölgenin çeşitli illerinde düzenlenmiş Ormaniçi Dinlenme Yeri de, yerli ve yabancı turistlere çeşitli hizmetler sunar.</p>
<p>Ege Bölgesi, arkeoloji ve tarih özellikleriyle de bol bol turist çeker.: İzmir’de Efes ve Bergama; Denizli’de Pamukkale (Hierapolis); Aydın’da Priene, Miletos, Didim, Afrodisias, Datça’da Knidos: Bodrum’da Halikarnassos; Manisa’da Sart yıkıntıları. Dünyanın yedi harikasından ikisi Ege Bölgesi’ndedir (Efes Artemis tapınağı ve Halikarnassos Mausoleion’u). Ayrıca, Selçuk’ta Meryem Ana’nın Evi ve Sen Jan Kilisesi, Didim’de Apollon tapınağı, çok sayıda yabancı turist çekmektedir. Günümüzde Ege Denizi kıyısındaki Akçay, Ören, Ayvalık, Foça, Çeşme, Kuşadası, Didim, Güllük, Bodrum, Datça, Marmaris gibi yerleşim merkezlerimiz, yaz mevsiminde gerçek birer turizm odağı haline gelmiştir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/ege-bolgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akdeniz Bölgesi</title>
		<link>http://www.nkfu.com/akdeniz-bolgesi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/akdeniz-bolgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2009 22:48:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz bölgesi iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz bölgesi özellikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[Akdeniz Bölgesi Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinden biridir. Anadolu’nun güneyinde Akdeniz kıyısı boyunca uzanır; genişliği 120-180 km arasında değişir. Batı ve kuzey batısında Ege Bölgesi, kuzeyinde İç Anadolu Bölgesi, doğusunda Güney Doğu Anadolu Bölgesi Güneyinde ise Akdeniz bulunur. Güney doğudan Suriye ile komşudur. Yüzölçümü 110000 km2 dolayındadır; Türkiye toplam alanının yaklaşık %14’nü kaplar. Kıyı uzunluğu doğuda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Akdeniz Bölgesi Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinden biridir. Anadolu’nun güneyinde Akdeniz kıyısı boyunca uzanır; genişliği 120-180 km arasında değişir. Batı ve kuzey batısında Ege Bölgesi, kuzeyinde İç Anadolu Bölgesi, doğusunda Güney Doğu Anadolu Bölgesi Güneyinde ise Akdeniz bulunur. Güney doğudan Suriye ile komşudur. Yüzölçümü 110000 km2 dolayındadır; Türkiye toplam alanının yaklaşık %14’nü kaplar. Kıyı uzunluğu doğuda Suriye sınırından batıda Dalaman Çayına kadar 1542 Km’dir. Bölgenin batı sınırı daha batıdaki Karaağaç koyuna kadar uzanır.</p>
<p>1990 nüfus sayımı sonuçlarına göre Akdeniz bölgesinde 8 milyona aşkın insan yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu km2’de 74 kişidir; bu da km2’de 73 olan Türkiye ortalamasına çok yakındır. Bölge nüfusunun %54’e yakın kısmı il ve ilçe merkezlerinde, % 46 kadarı ise bucak merkezi ve köylerde yaşar. </p>
<p>Türkiye’nin başka bölgelerinde olduğu gibi Akdeniz Bölgesi’nde de bölge sınırları ile yönetim birimleri olan illerin sınırların tümüyle çakışmaz. Adana, Antalya, Burdur, Hatay, Isparta, İçel illerinin tümü ile Kahramanmaraş’ın Afşin ve Elbistan ilçeleri dışında kalan bütün ilçeleri, Kayseri&#8217;nin Develi ve Yahyalı ilçelerinin bazı bölümleri, Konya’nın halk pınar, Taşkent , Hadım , Ahırlı , Yalıhöyük , Seydişehir, Derebıçak, Höyük ve Beyşehir ilçeleri, Karaman’ın Başyayla, Sarıveliler ve Ermenek ilçeleri ile merkez ilçe ve Ayrancı ilçelerinin bazı bölümleri, Afyonkarahisar’ın Başmakçı, Dinar ve Dazkırı ilçeleri, Denizli’nin Çardak, Serinhisar, Acıpayam, Çemeli ilçeleri ile Bozkurt, Tavas ve Beyağaç ilçelerinin bir bölümü, Muğla’nın Dalaman, Ortaca, Köyceğiz ve Fethiye ilçeleriyle Gaziantep’in Nurdağı, Kilis ve İslahiye ilçeleri bu bölgeye girer. Bölge , doğudaki Adana ve batıdaki Antalya bölümlerinden oluşur.<br />
Yüzey Şekilleri<br />
Akdeniz bölgesinin dağlık ve oldukça engebeli bir yapısı vardır. Bölgenin yeryüzü şekillerinin ana çizgilerini Toros’lar belirler. Antalya Kör.’nin iki yanında yer alan B. Toroslar, K.’de Göller yöresinde birbirine yaklaşıp sıkışır. Teke Yarımadası’nın batısında beliren batı Toroslar Taşeli Platosu’na kadar uzanır. Genellikle kalker ve ofiyolitli kayalarından oluşan bu dağlar kırıklı ve kıvrımlı bir yapı gösterir. Batı Torosların en yükse noktası Bey Dağlarındaki 3096 m’lik Kızlar Sivrisi tepesidir. Göller Yöresi’nin kalker oluşumu, Sarp dağlarının ortalama yüksekliği 2000-2005 m arasındadır; Yüksek kütleler arasında Avlan, Gördes, Söğüt gibi karstik kökenli çanak biçimli çukur alanlar vardır.</p>
<p>Bu kesim aynı zamanda düden, obrük, mağara , yer altı dereleri ponor (suyutan) ve voklüz kaynakları gibi karstik şekiller bakımından da zengindir. Türkiye’nin, Beyşehir ve Eğridir gibi büyük tatlı su gölleri buradadır. Batı Toroslar, dik eğimli yamaçlarından inen bol sulu akarsular tarafından parçalanmış ve genellikle boylamasına uzanan derin vadiler ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Orta Toroslar, güney batıdaki Taşeli platosu ile kuzey doğudaki uzun yayla arasında uzanır. Bu kesimdeki başlıca yüksek kütleler batıdan doğuya doğru Bolkar dağları, Aydos Dağları, Aladağlar , Tahtalı Dağlar ve Binboğa dağlarıdır. Orta Torosların en yüksek noktası Aladağlar’da 3756 m’ye yetişen Demirkazık Tepesidir. Orta Toroslar Uzun Yayla’da 1500m yüksekliğindeki bir platoya dönüşür. Orta Toroslar kuzey-güney doğrultusunda akan bol sulu akarsular tarafından parçalanmıştır. Göksu, Lamaz (Limonlu) çayı , Tarsus çayı bunların başlıcalarıdır. Bu akarsular kalker oluşumlu dağlar arasında, derinliği 1000m’yi bulan vadiler açar ve yörenin yüzey şekillerinin sert bir görünüm almasına neden olur.</p>
