<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nkfu.com &#187; İngilizce</title>
	<atom:link href="http://www.nkfu.com/category/ingilizce/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nkfu.com</link>
	<description>En Kapsamlı Blog Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 13:33:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çeviri Notları</title>
		<link>http://www.nkfu.com/ceviri-notlari/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/ceviri-notlari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2010 05:42:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[çeviri nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[çeviri notları]]></category>
		<category><![CDATA[çeviri püf noktları]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce çeviri notları]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce çevirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=6689</guid>
		<description><![CDATA[BASİT CÜMLE
1. CÜMLE
Normal koşullarda (yani, devrik yapı vs. bulunmayan durumlarda) en basit şekli ile cümle iki unsurdan oluşur:
Özne + Yüklem
(Subject) + (Verb)
Türkçe&#8217;de özne çoğu zaman yüklemin sonuna bir &#8220;kişi eki&#8221; olarak eklenebildiği için açıkça kullanılmasına gerek kalmayabilir.
- (Ben) geldim.
- (Sen) nasılsın ?
İngilizce&#8217;de böyle birşey &#8211; çok sınırlı da olsa bazı konuşma durumları dışında &#8211; söz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">BASİT CÜMLE</p>
<p style="text-align: justify;">1. CÜMLE<br />
Normal koşullarda (yani, devrik yapı vs. bulunmayan durumlarda) en basit şekli ile cümle iki unsurdan oluşur:<br />
Özne + Yüklem<br />
(Subject) + (Verb)<br />
Türkçe&#8217;de özne çoğu zaman yüklemin sonuna bir &#8220;kişi eki&#8221; olarak eklenebildiği için açıkça kullanılmasına gerek kalmayabilir.<br />
- (Ben) geldim.<br />
- (Sen) nasılsın ?<br />
İngilizce&#8217;de böyle birşey &#8211; çok sınırlı da olsa bazı konuşma durumları dışında &#8211; söz konusu olamaz.<br />
* (I) came.<br />
* How are (you) ?<br />
Çoğu zaman basit cümlede bir de nesne bulunur.<br />
1.1. Subject + Verb<br />
Türkçe bir basit cümlede şu yapı her zaman için geçerlidir.<br />
1 2<br />
ÖZNE + YÜKLEM<br />
Mehmet öğretti.<br />
İngilizce bir basit cümlede de, nesne bulunmadığı durumlarda, bir farklılık görülmez.<br />
1 2<br />
SUBJECT + VERB<br />
Mehmet taught.<br />
1.2. Subject + verb + object<br />
Türkçe bir cümleye nesne eklendiği zaman, sıralama şöyle olur:<br />
1 2 3<br />
ÖZNE + NESNE + YÜKLEM<br />
Mehmet oğluna öğretti.<br />
İngilizce bir cümleye nesne eklendiği zaman, Türkçe cümle yapı ile arasındaki ilk temel fark ortaya çıkar.<br />
1 3 2<br />
SUBJECT + VERB + OBJECT<br />
Mehmet taught his son.<br />
2. BASİT CÜMLELERİN ÇEVİRİSİ</p>
<p style="text-align: justify;">2.1. Subject + verb<br />
Türkçe ve İngilizce basit cümle yapıları sadece özne ve yüklem söz konusu olduğunda bir farklılık göstermediği için, çeviri konusunda yapı açısından bir sorun çıkmamaktadır.<br />
1 2<br />
ÖZNE + YÜKLEM<br />
Mehmet geldi.<br />
Mehmet came./has come.<br />
SUBJECT + VERB<br />
1 2<br />
2.2. Subject + verb + object<br />
Nesne söz konusu olduğunda Türkçe ve İngilizce basit cümle yapıları birbirinden farklı olduğu için, çeviri işlemi sırasında da cümleyi oluşturan unsurların dizilişinde değişiklik yapmak gerekecektir.<br />
1 2 3<br />
ÖZNE + NESNE + YÜKLEM<br />
Mehmet eve geldi.<br />
Mehmet came home.<br />
SUBJECT + VERB + OBJECT<br />
1 3 2<br />
Bu cümlelere yer, zaman ve durum belirten kelime ve yapıların da eklenmesi durumunda her iki dil arasındaki yapısal farklılıklar iyice belirginleşecektir.<br />
Basit cümlelerin yapısı konusu çeviri açısından &#8211; kolay göründüğü için &#8211; önemsenmeyebilir. Ancak,<br />
SVO (İngilizce<br />
SOV (Türkçe)
</p>
<p style="text-align: justify;">yapısının, karmaşık cümlelerin çevirisini yaparken sürekli gözönünde tutulması gerekecektir. Bu konu ileri konularda ayrıntılı olarak ele alınmakta.</p>
<p style="text-align: justify;">ZAMAN KAVRAMI</p>
<p style="text-align: justify;">1. GiRiŞ<br />
Bu ve bunu izleyen ana başlık altında İngilizce&#8217;de yer alan bütün zamanlar (= tense) ve yardımcı yüklemler (= modal verbs) iki ayrı başlık altında ele alınmaktadır. Zamanlar &#8220;Present&#8221;, &#8220;Past&#8221;, ve &#8220;Future&#8221; sırası ile, yardımcı yüklemler ise alfabe sıralamasında ele alınmaktadır. Önemli çeviri özellikleri, her zaman olduğu gibi, kutu içinde verilmektedir.<br />
2. &#8220;Present&#8221; : Geniş zaman / Şimdiki zaman<br />
2.1. Simple Present Tense<br />
a) Her zaman olan/olabilecek olaylar için kullanılır.<br />
- The earth rotates around the sun.<br />
Dünya güneşin çevresinde döner.<br />
b) Bir olayı naklederken, özellikle hikaye dilinde kullanılır.<br />
- Rosencrantz flips a coin.<br />
Rosencrantz yazı tura için para atar.<br />
c) Her zaman olan, olabilecek ve bir sıkl??a sahip olayların anlatımında kullanılır.<br />
- I always/sometimes/rarely brush my teeth.<br />
Dişlerimi her zaman/bazan/nadiren fırçalarım.
</p>
<p style="text-align: justify;">Simple Present&#8217;ın bu kullanımları (A-C) Türkçe&#8217;ye aktarılırken &#8220;yüklem + -Er/-Ir&#8221; yapısı kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">d) Geleceğe ait kesin bir olaydan söz ederken kullanılır.<br />
- We set off after lunch.<br />
Öğle yemeğinin ardından yola çıkıyoruz.<br />
e) Normalde &#8220;yüklem + -ing&#8221; yapısı ile kullanılmayan bazı yüklemlerle birlikte kullanılır. Bu yüklemlerin başlıcaları:</p>
<p style="text-align: justify;">astonish, belong to, believe, concern, consist of, contain, depend on, deserve, detest, dislike, doubt, feel, fit, forget, guess, have, hear, hate, imagine, include, impress, know, like, love, need, owe, realize, recognize, regret, resemble, remember, satisfy, see, seem, smell, sound, suppose, taste, think, understand, want, wish<br />
• feel yüklemi &#8220;fikir sahibi olmak&#8221; (- I feel he is right) anlamında &#8220;-ing&#8221; almaz; &#8220;hissetmek&#8221; anlamı (- How are you feeling today?) taşıdığında &#8220;-ing&#8221; alır.<br />
• have yüklemi &#8220;sahip olmak&#8221; (- She has three children.) anlamında &#8220;-ing&#8221; almaz&#8221;; &#8220;..almak / yemek&#8221; anlamı (- They are having lunch.) taşıdığında &#8220;-ing&#8221; alır.<br />
• hear yüklemi alışılmadık durum belirttiğinde (- I&#8217;m hearing things. / Gaipten sesler duyuyorum.) &#8220;-ing&#8221; ile kullanılabilir.<br />
• see yüklemi alışılmadık durum belirttiğinde (- I&#8217;m seeing double) &#8220;-ing&#8221; ile kullanılabilir.<br />
• smell yüklemi &#8220;koku salmak&#8221; (- It smells nice.) anlamında &#8220;-ing&#8221; almaz; &#8220;koklamak&#8221; anlamı (-She is smelling the flowers.) taşıdığında &#8220;-ing&#8221; ile alır.<br />
• taste yüklemi &#8220;tadı olmak&#8221; (- It tastes nice.) anlamında &#8220;-ing&#8221; almaz; &#8220;tatmak&#8221; anlamı (- Why are you tasting the soup?) taşıdığında &#8220;-ing&#8221; alır.<br />
• think yüklemi &#8220;fikir sahibi olmak&#8221; (- I think he is right.) anlamında &#8220;-ing&#8221; almaz; &#8220;düşünmek&#8221; anlamı (- What are you thinking ?) taşıdığında &#8220;-ing&#8221; alır.
</p>
<p style="text-align: justify;">Simple Present&#8217;ın bu kullanımları (D-E) Türkçe&#8217;ye aktarılırken &#8220;yüklem + &#8211; Er/-Ir&#8221; ya da çoğu kez &#8220;yüklem + &#8211; Iyor&#8221; yapısı kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">f) Emir vermek için kullanılır.<br />
- Stop !<br />
Dur !<br />
2.2. Present Continuous Tense<br />
a) Şu anda gerçekleşmekte olan olaylar için kullanılır.<br />
- You are reading a sentence.<br />
Bir cümle okuyorsun/okumaktasın.<br />
b) Şu aralar olmakta olan olaylar için kullanılır.<br />
- I am reading a wonderful novel.<br />
Şahane bir kitap okuyorum/okumaktayım.<br />
c) Geleceğe yönelik kesin planlarda kullanılır.<br />
- What are you doing tomorrow ?<br />
Yarın ne yapıyorsun ?<br />
d) Konuşmacıyı tedirgin eden ve sık tekrarlanan bir olay için &#8220;always&#8221; ile birlikte kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">- She is always complaining about my dog.<br />
Sürekli / Hep / Durmadan köpeğimden şikayet ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Present Continuous&#8217;un bu kullanımları (A-D) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + -Iyor/-mEktE&#8221; kullanılarak aktarılır.<br />
2.3. Present Perfect Tense<br />
a) Az önce tamamlanan bir olay için, genelde &#8220;just&#8221; ile kullanılır.<br />
- I have just drunk a cup of tea.<br />
Az önce/Daha şimdi bir fincan çay içtim.
</p>
<p style="text-align: justify;">b) Yapılmış ama zamanı belli olmayan eylemler için, ya da zaman belli olsa da eylemin kendisi kadar önemli olmadığı durumlarda kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">- Peter has been to the States twice.<br />
Peter Amerika&#8217;da iki kez bulundu./Birleşik Devletler&#8217;e iki kez gitti.<br />
c) Geçmişte yapılmış, şu anda ya da gelecekte yapılabilme olasılığı var olan olaylar için kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">- He has won 3 Oscars.<br />
3 Oscar kazandı.
</p>
<p style="text-align: justify;">d) Sınırları kesin belirtilmeyen bir zamanı belirtmekte olan bir terim ile birlikte [1], ya da, olayın geçtiği zaman diliminin henüz sona ermediği durumlarda [2] kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">- The population has risen dramatically lately. [1]<br />
Nüfus son zamanlarda önemli ölçüde arttı/artmıştır.
</p>
<p style="text-align: justify;">Present Perfect&#8217;in bu kullanımları (A-D) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + -DI&#8221;, çeviri metni resmi bir dil taşıdığında da &#8220;yüklem + &#8211; mIştIr&#8221; yapısı ile aktarılır.</p>
<p style="text-align: justify;">- They haven&#8217;t had a holiday this year. [2]<br />
Bu sene tatil yapmadılar.<br />
e) &#8220;be&#8221; yüklemi ile birlikte, nitelik, yer, vs. belirten yapıların oluşturulmasında kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">- I have been a teacher for 7 years.<br />
Yedi senedir öğretmenim/öğretmenlik yapmaktayım/yapıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kullanım (E) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + -DIr&#8221; yapısı ile aktarılırsa da -DIr takısı genelde düşer.<br />
2.4. Present Perfect Continuous Tense<br />
a) Present Perfect&#8217;ten farklı olarak, daha süreli bir eylemi kapsar.<br />
- I have been writing since ten this morning.<br />
Bu sabah ondan beri yazıyorum/yazmaktayım.<br />
b) Kimi zaman, olayın kendisi bitmiş olsa bile etkisi sürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">- You look terrible. Have you been fighting ?<br />
Berbat görünüyorsun. Kavga mı ettin ?
</p>
<p style="text-align: justify;">Present Perfect Continuous Türkçe&#8217;ye, eylem sonuçlanmamış ise (A) &#8220;yüklem + -Iyor/-mEktE&#8221;, eylem sonuçlanmış ise (B) &#8220;yüklem + -DI&#8221; ile aktarılır.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Past : Geçmiş zaman</p>
<p style="text-align: justify;">3.1. Simple Past Tense<br />
a) Geçmişte belirli bir zamanda bitmiş bir olay için kullanılır. Bu kullanımın Present Perfect&#8217;ten farkı olayın geçtiği zamanın ve ayrıntıların önem kazanmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">- He left a minute ago.<br />
Bir dakika önce çıktı.<br />
- Where did the accident happen ?<br />
Kaza nerede oldu ?
</p>
<p style="text-align: justify;">Simple Past&#8217;ın bu kullanımı (A) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + -DI&#8221;, daha resmi yapılarda ise &#8220;yüklem + mIştIr&#8221; kullanılarak aktarılır.</p>
<p style="text-align: justify;">b) Geçmişe ait bir alışkanlık için &#8220;always&#8221;, &#8220;never&#8221;, vs. ile kullanılır.<br />
- He always wore a hat.<br />
Sürekli/Hep şapka giyerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Simple Past&#8217;ın bu kulanımı (B) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + -I/ErdI&#8221; kullanılarak aktarılır.<br />
3.2. Past Perfect Tense<br />
a) Geçmişe ait iki olayın bulunduğu bir durumda ve bu iki olaydan birinin diğerinden önce olması halinde, önce olan olay için &#8220;Past Perfect&#8221;, sonra olan olay için de &#8220;Simple Past&#8221; kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">- When the police arrived, the burglad had escaped.<br />
Polis geldiğinde hırsız kaçmıştı.<br />
b) &#8220;Past Perfect&#8221; temelde &#8220;Present Perfect&#8217;in past halidir.<br />
- He had won 3 Oscars.<br />
3 Oscar kazanmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Past Perfect Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + -mIştI&#8221; ile, ya da, pek sık olmasa da, &#8220;yüklem + &#8211; DıydI&#8221; ile aktarılır.<br />
3.3. Past Perfect Continuous Tense<br />
&#8220;Present Perfect Continuous&#8221; yapının past halidir.<br />
- I had been writing since 10 this morning.<br />
O sabah 10&#8242;dan beri yazmaktaydım.<br />
- You looked terrible. Had you been fighting ?<br />
Berbat görünüyordun. Kavga mı etmiştin ?</p>
<p style="text-align: justify;">Past Perfect Continuous Türkçe&#8217;ye &#8221; yüklem + &#8211; Iyordu / -mEktEydI / -mIştI kullanılarak aktarılabilir.<br />
3.4. Past Continuous Tense<br />
a) Geçmişte bir süre devam etmiş olan olayların aktarımında kullanılır.<br />
- She was earning quite a lot of money.<br />
Oldukça çok para kazanıyordu / kazanmaktaydı.<br />
b) Devam etmekte iken ani ve daha kısa bir eylemle karşılaşan ya da o eylem tarafından kesintiye uğratılan bir eylem için kullanılır.<br />
- When she heard the explosion she was having bath.<br />
Patlamayı duyduğunda banyo yapıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Past Continuous Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + -Iyordu / -mEktEydI&#8221; ile aktarılır.<br />
3.5. &#8220;Infinitive&#8221; yapılarda past<br />
&#8220;Infinitive&#8221; (to + yüklem) İngilizce&#8217;de &#8220;to have + V3&#8243; ile past hali alır.<br />
- He is believed to have a big fortune. PRESENT<br />
İnanışa göre büyük bir serveti var.<br />
- He is believed to have lived in misery. PAST<br />
İnanışa göre sefalet içinde yaşadı / yaşamış.<br />
3.6. &#8220;Gerund&#8221; yapılarda past<br />
&#8220;Gerund&#8221; (yüklem + &#8211; ing) yapısı &#8220;having + V3&#8243; kullanılarak past yapılabilir.<br />
- Having completed the task, the students had a break.<br />
(= After they had completed &#8230; )<br />
Görevi tamamladıktan sonra öğrenciler ara verdiler.<br />
Bu yapı perfect nitelik de taşıyabilir.<br />
- Having completed the task, the students will have a break.<br />
(= After they have completed &#8230;. )
</p>
<p style="text-align: justify;">4. Future: Gelecek zaman</p>
<p style="text-align: justify;">4.1. will<br />
a) Bir plan ya da kesinleşmiş amaç olmadığı durumlarda kullanılır.<br />
- Don&#8217;t worry. You&#8217;ll succeed.<br />
Endişelenme. Başaracaksın.
</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kullanım (A) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + &#8211; EcEk&#8221; ile aktarılır.</p>
<p style="text-align: justify;">b) Sonucun kesin / doğal olduğu bilinen durumlarda, kimi zaman da bir inatlaşma söz konusu ise kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">- When it is wet, this paint will give a terrible smell.<br />
Islakken bu boya berbat bir koku salar / salacaktır.<br />
- Don&#8217;t insist. She will say no.<br />
Israr etme. Hayır der / diyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kullanım (B) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + &#8211; I/Er&#8221; ya da &#8220;yüklem + &#8211; EcEkDIr&#8221; ile aktarılır.<br />
4.2. be (am/is/are) going to<br />
a) Bir plan ya da kesinleşmiş amaç olduğu zaman kullanılır.<br />
- Don&#8217;t worry. I&#8217;ll help you.<br />
Endişelenme. Sana yardım edeceğim.<br />
b) Bir eylemin gerçekleşeceğine ait kesin iz, belirti varsa kullanılır.<br />
- She looks very pale. I think she&#8217;s going to faint.<br />
Çok solgun görünüyor. Sanırım bayılacak.
</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kullanımlar (A-B) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + &#8211; EcEk&#8221; ile aktarılır.</p>
<p style="text-align: justify;">c) &#8220;was / were going to&#8221; yapısı yapılması amaçlanan ama gerçekleşmesine olanak ya da gerek kalmayan eylemler için [1] &#8211; ya da bunun tam tersi olarak gerçekleşmesine gerek yokken gerçekleşen [2] &#8211; olaylar için kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">- I was going to call him. He called me. [1]<br />
Onu arayacaktım. O beni aradı.<br />
- They weren&#8217;t going to visit the ancient church but they did so while they took shelter there during the rain. [2]<br />
Antik kiliseyi gezmeyeceklerdi ama yağmurdan korunmak için oraya sığındıklarında geziverdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kullanım (C) Türkçe&#8217;ye yüklem + &#8211; EcEktI&#8221; ile aktarılır.<br />
4.3. be (am/is/are/ ..) to<br />
a) &#8220;will (definitely)&#8221; anlamında kullanılır.<br />
- The Queen is to visit New Zealand.<br />
Kraliçe Yeni Zelanda&#8217;yı ziyaret edecek.
</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kullanım (A) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + &#8211; EcEk&#8221; ile aktarılır.</p>
<p style="text-align: justify;">b) &#8220;should&#8221; anlamında kullanılır.<br />
- You are to do your homework.<br />
Ev ödevini yapman gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kullanım (B) Türkçe&#8217;ye &#8220;should&#8221; gibi aktarılır.<br />
4.4. Future Continuous Tense<br />
Gelecekte sürüyor olacak eylem için kullanılır.<br />
- This time tomorrow, I&#8217;ll be sleeping.<br />
Yarın bu saatler uyuyor olacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">Future Continuous Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + &#8211; Iyor / &#8211; mEktE olacak&#8221; ile aktarılır.<br />
4.5. Future Perfect Tense<br />
Gelecekte bir zamanda tamamlanmış olacak eylem için &#8211; genelde zaman belirten by kelimesi ile birlikte &#8211; kullanılır.<br />
- This time tomorrow, I&#8217;ll have gone to bed.<br />
Yarın bu saatler yatmış olacağım.<br />
Future Perfect Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + &#8211; mIş olacak&#8221; ile aktarılır.
</p>
<p style="text-align: justify;">YARDIMCI YÜKLEMLER</p>
<p style="text-align: justify;">1. Tanım<br />
Bu bölümde ele alınan yüklemler birer yardımcı yüklemdir. Tek başlarına kullanıldıklarında yüklem olarak taşıdıkları anlamı taşımazlar (&#8221;Yes, I can&#8221; gibi kısa yanıt durumları dışında). Bu nedenle, kimi yardımcı yüklemlerin isim ya da yüklem olarak taşıdıkları anlama (can (n) = teneke kutu, have (v) = sahip olmak, May (n) = Mayıs, must (n) = gereklilik, will (n) = irade; vasiyetname) dikkat etmek gerekebilir.<br />
2. Kullanım ve Çeviri<br />
Yardımcı yüklemler alfabe sırasına göre ele alınmıştır.<br />
2.1. be (am / is / are) able to<br />
&#8220;Bir şeyi yapabilmek&#8221; anlamını taşır.<br />
- I am able to run a mile.<br />
Bir mil koşabilirim.<br />
- They will be able to complete the project on time.<br />
Projeyi zamanında tamamlayabilecekler.<br />
- She was able to say a few words.<br />
Birkaç kelime söyleyebildi.<br />
- We haven&#8217;t been able to understand it.<br />
Onu anlayabilmiş değiliz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapı Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + &#8211; EbIl- &#8221; ile aktarılır. Gerekli zaman takısı eklenir.<br />
2.2 can<br />
a) bir şeyi yapabilmek<br />
- Can you speak German ?<br />
Almanca konuşabilir misin ?<br />
b) olasılık<br />
- He can be here any moment.<br />
Her an gelebilir.<br />
c) izin, rica<br />
- Can I leave early ?<br />
Erken çıkabilir miyim ?<br />
- Can you turn the volume down ?<br />
Sesi kısabilir misin ?
</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kullanımlar (a-c) Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + &#8211; EbIl- ile aktarılır.</p>
<p style="text-align: justify;">d) Olumsuz sonuç çıkarma<br />
- It can&#8217;t be her. She is much taller.<br />
Bu o olamaz. O daha uzun boylu.<br />
e) Geçmişe ait olumsuz sonuç çıkarma.<br />
- She can&#8217;t have left earlier.<br />
Daha erken çıkmış olamaz.<br />
2.3. could<br />
a) Geçmişte bir şeyi yapabilmek.<br />
- I could swim across the lake then.<br />
O zamanlar gölü yüzerek geçebilirdim.<br />
b) olasılık<br />
- Perhaps she could answer all the questions.<br />
Belki de tüm sorulara yanıt verebilir.<br />
c) izin, rica<br />
- Could you do me a favour ?<br />
Bana bir iyilik yapar mısın ?<br />
d) teklif<br />
- Could we meet at around 12 tomorrow ?<br />
Yarın saat 12 civarında buluşabilir miyiz ?<br />
e) Sonuç çıkarma<br />
- He could be at home. He could be sleeping.<br />
Evde olabilir. Uyuyor olabilir.<br />
f) Gerçekleşmemiş, geçmişe ait olasılık<br />
- I could have passed the test.<br />
Sınavı geçebilirdim.<br />
2.4. dare<br />
a) Cesaret etmek<br />
- She daren&#8217;t do it.<br />
Yapmaya cesaret edemez.<br />
b) Sadece I daresay yapısı ile, olasılık<br />
- I daresay you are tired.<br />
Sanırım yorgunsun.<br />
2.5. had better<br />
Tercih, &#8220;olsa iyi olur&#8221;<br />
- Hadn&#8217;t we better start rightaway ?<br />
Hemen başlamak/başlamamız iyi olmaz mı ?<br />
- I&#8217;d better keep it in a box.<br />
Onu bir kutuda saklasak iyi olur.<br />
2.6. have (got) to<br />
a) Konuşmacının gerçeklere dayanarak ilettiği zorunluluk.<br />
- She has to leave immediately. There is a phone call.<br />
Hemen çıkması gerek. Telefon var.<br />
b) Gerekmezlik (= needn&#8217;t )<br />
- You don&#8217;t have to study at all.<br />
Hiç çalışman gerekmez.<br />
- She won&#8217;t have to go.<br />
Gitmesi gerekmeyecek.<br />
- We didn&#8217;t have to buy anything.<br />
Hiçbirşey satın almamız gerekmedi.<br />
Kimi zaman have = sahip olmak yüklemi, have to yardımcı yükleminin kullanımına benzer bir çekilde kullanılıyor olabilir. Cümlenin anlamını yanlış anlamamak için dikkat etmek gerekir.<br />
- This book has a lot to say.<br />
(= This book has a lot of things to say.)<br />
2.7. may<br />
a) Olasılık<br />
- We may never see that comet again.<br />
Bu kuyruklu yıldızı bir daha hiç göremeyebiliriz.<br />
b) İzin, rica<br />
- You may go.<br />
Gidebilirsin.<br />
c) Gelecekte tamamlanması olası eylem.<br />
- Many species may have died out by then.<br />
O zamana kadar pek çok tür tükenmiş olabilir.<br />
d) Geçmişe ait olası eylem<br />
- He may have missed the bus.<br />
Otobüsü kaçırmış olabilir. / Belki de otobüsü kaçırdı.<br />
e) Geçmişte gerçekleşmemiş olasılık<br />
- They may have won the match. They played terribly.<br />
Maçı kazanabilirlerdi.<br />
f) may as well = had better
</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;may well&#8221; kullanımına dikkat ! Bu yapıda well kelimesi pekala, neden olmasın anlamını taşır.</p>
<p style="text-align: justify;">g) Dualar &#8220;may&#8221; ile olur. &#8220;May&#8221; yardımcı yüklemi özneden önce gelir.<br />
- May God be with you.<br />
Tanrı seninle olsun.<br />
h) &#8220;Rağmen&#8221; anlamı veren cümlelerde, devrik yapıda &#8220;may&#8221; kullanılabilir.<br />
2.8. might<br />
a) zayıf olasılık<br />
- This medicine might have some side effects.<br />
Bu ilacın bazı yan etkileri olabilir.<br />
b) izin isteme<br />
- Might we suggest something ?<br />
Birşey önerebilir miyiz ?<br />
c) gelecekte tamamlanması olası eylem<br />
- By the year 2.000, you might have died.<br />
2000 yılına gelindiğinde ölmüş olabilirsin(iz).<br />
d) geçmişe ait olası eylem<br />
- He might have tried to contact you.<br />
Sana ulaşmaya çalışmış olabilir.<br />
e) geçmişte gerçekleşmemiş olasılık<br />
- They might at least have apologized.<br />
En azından özür dileyebilirlerdi [ama dilemediler]<br />
f) might as well = had better<br />
2.9. must<br />
a) konuşmacının zorunlu gördüğü, kendi fikrine dayalı zorunluluk<br />
- I don&#8217;t want her here. She must go.<br />
Onu burada istemiyorum. Gitmeli./Gitmesi şart.<br />
b) çok kuvvetli olasılık<br />
- There must be a mistake. Check it again.<br />
Bir hata olmalı./ Mutlaka bir hata vardır. Yeniden kontrol et.<br />
- He must be sleeping. I can hear his snore.<br />
Uyuyor olmalı. Horultusunu duyabiliyorum.<br />
Bu yapının olumsuzu mustn&#8217;t ile değil can&#8217;t ile oluşturulur.</p>
<p style="text-align: justify;">c) Yasaklama<br />
- You must not take any pictures here.<br />
Burada fotoğraf çekmemelisin(iz).<br />
d) Geçmişte gerçekleşmiş olması olası eylem<br />
- He must have missed the bus.<br />
Otobüsü kaçırmış olmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapının olumsuzu musn&#8217;t have ile değil can&#8217;t have ile oluşturulur.<br />
2.10. need(n&#8217;t)<br />
a) Gerekmezlik (= don&#8217;t/doesn&#8217;t have to)<br />
- You needn&#8217;t worry.<br />
Endişelenmen gerekmez/gereksiz.<br />
b) Gereklilik<br />
- Need I sign it ?<br />
İmzalamam gerekir mi ?<br />
c) Geçmişte gerek olmadığı halde yapılmış eylem.<br />
- We needn&#8217;t have brought our tent; his tent is large enough.<br />
Çadırımızı getirmemiz gerekmezdi. Onun çadırı yeterinde geniş.<br />
2.11. ought to<br />
a) Öğüt, tavsiye<br />
- It ought to be cleaned every two months.<br />
İki ayda bir temizlenmesi gerek.<br />
b) Geçmişte gerçekleş(me)miş olasılık.<br />
- She ought to have been more careful<br />
Daha dikkatli olması gerekirdi.<br />
2.12. shall<br />
a) Gelecek. Resmi kullanım.<br />
- When shall we announce the results ?<br />
Sonuçları ne zaman açıklayacağız ?<br />
b) Sadece I ve we ile, öneri.<br />
- Shall we go out ?<br />
Çıkalım mı ?<br />
c) Will yerine. Resmi kullanım.<br />
- The accused shall be interrogated.<br />
Sanık sorguya çekilecek.<br />
2.13. should<br />
a) Yükümlülük<br />
- He should work harder.<br />
Daha fazla çalışması gerek.<br />
b) Şu anda gerçekleşmesi gerekirken gerçekleşmeyen &#8211; ya da bunun tam tersi &#8211; eylem.<br />
- You should be at home now. You should be studying.<br />
Şu anda evde olman gerekirdi. Ders çalışıyor olmalıydın.<br />
c) Why veya How ile, tedirginlik ve öfke ifadesinde.<br />
- How should I know it ?<br />
Ben nereden bileyim ?<br />
d) Olasılık<br />
- He worked hard. So, he should succeed.<br />
İyi çalıştı. Kazanması gerekir. / Kazanacaktır.<br />
e) Geçmişte gerçekleşmemiş gereklilik<br />
- She should have seen her mistake.<br />
Hatasını görmesi gerekirdi.<br />
f) Bazı yüklem ve sıfatlarla<br />
- I advise that she should resign.<br />
- Was it essential that he should be sacked ?<br />
g) Second conditional yapıda, devrik cümle oluşturmak için.<br />
- Should he come, give him my message.<br />
2.14. used to<br />
a) Geçmişte olan ve artık devam etmeyen al??kanlık.<br />
- I used to exercise regularly.<br />
Düzenli olarak alıştırma yapardım.<br />
b) Olumsuz yapıda, geçmişte olmayıp sonradan edinilen al??kanlık.<br />
- She didn&#8217;t use to smoke.<br />
Eskiden sigara içmezdi.<br />
- He never used to leave the office early.<br />
Ofisten asla erken ayrılmazdı.<br />
Her ne kadar used to ile doğrudan bir ilgisi olmasa da, karışıklığa çok çabuk neden olabildiği için be used to ve get used to yapılarına da değinmek yerinde olacaktır. Be used to &#8220;alışkın olmak&#8221;, get used to ise &#8220;alışkanlığı kazanmak&#8221; anlamlarını taşırlar ve yardımcı yüklem özellikleri yoktur.<br />
- &#8220;Your neighbours upstairs are making a lot of noise.&#8221;<br />
- &#8220;I&#8217;m used to it.&#8221;<br />
- When I first moved to Ankara, life was difficult. Then I got used to living here.<br />
2.15. will<br />
a) Geleceğe yönelik durum, eylem<br />
- I will come with you.<br />
Seninle geleceğim.<br />
- Next month, we&#8217;ll be opening a new branch.<br />
Gelecek ay yeni bir şube açıyor olacağız.<br />
- Next month, we&#8217;ll have opened a new branch.<br />
Gelecek ay yeni bir şube açmış olacağız.<br />
b) Rica, istek<br />
- Will you please leave the door open ?<br />
Lütfen kapıyı açık bırakır mısın ?<br />
c) Geleceğe yönelik kesin ve doğal sonuç<br />
- She is so stubborn. She&#8217;ll refuse it.<br />
Çok inatçı. Reddeder./Reddedecektir.<br />
2.16. would<br />
a) Geçmişte alışkanlık. Used to yapısından farkı, bu alışkanlığın bitmiş olmasının gerekmemesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">- He would drink a glass of wine after dinner.<br />
Akşam yemeğinden sonra bir bardak şrap içerdi.<br />
b) Rica, istek<br />
- Would you send the brochures as soon as possible ?<br />
Broşürleri olabildiğince çabuk gönderir misiniz ?<br />
c) Geçmişte zorunluluk, kimi zaman inat taşıyan eylem.<br />
- I begged him to help me, but he wouldn&#8217;t.<br />
Bana yardım etmesini istedim ama etmeyeceği tuttu.<br />
d) Geçmişte gerçekleşmemiş eylem.<br />
- We would have stayed longer but the weather changed.<br />
Daha uzun kalırdık ama havalar değişti.<br />
e) Second conditional türü kullanımda<br />
- If you had not been so lazy you would be studying at university now.<br />
O kadar tembel olmasaydın şimdi üniversitede okuyor olurdun.<br />
2.17. would rather<br />
&#8220;Tercih etmek, yeğlemek&#8221; anlamını taşır.<br />
- I&#8217;d rather die keep silent.<br />
Sessiz kalmayı yeğlerim. / Ben iyisi mi sessiz kalayım.<br />
Tercih söz konusu olduğunda than kullanılır.<br />
- We&#8217;d rather starve to death than eat it.<br />
Onu yemektense açlıktan ölmeyi tercih ederiz,
</p>
<p style="text-align: justify;">would rather + kişi durumunda bu kişiden sonra gelen yüklem Simple Past Tense ile oluşturulur, ama anlam past değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">- I&#8217;d rather you went first.<br />
Senin önce gitmeni tercih ederim.<br />
3. Diğer kullanımlar<br />
Bazı yardımcı yüklemler, özellikle Reported Speech yapılarda, birbirlerinin past hali olarak kullanılırlar. Bu konudaki yanılgılardan biri, shall yardımcı yükleminin past halinin should olduğudur; shall yapısının past hali sadece would yardımcı yüklemi olabilir.