<p>Amanos Dağları, Toroslar dağ sisteminin en güneyindeki bölümünü oluşturur ve İskenderun Körfezinin doğusunda dik bir duvar gibi yükselir. Lübnan topraklarından doğarak kuzeye doğru akan ve Antakya yakınlarında dik bir açıyla batıya dönen Asi ırmağı , Amik ovasının Güneybatı ucunda , geniş tabanlı bir vadiden geçer ve Samandağı yakınlarında Akdenize dökülür. Çukurova , doğuda Amanos Dağları, batıda ise orta Toroslarla sınılanır.</p>
<p>Bu geniş düzlük batıda Seyhan doğuda Ceyhan ırmaklarının taşıdığı alüvyonlarla oluşmuş büyük bir delta ovasıdır. Çukurova’nın kuzey kesimleri bu iki ırmağın kolları ile yeryer parçlanmış bir plato görünümündedir; buna karşılık güneyde tekdüze bir hal alır.</p>
<p>Bölgedeki en önemli akarsular doğudan batıya doğru sırasıyla Asi, Ceyhan ve Seyhan ırmakları ile Göksu, Köprü Suyu, Aksu, Eşem ve Dalaman çaylarıdır. Başlıca doğal göller Beyşehir, Eğridir, Burdur ve Suğla gölleridir. Kıyılarda ise irili ufaklı birçok lagün vardır. En önemli yapay göller ise Seyhan ve Aslantaş baraj gölleridir.</p>
<p>Akdeniz kıyıları genellikle, az girintili çıkıntılı olması ve geniş yaylar çizmesi bakımından Karadeniz kıyılarına benzer; kıyı sahanlıklarına da pek rastlanmaz. Bölgenin en batı kesiminde ise dağlar kıyıya dik uzandığı için, burada Ege kıyılarına benzeyen daha girintili çıkıntılı bir kıyı tipi vardır. Bu kıyıların, yakın zamanlardaki bir deniz düzeyi yükselmesi sonucu oluştuğu sanılmaktadır. Engebeli kıyının içine sokulmuş küçük koylar, adalar ve yarımadalar bu yükselme nedeniyle ortaya çıkmıştır. Kalker oluşumların fazla olduğu bu kesimde birtakım karstik şekillerin kısmen deniz basmasına uğramasıyla doğal koylar oluşmuştur.; ilkçağda gemilerin sığınak ve barınarak yeri kullandıkları bu koylara kalanklı kıyı adı verilir.<br />
İklim ve Bitki Örtüsü<br />
Bölgede genelde yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen Akdeniz iklimi egemendir. Ancak yüksekliğe bağlı olarak iklim özellikleri oldukça önemli farklılaşmalar gösterir. Dağların denize bakan yamaçlarında ve arkalarında çukur alanlar ise karasal etkilerin arttığı bir iklim tipine rastlanır. Gene de Akdeniz’in etkisi nedeniyle bu kesimlerdeki iklim , İç Anadolu’daki kadar şiddetli karasal özellikler taşımaz.</p>
<p>En sıcak ay ortalaması kıyılarda 27-28 derece , iç kısımlar 23-25 derecedir; en soğuk ay ortalaması ise kıyıda 10 derece dolayında iken iç kısımlarda 1,5-2 dereceye kadar iner. Benzer biçimde, yıllık ortalama sıcaklık kıyılarda 18-20 derece, iç kısımlarda ise 12-14 derece kadardır.</p>
<p>Akdeniz Bölgesi genellikle güney ve güneybatıdan gelen hava kütleleri ile cephelerin etkisi altındadır. Bunlara bağlı olarak da yağışlar orografik ya da cepheseldir. Yağış miktarı genellikle dağların uzanış biçimlerine ve nemli rüzgarlara açık olan yüzeylerindeki konumlarına, yani bakılarına göre değişir. Kıyı kesimlerinde, bakı koşullarına bağlı olarak yılda ortalama 700-1300 mm. tutarında yağış düşer. Bu değer iç kesimlerde 400 mm. dolaylarındadır. Bölgede genellikle, bir Akdeniz iklimi özelliği olan kış yağışları egemendir. İç kesimlere gidildikçe karasal iklim etkisi ile yağışlar ilkbahara kayar; gene de en çok yağış kışın düşer. Kıyılarda yağışlar genellikle yağmur şeklindedir ; kar, 5-10 yılda bir yağar; don olayına da oldukça az rastlanır. Dağların yüksek kesimlerinde ve Göller Yöresi’nde kışın kar yağışları etkili olur; don olayı ise hemen hemen bütün kış sürer. Yaz kuraklıkları iç kesimlerde olmakla birlikte kıyılardaki kadar şiddetli değildir.</p>
<p>Bölgede egemen rüzgarlar çoğunlukla kuzey rüzgarlarıdır. Ancak rüzgar rejimi, topografik koşullara ve deniz komşuluğa göre yerel değişikliklere uğrar. Kıyılarda yazın genellikle batı ve güney yönlü rüzgarlar eser. Zaman zaman deniz ve kara meltemleri etkili olur.</p>
<p>Akdeniz bölgesinde doğal bitki örtüsü sıcak ve kurak yazlardan etkilenmiştir. Bu nedenle kurakçıl bir nitelik taşır ve kolaylıkla bozulma eylemi gösterir. Orman örtüsü çalılık halini almış, çalılıklarda yer yer seyrekleşmiş, hatta ovalık yerlerde büsbütün ortadan kalkmıştır. Günümüzde Akdeniz Bölgesi’nde görülen bitki örtüsü, başlangıçtaki karakterini tümüyle kaybetmiş gibidir. Akdeniz bölgesinde doğal bitki örtüsü beş gruba ayrılır. Kıyıda 500-600 m yüksekliğe kadar olan yerlerde şiddetli yaz kuraklığına uyan, kışın da yeşil kalan makilerdir. Boyları 3-5 m’yi geçmeyen bu bitkiler delice, kocayemiş, sandal ve zakkum en yaygın olanlarıdır. Bu bitkiler terra rossa denen killi demirli ve az kireçli topraklarda yetişir. Kireçli topraklarda yetişen daha seyrek bitki tiplerine garig adı verilir. 600-1200m arasında kızıl çam ve meşelerin egemen olduğu karışık ormanlar yada yamaç ormanları ortaya çıkar. Kızıl çamların aralarında yer yer meşelikler, daha yükseklere doğru ise halep çamı ile kara çamlar görülür. Bu kesimde kahverengi orman toprakları yaygındır. Yüksek kesimlerde yağış etkisiyle toprakta yıkanma (podzolleşme) görülür. </p>