</p>
<p style="text-align: justify;">EDİLGEN YAPI</p>
<p style="text-align: justify;">1. KULLANIM<br />
İngilizce&#8217;de &#8220;passive&#8221; yapı &#8220;be + V3&#8243; yapısı ile olur. &#8220;Be&#8221; yüklemi cümlenin zamanına uygun olarak &#8220;am, is, are, was, were, be, been&#8221; hallerinden birini alır. Türkçe&#8217;de ise &#8220;edilgen&#8221; yapı &#8220;yüklem + -Il/In&#8221; yapısı ile oluşturulur.<br />
2. ZAMANLAR VE YARDIMCI YÜKLEMLERDE &#8220;PASSIVE&#8221;<br />
Simple Present English is spoken in many countries.<br />
Present Continuous The house is being decorated.<br />
Present Perfect She has been informed.<br />
Present Per. Cont. The research has been being done. *<br />
Simple Past I was informed.<br />
Past Continuous I was being followed.<br />
Past Perfect He had been misunderstood.<br />
Past Per. Cont. I had been being questioned for hours. *<br />
Future<br />
will It will be completed on time.<br />
going to They are going to be invited.<br />
continuous You will be being informed soon. *<br />
perfect It will have been opened by next week.<br />
Modal verbs<br />
can can + V3<br />
could could + V3<br />
had better had better + V3<br />
have to have to + V3<br />
may may + V3<br />
might might + V3<br />
must must + V3<br />
need need to + V3<br />
ought to ought to + V3<br />
shall shall + V3<br />
should should + V3<br />
used to used to + V3<br />
would would + V3<br />
would rather would rather + V3</p>
<p style="text-align: justify;">
<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
3. &#8220;PASSIVE&#8221; ANLAM TAŞIYAN YÜKLEMLER</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı yüklemler, cümleye göre, &#8220;Passive&#8221; anlam taşıyarak kullanılabilirler.<br />
- Your report reads well.<br />
- The new Ford is selling badly.<br />
- It is a nice material, but it doesn&#8217;t wash.<br />
4. &#8220;ACTIVE&#8221; CÜMLENİN NESNESİNİN BİR &#8220;CLAUSE&#8221; OLMASI<br />
Örneklerde de görüleceği gibi, &#8220;active&#8221; bir cümlenin nesnesinin bir &#8220;clause&#8221; olması durumunda<br />
- People believed (that) the witches communicated with the devil.<br />
CLAUSE<br />
İnsanlar cadıların şeytanla iletişim kurduğuna inan(ır)dı.<br />
bu cümle çeşitli durumlarda &#8220;passive&#8221; yapılabilir.<br />
- It was believed that the witches communicated with the devil.<br />
CLAUSE<br />
- The witches were believed to communicate with the devil.<br />
S V<br />
- That the witches communicated with the devil was believed.<br />
S V<br />
Cadıların şeytanla iletişim kurduğuna inanıl(ır)dı.<br />
Bu tür &#8220;passive&#8221; cümlelere bir diğer örnek:<br />
- Nobody knew whether he was telling the truth.<br />
S V O = CLAUSE<br />
- It was not known whether he was telling the truth.<br />
- Whether he was telling the truth was not known.<br />
5. &#8220;INFINITIVE&#8221; YAPININ &#8220;PASSIVE&#8221; HALİ<br />
5.1. be to + PASSIVE<br />
a) Gereksinim<br />
- These carpets are to be cleaned regularly. (=should be cleaned)<br />
- This form is to be filled in in ink.<br />
Bu formun mürekkepli kalemle doldurulması gerek.<br />
- There is a lot of work to be done.<br />
Yapacak/ Yapılacak çok iş var.<br />
b) &#8220;will&#8221; anlamında<br />
- An offer as generous as this one is not to be refused.<br />
Bu kadar cömert bir öneri reddedilmez.<br />
5.2. &#8220;be&#8221; + &#8220;to be seen / found / congratulated&#8221;<br />
- He was nowhere to be seen.<br />
Hiçbiryerde görülmedi/ Onu gören olmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">- The dog was nowhere to be found.<br />
Köpek hiçbiryerde bulunamadı.<br />
5.3. &#8220;be + to blame&#8221; yapısı &#8220;be + to be blamed&#8221; anlamında<br />
- Nobody is to blame for the accident.<br />
Kaza için kimse suçlanamazdı./ Kazada kimsenin suçu yoktu.<br />
5.4. &#8220;anything / nothing&#8221; + &#8220;to do / to be done&#8221;<br />
- There is nothing to do.<br />
Yapacak hiçbirşey yok [bu yüzden canım sıkılıyor].<br />
- There is nothing to be done.<br />
Yapacak hiçbirşey yok. / Elden birşey gelmez [o yüzden at onu gitsin].<br />
5.5. &#8220;supposed to&#8221;<br />
- I am supposed to be at home<br />
gibi bir cümle iki tamamen farklı anlam taşıyabilir:<br />
[1] = Everyone supposes that I&#8217;m at home.<br />
Herkes benim evde olduğumu sanıyor.<br />
[2] = I should be at home now.<br />
Şu an evde olmam gerekirdi.<br />
Uygun anlam &#8220;bağlam&#8221; yolu ile anlaşılabilir.<br />
5.6. &#8220;to have been + V3 &#8221;<br />
&#8220;to have been + V3&#8243; yapısı &#8220;perfect/past&#8221; anlam taşıdığından<br />
- I would like to be invited<br />
cümlesi Türkçe&#8217;ye<br />
Davet edilmeyi isterim. / Keşke davet edilsem<br />
şeklinde aktarılabilirken,<br />
- I would like to have been invited<br />
cümlesi<br />
Davet edilmiş olmayı isterdim. / Keşke beni davet etselerdi<br />
şeklinde Türkçe&#8217;ye aktarılabilir.<br />
5.7. &#8220;get + (nesne) + V3&#8243;<br />
İngilizce&#8217;de edilgen yapıda &#8220;be + V3&#8243; yerine &#8220;get + V3&#8243; kullanılabilmektedir.<br />
- How did the window get broken ?<br />
Cam nasıl kırıldı ?<br />
- He got his money stolen.<br />
Parasını çaldırdı.<br />
CÜMLE + CÜMLE: &#8220;COORDINATION&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">1. TANIM<br />
Cümleyi oluşturan unsurlar birbirlerine &#8220;coordination&#8221; yolu ile bağlandıklarında, çeşitli &#8220;coordinator&#8221;lar kullanılmaktadır. Bunlardan basit olanlar,<br />
and<br />
or<br />
but,<br />
kullanım açısından daha kapsamlı olanlar ise<br />
either &#8230; or<br />
both &#8230; and<br />
nor, neither &#8230; nor<br />
not only &#8230; but (also/as well)<br />
olarak guruplandırılabilir.<br />
2. KULLANIM VE ÇEVİRİ<br />
2.1. And, or, but<br />
Kullanım ve çeviri açısından bu üç basit &#8220;coordinator&#8221; önemli sorunlar oluşturmazlar.<br />
- I wonder whether I should stay and wait or whether it is better to leave.<br />
Kalmalı ve /Kalıp beklemeli miyim yoksa / ya da /, ayrılmak daha mı iyi bilemiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;And&#8221; Türkçe&#8217;ye &#8220;ve&#8221;, &#8220;yüklem + &#8211; Ip&#8221;, ya da &#8220;,&#8221; şeklinde aktarılabilir. &#8220;Or&#8221; Türkçe&#8217;ye &#8220;ya da&#8221;, &#8220;veya&#8221;, &#8220;(ve)yahut&#8221;, ya da &#8220;,&#8221; ile aktarılabilir. &#8220;But&#8221; Türkçe&#8217;ye &#8220;fakat&#8221;, &#8220;ama&#8221;, &#8220;ancak&#8221;, ya da &#8220;,&#8221; ile aktarılabilir.<br />
Kimi zaman &#8220;but&#8221; kelimesi &#8220;except&#8221; (= dışında, haricinde) anlamını taşıyabilir. Bu durumda &#8220;but&#8221; kelimesini bir yüklem izlerse yüklem &#8220;to&#8221; kullanılmadan bağlanır.<br />
- We have no choice but resign.<br />
İstifa etmekten başka bir seçeneğimiz yok.<br />
2.2. Either &#8230; or<br />
- Either you are crazy or I know nothing.<br />
(Ya sen çılgınsın ya da ben birşey bilmiyorum! ) / Eğer sen çılgın değilsen ne olayım !<br />
- You may either stay here or (you may) go out.<br />
İster burada kal ister çık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapı Türkçe&#8217;ye &#8220;Ya &#8230; ya da&#8221;, &#8220;İster &#8230; ister&#8221; yapıları ile aktarılır.<br />
2.3. Both &#8230; and<br />
- The old secretary could both type excellently and take shorthand.<br />
Eski sekreter hem kusursuz daktilo yazabiliyordu hem de steno biliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapı Türkçe&#8217;ye &#8220;Hem &#8230; hem de&#8221;, &#8220;Gerek &#8230; gerekse&#8221; yapıları ile aktarılır.<br />
2.4. Nor<br />
&#8220;Nor&#8221; kullanılan cümlede, vurgu sağlamak için, &#8220;özne + yüklem&#8221; yapısı tersyüz edilerek devrik yapı oluşturulur.<br />
- He didn&#8217;t accept the offer. Nor did he refuse it.<br />
Teklifi kabul etmedi. Red de etmedi./Reddetmedi de.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapı Türkçe&#8217;ye &#8220;ne &#8230; ne de&#8221; ya da &#8221; -mEdIğI / mEyEcEğI gibi, &#8230;.. olumsuz yüklem&#8221; şeklinde aktarılabilir.<br />
2.5. Not only &#8230; but (also/as well)<br />
&#8220;Nor&#8221; kullanılan cümlede olduğu gibi, &#8220;Not only&#8230;&#8221; yapısıyla cümleye başlanması durumunda cümlede devrik yapı oluşur.<br />
- Not only does he play the guitar but he is a good singer (as well).<br />
Sadece gitar çalmakla kalmaz, iyi bir şarkıcıdır da.<br />
- They not only broke/Not only did they break into his office, (but) they also stole his computer.<br />
Hem bürosuna zorla girdiler hem de bilgisayarını çaldılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapı Türkçe&#8217;ye &#8220;sadece / yalnızca + {olumsuz / olumlu yüklem } &#8230; bir de / ayrıca / üstelik + { olumlu / olumsuz yüklem } yapısı ile ya da &#8220;hem &#8230; hem de&#8221; ile aktarılır.<br />
2.6. Neither &#8230; nor<br />
Bu yapıda da vurgu amacı ile devrik yapı kullanılabilir.<br />
- We are neither aware nor (are we) fully ignorant of the subject.<br />
Konu hakkında ne bilgimiz var ne de tamamen bilgisiz durumdayız.
</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapı Türkçe&#8217;ye &#8220;ne &#8230; ne de&#8221; şeklinde aktarılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">CÜMLE + CÜMLE: &#8220;SUBORDINATION&#8221;<br />
1. TANIM<br />
İngilizce&#8217;de ve Türkçe&#8217;de cümleler birbirlerine basit bağlaçlarla bağlanabildikleri gibi, çeşitli tamlamalar yapılarak da bağlanabilirler. Bu yapılar İngilizce&#8217;de &#8220;Clause Sentence&#8221;, &#8220;Super Structure&#8221; gibi isimler alır.<br />
Ana fikri taşıyan ve mutlaka tam bir yargı oluşturan cümleye &#8220;Baş / Ana Cümle&#8221; (=Main Clause), her türden diğer bileşene ise &#8220;İkincil / Yan Cümle&#8221; (=Secondary/Subordinate Clause) denilmektedir.<br />
- When I met him, he was in the army.<br />
Yan cümle Ana cümle<br />
2. ÇEVİRİ İŞLEMİ<br />
Cümle içindeki görevleri &#8220;özne&#8221; [1] ya da &#8220;nesne&#8221; [2] yerine geçmek olduğunda ikincil cümleler basit cümle yapısının özne ya da nesneleri olarak kabul edilebilir ve Türkçe&#8217;ye rahatlıkla aktarılabilirler. &#8220;Relative Clause&#8221; ve &#8220;Noun Clause&#8221; bu tür yapılardır.<br />
- The sentence(that) you are reading is a clause sentence. [1]<br />
S V O<br />
(&#8221;Relative Clause&#8221;)<br />
- They say that it is easy to make a noun clause. [2]<br />
S V O<br />
(&#8221;Noun Clause)<br />
Comparative Clause&#8221; ve &#8220;Adverbial Clause&#8221; yapılarda ise bir cümlecik + cümle durumu söz konusudur ve çeviri işlemini de buna göre yapmak gerekecektir. Bu durum biri &#8220;Noun Clause&#8221; [1] diğeri ise &#8220;Adverbial Clause&#8221; [2] olan iki cümlenin çevirisi ile açıklanırsa:<br />
- Tom claims that the problem is exaggerated. [1]<br />
cümlesinde,<br />
S V O<br />
- Tom claims (that) a child stole his vallet.<br />
şeklinde bir yapı mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;">İngilizce bir basit cümle ( S + V + O ) Türkçe&#8217;ye S + O + V (Ö+ N+ Y) şeklinde aktarılabileceğine göre, önce kendi içinde bir basit cümle yapısı taşıyan &#8220;nesne&#8221; Türkçe&#8217;ye çevrilirse:<br />
.. (that ) a child stole his vallet.<br />
S V O<br />
Ö N Y<br />
.. bir çocuğun cüzdanını çaldığını<br />
Bu nesne tüm cümleye eklendiğinde,<br />
- Tom claims that a child stole his vallet.<br />
S V ( : ) O<br />
Ö N Y<br />
- Tom bir çocuğun cüzdanını çaldığını iddia ediyor<br />
çevirisi ortaya çıkacaktır.<br />
Oysa bir &#8220;adverbial clause&#8221; olan<br />
- Because he was late, he missed the bus. [2]<br />
cümlesi incelendiğinde ise,<br />
- Because he was late, he missed the bus<br />
Neden belirten Ana cümle<br />
yan cümle<br />
yapısı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda da çeviri işlemi,<br />
- Because he was late, he missed the bus.<br />
S V , S V O<br />
Ö Y Ö N Y<br />
- (O) geç kaldığı için (o) otobüsü kaçırdı.<br />
şeklinde olacaktır.<br />
RELATIVE CLAUSE</p>
<p style="text-align: justify;">1. TANIM<br />
&#8220;Relative Clause&#8221; yapı bir isim ve o ismi tanımlayan ve isme genelde &#8220;who , which , that, where , ..&#8221; gibi kelimelerle bağlanan bir tamlayandan oluşur:<br />
- The ring that/which was stolen has finally been found.<br />
İsim Bağlayan Tamlayan Yüklem</p>
<p style="text-align: justify;">Özne<br />
Türkçe&#8217;de bu tür bir yapı, İngilizce&#8217;nin aksine, önce tamlayan, sonra da tamlanan isim şeklinde yapılmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">- Çalınan yüzük sonunda bulundu.<br />
Tamlayan İsim<br />
(-an = bağlayan)</p>
<p style="text-align: justify;">Özne<br />
Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, çeviri yaparken tamlayan ile tamlananın yerlerini değiştirmek gerekmektedir. Türkçe&#8217;de ayrıca yükleme &#8220;-En&#8221; ya da &#8220;-DIğI&#8221; eklenir.<br />
2. DEFINING RELATIVE CLAUSE<br />
2.1. who/which/that<br />
Nesne isimleri için &#8220;which&#8221; ya da &#8220;that&#8221; kullanılır.<br />
- Tom didn&#8217;t like the computer which they recommended.<br />
Tom onların tavsiye ettiği bilgisayarı beğenmedi.<br />
Kişi isimleri için ise &#8220;who&#8221; ya da &#8220;that&#8221; kullanılır. Her iki durumda da &#8220;that&#8221; çoğu zaman resmi nitelik ta??mayan anlatımlarda kullanılmaktadır.<br />
- The man who killed the leader is being questioned.<br />
Lideri öldüren adam sorgulanıyor.<br />
Bağlayan kelimenin (who, which, ..) hemen arkasından bir yüklem gelmesi durumunda bağlayan kelimenin kullanılması zorunludur.<br />
- The car which was parked there was towed away.<br />
Oraya park edilen araba çekilerek götürüldü.<br />
Bağlayan kelimenin (who, which, ..) hemen arkasından bir yüklem gelmemesi durumunda (isim + [who/which/..] + isim) bağlayan kelimenin kullanılması zorunlu değildir.<br />
- The man my sister loves has never talked to me.<br />
İsim + İsim<br />
Kızkardeşimin sevdiği adam benimle hiç konuşmadı.<br />
İngilizce&#8217;de kimi yüklemler ve sıfatlar bir &#8220;preposition&#8221; ile birlikte kullanılırlar (look at, listen to gibi). Bir &#8220;Relative Clause&#8221; yapıda bu türden bir &#8220;preposition&#8221; olması durumunda yüklem ya da sıfata ait &#8220;preposition&#8221; &#8220;who/which&#8221;in hemen önüne alınabilir.<br />
- He didn&#8217;t tell me who he shouted at.<br />
&gt; He didn&#8217;t tell me at whom he shouted.<br />
Bana kime bağırdığını söylemedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yapıda &#8220;preposition&#8221;dan önce kesinlikle &#8220;that&#8221; kullanılamaz.<br />
&#8220;All that &#8230; &#8221; yapısında &#8220;-En/DIğI herşey&#8221; anlamı vardır. Dikkat edilmesi gereken nokta, kimi zaman iki yüklemin birbiri ardına gelmesidir.<br />
- All (that) I own is yours.<br />
S V O<br />
Sahip olduğum herşey senin (dir).<br />
Ö N Y<br />
- I will give you all you want.<br />
S V O O<br />
(Ben) sana istediğin herşeyi vereceğim.<br />
Ö N N Y<br />
&#8220;None /All / .. (of) those/the people /.. .. who /whom /..&#8221; yapısı &#8220;-EnlErIn tümü / hepsi / ..&#8221; anlamını taşır.<br />
- All those who want a ticket should go to the entrance.<br />
S V O<br />
Bilet isteyenlerin tümünün girişe gitmesi gerekmekte.<br />
Ö N Y<br />
&#8220;anything / nothing /.. to + yüklem&#8221; yapısı aslında &#8220;anything / nothing /.. which someone can / will / .. + yüklem&#8221; yapısıdır.<br />
- I can&#8217;t find anything to say. (= anything I can say.)<br />
(Ben) söyleyecek birşey bulamıyorum.<br />
Relative Clause&#8221; yapılarda what kelimesi de &#8211; the thing which anlamında &#8211; kullanılabilir.<br />
- The gained first position in what is the most important competition of the year.<br />
2.2. &#8220;-ing&#8221; clause<br />
Bu tür cümleler &#8220;who/which&#8221; ile yapılan tamlamanın bir tür kısaltması niteliğindedir. Örneğin,<br />
- I like the girl (who is) studying over there.<br />
Şurada çalışan / çalışmakta olan kızdan hoşlanıyorum. / kız hoşuma gidiyor.<br />
Bu yapıda genelde yükleme &#8220;continuous&#8221; anlam yüklenir. Bu nedenle de, örneğin,<br />
* The boy bringing the milk has been sick in bed for some time,<br />
cümlesi yanlıştır. Buradaki mantıksızlık, oğlanın hem sütü getiriyor olması (The boy [who is ] bringing) hem de bir süredir hasta yatıyor olmasıdır. Bu cümle,<br />
- The boy who brings the milk has been ill for some time,<br />
şeklinde düzeltilebilir.<br />
2.3. Past Participle (=V3) Clause<br />
Bu yapıda ismi izleyen ve &#8220;past participle&#8221; durumda kullanılan yüklem, edilgen (=Passive) özellik ta??maktadır.<br />
- The purse (which was) lost has not been found yet.<br />
Kaybedilen cüzdan henüz bulunamadı.<br />
2.4. Prepositional Phrases<br />
- .. the man who is waiting over there.<br />
.. the man waiting over there. <br />
&#8230;the man over there. <br />
Bu yapı çeviri açısından bir sorun oluşturmaz.<br />
2.5. &#8220;Cleft&#8221; Cümle<br />
Cümlenin belirli bir parçasını vurgulamak gerektiği zaman, Türkçe&#8217;de vurgulanacak bölüm yükleme yaklaştırılmaktadır. İngilizce&#8217;de bunun yazı dilinde yolu vurgulanacak bölümün altını çizmek ya da o bölümü yatık harflerle yazmak, ya da bazı yapılar için devrik yapı kullanmak; konuşma dilinde ise sesin yükselmesi ile vurguyu belli etmektir.<br />
&#8220;Relative Clause&#8221; özelliği taşıyan &#8220;cleft&#8221; cümle, vurguyu sağlamanın bir diğer yoludur. İki tür &#8220;cleft&#8221; cümleden söz edilebilir.<br />
a) It is/was/.. who/that..<br />
- My mother threw an egg at the President yesterday.<br />
Annem dün Başkan&#8217;a yumurta fırlattı.<br />
- It was my mother who threw an egg at the President yesterday.<br />
Başkan&#8217;a dün yumurta fırlatan (kişi) annemdi.<br />
- It was an egg that my mother threw at the President yesterday.<br />
Annemin Başkan&#8217;a dün fırlattığı (şey) (bir) yumurtaydı.<br />
- It was at the President that my mother threw an egg yesterday.<br />
Annemin dün yumurta fırlattığı (kişi) Başkan&#8217;dı.<br />
- It was yesterday that my mother threw an egg at the President.<br />
Annem Başkan&#8217;a yumurtayı dün fırlattı.<br />
b) What &#8230; is / was<br />
- What my mother threw at the President was an egg.<br />
Annemin Başkan&#8217;a fırlattığı şey yumurtaydı.<br />
- My left leg hurts.<br />
 What hurts is my left leg.<br />
- I like her charm.<br />
 What I like in her is her charm.<br />
3. NON-DEFINING RELATIVE CLAUSE<br />
Bu yapıda kesinlikle that kullanılmaz. Tamlayan bölüm bir tür fazladan bilgi verir konumdadır ve bu yüzden de ana cümleden virgül yolu ile ayrılmaktadır.<br />
&#8220;Non-defining relative clause&#8221; bu özelliğinden ötürü &#8220;Extra Information Clause&#8221; olarak da tanınır.<br />
3.1. , who(m) / which<br />
- John, whom you know well, is totaly crazy<br />
cümlesinde<br />
whom you know well<br />
bölümü, aynı Defining Relative Clause yapılarda olduğu gibi, kendisinden önce gelen ismi nitelendirmektedir. Bu nedenle, çeviri esnasında aradaki virgülleri yok saymak yeterli olacaktır.<br />
- John whom you know well is totally crazy.<br />
S V<br />
3.2. , where / when<br />
Who, which ve that yerine where ve when kelimelerini kullanmak da mümkündür.<br />
- Edinburgh, where I was born, is a beautiful city.<br />
Doğduğum yer olan Edinburgh güzel bir şehir.<br />
3.3. all / none / both / .. of whom / which<br />
- He has three sisters, all of whom are students.<br />
cümlesi aynı bir Defining Relative Clause gibi ele alınabilir ve bu şekilde Türkçe&#8217;ye aktarılabilir. Ancak, en iyisi virgülden sonra gelen bölümü ayrı bir cümle halinde aktarmaktır.<br />
Üç kızkardeşi var; üçü de öğrenci.<br />
Bir başka örnek bunun nedenini daha iyi açıklayacaktır.<br />
- Tim invested all his money on four companies, three of which went bankrupt in a year.<br />
cümlesi tek bir cümle halinde Türkçe&#8217;ye aktarıldığında ortaya çıkan<br />
* Tim bütün parasını üçü bir sene içinde iflas eden dört şirkete yatırdı,<br />
cümlesi hatalı bir anlam aktarıyor olacaktır, zira, bu durumda Tim üçü zaten iflas etmiş dört şirkete parasını yatırm?? olmaktadır. Oysa virgülden sonra gelen bölüm ayrı olarak aktarılırsa,<br />
Tim parasını dört şirkete yatırdı; bunlardan üçü bir sene içinde iflas etti<br />
cümlesi ile anlam tam ve doğru olarak aktarılmış olmaktadır.<br />
3.4. Sentential Relative Clause<br />
Sentential Relative Clause diğer relative clause yapılardan farklı bir özellik taşımaktadır. Bu nedenle de çeviri esnasında büyük dikkat gösterilmesi gerekir. Defining ve non-defining yapılarda ortak olan nokta tamlayan bölümün kendisinden önce gelen ismi nitelendirmesidir.<br />
Sentential Relative Clause yapıda ise tamlanan virgülden önceki cümlenin tümüdür.<br />
- He died young, which was a pity.<br />
Genç yaşta öldü. Yazık oldu.<br />
- Around 40,000 people bought tickets for the stadium concert, which was more than was expected.<br />
Yaklaşık 40,000 kişi stadyum konserini izlemek için bilet aldı. Bu umulan sayının üzerindeydi.<br />
NOUN CLAUSE</p>
<p style="text-align: justify;">1. TANIM<br />
&#8220;Noun Clause&#8221; bir tür basit cümle olarak ele alınabilir ve çeviri işlemi de buna göre yapılabilir. Cümle ne kadar karmaşık yapıda gözükürse gözüksün, aşağıdaki bölümlerde yer alan örnek cümlelerden de anlaşılacağı gibi, aslında bir S+V+(O) yapısı mevcuttur ve bu yapı Türkçe&#8217;ye Ö+(N)+Y şeklinde aktarılır.<br />
2. &#8220;THAT&#8221; CLAUSE<br />
2.1. Reported speech<br />
a) Normal cümleler<br />
- Ann told me that Tom liked beer. (S + V + O + O(S+V+O) )<br />
Ann bana Tom&#8217;un biradan hoşlandığını söyledi.<br />
b) Emir / İstek cümleleri<br />
- We told the boys to keep away from the cake. (S + V + O + O(V+O) )<br />
(Biz) oğlanlara kekten uzak durmalarını söyledik.<br />
2.2. &#8220;be&#8221; + that<br />
&#8220;To be&#8221; yükleminin ardından, öznenin niteliğini açıklamak için &#8220;that&#8221; ile bağlanan bölüm kullanılabilir.<br />
- My assumption is that inflation will remain a problem.(S + V + O(S+V+O))<br />
Benim tahminim enflasyonun sorun olarak kalaca? dır).<br />
2.3. realise / see / .. + that<br />
Bu yapıda &#8220;notice, realise, understand, see, hear, imagine&#8221; gibi yüklemlerin ardından &#8220;that&#8221; ile başlayarak bu yüklemin nitelediği unsur anlatılmaktadır. Çeviri ya da kullanım açısından diğer &#8220;Noun Clause&#8221; yapılardan bir farklılığı yoktur.<br />
- I noticed that he was telling the truth. (S + V + O(S+V+0))<br />
(Ben) onun doğruyu söylemekte olduğunu farkettim.<br />
2.4. İsim, that ..<br />
Bu yapı &#8220;Non-defining Relative Clause&#8221; ile benzerlik gösterir.<br />
- The report, that he will take measurements, justifies me. (S(NOUN+THAT+S+V+O) + V + O)<br />
Onun önlemler alacağı (şeklindeki) rapor beni haklı çıkarıyor.<br />
2.5. That &#8230;<br />
- That the budget deficit will increase is obvious<br />
türü bir cümle çeviri açısından sorun oluşturabilmektedir. Bunun nedeni de cümlenin başındaki &#8220;That&#8221; kelimesine aldanılıp &#8220;Bu &#8230;&#8221; ile çeviriye başlanmasıdır. Böyle bir çeviri, yukarıdaki örnek cümle açısından, iki yönden yanlıştır.<br />
1. &#8220;That&#8221; kelimesi &#8220;that book/pen/man&#8221; gibi yapılarda olduğu gibi kendisinden sonra gelen ismi niteliyor olsa, bu<br />
durumda örnek cümledeki &#8220;the&#8221; kelimesinin kullanılmaması gerekirdi.<br />
2. Cümle &#8220;Bu&#8221; kelimesi ile başlanarak aktarılacak ise bu durumda cümle incelendiğinde,<br />
- That the budget deficit will increase is obvious<br />
S V ?<br />
durumu ortaya çıkacaktır. Yani cümlenin sonunda yer alan &#8220;is obvious&#8221; bölümü ortada kalacaktır.<br />
Bu tür cümleler<br />
- That the budget deficit will increase is obvious (S( THAT +S+V+O) + V + O)<br />
yapısı taşımaktadır ve cümlenin başındaki &#8220;That&#8221; Türkçe&#8217;ye &#8220;yüklem + -DIğI / -EcEğI&#8221; şeklinde aktarılır.<br />
Bütçe açığının artacağı ortada(dır).<br />
&#8220;That&#8221; ile başlayan cümleler &#8220;It &#8230; that &#8230;&#8221; yapısı ile de oluşturulabilir.<br />
- It is obvious that the budget deficit will increase.<br />
3. &#8220;WH&#8221; CLAUSE<br />
&#8220;Who(m/se), which, where, when, why, how (much / many / far / tall / .. )&#8221; gibi yapıların kullanıld??? cümlelerdir.<br />
3.1. Reported Speech<br />
Konuşan kişinin sorularının aktarımıdır.<br />
- Peter asked where they had put the box. (S+ V+ O(WH+S+V+O))<br />
Peter (onların) kutuyu nereye koymuş olduklarını sordu.<br />
3.2. WH .. + be + (WH ..)<br />
- Why he didn&#8217;t call the police is a mystery. (S(WH+S+V+O) + V + O)<br />
Onun neden polisi aramadığı bir gizem(dir).<br />
- What I gave Tom was not what he wanted from me. (S(WH+S+V+O) + V + O(WH+S+V+O))<br />
Benim Tom&#8217;a verdiğim şey, onun benden istediği (şey) değildi.<br />
3.3. &#8220;be&#8221; + WH<br />
&#8220;To be&#8221; yükleminin ardından, öznenin niteliğini açıklamak için &#8220;WH&#8221; ile bağlanan bölüm kullanılabilir.<br />
- The problem is how the children find the way. (S +V + O(WH+S+V+O))<br />
Sorun çocukların yolu nasıl bulacakları (dır).<br />
3.4. realise/see/.. + WH<br />
Bu yapıda &#8220;notice, realise, understand, see, hear, imagine&#8221; gibi yüklemlerin ardından &#8220;WH&#8221; ile başlayarak bu yüklemin nitelediği unsur anlatılmaktadır. Çeviri ya da kullanım açısından diğer &#8220;Noun Clause&#8221; yapılardan bir farklılığı yoktur.<br />
- His wife cannot understand why Peter refused the offer. (S + V + O(WH+S+V+O))<br />
Karısı Peter&#8217;ın teklifi neden reddettiğini anlayamıyor.<br />
3.5. İsim, WH.<br />
Bu yapı &#8220;Non-defining Relative Clause&#8221; ile benzerlik gösterir.<br />
- Your question, why Max didn&#8217;t tell it, is interesting. (S(NOUN, WH+S+V+O) + V + O)<br />
Max&#8217;in onu neden anlatmadığı şeklindeki sorun ilginç (tir).<br />
3.6. WH + to<br />
WH kelimesini izleyen bölümde &#8220;should&#8221; ya da &#8220;ought to&#8221; kullanılması durumunda bu yapı,<br />
WH + to<br />
olarak kısaltılabilir.<br />
- I don&#8217;t know where I should go.<br />
to go.<br />
Nereye gideceğimi/gitmem gerektiğini bilmiyorum.<br />
4. &#8220;YES/NO&#8221; CLAUSE<br />
4.1. Reported Speech<br />
Konuşan kişinin bir soru kelimesi (WH) kullanmadan oluşturduğu soruların aktarılmasıdır.<br />
- My lawyer asked me if /whether I had sent the form. (S + V + O + O(IF+S+V+O))<br />
Avukatım bana (benim) formu gönderip göndermediğimi sordu.<br />
4.2. whether to<br />
&#8220;Whether&#8221; kelimesini izleyen bölümde &#8220;should&#8221; ya da &#8220;ought to&#8221; kullanılması durumunda bu yapı,<br />
whether to<br />
olarak kısaltılabilir.<br />
- The boss doesn&#8217;t know whether he should believe his excuse / to believe his excuse.<br />
Patron onun mazeretine inanmalı mı inanmamalı mı bilemiyor.<br />
4.3. &#8220;If&#8221; ve &#8220;whether&#8221; farkı<br />
Kullanım açısından &#8220;if&#8221; ve &#8220;whether&#8221; çeşitli farklılıklar gösterirler. &#8220;Whether&#8221; daha geniş bir kullanım alanına sahiptir.<br />
a) Whether + cümle + V + (O) yapısında &#8220;if&#8221; kullanılmaması tavsiye edilir.<br />
- Whether he would pass the test was oubtful.<br />
Sınavı geçip geçemeyeceği kuşkuluydu.<br />
b) &#8220;be&#8221; + whether yapısında &#8220;if&#8221; kullanılmaz.<br />
- My problem is whether I will get a pay rise.<br />
Benim sorunum zam alıp alamayaca??m.<br />
c) &#8220;preposition&#8221; + whether yapısında &#8220;if&#8221; kullanılmaz.<br />
- Everything depends on whether they will come on time.<br />
Herşey onların zamanında gelip gelmeyeceklerine bağlı.<br />
d) .., whether yapısında &#8220;if&#8221; kullanılmaz.<br />
- You have yet to answer my question, whether I can count on your vote.<br />
Daha/Bir de benim, senin oyuna güvenebilir miyim soruma yanıt vermen gerek.<br />
e) whether + to yapısında &#8220;if&#8221; kullanılmaz.<br />
- I don&#8217;t know whether to stay.<br />
Kalmalı mıyım, kalmamalı mıyım bilmiyorum.<br />
f) whether or not yapısında &#8220;if&#8221; kullanılmaz.<br />
- He didn&#8217;t tell us whether or not he will be staying with us.<br />
Bizimle kalıp kalmayacağını söylemedi.<br />
5. EXCLAMATIVE CLAUSE<br />
- He didn&#8217;t know what a great chance he had missed.<br />
Nasıl da / Ne de büyük bir şans kaçırm?? olduğunu bilmiyordu.<br />
- It is incredible how fast he can run.<br />
O kadar hızlı koşabilmesi inanılmaz (bir şey).<br />
Bu yapı kimi zaman iki ayrı anlam taşıyabilir ve doğru anlamın çıkarılması için cümlenin geçtiği metnin içeriğine bakılması gerekebilir.<br />
- I told her how late she was.<br />
(a) Ona ne kadar geciktiğini söyledim [saatten haber verdim].<br />
(b) Ona ne kadar da geciktiğini söyledim.<br />
- They didn&#8217;t know what mistake they had made.<br />
Ne hata yaptıklarını bilmiyorlardı.<br />
- They didn&#8217;t know what a mistake they had made.<br />
Nasıl da (büyük) bir hata yapmış olduklarını bilmiyorlardı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/ceviri-notlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Too &#8211; Enough Konu Anlatımı</title>
		<link>http://www.nkfu.com/too-enough-konu-anlatimi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/too-enough-konu-anlatimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Apr 2010 22:23:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce too enough konu anlatım]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce too enough konusu]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce too enough örnekler]]></category>