<p>1200-2100m arasında ise yüksek ormanlar diye adlandırılan ve seydir, köknar ile kayınlardan oluşan orman kuşağı yer alır. Özellikle batı ve orta toroslarda saf sedir ormanları vardır. Bu katın tipik tanıtıcı ağaçları toros köknarı, lübnan sediri , sarı çam ve çeşitli ardıç türleridir. Amanos dağında ise Karadeniz Bölgesi&#8217;ndeki bitki örtüsüne ve özellikle doğu kıyınına rastlanır. Bu katta podzolik karakterli topraklar yaygındır.</p>
<p>2000m’nin üstünde iğne yapraklı ağaçlar seyrekleşir ve bodurlaşır. Bu alan 2100-2300m sonra erer ve Alp çayırları denen , renkli çiçeklerle bezenmiş yazları da kurumayan yüksek otluklara geçilir. Bu katta kestane renkli çayır toprakları yaygındır. Göller yöresi ve Tekke yarımadasındaki yüksek ovalarda step bitkileri yetiştirilir. Buradaki stepler gerçekte ot stepleri değil, meşe ormanının tahribi sonucu oluşmuş ağaç stepleridir. Ova kenarlarında, tahripten kurtulmuş ardıç ve kara çam topluluklarına da rastlanır. Steplerde daha çok kireçli kahverengi ve kestane renkli topraklar yaygındır.</p>
<p>Bölgede, tipik Akdeniz bitkisi olmadıkları halde yerel koşullara uyum sağlamış Avustralya okaliptüsleri ile kurakçıl Amerika bitkilerinden kaktüsler ve agavlar da oldukça geniş alanları kaplar.<br />
Nüfus<br />
Akdeniz kıyılarında, Doğu Karadeniz kıyılarında görülen yoğun nüfus şeridine rastlanmaz. Dağlık kesimlerin geniş yer tutması nedeniyle kıyı boyu çok kez tenhadır. Bununla birlikte dağlar arasına sıkışmış, yoğun tarım yapılan küçük ovalarda önemli nüfus birikmeleri göze çarpar. Antalya düzlüğünün sert travertenlerden oluşmuş batı kesimi ile Çukurova’nın kumul ve batıklık kıyı kesmi tenha yerler arasındadır. Nüfus yoğunluğu Çukurova’nın iç kenarından başlayıp, sulanan yerlere doğru giderek artar. İskenderun körfezi kıyılarıda nüfus yoğunlu oldukça yüksek yerlerdir; Amanos Dağlarını denize dik inen güney yamaçları ise çok tenhadır. Amik ovasının çevresindeki yoğunlaşma şeridi Antakya’nın güney doğusundaki tepelik alanlara doğru sokulur. Kahramanmaraş, Hatay çöküntü oluğunun çalılık “Hassa leçeleri” kesimi oldukça tenhadır. Göller yöresinin dağlık ve ormanlık kesimleri genelde oldukça tenhadır. Buna karşılık yalvaç-bozkur oluğunun dağ eteği boyları ile Isparta odasının sulanan güney böülümünde nüfus oldukça yoğundur. </p>
<p>Akdeniz Bölgesi&#8217;nde toplu kır yerleşimleri egemendir. Bu durum özellikle dağlık kesimlerde ve dağ eteklerinde belirgindir. Ovalarda toplu yerleşmeler arasında serpilmiş yerleşmelere de rastlanır. Dağlık kesimlerdeki ya da Antalya travertenleri gibi verimsiz alanlardaki yerleşmeler daha küçüktür. Bölgenin en büyük kenti 916000 bulan nüfusuyla Türkiye’nin 4. Büyük merkezi olan Adana’dır. Nüfusu 500000 ile 100000 arasında ki kentler ise Mersin, Antalya, Kahramanmaraş, Tarsus, İskenderun, Antakya, Osmaniye ve Isparta’dır.<br />
Ekonomi<br />
Akdeniz Bölgesi&#8217;nde ekonomi tarıma dayanır. Çalışan nüfusun büyük bölümü tarımla uğraşır. Türkiye’de tarımdan elde edilen gelirin en yüksek olduğu bölge burasıdır. Sanayi ise daha çok bölgenin doğusunda, Adana,M ersin, arasında ve İskenderun&#8217;da yoğunlaşmıştır. Turizm kıyı kesimlerde özellikle Antalya çevresinde önemli bir gelir kaynağıdır. </p>
<p>Bölgede tarımsal etkinlik oldukça çeşitlidir; özellikle bitkisel üretim gelişmiş ve teknik düzeyi yükselmiştir. Ekonomik değerleri yüksek birçok ürün yetiştirilir; modern tarım girdileri ve yoğun tarım teknikleri kullanımı yaygındır; üretim iç pazarada olduğu kadar dış pazarada dönüktür. Başka alanlarda olduğu gibi tarımsal etkinlik alanında da kıyı kesimi ile iç kesimler arasında hem yetiştirilen ürün türleri , hem de yetiştirme açısından önemli sayılabilecek farklar göze çarpar. </p>
<p>Kıyı kesiminin başlıca ürünleri pamuk, susam, yer fıstığı, turunçgiller, muz, zeytin, incir, üzümdür, Bu kesimde yapılan bitkisel üretimi farklılaşmış dalı da özellikle Antalya ve Mersin dolaylarında yoğunlaşmış olan turfanda sebzecilik ve seracılıktır; üretim özellikle son 10 yıl içinde hızla artmıştır. Yumuşak kış koşulları , havaların erken ısınması, don olaylarının seyrekliği gibi etkenlerin bu gelişmede rolü büyüktür. Bölge üretimi büyük kentlerin sebze gereksinimini karşıladığı gibi önemli ölçüde ihracat da yapmaktadır. </p>
<p>Göller yöresi ve Teke yöresinin iç kesimlerindeki tarımsal etkinlik ise iklim ve toprak özelliklerine bağlı olarak hemen hemen tümüyle farklı bir nitelik taşır. Bu kesimde daha çok kuru tahıl tarımı egemendir. Sulana bilen alanlarda ise iklim koşullarına uygun sanayi bitkileri ve meyveler yetiştirilir. Bu yörelerdeki dağlık alanlar hem ovaların doğal su deposu hem de yazın ovalardan getirilen sürüler için yaylak işlevi görür. Tarım takviminin farklı oluşu yüzünden, dağlık alanlardaki kırsal kesimde yaşayan halkın birbölümü zaman zaman aşağıdaki ovalara inerek tarla işlerinde çalışır. Modern tarım teknikleri kullanıldığından üretim miktarı fazladır. Yetiştirilen birçok ürünün Türkiye içindeki payı yüksektir. Türkiye pamuk üretiminin %41 gül yaprağı ve muz üretiminin tümü turunçgillerin %89, yer fıstığı üretiminin % 90 , soya üretiminin %91, karpuz üretiminin %29, domates üretiminin %21, üzümün %17 ve zeytin üretiminin de %15 Akdeniz Bölgesi&#8217;nden sağlanır.</p>