		<category><![CDATA[Too Enough cümlede kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Too Enough Exercises]]></category>
		<category><![CDATA[Too Enough ile ilgili cümleler]]></category>
		<category><![CDATA[Too Enough İngilizcede kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Too Enough örnekler]]></category>
		<category><![CDATA[Too ile ilgili cümleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=5534</guid>
		<description><![CDATA[Too-Enough Cümlede Kullanımları
too-enough kullanımları birbirine cok karıştırılır aslında yalnızca ufak bir mantıga dayanmaktadır
too-olumsuzluk derecesinde fazla
enough-ihtiyacı karsılayacak kadar yeterli
too+adj(sıfat)
too cold-aşırı derecede soğuk(olumsuz)
*It was too cold to go out,so we stayed at home
Hava, dışarı çıkılamayacak kadar soğuktu,bu yüzden evde kaldık
Aynı cümle şu şekilde de tercüme edilebilir
*It was too cold to go out,so we stayed at home
Hava, dışarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Too-Enough Cümlede Kullanımları</strong></p>
<p>too-enough kullanımları birbirine cok karıştırılır aslında yalnızca ufak bir mantıga dayanmaktadır</p>
<p>too-olumsuzluk derecesinde fazla<br />
enough-ihtiyacı karsılayacak kadar yeterli</p>
<p>too+adj(sıfat)</p>
<p>too cold-aşırı derecede soğuk(olumsuz)<br />
*It was too cold to go out,so we stayed at home<br />
Hava, dışarı çıkılamayacak kadar soğuktu,bu yüzden evde kaldık</p>
<p>Aynı cümle şu şekilde de tercüme edilebilir<br />
*It was too cold to go out,so we stayed at home<br />
Hava, dışarı çıkmak için çok soğuktu bu yüzden evde kaldık</p>
<p>**Bu iki cümle aynı anlama gelmektedirÖnemli olan too kelimesinin anlama olumsuzluk kattıgını unutmamaktır</p>
<p>*I was too tired so i couldn&#8217;t play with my friends<br />
Çok yorgundum bu yüzden arkadaşlarımla oynayamadım(oyun oynayamayacak kadar yorgundum)</p>
<p>*The tea was too hot so i couldn&#8217;t handle it and burnt my hand<br />
Çay çok sıcaktı, bu yüzden tutamadım ve elimi yaktım (tutulamayacak kadar sıcaktı)</p>
<p>adj(sıfat) + enough + to</p>
<p>warm enough-yeterince sıcak<br />
*The weather was warm enough to go to swimSo we went to a pool<br />
Hava yüzmeye gidebilecek kadar sıcaktıBu yüzden havuza gittik(hava yeterince sıcaktı)</p>
<p>*The cheetah was fast enough to catch the deer<br />
Çita, geyiği yakalayabilecek kadar hızlıydı</p>
<p>*His marks are high enough to attend the university<br />
Notları üniversiteye girebilecek kadar yüksekti</p>
<p><strong>TOO, ENOUGH </strong></p>
<p><strong>TOO</strong></p>
<p>Burada too nun sıfatlarla ve zarflarla kullanılışını göreceğiz. Sıfatlar ve zarflarla kullanıldığı zaman aşırılık ifade eder. Sözlük manası “çok” demektir. Fakat yine de çok manasına gelen very den oldukça farklıdır.</p>
<p>The tea is very hot.</p>
<p>The tea is too hot.</p>
<p>Birinci cümlede “Çay çok sıcaktır”. Fakat yine de içilebilir. İkinci cümlede “Çay çok sıcaktır”. Fakat içilemez.</p>
<p>Şimdi too nun kullanımını örnek cümlelerle görelim. Örneklere bakıldığı zaman daha iyi anlaşılacaktır.</p>
<p>The tea is too hot to drink. Çay içilemeyecek kadar sıcak.</p>
<p>The weather is too cold to go out. Hava dışarı çıkılamayacak kadar soğuk.</p>
<p>The dog was running too fast to catch. Köpek yakalanamayacak kadar hızlı koşuyordu.</p>
<p>The sun is shining too brightly to look at. Güneş bakılamayacak kadar parlak bir vaziyette ışık saçıyor.<br />
He is too merciful to punish anyone. Hiç kimseyi cezalandırmayacak kadar merhametli.</p>
<p>İsim ya da zamir kullanarak da cümle kurmak mümkündür.</p>
<p>The ceiling is too high for me to touch. Tavan dokunamayacağım kadar yüksek.</p>
<p>A cow is too big for two people. Bir inek iki kişiye çok.<br />
Mr Sparrow was talking too fast for the tourists to understand. Bay Sparrow turistlerin anlayamayacağı kadar hızlı konuşuyordu.<br />
The father spoke too authoritatively for his children to oppose to his orders. Baba çocuklarının emirlerine itiraz edemeyecekleri kadar otoriter konuştu.<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
<strong>ENOUGH</strong></p>
<p>Sıfatlarla ve zarflarla birlikte kullanıldıkları zaman onlardan sonra gelir. Bu şekilde kullanılışıyla too dan ayrılır. Çünkü sıfatlardan ve zarflardan önce gelir. Too aşırılık ifade ederken, enough tam tersine, yeterlilik ifade eder.</p>
<p>He is only fifteen years old. Daha onbeş yaşında.<br />
He isn’t old enough to marry. Evlenecek yaşta değil.</p>
<p>This car is big enough for a large family. Bu araba büyük bir aileye yetecek kadar büyük.</p>
<p>My dog can run fast enough to catch your horse. Benim köpeğim senin atını yakalayacak kadar hızlı koşabilir.</p>
<p>If you don’t study hard enough, you can’t pass your class. Eğer yeteri kadar çok çalışmazsan sınıfını geçemezsin.</p>
<p>Aynen too da olduğu gibi enough isim ve zamirlerle de kullanılabilir.</p>
<p>The ceiling isn’t low enough for me to touch. Tavan benim dokunabileceğim kadar alçak değil.</p>
<p>Why don’t you speak loudly enough for everybody to hear? Niçin herkesin duyabileceği kadar yüksek sesle konuşmuyorsun?</p>
<p>İsimlerle kullanıldığı zaman enough isimlerden önce kullanılır. İsimler hem sayılabilen hem de sayılamayan isimler olabilir.</p>
<p>My brother doesn’t have enough money to buy a modern car. Kardeşimin modern bir araba alacak kadar parası yok.</p>
<p>Are there enough apples for all of us at home? Evde hepimize yetecek kadar elma var mı?</p>
<p><strong>too enough exercises</strong></p>
<p>Combine each of the following pairs of sentences into one sentence using too/enough with infinitive.<br />
Exercises It is very cold. We can&#8217;t go out.<br />
It is too cold for us to go out.<br />
He is strong. He can carry it.<br />
He is strong enough to carry it.</p>
<p>Rewrite numbers 3, 20, and 35 using so. . . as with infinitive.<br />
(enough with infinitive could also be used here, while so. . . as could replace enough in numbers 9, 24, and 29. These alternatives are given in the key.)<br />
1 You are very young. You can&#8217;t have a front-door key.<br />
2 It is very cold. We can&#8217;t bathe.<br />
3 Would you be very kind and answer this letter by return?<br />
4 I am rather old. I can&#8217;t wear that kind of hat.<br />
5 The ladder wasn&#8217;t very long. It didn&#8217;t reach the window.<br />
6 He hadn&#8217;t much money. He couldn&#8217;t live on it. (Omit it.)<br />
7 He was furious. He couldn&#8217;t speak.<br />
8 The fire isn&#8217;t very hot. It won&#8217;t boil a kettle.<br />
9 Tom was very foolish. He told lies to the police.<br />
10 You are quite thin. You could slip between the bars.<br />
11 He is very ill. He can&#8217;t eat anything.<br />
12 Our new car is very wide. It won&#8217;t get through those gates.<br />
13 The floor wasn&#8217;t strong. We couldn&#8217;t dance on it. (Omit it.)<br />
14 I was terrified. I couldn&#8217;t move.<br />
15 The bull isn&#8217;t big. He couldn&#8217;t harm you.<br />
16 The coffee isn&#8217;t strong. It won&#8217;t keep us awake.<br />
17 The river is deep. We can&#8217;t wade it. (Omit it.)<br />
18 He is lazy. He won&#8217;t get up early.<br />
19 He won&#8217;t get up early so he never catches the fast train.<br />
20 Would you be very good and forward my letters while I am away?<br />
21 The ice is quite thick. We can walk on it. (Omit it.)<br />
22 He was very drunk. He couldn&#8217;t answer my question.<br />
23 It is very cold. We can&#8217;t have breakfast in the garden.<br />
24 He was extremely rash. He set off up the mountain in a thick fog.<br />
25 We aren&#8217;t very high. We can&#8217;t see the summit.<br />
26 You aren&#8217;t very old. You can&#8217;t understand these things.<br />
27 He was very snobbish. He wouldn&#8217;t talk to any of us.<br />
28 The package is very thick. I can&#8217;t push it through the letterbox. (Omit it.)<br />
29 She was very mean. She never gave to charity.<br />
30 He is very impatient. He never listens to anyone.<br />
31 I was very tired. I couldn&#8217;t walk any further.<br />
32 It&#8217;s not very dark. We can&#8217;t see the stars clearly.<br />
33 It was very hot. You could fry an egg on the pavement.<br />
34 The oranges were very bitter. We couldn&#8217;t eat them. (Omit them.)<br />
35 Would you be very kind and turn down the radio a little?<br />
36 He is very selfish. He wouldn&#8217;t put himself out for anyone. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/too-enough-konu-anlatimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizce Oyunlar</title>
		<link>http://www.nkfu.com/ingilizce-oyunlar/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/ingilizce-oyunlar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 14:21:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[English Games]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce öğretici oyunlar]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce oyunlar oyna]]></category>
		<category><![CDATA[Language games for teachers]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenciler için ingilizce oyunlar]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmenler için ingilizce oyunlar]]></category>
		<category><![CDATA[simon says]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=4789</guid>
		<description><![CDATA[LANGUAGE GAMES FOR TEACHERS
Whispering Trees&#8230;
Get the students standing in a line. Stand at one end and whisper a short phrase or sentence in the ear of the student next to you. For example, you could say, &#8216;My dad once met Bernard Cribbins in a bus queue in Dover.&#8217; Each student repeats the phrase to their [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>LANGUAGE GAMES FOR TEACHERS</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Whispering Trees&#8230;</strong><br />
Get the students standing in a line. Stand at one end and whisper a short phrase or sentence in the ear of the student next to you. For example, you could say, &#8216;My dad once met Bernard Cribbins in a bus queue in Dover.&#8217; Each student repeats the phrase to their neighbour until you get to the end of the line, when the last student tells the class the sentence they heard, and you can reveal what the original sentence was. A good game for practising listening and speaking skills.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>What Time Is It On&#8230;?</strong><br />
A good one for testing telling the time, and as a general reading comprehension using realia. Select a page from the Radio Times, or any English language TV guide and photocopy it so that each student can have a copy. Split the group into two teams and ask them questions based on the programme information given in the TV guide. For example, you could ask, &#8216;What time is The A Team on?&#8217;, and &#8216;What time does The A Team finish&#8217;, before moving onto more complex reading comprehension questions such as, &#8216;What is the name of the actor who plays Face in The A Team&#8217; and (if there is a capsule description) , &#8216;What happens in this episode of The A Team?&#8217; Get the students to nominate a &#8216;runner&#8217; for their team who runs and writes the answer on the board. You can even get them drawing clock faces as an answer, or writing the answer using the twenty four hour clock. Note: questions need not be A Team-based.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Whats My Line?/Whats My Addiction&#8230; ?</strong><br />
Another guessing game, which was once the basis of a TV game show. This time you think of a job, and students have to guess what it is you do by asking questions, to which you can only answer &#8216;Yes&#8217; or &#8216;No&#8217;. Once youve modelled the game get students to sit in the hotseat, while you take a back seat and let them get on with it. An interesting twist is to play &#8216;Whats my addiction?&#8217;, where students have to guess what the facilitator is addicted to. They could be addicted to anything, from holidaying in Scarborough, to eating corned beef sandwiches in the garden with a pink woolly hat on. The more outlandish the better, as it makes it harder for the students to guess and they have to try harder! You could of course use any vocab set. The principle of the games stays the same. A quick game of &#8216;Whats my piece of furniture?&#8217;, anyone?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><br />
Party invitations:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">The whole class sits in a circle. Tell them that its your birthday next week and that youre planning a birthday party. They are all invited&#8230;on one condition. They must bring you a present, and it must be something that you really want. Each student in turn tells you what they will bring to give you on your birthday. You will either tell them that they can come, or that they are not invited. This depends on what they offer to bring you. The item theyre going to bring must begin with the same letter as your first name. If it does, they can come; if it doesnt, they cant. For example, if your name is Lucy and they offer to bring &#8216;a lemon&#8217; as a present, they will be welcome. If they offer to bring &#8216;a bottle of wine&#8217; they will be given short shrift! This game is hilarious, as some students will twig onto your &#8216;unspoken rule&#8217; fairly early on, while some wont get it at all, however obvious you make it!<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
 <br />
<strong>Board Game Boffins&#8230;</strong><br />
As a project get the students working in pairs or small groups to design a new board game. They have to form a games &#8216;company&#8217;, then plan the concept and design of their game. After that they have to actually make a working prototype, which they test out, and which is then tested along with all the other ideas in a games tournament. Each company has to explain the reasons behind the design choices that they made in constructing their game. The students then all vote for their favourite games in categories such as: &#8216;Most playable game&#8217;, &#8216;Game most likely to make a $million&#8217;, &#8216;Best design and construction&#8217; , and so on.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Class Secrets&#8230;</strong><br />
Get the group together and ask one of them to leave the room. Once theyve gone, think of a &#8217;secret&#8217; about that person, for example, its their birthday, or theyre having an affair with the college principal. That kind of thing. When they come back in, they have to guess the secret truth about themselves by asking questions. The rest of the group give clues. A great ice-breaker, this one always raises a laugh.
</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hangman&#8230;</strong><br />
Another good letters-based game. Its good because students can get up and lead this one just as well as the teacher. Its also good because its quick and can pull students together for a quick bit of group work just before going home. Think of a word or phrase and draw a number of dashes on the board that corresponds to the number of letters. The other students suggest one letter at a time. If they are correct you have to fill in the letter on the board in its correct place. If they are incorrect you draw part of the hangman shape. Students can take a guess if they know the word. The person who guesses correctly steps up to the board to think of a word for the next session.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>What Is Going On (In The World)&#8230;?</strong><br />
Probably better for an intermediate or advanced class, this one. Prepare twenty questions, based on what is happening in the news (be it local, national or world news). You could include spelling questions too, and questions about different members of the class, for example, &#8216;Which country does Louisa come from?&#8217; Split the class into two teams and youre ready to play. Give five points for a correct answer, and bonus points at your discretion for any extra information that the students give in their answer. If the first team doesnt know the answer, hand it over to the other team for a bonus point.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Name &amp; Explain&#8230;</strong><br />
This is a good game for practising spelling furniture words and getting students to talk about their immediate environment. Split the class into two groups and give each group a pack of sticky labels. Their task is to write labels and stick them on twenty different things in the classroom. Spellings must be correct, and at the end of the game students must give you a tour of their labelled items, explaining what each object is.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A Capital Game&#8230;</strong><br />
Write a load of nouns on the board, both common nouns and proper nouns, but dont use capital letters. Vary the list of words to suit the level of your group, so for an elementary class you could write something like: &#8216;table, usa, book, house, garden, england, philip, the times, shirt, ice cream, &#8230;&#8217; and so on. The students split into two groups and compete to be the first to write the list of words again, but this time putting capital letters on the proper nouns (in this example, &#8216;USA, England, Philip, The Times&#8217;).</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Get A Move On&#8230;</strong><br />
Split the class into two teams. Set a starting line and a finishing line. This is basically a slow-walking race, where both teams are competing to be the last to cross the finishing line. The only proviso is that everyone in the race must keep moving forward &#8211; just very slowly. Its also good fun played with individuals in heats, building up to quarter finals, semi finals and a grand final. A fun team-building activity that will bring out the team dynamics of your group.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Just A Minute&#8230;</strong><br />
The basis of a popular BBC Radio 4 panel game, this works better with advanced students. Players have to speak for one minute on a topic given by the teacher, for example, &#8216;Going on holiday&#8217;. The twist is they cant repeat words (apart from articles and very common conjunctions such as &#8216;and&#8217;), they mustnt pause or hesitate at any point, and they mustnt deviate from the English language. Youll need to listen carefully for repetitions, hesitations and deviations, as should the students, who have to put their hand up to report a mistake. If you agree that the student speaking has made a mistake, the topic passes to the player who spotted it first, and the minute continues to tick down. Players get a point for every correct intervention, and a point if they are talking when the minute is up. If a player has been wrongly interrupted &#8211; i.e. you</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Interesting Articles&#8230;</strong><br />
Similar to &#8216;A Capital Game&#8217;, this involves writing plenty of different nouns on the board getting the class &#8211; in two teams &#8211; to discuss and write down whether there should be &#8216;a&#8217; or &#8216;an&#8217; before the word. This is a quick and easy game, intended for elementary students really, that allows the students to identify and practise the grammar rule for articles.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Audio Pictures&#8230;</strong><br />
Get the students into pairs, then give one half of the pair a picture from a magazine, for example, a man wearing a hat and coat and playing the piano. They have to describe what they can see, in detail, without showing the picture to their partner, who draws a sketch based on the description. At the end of the description they compare their pictures, before swapping roles. At the end of the session the whole class can see how close all the drawings were to their originals. A good activity for practising communication and listening skills, and giving descriptions.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>I-Spy&#8230;</strong><br />
Students can lead this very simple game where they think of something that they can see in the classroom (or wherever you are) and the others have to guess what it is. Students give a clue by saying the first letter, for example, if they are thinking about the clock on the wall, they would say, &#8216;I spy with my little eye, something beginning with C&#8217;. A quick game that gets the students thinking about the vocab relating to their immediate environment.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Simon Says&#8230;</strong><br />
A party game that works well with English students as a way of practising listening to and understanding commands. The teacher says a number of simple commands, such as, &#8216;Put your hands on your head&#8217;, &#8216;Stand on one leg&#8217; or &#8216;Start humming&#8217;, and the students have to do what you say &#8211; but only if you have prefaced the command with &#8216;Simon says&#8230;&#8217; If you dont say &#8216;Simon says&#8230;&#8217; and the student follows the command, they are out, and the game resumes until there is a winner!</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Something&#8217;s Different&#8230;</strong><br />
Get the whole class together. Ask one of them to leave the room, then get the remaining students to change five things about the classroom. For example, you could put a chair on a table, or get two students to swap jumpers, or anything &#8211; so long as its not too subtle. Then bring the student back in and get them to guess what changes you have made</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>The Yes/No Game&#8230;</strong><br />
An old favourite from TV, this is great for practising question and answer forms. Get students up to the front of the class one at a time and ask them questions, about themselves, the weather, the school or college &#8211; anything. The student must reply verbally but cannot say the words &#8216;Yes&#8217; or &#8216;No&#8217;. If they do they are out. Ask someone to act at the timer (and as the &#8216;gong&#8217; or &#8216;buzzer&#8217; when each player slips up and is out), and write the times for how long each student managed to go without saying &#8216;Yes&#8217; or &#8216;No&#8217; on the board. If the students get the hang of this game they could play it in pairs, with one asking the questions and the other answering, before swapping over roles.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Ace Anagrams&#8230;</strong><br />
Based on the TV quiz game &#8216;Countdown&#8217;, students at all levels enjoy puzzling over this game. Its also a good way to get them looking in their dictionaries. Your students suggest nine letters at random, either vowel or consonant, which you write on the board (or you could have cards with them on if youre really organised!). In small groups the students have five minutes to come up with as many (real) words as they can from the original nine letters. The team with the most correctly spelt words gets a point, and the next round begins.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Dead Heat&#8230;</strong><br />
The class needs to be in groups of around eight people. Lay out a finish line at one end of the classroom with no desks or chairs in the way. The students stand in a line, as if about to start a race. On your signal they either run or walk towards the finishing line. However, all the students must cross the line at exactly the same time. A fun and energetic warmer which encourages students to talk to each other &#8211; particularly when they keep getting it wrong. Give your teams several attempts at this and they should get it in the end.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>The Instant Story Generator&#8230;</strong><br />
The whole group sits in a circle and comes up with a few story keywords, for example, a place, a mans name, a womans name, an object, and so on. Tell the students they are going to tell a story as a group. Each student can only contribute one word at a time, before the story moves on to the next person. If the story reaches a natural break the student whose turn it is next can say &#8216;Full stop&#8217; instead of carrying on. The story must include all the keywords that were agreed at the beginning. This is a great game for identifying sentence structure and bringing out grammar points, as well as letting the imagination run riot. A variation is to let each student contribute one sentence instead of just one word.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>My Butler Went To Meadowhall&#8230;</strong><br />
The title refers to Meadowhall shopping centre near Sheffield. The game is really just a version of My Grandmother Went To Market. Students sit in a circle, away from desks and paper, and so on. Tell the students that you teach because you love it and dont need the money as you are actually rather well off. In fact, you have a butler who goes up to Meadowhall for you every Friday to go shopping for you, and he gets you loads of different things. This week, however, you cant decide what to buy and ask the students to help you. You are going to make a list. Start with saying, &#8216;My butler is going to Meadowhall on Friday and will buy me&#8230;(think of any item that you can buy in a shop)&#8217;. The next person has to say, &#8216;Your butler is going to Meadowhall on Friday and will buy you&#8230;&#8217; whatever you said, plus an item of their own. The list goes around the circle until the last person has to remember the whole list of x number of items. Students will give prompts if other students are struggling. A good vocabulary game, as well as being fun and a test of the memory. Plus they get a laugh thinking about your (imaginary) butler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Whats In The Bag&#8230;?</strong><br />
Have a &#8216;lucky dip&#8217; style bag, or box, which you can use from time to time for this quick activity that draws the class together in mutual curiosity. Put something different in the bag (or box) each time, for example, a paper clip, or an orange. Students take it in turns to feel inside the bag (or box) &#8211; without looking &#8211; and then describe what the object feels like and what they think it is. This activity can easily be handed over to the students for them to facilitate among themselves, even using items that they have brought in from home.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Balloon Rodins&#8230;</strong><br />
Split the class into small groups and give each a large quantity of balloons and a roll of sticky tape. Their task is to create a fantastic balloon sculpture, which outshines those made by the other teams. After forty five minutes or so the groups come together and look at all the sculptures. Each team has to describe what their sculpture represents &#8211; and is welcome to elaborate on the principles of art that they have been influenced by&#8230;or not, as the case may be! Prepare for some explosive balloon fun in this team-building and communicative activity. Note: this activity works just as well with modelling clay.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>What Shops Sell What&#8230;?</strong><br />
This is a similar exercise to &#8216;Ten Things&#8217;, in that the students leave the classroom in pairs or small groups and go around town for a couple of hours. They have to write down the proper names of as many shops as they can, along with a brief description of what you can buy at that shop. For example, &#8216;Marks and Spencer &#8211; clothes and food&#8217;, &#8216;Debenhams &#8211; clothes, gifts, and perfume&#8217;, until they have a list of around twenty shops. When the students get back they could write sentences about the shops, for example, &#8216;At Marks and Spencer you can buy clothes and food&#8217;. This works well in the UK as an orientation exercise. It gets students to go into and have a look around shops that they might walk past every day but have never visited. You could always set the list of shops for your students to visit, ensuring a variety of types. Of course, it gives an opportunity to practise shopping vocab wherever you happen to be teaching.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>What Is It&#8230;?</strong><br />
Get the class into two teams. Take one student from each class out of the room, give them both a whiteboard pen (or chalk stick, or marker, etc.) and give them the name of a book, TV show (for example The A Team), film, or famous person. They have to run back into the room and draw clues on the board, with the other students trying to guess the name that they have been given. Students love this game, and it gets rather loud as the students get more involved. Make sure your students are aware of the cultural references that you want to give them. The game can be played just as well using vocab sets such as, furniture, food, animals, and so on.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Ten Things&#8230;</strong><br />
Get your students to leave the building and go out in small groups or pairs with the task of writing down &#8216;Ten things you can see at&#8230;&#8217; various places near to your college or training centre. For example, they could write down ten things you can see at&#8230;the leisure centre, the shopping centre, the sports stadium, the post office, the doctors, the bus station, the railway station, the market, the funfair, and so on. Ask them to ensure their spellings are correct before coming back to you with their list(s). Of course you could always make it &#8216;Fifty things you can see at&#8230;&#8217; if your group are particularly gifted &#8211; or you just want to get rid of them for the whole morning&#8230;!</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>Our Living Photo Album&#8230;</strong><br />
Ask each student to bring in one or more photographs of something that is important to them, that you can keep to put into a class photo album. Give them time to prepare a two minute talk about their photograph, which could be, for example, of a place, or a family member or an event that has touched their life. Then sit in a circle with all the students and your &#8216;living photo album&#8217; will come to life as each student in turn explains why their photo is important or memorable to them. You could make a display with the pictures, or literally fill an album with them that everyone can enjoy looking at. Explain that you will give the photos back at the end of the course (or even the end of the week). This is a good activity to help a relatively new group get to know each other.</p>
<p style="text-align: justify;"> <br />
<strong>What Am I&#8230;?</strong><br />
For this game you will need to put a sticker on the back of each student, with a noun written on it, for example, apple, chair, Wednesday, bathroom, or bottle of tomato ketchup. The students have to mingle with one another and ask questions of each other to find out &#8216;What am I&#8230;?&#8217; Students can only reply with either &#8216;Yes&#8217; or &#8216;No&#8217;. When they have found out what they are they report to you and tell you what questions they had to ask in order to find out what noun they were. They could then go and write down the different questions. This also works when you use celebrity names instead of nouns &#8211; as long as all the students are aware of exactly who all the celebrities are. In my experience they will definitely know Tony Blair. And thats about it! You could also use specific vocab sets such as countries (&#8217;Am I north of the equator, or south?&#8217;), or clothes (&#8217;Am I worn on the head?&#8217;) The skys the limit! Good for question forms and to get students talking</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/ingilizce-oyunlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resimli İngilizce Meslekler</title>
		<link>http://www.nkfu.com/resimli-ingilizce-meslekler/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/resimli-ingilizce-meslekler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 17:23:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce meslekler]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce meslekler resimli konu anlatımı]]></category>
		<category><![CDATA[Jobs and work vocabulary]]></category>
		<category><![CDATA[Resimlerle ingilizce meslekler]]></category>
		<category><![CDATA[Resimlerle ingilizce öğren]]></category>
		<category><![CDATA[Resimli İngilizce Meslek isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Resimli İngilizce Meslekler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=4606</guid>
		<description><![CDATA[Resimleri tam boy olarak görmek için üstlerine tıklayınız.




]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Resimleri tam boy olarak görmek için üstlerine tıklayınız.</em></p>
<p><a href="/resimler/resimli-ingilizce-meslekler-1.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Meslekler" src="/resimler/resimli-ingilizce-meslekler-1.jpg" alt="" width="420" height="537" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-meslekler-2.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Meslekler" src="/resimler/resimli-ingilizce-meslekler-2.jpg" alt="" width="420" height="537" /></a><br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-meslekler-3.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Meslekler" src="/resimler/resimli-ingilizce-meslekler-3.jpg" alt="" width="420" height="537" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-meslekler-4.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Meslekler" src="/resimler/resimli-ingilizce-meslekler-4.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/resimli-ingilizce-meslekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resimli İngilizce Hayvanlar</title>
		<link>http://www.nkfu.com/resimli-ingilizce-hayvanlar/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/resimli-ingilizce-hayvanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 17:05:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[English animals]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan resimleri ingilizce isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Resimlerle ingilizce hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Resimli ingilizce hayvan isimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Resimli ingilizce hayvanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=4603</guid>
		<description><![CDATA[Resimleri tam boy olarak görmek için üstlerine tıklayınız.

















Kaynak: serkankara.net
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Resimleri tam boy olarak görmek için üstlerine tıklayınız.</em></p>
<p><a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-1.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-1.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-2.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-2.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-3.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-3.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-4.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-4.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-5.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-5.jpg" alt="" width="420" height="150" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-6.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-6.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-7.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-7.jpg" alt="" width="420" height="150" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-8.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-8.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-9.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-9.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-10.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-10.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-11.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-11.jpg" alt="" width="420" height="150" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-12.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-12.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-13.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-13.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-14.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-14.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-15.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-15.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-16.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-16.jpg" alt="" width="420" height="300" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-17.jpg"><img class="alignnone" title="Resimli İngilizce Hayvanlar" src="/resimler/resimli-ingilizce-hayvanlar-17.jpg" alt="" width="420" height="150" /></a></p>
<p>Kaynak: serkankara.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/resimli-ingilizce-hayvanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resimli İngilizce Kelimeler &#8211; 1</title>
		<link>http://www.nkfu.com/resimli-ingilizce-kelimeler-1/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/resimli-ingilizce-kelimeler-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 16:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[6. sınıf 7. ünite resimli ingiliace kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[Resimlerle ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[Resimli ingilizce kelime öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[Resimli ingilizce kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[Resimli ingilizce personal hygiene]]></category>
		<category><![CDATA[Resimli ingilizce sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[Temizlikle ilgili resimli ingilizce kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[Vücudumuzun bölgeleri resimli ingilizce anlatım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=4600</guid>
		<description><![CDATA[Resimleri tam boy olarak görmek için üstlerine tıklayınız.




]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Resimleri tam boy olarak görmek için üstlerine tıklayınız.</em></p>
<p><a href="/resimler/resimli-ingilizce-kelimeler-1.jpg"><img class="alignnone" src="/resimler/resimli-ingilizce-kelimeler-1.jpg" alt="" width="420" height="400" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-kelimeler-2.jpg"><img class="alignnone" src="/resimler/resimli-ingilizce-kelimeler-2.jpg" alt="" width="420" height="400" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-kelimeler-3.jpg"><img class="alignnone" src="/resimler/resimli-ingilizce-kelimeler-3.jpg" alt="" width="420" height="400" /></a><br />
<a href="/resimler/resimli-ingilizce-kelimeler-4.jpg"><img class="alignnone" src="/resimler/resimli-ingilizce-kelimeler-4.jpg" alt="" width="420" height="195" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/resimli-ingilizce-kelimeler-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dil Sınavları için En Önemli 1000 Kelime</title>
		<link>http://www.nkfu.com/dil-sinavlari-icin-en-onemli-1000-kelime/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/dil-sinavlari-icin-en-onemli-1000-kelime/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 19:41:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[Dil sınavlarında sorulan kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Dil Sınavlarında En Çok Sorulan 1000 Kelime]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce kelime ezberleme]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce kelime öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce sınavına çalış]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce sınavlarında çıkan kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[Sınavlar için ingilizce kelimeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=4195</guid>
		<description><![CDATA[1. abandon = (1) (birini) terk etmek (= leave) (2) bir şeyden vazgeçmek (= give up)
2. abbreviate = (1) kısaltmak, özetlemek (2) (matematikte) sadeleştirmek
3. abolish = (toplumdaki tabuları) yıkmak, sona erdirmek (= do away with)
4. absorb = içine çekmek, emmek
5. abstain from = (alkol, ilaç vb) &#8212; den sakınmak/ uzak durmak (=avoid from) !