<p>Bitkisel üretimindeki ileri teknoloji düzeyi hayvancılıkta yerini geleneksel ve ilkel yöntemlere bırakır; bu nedenle hayvancılık pek gelişmemiştir. Daha çok küçük baş hayvanlar beslenir. Ülkedeki kıl keçilerinin ¼’ü koyunların ise %06’sı Akdeniz bölgesindedir. Bitkisel üretimden elde edilen gelirin hayvancılıktan elde edilen gelire göre çok yüksek olması hayvancılıkla uğraşan göçerlerin bitkisel üretime kaymasına yol açmaktadır. Yaygın olarak tavukçuluk ve arıcılık yapılan bölgede elde edilen bal miktarının Türkiye üretimi içindeki payı %12’dir. Deniz canlıları açısından pek zengin olmayan Akdeniz’de küçük çapta balıkçılık yapılır.</p>
<p>Akdeniz Bölgesinde varlığı bilinen maden yatakları oldukça çeşitli ise de rezervleri fazla değildir. Bölgenin dağlık yapısı nedeniyle ulaşım güçleşmekte, bu da maliyeti yükselterek madenciliği bir ölçüde kısıtlamaktadır. Ülke ölçeğinde önemli sayılabilecek tek maden batı toroslar kesimindeki boksit yataklarıdır. Fethiye yakınlarında krom ve zımpara taşı yatakları vardır. Keçiborlu’da ki kükürt yatakları ülkede işletilen tek kükürt yatağıdır. Sanayi kuruluşları özellikle bölgenin doğusunda, Adana bölümünde yoğunlaşmıştır. Bu bölümün bölgeye toplam üretimindeki payı, tarımda olduğu gibi sanayi sektöründe de çok yüksektir. Pamuklu ve sentetik dokuma, petrokimya, çimento, bitkisel yağ, tütün işleme başta konserve olmak üzere gıda, sabun, deterjan, içki, tarım araç ve gereçleriyle, madeni eşya ve metal doğrama başlıca sanayi kollarıdır. Bölgenin çeşitli yörelerinde kağıt, şeker, gül yağı, yem, gübre, süt ürünleri, tarım alet ve makineleri, un, hazır giyim, pil, orman ürünleri, tuğla ve kiremit fabrikaları vardır. Sanayi özellikle Adana-</p>
<p>Tarsus- Mersin hattı üzerinde yoğunlaşmıştır. ATAŞ rafinerisi Mersin’de, kısa adı İSDEMİR olan İskenderun Demir-Çelik Tesisleri ise İskenderun ilçesindedir.</p>
<p>Akdeniz Bölgesi&#8217;nde , özellikle Adana’da sermaye birikimi önemli ölçeklere ulaşmış ve bölge sınırlarına taşmıştır. Ülke çapındaki birçok yatırımda bu kesim sermayesinin payı vardır. </p>
<p>Doğal güzellikler ve tarihsel değerler nedeniyle bölgede turizm önem kazanmaktadır. Yılın 8 ayında denize girilebilen geniş doğal plajlar ve antik kentler sayısı her yıl artan yerli ve yabancı turisti çekmektedir. Özellikle Antalya yöresinde gelişmiş olan turizm kıyılarda yaşayan halkın en önemli gelir kaynaklarındandır. Turizm kaynakları giderek artmaktadır. Doğal ve tarihsel değerler açısından zengin olan bölgelerde bazı çalışmalar yapılarak koruma alanları oluşturulmuştur. Bunlardan başlıcaları Güllük dağı, Karatepe-Aslantaş, Kızıl dağ , Kovada gölü, Köprülü kanyon, Olimpos-Bey dağları sahil milli parklarıdır. </p>
<p>Ulaşım giderek gelişmektedir. Mersin ve İskenderun limanları ayrı bir önem taşır. Çukurova’nın ticaret iskelesi konumundaki Mersin limanı yöredeki petrol rafinerisi nedeniyle daha işlek bir hale gelmiştir. İskenderun limanı da ticaret ve petrol açısından önem taşır. Son yıllarda her iki limanında Akdeniz’de yapılan ithal ve ihraç taşımacılığındaki payı artmaktadır. Bölgenin batısındaki Alanya, Antalya ve Fethiye limanları turizm açısından önem taşır. Akdeniz Böl’nin Türkiye’nin tüm bölgeleriyle kara yolu, ayrıca büyük yerleşim merkezleriyle hava yolu bağlantısı vardır. Başlıca yollar E-5 ve E-24 kara yollarıdır. Bunların bir bölümü paralı otoyol haline getirilmektedir. Adana, Antalya ve Dalamandaki havaalanlarından başka merkezle düzenli uçak seferleri yapılır. Mersin, Taşucu’ndan KKTC’ye feribot seferleri yapılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/akdeniz-bolgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Almanya</title>
		<link>http://www.nkfu.com/almanya/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/almanya/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2009 22:42:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[almanya]]></category>
		<category><![CDATA[almanya coğrafi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[almanya hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[almanya hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[almanya ticaret bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[berlin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=313</guid>
		<description><![CDATA[Almanya Orta Avrupa&#8217;da Kuzey Denizi ile Alpler arasında uzanan bir devlet. Doğusunda Çekoslovakya ve Polonya; güneyinde Avusturya, İsviçre; batısında Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg; kuzeyinde Danimarka ve Kuzey Denizi yer alır. Almanya, birisi Baltık Denizinde, diğeri Kuzey Denizinde iki adaya sahiptir. Baltık Denizindeki Fehmarn Adası 185 km2, kuzeyinde bulunan Sylt Adası ise 99 kilometrekaredir.