6. abundance [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">1. abandon = (1) (birini) terk etmek (= leave) (2) bir şeyden vazgeçmek (= give up)<br />
2. abbreviate = (1) kısaltmak, özetlemek (2) (matematikte) sadeleştirmek<br />
3. abolish = (toplumdaki tabuları) yıkmak, sona erdirmek (= do away with)<br />
4. absorb = içine çekmek, emmek<br />
5. abstain from = (alkol, ilaç vb) &#8212; den sakınmak/ uzak durmak (=avoid from) !<br />
6. abundance = bolluk, bereket<br />
7. abundant = bol, bereketli<br />
8. accelerate = hızlandırmak, ivme kazandırmak *** accelerator = gaz pedalı<br />
9. accept = kabul etmek, razı olmak<br />
10. access = erişmek, ulaşmak<br />
11. accessible to = ulaşılabilir, erişilebilir<br />
12. accommodate = (misafir, konuk vb) ağırlamak (= put up)<br />
13. accompany = (1) eşlik etmek, arkadaşlık etmek (= escort) (2) beraber bulunmak ya da bir arada gözükmek (* Pain and fever accompany inflammatory diseases)<br />
14. accomplish = başarmak (= achieve)<br />
15. accumulate = (1) birikmek, çoğaltmak (2) biriktirmek, yığmak<br />
16. accuracy = doğruluk, kesinlik<br />
17. accurate = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precise, correct)<br />
18. accurately = doğru, hatasız, eksiksiz bir şekilde (= precisely, correctly)<br />
19. accuse (of) = birini bir şeyle suçlamak, itham etmek<br />
20. achieve = başarmak, yerine getirmek<br />
21. acknowledge as = (1) kabul etmek, &#8212; olarak tanımak (2) (mektup, mesaj vb) aldığını gönderen kişiye bildirmek<br />
22. acquainted with = aşina olmak, haberdar olmak (= familiar with)<br />
23. acquire = (dil, miras, huy vb) edinmek, kazanmak (= obtain, attain) (*She acquired a huge fortune.) (* I acquired Turkish but I learned English in school.)<br />
24. acquisition = edinim<br />
25. activity = faaliyet, aktivite *** activist = bir fikrin aktif destekçisi (= supporter)<br />
26. adapt = bir şeye uyarlamak, uydurmak ( = adjust)<br />
27. addict = bağımlı, tiryaki *** drug addict = eroin bağımlısı<br />
28. addiction to = bağımlılık, tiryakilik<br />
29. addition = ilave, ek<br />
30. additionally = ayrıca, bunun yanı sıra, buna ilaveten (= furthermore, moreover)<br />
31. adequately = yeterli bir şekilde (= sufficiently)<br />
32. adjust = (1) uyarlamak (= adapt) (2) alışmak (= get used to)<br />
33. adjustment = düzeltme,intibak, uyma<br />
34. administer = (1) idare etmek, yönetmek (2) (damardan ilaç vb) vermek, sağlamak<br />
35. admire = hayran olmak<br />
36. admit = kabullenmek, itiraf etmek<br />
37. adopt = (1) evlat edinmek (= take up) (2) (önlem, tedbir vb) almak (adopt measure) (3) (başkasına ait bir şeyi) benimsemek (dil, din vb)<br />
38. adore = çok sevmek, tapmak<br />
39. adverse = zıt, kötü<br />
40. advocate = (1) savunmak (= defend) (2) desteklemek (= support)<br />
41. affect = etkilemek (= influence)<br />
42. aggravate = gittikçe kötüye gitmek, fenalaşmak (= deteriorate, worsen)<br />
43. aggressive = saldırgan<br />
44. aid = yardım etmek (= help)<br />
45. alien (to) = yabancı<br />
46. alongside = yanında, bitişiğinde (beside, next to)<br />
47. alter = değiştirmek (= change)<br />
48. alteration = değişiklik<br />
49. amazing = şaşırtıcı, hayran bırakıcı (= astonishing)<br />
50. amend = değişiklik yapmak (kanunda düzenleme yapmak anlamındaki gibi)<br />
51. amendment = değişiklik, (kanun vb) üzerinde değişiklik yapmak (= alteration)<br />
52. amusing = eğlenceli, zevkli<br />
53. announce = anons etmek, ilan etmek (= give out, declare)<br />
54. anticipate = ummak, beklemek<br />
55. apologize = özür dilemek (apologize to someone for something)<br />
56. appalling = korkunç (= dreadful, horrendous)<br />
57. appointment = (1) atama, tayin (2) randevu (= rendezvous)<br />
58. appreciate = (1) takdir etmek, değerini bilmek (2) anlamak, farkına varmak<br />
59. approach = (1) (zaman/ mesafe bakımından birine/bir şeye) yaklaşmak (* Do not approach with fire! (2) (bankaya/yüksek bir mevkiye vb) müracaatta bulunmak, ricada bulunmak (* She approached the bank for a loan)<br />
60. appropriately = uygun olarak (= suitably)<br />
61. approve of = onaylamak, uygun bulmak, tasvip etmek<br />
62. arrange = düzenlemek, ayarlamak (toplantı, randevu vb)<br />
63. artefact = insan eliyle yapılmış (sanat)<br />
64. ascend = yukarı çıkmak, yükselmek, tırmanmak (= go up / climb up)<br />
65. ask for = ricada bulunmak, bir şey istemek<br />
66. aspire = şiddetle arzu etmek, çok istemek (* I’ve always aspired to be a singer)<br />
67. assemble = (1) bir araya getirmek, toplamak (= gather) (2) monte etmek (= put up)<br />
68. assess = değerlendirmek (= evaluate)<br />
69. assign = atamak, tayin etmek, görevlendirmek (= appoint)<br />
70. assist somebody in something = birine bir konuda yardım etmek<br />
71. associate = (zihninde insanlar/eşyalar arasında) çağrışım yapmak, çağrıştırmak (* I always associate the smell of baking with my childhood.) (2) (kötü yolda olan veya kötü alışkanlıkları olan insanlarla) arkadaşlık yapmak, düşüp kalkmak (* Don’t associate with those glue-sniffers.)<br />
72. assume = (1) elinde delil olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek veya kabul etmek, farz etmek (= conclude) (2) (sorumluluk/vebal vb) üstlenmek, üzerine almak (= take on) (* I temporarily assumed the responsibility for her)<br />
73. assure = birine teminat vermek, emin kılmak, garanti vermek<br />
74. astonishment = şaşırtmak, şaşırmak (= amazement, bewilderment)<br />
75. attach = iliştirmek, eklemek (= enclose)<br />
76. attack = saldırmak, saldırı<br />
77. attain = elde etmek, erişmek (= gain, obtain)<br />
78. attainment = ulaşmak, erişmek<br />
79. attend = iştirak etmek, katılmak<br />
80. attribute = (bir sebebe/nedene) dayandırmak (= base on/upon)<br />
81. auditorium = dinlenme/izleme salonu, seyircilerin oturduğu bölüm<br />
82. available = mevcut, var olan<br />
83. avert = (1) olmasını önlemek (2) başka yöne çevirmek (trafik akışını vb)<br />
84. avoidable = kaçınılabilir, engellenebilir<br />
85. award = ödül<br />
86. backward = geri kalmış, geriye doğru<br />
87. badly in need of = bir şeye/birine çok muhtaç olmak<br />
88. barely = (1) hemen hemen hiç, neredeyse hiç (2) güçlükle (= hardly, scarcely)<br />
89. bargain = (1) pazarlık, anlaşma (2) pazarlık etmek (3) kelepir, ucuz eşya<br />
90. barren = kurak, verimsiz (= infertile, arid)<br />
91. basic = temel (= essential, fundamental)<br />
92. bazaar = pazar, alışveriş yeri<br />
93. behave = davranmak<br />
94. believe = inanmak<br />
95. belongings = birinin kişisel eşyaları (= possessions)<br />
96. beloved = sevgili, hazret<br />
97. bitingly satirical = aşırı alaycı, insafsızca eleştirme<br />
98. bizarre = tuhaf, acayip (= strange, weird)<br />
99. blanket = battaniye<br />
100. blaze = (1) ateş, alev, yangın (2) parlamak<br />
101. bolt = fırlayıp kaçmak, tabanları yağlamak<br />
102. branch = dal, branş<br />
103. break off = (nişan, nikah vb) bozmak, ayrılmak<br />
104. breed = (1) (hayvan için) doğurmak, yavrulamak (2) hayvan yetiştirmek<br />
105. bribery = rüşvet *** offer bribes = rüşvet teklif etmek<br />
106. bride = gelin<br />
107. brief = kısa, öz *** in brief = kısaca, öz olarak<br />
108. bring up = (1) çocuk büyütmek (2) kusmak (3) ortaya (konu vb) atmak<br />
109. broadcast = (radyo, televizyon, hava durumu için) yayın<br />
110. Broadly speaking = Genel konuşmak gerekirse (= generally, mostly)<br />
111. broil = ızgara yapmak, kavurmak<br />
112. bullfight = boğa güreşi<br />
113. bully = (1) kabadayı, zorba (2) kabadayılık yapmak, zorbalık yapmak<br />
114. burial = gömü, gömme<br />
115. burn = (1) yakmak (2) yanmak<br />
116. button = düğme<br />
117. calculator = hesap makinesi<br />
118. call for = talep etmek, istemek (= demand)<br />
119. calm = sakin<br />
120. can’t take one’s eyes off = gözlerini birinden veya bir şeyden alamamak<br />
121. cancel = iptal etmek (= call off)<br />
122. captivating = büyüleyici (= enchanting, fascinating)<br />
123. captive = tutsak, esir<br />
124. captivity = tutsaklık, esaret<br />
125. capture = yakalamak, ele geçirmek, tutsak etmek (= apprehend)<br />
126. careless = dikkatsiz<br />
127. carry out = (çalışma, deney, anket vb) yürütmek, icra etmek (= fulfil, conduct)<br />
128. carve = (1) (tahta vb) oymak (2) (et vb) kesmek<br />
129. casually = günlük, sıradan, havadan sudan<br />
130. caution = uyarı, dikkat<br />
131. cease = sona erdirmek, durdurmak ( cease-fire= ateşkes)<br />
132. ceaseless = aralıksız, durmadan (= non-stop)<br />
133. celebration = kutlama<br />
134. celebrity = ünlü<br />
135. census = nüfus sayımı<br />
136. ceremony = tören<br />
137. charge (with) = &#8212; ile yargılamak (mahkemede) (= try)<br />
138. circulate = dolaşmak, dolaştırmak, deveran etmek (vücuttaki kan vb)<br />
139. circulation = (1) dolaşım (2) gazete tirajı, günlük satış oranı<br />
140. cite = örneklemek, adından bahsetmek, değinmek (= refer to, mention)<br />
141. citizen = vatandaş *** Citizenship = Vatandaşlık<br />
142. clarify = açıklamak (= explain)<br />
143. claw = pençe, hayvan pençesindeki kıvrık tırnak<br />
144. clearance = (1) mağazayı boşaltma, malları elden çıkarma, tasfiye (2) izin, yeşil ışık<br />
145. close = (sıfat) yakın<br />
146. closed = kapalı<br />
147. closure = (1) kapanış (2) iflas<br />
148. coincide with = aynı zamana denk gelmek/tesadüf etmek (= fall on the same date)<br />
149. collapse = (1) (bina vb için) çökmek (2) bayılmak<br />
150. collapsible = katlanabilir (kanepe vb)<br />
151. collar = (1) yaka (2) tasma<br />
152. colleague = iş arkadaşı<br />
153. collide with = çarpışmak (= crash into)<br />
154. commence = başlamak (= start) *** commencement speech = açılış konuşması<br />
155. comment on = yorum yapmak (= interpret)<br />
156. commercial = ticari<br />
157. commit = (1) (intihara vb) kalkışmak, yeltenmek (2) (suç, cürüm) işelemek (3) (kendini işine, ailesine vb) adamak (= devote)<br />
158. commit = kalkışmak, yeltenmek *** commit suicide = intihar etmek<br />
159. common = (1) ortak (2) sıradan, yaygın *** in common with = &#8212; ile ortak nokta<br />
160. commonplace = yaygın, sıradan (= ordinary, usual)<br />
161. commuter = ev ile iş arasında mekik dokuyan/gidip gelen<br />
162. companion = dost, arkadaş<br />
163. company = (1) arkadaşlık, dostluk (2) şirket<br />
164. compel = zorlamak, mecbur bırakmak (= force, oblige)<br />
165. compensation for = (1) tazminat ödemek (2) telafi etmek<br />
166. compete = rekabet etmek, yarışmak ***competition = müsbaka, yarış<br />
167. compete against = başkasıyla yarışmak, rekabet etmek<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
168. compete with = başkasıyla aynı yerden beslenmek/geçim sağlamak (kangurular koyunların otlaklarından otlanan rakip hayvanlar olması gibi)<br />
169. competition = (1) rekabet (2) müsabaka, yarış<br />
170. compile = derlemek, bir araya getirmek (bilgi, delil vb)<br />
171. complain to somebody about something = şikayet etmek<br />
172. completely = tamamen, bütünüyle (= entirely)<br />
173. comply (with) = &#8212; e uymak,&#8212; e itaat etmek (= abide by)<br />
174. compose = oluşturmak, meydana getirmek *** be composed of = &#8212; den oluşmak<br />
175. compound = bir sürü binanın bulunduğu etrafı çevrili mekan<br />
176. comprise = içermek (= include)<br />
177. compute = hesap yapmak, bir notu bilgisayara girmek(= calculate )<br />
178. conceal = gizlemek, saklamak (= hide)<br />
179. conceive as = (1) &#8212; olarak algılamak/düşünmek (2) conceive of = bir şeyi ilk kendisi akıl etmek (= senaryonun konusu vb) (3) gebe kalmak<br />
180. conclude = sonuç çıkarmak (= assume)<br />
181. conclusion = sonuç, netice, yargı<br />
182. condition = durum, hal / koşul,şart<br />
183. conditionally = şartlı olarak, belli şartlara bağlı<br />
184. conduct = (1) (deney, anket vb) idare etmek, yürütmek (= carry out) (2) (isim hali) davranış (= behaviour)<br />
185. conduct = (1) (deney,çalışma vb) yürütmek,icra etmek (2) davranış (= behaviour)<br />
186. confess = itiraf etmek (= speak out)<br />
187. confident (of) = emin<br />
188. confine to = (1) sınırlamak, bir yere mahkum etmek (2) hapse atmak (= imprison)<br />
189. confirm = (1) onaylamak, doğrulamak (= verify) (2) (bir iddiayı, davayı vb) güçlendirmek, pekiştirmek (= strengthen)<br />
190. conflict = (1) çatışma, savaş (2) anlaşamama, tartışma<br />
191. conflict with = çatışmak, çarpışmak, savaşmak<br />
192. conform to = uymak, uyuşmak (= obey the rules)<br />
193. confront = (1) karşılaşmak, yüz yüze gelmek (2) confront about = yüzleştirmek<br />
194. confuse = karıştırmak, şaşırmak<br />
195. conquer = (1) fethetmek (2) yenmek, galip gelmek<br />
196. consent = (1) razı olmak (2) izin,rıza (= permission)<br />
197. consent to = razı olmak<br />
198. consequence = sonuç, netice (= result)<br />
199. conserve = korumak, muhafaza etmek<br />
200. considerable = büyük ölçüde, önemli miktarda, azımsanamaz X negligible(=neglicıbıl)<br />
201. considerably = önemli ölçüde, oldukça<br />
202. considerately = düşünceli/nazik bir şekilde<br />
203. consideration = göz önünde bulundurma/düşünme<br />
204. consist of = ibaret olmak, meydana gelmek<br />
205. conspire against = birine komplo kurmak (= plot against)<br />
206. constantly = 1-sürekli 2- aralıksız<br />
207. constantly = sürekli<br />
208. constitute = oluşturmak, meydana getirmek (= make up)<br />
209. constrain = zorlamak (= restrain, force)<br />
210. construct =inşa etmek, yapmak (= build)<br />
211. consult = danışmak (= check with)<br />
212. consume = tüketmek (= use up)<br />
213. contact with = birisi ile kontak/temas kurmak, irtibata geçmek<br />
214. contemporary = çağdaş, aynı çağda yaşayan<br />
215. content with = &#8212; den memnun<br />
216. contest = yarışma, müsabaka *** beauty contest = güzellik yarışması<br />
217. continent = kıta<br />
218. contract = (1) sözleşme yapmak (2) küçülmek, büzülmek (= shrink) (3) hastalık kapmak<br />
219. contradict = çelişmek<br />
220. contradictory = çelişkili, tutarsız, kendini yalancı çıkaran (= inconsistent)<br />
221. contribute to = katkıda bulunmak<br />
222. controversial = tartışmalı, fikir ayrılığına sebep olan (= disputable, debatable)<br />
223. controversy = anlaşmazlık, fikir ayrılığı<br />
224. conventional = geleneksel, alışılagelen<br />
225. converse = (1) karşıt, zıt (2) konuşmak<br />
226. convert into = dönüştürmek (= change)<br />
227. convict = mahkum, tutuklu<br />
228. convince = ikna etmek<br />
229. correctly = doğru bir şekilde, düzgünce (= accurately, precisely)<br />