Almanya tarihi
Bugünkü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya Orta Avrupa&#8217;da Kuzey Denizi ile Alpler arasında uzanan bir devlet. Doğusunda Çekoslovakya ve Polonya; güneyinde Avusturya, İsviçre; batısında Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg; kuzeyinde Danimarka ve Kuzey Denizi yer alır. Almanya, birisi Baltık Denizinde, diğeri Kuzey Denizinde iki adaya sahiptir. Baltık Denizindeki Fehmarn Adası 185 km2, kuzeyinde bulunan Sylt Adası ise 99 kilometrekaredir.<br />
Almanya tarihi<br />
Bugünkü Almanların dedeleri olan Germenler, bundan 2000 yıl önce Ren Nehrinin batısında yaşıyordu. Germenler, savaşçı ve barbar bir kavimdi. Genellikle avcılık ve basit ziraatla geçinirlerdi. O çağda Romalılar Orta Avrupa&#8217;ya düzenli ordular göndererek buraları istila etmek istiyorlardı. Germenler Romalıların bu istila hareketlerini durdurabilmek için onlarla bir çok savaşlar yaptılar ve Romalıları yenerek Orta Avrupa&#8217;yı almalarını önlediler. Daha sonra Romalılar zayıflamaya yüz tutunca, Germen kabileleri sel gibi Roma&#8217;ya akmaya başladılar. Bunun bir sebebi de Hunların Avrupa&#8217;ya yayılmaya başlamalarıdır. Roma İmparatorluğu topraklarını işgal eden Germen kabileleleri Romalıların geleneklerini, kültürlerini ve hatta dinlerini benimsediler. Yalnız Ren ile Elbe nehirleri arasına yerleşmiş olan asıl Germenler kendi dillerini geleneklerini koruyabildiler. Büyük Karl (Şarlman) zamanında Saksonlar, Büyük Karl&#8217;ın 800 yılında papa tarafından Roma İmparatoru ilan edilmesiyle zorla Hıristiyan yapıldılar.</p>
<p>Büyük Karl (Şarlman)&#8217;ın ölümünden sonra torunları zamanında Roma İmparatorluğu parçalandı ve dükalıklara bölündü. Frankonya ve Saksonya bu bölünmeden meydana çıkmıştır. Bu dükalıklarda mukaddes Roma İmparatoru seçilebilmek ve İtalya&#8217;yı ele geçirmek için asıl Alman halkını unutmuşlar, halkın bilhassa köylülerin toprak sahibi derebeylerin kölesi olmasına, kötü idare edilmelerine göz yummuşlardı. Bu arada papazlar da din adına halkı soymaya başlamışlardı. İşte tam bu sırada Luther ortaya çıktı. Luther, Roma Katolik kilisesinin eğitim ve ibadet şeklini şiddetle yererek Protestanlığı yaymaya başladı. Bundan sonra mezhep savaşları başladı. Bu savaşlar neticesinde kralların ve devletin gücü azaldı. Bu kargaşa ortamında Hohenzollerin hanedanından birinci ve ikinci Friedrich&#8217;ler başa geçerek Prusya Krallığını kurarak yönetimi ele aldılar. Daha sonra Almanlar, Avusturya ve Fransa ile birçok savaşlar yaptılar ve neticede 1861 yılında Prusya Krallığına Birinci Wilhelm, Kont Otto von Bismarck Schönhausen&#8217;de başkanlığa getirildi. Bismarck zamanında Almanya&#8217;nın kuvvetli temelleri atıldı ve birleşme sağlandı. Birinci Wilhelm&#8217;den sonra İkinci Wilhelm Prusya kralı oldu ve bunun zamanında Bismarck&#8217;a işten el çektirildi ve Alman halkı büyük silahlanma faaliyetine girişti. Silahlanma sonucu Almanya yanında Avusturya, Macaristan,Türkiye ve Bulgaristan&#8217;la ittifak kurarak Birinci Dünya Savaşına girdi. Bu savaşta Almanlar ve müttefik devletler, Fransa İngiltere ve Ruslarla savaştılar. Savaşın ilk yılları Alman ve müttefik devletler lehine başarılı geçti. Hatta Rusya teslim bayrağını çekmek üzereyken, ABD&#8217;nin karşı taraf lehine savaşa katılmasıyla Almanya ve müttefik devletler 1917 yılında yenik düştüler. Almanya bu savaşta sömürgelerini kaybettiği gibi, toprak kaybına da uğradı. Ayrıca 33 milyar dolar tutarında tazminat ödemek zorunda kaldı. Bu yenilgiden sonra, bütün Alman hükümdarları haklarından feragat ederek, Weimar&#8217;da yapılan yeni bir anayasa ile 1919 yılında Almanya&#8217;da Cumhuriyet ilan edildi.</p>
<p>İlk Alman cumhurbaşkanı olarak Friedrich Ebert seçildi. 1925 yılında, Mareşal Paoul von Hinderburg Almanya&#8217;nın ikinci cumhurbaşkanı oldu ve yedi yıl sonra da Hinderburg ikinci defa cumhurbaşkanı seçilince, Adolf Hitler&#8217;i başbakan yaptı. Hitler başbakan olunca, bütün yahudileri Alman vatandaşlığından çıkardı, askeri eğitime ve silahlanmaya önem vererek Almanya&#8217;yı silahlı bir güç haline getirdi. Kısa zamanda bu gücünü daha da çoğaltarak 1936 yılında İtalya ile Roma-Berlin mihverini kurdu. Bundan sonra Hitler, zor kullanarak Çekoslovakya ve Polonya&#8217;yı işgal etti. 1939 yılında Polonya&#8217;nın işgalinden sonra, Fransa ile İngiltere, Almanya&#8217;ya karşı savaş ilan ettiler. Buna karşılık olmak üzere Alman birlikleri Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg&#8217;u işgal etti. Bu arada Fransa korkudan teslim oldu. İtalya, Almanya&#8217;nın yanında savaşa katıldı. 1941 yılında Hitler, Balkan Yarımadasını da işgal etti ve sonra da Rusya&#8217;ya saldırdı. 1941 yılında ABD bütün askeri gücüyle batı devletlerinin yanında savaşa katılması üzerine Almanya ve müttefik devletler yenik düştüler. Bunun üzerine Almanya dört devlet arasında paylaşıldı. Fransa, İngiltere ve ABD&#8217;nin aldıkları bölümde Federal Batı Almanya Cumhuriyeti yer aldı. Ruslara kalan bölümde de Doğu Almanya kuruldu.</p>
<p>1989&#8242;da Rusya&#8217;da görülen liberalleşme hareketleri iki Almanya&#8217;nın birleşmesini gündeme getirmiştir. 1990&#8242;ın başlarında yapılan anlaşma neticesinde utanç duvarı yıkıldı ve iki Almanya birleşme kararı aldı. 4 Ekim 1990&#8242;da iki Almanya resmen birleşti.<br />
Fiziki Yapı<br />
Almanya&#8217;nın yeryüzü şekilleri çeşitli ve dikkat çekici bir görünüme sahiptir. Üç değişik fiziki bölgeye ayrılır. Bunlar; Kuzey Almanya ovaları, Ortadağ sıraları ve Alp Dağları ve etekleridir.</p>
<p>Dağlar: Almanya toprakları içinde kalan Alpler: Bayern Alpleri (en yüksek tepesi Zugspitze (2962 m), Allauer Alpleri (en yüksek tepesi Madelegabel 2645 m), Salzburg Alpleri (en yüksek tepesi Watzmann 2713 m)dir.</p>
<p>Ortadağ sıraları bölgesi:Yüksek düzlükler, dağlar, volkanik çukurlar ve çukur düzlüklerden meydana gelir. Bu bölgedeki dağlar birbirine zincir halkası gibi bağlıdırlar. Bu dağlar Harz, Wesserbengland, Rhön, Taunus, Schwlang ve Bömerwold dağlarıdır.Kara ve Mavyera ormanları ve geniş Ren Vadisi bu bölgede bulunur.</p>
<p>Ülkenin doğusunda ise, nehirlerle kesilmiş derin vadiler ve sert yamaçlar güneydoğudan kuzeybatıya kadar paralel sıralar halinde uzanır.</p>
<p>Ovalar:Kuzey Almanya ovaları Kuzey ve Baltık denizi kıyılarından Ortadağ sıralarına kadar uzanan bölgeyi içine alır. Çayırlar ve tarım yapılan arazinin büyük bir kısmı bu bölgede bulunur. Yüksek arazi yok denecek kadar azdır. En yüksek yeri Lüneburger fundalıkları olup, 169 metreye ulaşmaktadır.</p>
<p>Akarsular:Almanya&#8217;daki bütün nehirler, Tuna hariç kuzey denizine dökülür. En uzun nehri Ren olup, 865 kilometredir. Diğer büyük nehirleri ise Elbe, Tuna, Wesser, Ems&#8217;dir. Tuna Nehri ise Karadeniz&#8217;e dökülür ve Ren Nehri kanallarla Tuna Nehrine bağlanır. Bu bağlantıdan dolayı Karadeniz&#8217;le, Kuzey Denizi arasında bir gemicilik yolu meydana getirilmiştir.</p>
<p>Göller:Almanya&#8217;nın güneyindeki Avusturya ve İsviçre sınırında bulunan Bodensee en önemli gölüdür. Bu gölün tamamı Almanya&#8217;nın olmayıp, kuzey ve batı kıyıları Almanya sınırları içinde kalır. Bu kısım, gölün 305 kilometrekarelik bölümüdür. Bundan başka manzaraları çok güzel küçük gölleri vardır. Ayrıca kuzeyde derelerle birbirine bağlı, Baltık kıyısının hemen güneyinde Meckleuburg ve Domeranian göl bölgeleri vardır.<br />
İklim<br />
Almanya&#8217;nın karakteristik iklim yapısı bölgelere göre değişmektedir. Kuzeyinde yazları sıcaktır. Kışın ise okyanus etkisinde kalan bir iklim görülür. Doğu ve güneyinde yazları, mutedil derecede sıcak, kışları ise ekseriya yumuşak bir iklim görülür.</p>
<p>Almanya&#8217;da sıcaklık ortalaması en soğuk ay olan ocakta ovalarda 1,5°C, dağlarda ise -6°C&#8217;ye kadar düşmektedir. En sıcak ay olan haziranda ise ovalardaki sıcaklık 17° ile 20°C arasında değişmektedir. Yıllık sıcaklık ortalaması 9°C&#8217;dir.</p>
<p>Yazları ılık geçmesine rağmen kuraktır.Kışları ise, 500 metreden yüksek yerlerde keskin soğuklar hüküm sürer. Kar kalınlığı Zugspitze Tepesinde 4-5 metreyi bulur.</p>
<p>Bitki örtüsü ve hayvanlar:Ülkenin %30&#8242;u ormanlarla kaplıdır. Fundalıklar az olarak bazı bölgelerde görülür. Ormanların çoğunda kozalaklı ağaç türleri bulunur. Yüksek bölgelerdeki ormanlarda yeni dikilmiş ağaçlar çoğunluktadır.</p>
<p>Ormanlarında ve dağlık bölgelerinde geyik ve dağ keçisi gibi yabani hayvanlara rastlanır. Bunun yanında çeşitli evcil hayvanlar yetiştirilir.<br />
Nüfus ve Sosyal Hayat<br />
Almanya&#8217;nın nüfusu 83 milyon civarındadır (Mayıs 2005 tahmini rakam). Bu nüfusun yaklaşık 5 milyonunu ülkede çalışan yabancı işçiler, yabancı işçilerin çoğunluğunu da Türkler teşkil eder. Almanya&#8217;da nüfus artış oranı çok azdır. Buna rağmen nüfusun yoğunluğu bakımından Avrupa&#8217;da km2 başına 222 kişi ile birinci sırayı alır. Nüfusun büyük bir kısmı endüstri merkezi olan Ruhr Havzasında yaşar. Almanya tamamen denecek kadar şehirleşmiştir. Nüfusu 2000&#8242;den az köylerde yaşayan insan sayısı beş milyonu geçmez. Genel nüfusunun üçte biri, nüfusu 100 binden fazla olan şehirlerde oturmaktadır. Almanya&#8217;da mülteciler ve yabancı işçiler dışında bütün halk Almanca konuşur. Azınlık yok denecek kadar azdır.</p>
<p>Din:Hıristiyan olan Alman halkının yaklaşık yarısı Protestan, %44&#8242;ü ise Katoliktir. Gün geçtikçe artan Müslümanların çoğunluğunu Türkler teşkil etmektedir.</p>
<p>Eğitim:Almanlar bilime, eğitime büyük önem veren bir millettir. Bugün Almanya&#8217;nın her tarafında eğitim ve öğretim parasız olarak gerçekleştirilmektedir. Eğitim ve öğretim, çağdaş tekniğe dayalı araç ve gereçlerle donatılmış, uygulamalı metodlarla yapılır. Ülkede 6-18 yaş arasında öğrenim mecburidir. Bütün öğrenciler önce 4 senelik temel okullara giderler. Bundan sonra ya temel okulun devamı kabul edilen 5 yıllık esas okula, ya 6 yıllık ortaokula veya 9 yıllık lise arasında seçim yaparlar. Esas okulu bitirenler umumiyetle 3 yıllık mesleki okullara da giderek meslek sahibi olurlar.</p>
<p>Almanya yüksek öğrenim kurumları ile doludur. Ülkede yüzden fazlası üniversite olmak üzere bilim ve teknik öğrenimi yapılan 196 yüksek öğrenim kurumu vardır. Ülkenin en eski ve ünlü üniversiteleri, 1386 yılında kurulan Heidelberg Üniversitesi ile 1476&#8242;da kurulan Tübingen Üniversitesidir.</p>
<p>On dokuzuncu yüzyıl sonunda kurulan Berlin Üniversitesi ile de Almanya&#8217;da çağdaş eğitimin temelleri atılmıştır. Hali hazırda Hannover Teknik Üniversitesi dünyaca ünlüdür. Bugün ülkede yaklaşık 1 milyon 100 bin öğrenci yüksek öğrenim görmektedir. Bunun 58.000 kadarını yabancı işçi çocukları teşkil etmektedir. Bu kadar gelişmiş eğitim ve öğretim sistemlerine rağmen, bugün hala yaklaşık üç milyon kişi okuma-yazma bilmemektedir. Okuma-yazma bilmeyenlerin sayısını azaltmak için büyük çalışmalar yapılmaktadır. Almanya&#8217;da basın ve yayın çok gelişmiştir. Ülkede yayınlanan 373 gazetenin toplam tirajı 19 milyon 298 bindir. Almanya edebiyat tarihinde dünyaca ünlü edebiyatçı ve sanatçılar yetiştirmiştir. Birçok edebiyat akımı burada doğmuş ve yayılmıştır.</p>
<p>Spor:Spor Almanya&#8217;da gelişmiş olup, halkın büyük bir kısmı spor kulüplerine üyedir ve sporla uğraşmaktadır. Futbolda dünyaca ileri bir seviyeye ulaşmış olup, üç defa dünya kupasını kazanmıştır. Birleşik Almanya&#8217;da spor okulları, spor salonları ve futbol sahaları ülkenin her tarafına modern bir şekilde yayılmıştır. Sporla uğraşmak isteyenler her türlü imkanı bulabilmektedirler. Bu sebeple de dünya çapında sporda başarılar kazanmaktadırlar.<br />
Siyasi Hayat<br />
Birleşik Almanya, 11 eyaletten meydana gelmiştir. Bu eyaletler eğitim, din, bayındırlık ve iç işlerinde bağımsızdır. Her eyaletin meclisi ve hükumeti vardır. Dış politika, ekonomi, ordu ve polis teşkilatı Federal hükumet tarafından, yasama gücü 4 yıl için seçilen iki meclis tarafından yürütülür. Bu iki meclisten Cumhuriyetinin tamamını temsil eden Federal Meclis (Bundestag)tir. Devletin temsilcisi Federal Kurul (Bundesrat)dur.Cumhurbaşkanı her beş yıl için Federal Meclis tarafından seçilir. Bundestrat&#8217;ın 45 üyesi eyalet hükümetlerince atanır.</p>
<p>Birleşik Almanya 16 eyaletten meydana gelmiş bir devlettir. En büyük eyaleti Bayern eyaletidir.</p>
<p>Baden-Württemberg: 35.751 km2 yüzölçümüne ve 9.679.000 nüfusa sahiptir. Başşehri Stuttgart olup, kilometrekareye 269 kişi düşer.</p>
<p>Bayern:70.554 km2 yüzölçümüne ve 11.221.000 nüfusa sahiptir. Başşehri München olup, eyalette kilometrekareye 159 kişi düşer.</p>
<p>Berlin:883 km2 yüzölçümüne ve 3.470.000 nüfusa sahiptir. Başşehri Berlin olup, kilometrekareye 3862 kişi düşer.</p>
<p>Brandenburg: 29.059 km2 yüzölçümüne ve 2.641.000 nüfusa sahiptir. Eyalette kilometrekareye 91 kişi düşer.</p>
<p>Bremen: 404 km2 yüzölçümüne ve 674.000 nüfusa sahiptir. Başşehri Bremen olup, eyalette kilometrekareye 1.668 kişi düşer.</p>
<p>Hamburg: 755 km2 yüzölçümüne, 1.626.000 nüfusa sahiptir. Eyalette kilometrekareye 2154 kişi düşer.</p>
<p>Hessen: 21.114 km2 yüzölçümüne ve 5.661.000 nüfusa sahiptir. Başşehri Weisbaden olup eyalette kilometrekareye 268 kişi düşer.</p>
<p>Macklenburg-Vorpommern: 23.838 km2 yüzölçümüne ve 1.954.000 nüfusa sahiptir. Eyalette kilometrekareye 82 kişi düşer.</p>
<p>Nedersachsen: 47.314 km2 yüzölçümüne ve 7.238.000 nüfusa sahiptir. Başşehri Hannover olup, eyalette kilometrekareye 153 kişi düşer.</p>
<p>Nordrhein-Westfelen: 37.070 km2 yüzölçümüne ve 17.104.000 nüfusa sahiptir. Başşehri Düseldorf olup, eyalette kilometrekareye 502 kişi düşer.</p>
<p>Rheinland-Pfatz: 19.849 km2 yüzölçümüne ve 3.702.000 nüfusa sahiptir. Başşehri Maiz olup, eyalette kilometrekareye 186 kişi düşer.</p>
<p>Saarland: 2.570 km2 yüzölçümüne ve 1.065.000 nüfusa sahiptir. Başşehri Saarbrücken olup, eyalette kilometrekareye 414 kişi düşer.</p>
<p>Sachsen: 18.307 km2 yüzölçümüne ve 4.901.000 nüfusa sahiptir. Eyalette kilometrekareye 267 kişi düşer.</p>
<p>Sachsen-Anhalt: 20.405 km2 yüzölçümüne ve 2.965.000 nüfusa sahiptir. Eyalette kilometrekareye 145 kişi düşer.</p>
<p>Sachleswig-Holstein: 15.729 km2 yüzölçümüne ve 2.595.000 nüfusa sahiptir. Eyalette kilometrekareye 165 kişi düşer.</p>
<p>Thüringen: 16.251 km2 yüzölçümüne ve 2.684.000 nüfusa sahiptir. Eyalette kilometrekareye 165 kişi düşer.<br />
Ekonomi<br />
İkinci Dünya Harbinden yenik çıktıktan sonra Almanya çok kısa zamanda ekonomik gelişmeyi gerçekleştirmiş ve dünyada dördüncü sırayı almıştır. Halihazırda çalışan nüfusun % 47&#8217;si sanayi kesiminde çalışmakta olup, milli gelirin % 55&#8242;i bu kesimden sağlanmaktadır.</p>
<p>Endüstri: Endüstrisi çok gelişmiş olan Almanya&#8217;nın endüstri merkezleri Nordrehein-Westfalen, Bayern, Baden-Württemberg, Hessen, Niedersachen ve Saarland eyaletleridir.</p>
<p>Araba üretimi bakımından ABD ve Japonya&#8217;dan sonra dünyada üçüncü sırayı alır. Araba üretimi 4 milyona ulaşmaktadır. İkinci Dünya Savaşından önce Almanya&#8217;nın belkemiğini teşkil eden sanayi kuruluşlarından olan Thyssen ve Krupp gibi dev firmalar, bugün de sanayi kolları üzerindeki tesirini sürdürmektedir.</p>
<p>Kimya sanayiinde de çok gelişmiştir. Büyük kimyasal madde fabrikalarından olan Leverkusen, Hoecht ve Ludvigshafen fabrikaları Ren Nehri ve Ruhr çevresinde kurulmuştur.</p>
<p>Son yıllarda petrol aramasına önem verilip, Kuzey Denizi limanlarında büyük petrol rafinerileri kurulmuştur.</p>
<p>Almanya&#8217;da elektrik sanayii, Avrupa&#8217;ya önderlik edecek derecede çok gelişmiştir. Berlin, ülkenin en büyük elektronik merkezidir. Burada elektrik endüstrisinin her alanında imalat yapılır. Optik ve bilim aletleri, yazı ve hesap makineleri, hesap kaydedici kasaların üretim merkezi Berlin, Düseldorf, Göttingen ve Kempten&#8217;de olmasına rağmen bütün ülkeye yayılmış durumdadır.</p>
<p>Alman ekonomisi (Gross National Produkt) milli hasıla üretim sistemine dayanır. Milli üretim büyük bir artış göstermiş olup, bugün ithalat ve ihracat gelişmesiyle dünya ticaretinde ABD&#8217;nin ardından ikinci duruma gelmiştir.Toplam işçi nüfusunun % 25&#8242;i ithalat ve ihracat işlerinde çalışmaktadır. Bununla beraber üçüncü dünya ülkelerinin bazılarına imalat patenti vermek suretiyle, oradaki düşük ücretten istifade ederek ucuza mal üretmektedir.</p>
<p>Tarım: Bugün Almanya&#8217;da tarım, modern usullere göre yapılmaktadır. 1949 yılından sonra büyük bir hızla gelişen tarım, bugün büyük devletlerle boy ölçüşecek duruma gelmiştir. Ülke topraklarının % 35&#8242;i ekime müsaittir. Elde ettiği ürünler; buğday, çavdar, arpa, yulaf, patates, şekerpancarıdır. Şekerpancarı, Alman ekonomisinde büyük bir yer tutar.</p>
<p>Balıkçılık: Balıkçılık Almanya&#8217;da çok gelişmiş olup, dünyada balıkçılık yönünden üçüncü sırayı almaktadır. Kıyı limanları balıkçılık merkezleridir.</p>
<p>Hayvancılık: Büyükbaş hayvancılığı Alman ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Sığır yetiştirilmesi çok miktarda yapılmaktadır. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği çok az miktarda yapılmaktadır. Büyükbaş hayvancılığın yanında tavukçuluk çok gelişmiştir.</p>
<p>Ormancılık: Ormanlar Almanya&#8217;nın yaklaşık 1/3&#8242;ünü kaplar. Ormanların dört milyon hektarının işletmesi devlete, üç milyon hektarının işletmesi özel şahıslara aittir. Ormanlardan senede yaklaşık olarak 30 milyon m3 kereste elde edilir.</p>
<p>Enerji Kaynakları: Almanya enerji üretiminin % 52,2&#8217;sini madenlerden, %17,7&#8217;sini nükleer enerjiden elde etmektedir.</p>
<p>Ticaret: Almanya son yıllarda dünya ekonomisine büyük bir canlılık kazandırmış olup, dış ödemeler dengesini dış ticaretiyle kapatmaya çalışmaktadır. İhracatın endüstriye katkısı % 74,7 iken, ithalatın katkısı % 48,2&#8242;dir. Ticaretinin % 20,4&#8242;ünü gelişmiş ülkelerle, % 48&#8242;ini de Doğu bloku ülkeleriyle yapar. En çok ticarette bulunduğu batı ülkeleri şunlardır: Fransa, ABD, Belçika, Hollanda, İngiltere, Avusturya, Japonya, İsviçre ve İtalya.</p>
<p>Almanya&#8217;nın en çok ithal ettiği mal, tabii gaz olup, ikinci sırayı petrol alır. İhracatında ise, fabrika parçaları, makina parçaları, ağır iş makinaları ve ilaç sanayi mamülleri önemli bir yer tutar.</p>
<p>Ulaşım: Almanya, Avrupa&#8217;nın ulaşım yönünden kalbi durumundadır. İç ve dış ulaşımı, deniz, kara, demir ve hava yollarıyla kolayca sağlanır. Almanya&#8217;daki karayollarının uzunluğu 491.240 kilometredir. Bunun, 5748 kilometresi otobandır. Demiryollarının toplamı 67.536 km olup, 9523 kilometresinde elektrikli trenler çalışmaktadır. Hava limanları çok modern olup, aynı anda beşden fazla uçağın inip kalkmasına müsaittir. 1992 senesinde ulaşıma açılan ve Ren, Main ve Tuna nehirlerini bağlayan kanalın açılmasıyla Karadeniz ile Kuzey Buz Denizi birleştirildi. Kuzey Buz Denizindeki bir limandan kalkan gemi, Ren-Main-Tuna kanalıyla Karandeniz&#8217;e ulaşmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/almanya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