230. correspond to = bir şeyle uymak, uygun düşmek, tekabül etmek (= agree, match)<br />
231. correspond with = birisi ile yazışmak<br />
232. counterpart = karşılığı, dengi (“Sultan” kelimesinin counterpart’ı “Kral” dır)<br />
233. couple = çift<br />
234. course = (1) gidişat, ilerleme (zaman/mekan içinde) *** in the course of = &#8212;nın esnasında (2) (nehir için) akış yönü (3) öğrenim, kurs<br />
235. cramped = hijyenik olmayan<br />
236. crash = (1) kaza, şiddetli ses, iflas (2) yere düşme , çarpma<br />
237. crawl = emeklemek<br />
238. create = yaratmak<br />
239. credibly = inanılır bir şekilde (= believably)<br />
240. criminal = ciddi bir suç/cürüm işlemiş,suçlu<br />
241. crippled = felçli, kötürüm (= paralysed) (2) engellenmiş, gerilemiş (ekonomi vb)<br />
242. crocodile = timsah (= alligator)<br />
243. cross out = üstünü çizmek, silmek (= delete)<br />
244. crumble = ufalanmak, parçalanmak (= disintegrate, fall apart)<br />
245. cultivate = tarım yapmak, tarlayı vb sürüp ekmek<br />
246. curator = sanat galerisi/müze/kütüphane görevlisi<br />
247. currency = döviz<br />
248. curve = eğim, eğmek<br />
249. custom = gelenek, görenek *** customs = gümrük<br />
250. customary = geleneksel (= traditional)<br />
251. debate = tartışmak<br />
252. debt = borç<br />
253. deceit = kandırmak *** deceitful = hilekar, hileci<br />
254. deceive = kandırmak, kafaya almak (= take in)<br />
255. decipher = şifresini çözmek<br />
256. decipher = şifresini çözmek, anlamını meydana çıkarmak<br />
257. declare = ilan etmek, beyan etmek<br />
258. decline = (1) azalmak, gerilemek (2) kibarca reddetmek (= turn down)<br />
259. dedicate = kendini adamak (= devote to, commit oneself to)<br />
260. dedicate to = kendini adamak (= devote to)<br />
261. deduce = sonuç çıkarmak (= conclude, assume)<br />
262. deduction = tümevarım, sonuç (= conclusion)<br />
263. deepen = derinleştirmek, derinleşmek<br />
264. defeat = yenmek, bozguna uğratmak (= beat)<br />
265. defect = bozukluk, kusur, hata, sakatlık *** speech defect = konuşma özrü<br />
266. defend = savunmak<br />
267. define = tanımlamak<br />
268. degeneration = yozlaşma, aslını kaybetme<br />
269. delay = geciktirmek<br />
270. delightful = zevkli, hoş<br />
271. deliver = (1) siparişi teslim dağıtmak/teslim etmek (= distribute) (2) doğurmak vermek (3) deliver speech = konuşma yapmak<br />
272. demand = (1) talep, istek (2) talep etmek, istemek ***in demand = revaçta<br />
273. demobilize = askerden terhis etmek<br />
274. demolish = yıkmak, parçalamak (= do away with)<br />
275. demonstrate = (1) uygulamalı bir şekilde göstermek (= show) (2) gösteri yapmak, protesto düzenlemek<br />
276. deny = (1) inkar etmek (2) yapmasını yasaklamak (deny somebody to do something)<br />
277. depress = (1) üzmek (= sadden, upset) (2) bastırmak (= press down)<br />
278. derive from = çıkarmak, gelmek<br />
279. descend = inmek, azalmak<br />
280. desert = çöl<br />
281. deserve = hak etmek<br />
282. design = plan çizmek, tasarlamak<br />
283. design = tasarlamak, dizayn etmek<br />
284. desire = (1) istek, arzu (2) istemek, arzu etmek (= wish)<br />
285. desolate = mutsuz, kederli (= depressed) (2) terkedilmiş (= deserted)<br />
286. dessert = tatlı<br />
287. destination = hedef, varılacak yer<br />
288. destiny = kader, kısmet<br />
289. destroy = yıkmak, yok etmek (= damage, ruin)<br />
290. detain = alıkoymak, göz altında tutmak (= take into custody)<br />
291. detect = meydana çıkarmak, işin aslını ortaya çıkarmak (= discover, notice)<br />
292. detection = teşhis etmek, belirlemek<br />
293. deter (someone) from = caydırmak, engel olmak (= discourage)<br />
294. deteriorate = kötüleşmek, kötüye gitmek (= aggravate, worsen)<br />
295. determination = (1) azim, kararlılık (= ambition) (2) inat (= stubbornness, obstinacy)<br />
296. devastate = yıkmak, tahrip etmek (= destroy)<br />
297. develop = (1) geliş(tir)mek, genişle(t)mek, ortaya atmak (teori, fakir vb) (2) (foto) film banyo ettirmek (3) (vücudun ürettiği bir hastalığa) yakalanmak “develop cancer”<br />
298. deviate = sapmak, yönünü değiştirmek (= diverge, stray)<br />
299. devote = adamak<br />
300. diagnose as = teşhis etmek<br />
301. differentiate = ayırmak (= distinguish)<br />
302. diminish = azalmak (= decline)<br />
303. direct = (1) yönetmek (2) (turiste vb) yol göstermek (guide)<br />
304. disappearance = ortadan/gözden kaybolmak (= vanish)<br />
305. disclose = açığa çıkarmak, gün ışığına çıkarmak (= reveal, display)<br />
306. discover = keşfetmek<br />
307. discriminate (against) = (ırk, yaş, cinsiyet vb) ayrımcılık yapmak<br />
308. discriminate against = ayrımcılık yapmak<br />
309. discuss about = tartışmak (= argue)<br />
310. disease = hastalık, maraz (= illness, ailment)<br />
311. dismiss = kovmak (işten), kafasından çıkarmak<br />
312. dismissal = kovma, başından savma<br />
313. dispatch = göndermek, yollamak (= send, submit)<br />
314. display = göstermek, sergi *** on display = sergide<br />
315. displeased = hoşnut kalmamış, memnun olmayan (= discontented, unsatisfied)<br />
316. dispose of = başından atmak, &#8212; den kurtulmak (= get rid of)<br />
317. dispute = (1) tartışmak, anlaşamamak (= disagree) (2) anlaşmazlık (= controversy)<br />
318. disqualify = diskalifiye etmek, elemek, yetersiz görmek<br />
319. disseminate = (bilgi, fakir vb) yaymak, dağıtmak<br />
320. distinct = (1) farklı, ayrı, bağımsız (= different) (2) açık seçik, net (= clear)<br />
321. distinguish = ayırmak, farkını söylemek (= differentiate)<br />
322. distort = (1) (olayın aslını) çarpıtmak, farklı bir anlam yüklemek (= misrepresent) (2) (şeklini/biçimini vb) bozmak, tahrif etmek (= disfigure)<br />
323. distress = (1) tehlike (2) acı, ıstırap<br />
324. distribute = dağıtmak (= deliver, hand out)<br />
325. divert = (trafik yönünü vb) saptırmak, başka yöne çevirmek<br />
326. dizzy = başı dönen, kendini bayılacak gibi hisseden (= giddy)<br />
327. docile (dosayl) = uysal, evcil<br />
328. dominate = egemen/baskın olmak, hakim olmak, idaresi altına almak<br />
329. donate = (para, kan vb) bağış yapmak (= contribute)<br />
330. donation = (para, kan vb) bağış yapmak (= contribution)<br />
331. dowry = çeyiz<br />
332. dramatic = (1) tiyatro ile ilgili (= theatrical) (2) önemli, kayda değer (= drastic) (3) ani, çok hızlı (fiyatlarda ani ve hızlı artış gibi)<br />
333. draw = (1) (resim vb) çizmek (2) (perde vb) çekmek, kenara almak (3) (sonuç) çıkarmak (***draw a conclusion) (4) bir maçın berabere bitmesi<br />
334. dress code = (bir işyerinde veya okulda) kıyafet genelgesi<br />
335. drug addict = eroin bağımlısı<br />
336. drug dealer = eroin ticareti yapan kişi<br />
337. dustbin = çöp kutusu (= trash can)<br />
338. earth***** = deprem<br />
339. edit = bir kitabı basılabilir hale getirmek, editörlük yapmak<br />
340. edition = (kitap için) basım, baskı, yayın<br />
341. educate = eğitmek (= train)<br />
342. effect = etki (= influence, impact) *have an effect on = üzerinde etkisi olmak<br />
343. elect = seçmek (= vote for)<br />
344. eliminate = elemek, den kurtulmak (= get rid of) (2) yok etmek, yıkmak (= destroy)<br />
345. elimination = (1) ortadan kaldırma, yok etme, bertaraf etme (2) hesaba katmama<br />
346. embarrass = utandırma (= humiliate)<br />
347. embrace = (1) kucaklamak (= hug, cuddle) (2) (fikir, din vb) benimsemek<br />
348. emerge = ortaya çıkmak (= come out)<br />
349. emphasize = vurgulamak<br />
350. employ = (1) işe almak (2) (metot, yöntem vb) uygulamak<br />
351. empty = (1) boşaltmak (2) boş<br />
352. emulate = taklit etmek,(= imitate, copy)<br />
353. enable = olanaklı kılmak<br />
354. enclose = çevresini sarmak<br />
355. encounter = karşılaşmak ( to face)<br />
356. encourage = teşvik etmek<br />
357. endure = dayanmak<br />
358. enhance = büyülemek<br />
359. enhancement = yükseltme, artırma, çoğaltma (= improvement, enrichment)<br />
360. enlarge = büyütmek, genişletmek<br />
361. enquire = soruşturmak<br />
362. enslave = köleleştirmek, esir etmek<br />
363. ensure = birini temin etmek/emin kılmak, birine garanti vermek<br />
364. entertain = eğlendirmek<br />
365. entirely = tamamen (= completely)<br />
366. entrance = giriş<br />
367. envy = kıskanmak, imrenmek<br />
368. epic = destan<br />
369. epic = destansı (şiir vb)<br />
370. equal = eşit, adil<br />
371. equality = eşitlik (= parity, fairness)<br />
372. equate = eşitlemek<br />
373. equip = donatmak<br />
374. equip = donatmak ***equipment = donanım, teçhizat<br />
375. erode = yıpratmak, aşınmak<br />
376. erupt = patlamak<br />
377. establish = kurmak, doğruluğunu kanıtlamak, kabul etttirmek<br />
378. estimate = tahmini bir şey/rakam söylemek, tahminde bulunmak (= guess)<br />
379. eternal = kalıcı, ebedi<br />
380. evaluate = değerlendirmek (= assess)<br />
381. evaluation = değerlendirme (= assessment)<br />
382. evidently = açık ve şüphe ***ürmez bir şekilde, delillere dayanarak (= obviously)<br />
383. evolve = (1) geliş(tir)mek (= develop) (2) (Biyolojide) evrim geçirmek<br />
384. evolve = değişmek, evrim geçirmek<br />
385. exaggerated = abartılı, mübalağalı<br />
386. excavate = kazı yapmak<br />
387. exceed = aşmak<br />
388. excessive = aşırı, abartılı (sayıda, miktarda)<br />
389. exchange = takas etmek, değiş tokuş etmek (= swap)<br />
390. exclude = çıkarmak<br />
391. exclusive to = herkese açık olmayan, özel (otel, tatil yeri vb)<br />
392. exclusively = sadece, yalnızca<br />
393. excursion = keşif gezisi<br />
394. exhibit = sergilemek<br />
395. exist = var olmak, mevcut hale gelmek<br />
396. existence = var oluş, mevcut olma<br />
397. expand = genişlemek, büyümek, nüfuz olarak artmak<br />
398. expect = ummak, beklemek<br />
399. expectation = umut, beklenti<br />
400. expense = masraf<br />
401. experience = (1) tecrübe (2) tecrübe etmek, yaşamak (3) olay, vukuat<br />
402. expire = (yiyecek, ilaç vb için) son kullanma tarihi gelmek, miadı dolmak<br />
403. expire = süresi dolmak<br />
404. Expiry Date = Son Kullanma Tarihi<br />
405. explode = patlamak<br />
406. exploit = patlatmak, sömürmek<br />
407. explore = keşfetmek,araştırmak<br />
408. export = ithal etmek<br />
409. expose = (1) açıklamak, arz etmek (= reveal) (2) (tehlikeye vb) maruz bırakmak<br />
410. express = (1) ifade etmek, iletmek (2) çabuk, hızlı (= fast)<br />
411. extend = (1) (tatilin, ödevin vb) süresini uzatmak (= prolong) (2) ekleme yapmak (eve birkat daha çıkmak veya balkon eklemek gibi) (= make bigger) ***extension<br />
412. extract = elde etmek, çekip çıkarmak (üzümden sirke elde etmek gibi)<br />
413. extraordinary = (1) fevkalade, olağanüstü (= exceptional) (2) tuhaf, alışılmadık<br />
414. fabricate = (1) uydurmak (= make up) (2) (raf vb) monte etmek (= put up)<br />
415. facilitate = kolaylaştırmak<br />
416. fade = (1) solmak (2) solgun<br />
417. failure = başarısızlık<br />
418. faint = (1) bayılmak (= pass out) (2) solgun (ses, renk vb)<br />
419. fairly = oldukça (= quite, rather)<br />
420. falsify = (1) hesaplar üzerinde oynamak (2) sahtekarlık yapmak (= fake)<br />
421. familiar (with) = aşina, tanıdık<br />
422. famish = aç kalmak, açlıktan ölmek (= starve)<br />
423. fare = (otobüs, uçak vb için) fiyat<br />
424. fatal = ölümcül ***fatally injured = ağır yaralı, ölümcül yarası olan<br />
425. favourable = olumlu, yapıcı (= positive, constructive) (2) uğurlu (= auspicious)<br />
426. fearful for = &#8212; için korkan/endişelenen<br />
427. fertilize = (toprağı vb) verimli hale getirmek, verimli kılmak<br />
428. fetch = gidip getirmek<br />
429. fiancé = (erkek) nişanlı<br />
430. fiancée = (kız) nişanlı<br />
431. field trip = kır gezisi, arazi gezisi<br />
432. fierce = (1) şiddetli, kıyasıya, çetin (rekabet vb) (2) azgın, azmış (***** vb)<br />
433. figure = (1) şekil, figür (2) rakam, sayı (3) figure out = anlamak (= make out)<br />
434. filthy = (1) pis, kirli (2) dayanıksız, sağlam olmayan<br />
435. finance = finanse etmek, paraca desteklemek<br />
436. fine = (1) ince ince/küçük doğranmış (et, patates vb) (2) iyi, güzel (3) para cezası<br />
437. firework = havai fişek<br />
438. fit = (1) sağlıklı, zinde, sıhhati yerinde (= robust, healthy) (2) (bir kıyafetin şıklık bakımından değil de bedene oturması anlamında) yakışmak (3) sara nöbeti (= seizure)<br />
439. flatmate = ev arkadaşı<br />
440. flattery = birine yağ çekme<br />
441. flee = kaçmak (= escape)<br />
442. fleece = koyun postu (yünlü) *** hide = yünsüz post<br />
443. flight = (1) uçuş (2) uçak (= airplane = aeroplane)<br />
444. flow = (nehir vb için) akmak *** overflow = taşmak<br />
445. fluctuate = dalgalanmak, istikrarlı gitmemek, bir artmak bir azalmak<br />
446. fluctuate = dalgalanmak<br />
447. focus on = odaklanmak, yoğunlaşmak (= concentrate on, centre on)<br />
448. fold = (1) katlamak, kıvırmak, bükmek (2) bir şeyin &#8212; katı, &#8212; misli (twofold, tenfold = iki katı/misli, on katı/misli)<br />
449. force = zorlamak<br />
450. forceful = (1) güçlü, zorlu (2) etkili, ikna edici<br />
451. forecast = önceden tahmin etmek (= predict)<br />
452. forge = taklidini yapmak, sahtesini çıkarmak<br />
453. forgery = sahtekarlık (= counterfeit, fake)<br />
454. forgery = sahtekarlık, kalpazanlık<br />
455. former = önceki (iki şeyden bahsederken ilk söylenen kişi veya şey)<br />
456. formerly = evvelki, önceki<br />
457. formulate = formülleştirmek, formüle dökmek<br />
458. forthcoming = yakınlaşmakta olan, gelmekte olan ( Christmas vb.)<br />
459. fortify = takviye etmek, sağlamlaştırmak, kuvvetlendirmek (= strengthen, enrich)<br />
460. fracture = kırılmak, çatlamak ( kemik, kolon vb)<br />
461. frail = zayıf, cılız (= feeble)<br />
462. frame = çerçeve<br />
463. freed = serbest kalmış, özgür (= at liberty, at large)<br />
464. fulfil = (görev, sorumluluk vb) yerine getirmek, icra etmek (= carry out)<br />
465. fundamental = esas, temel, zorunlu (= essential)<br />
466. funeral = cenaze töreni<br />
467. fussy = aşırı titiz (= fastidious, meticulous, diligent)<br />
468. fuzzy = tüylü<br />
469. gather = (1) toplamak, bir araya getirmek (2) bir araya gelmek<br />
470. gender = cinsiyet (= ***)<br />
471. generate = (1) (ısı, elektrik vb) üretmek (2) (tartışma vb) ortaya atmak<br />
472. genre (= canr) = tür, çeşit, nevi (= type, sort)<br />
473. get rid of = başından atmak, defetmek<br />
474. giant = dev X dwarf<br />
475. give up = vazgeçmek, bırakmak (= abandon, abort)<br />
476. glance = göz atmak<br />
477. gloom = karanlık ***gloomy = üzüntülü, hüzünlü<br />
478. glorify = yüceltmek, övmek (= praise)<br />
479. goal = amaç, gaye (= aim)<br />
480. govern = yönetmek<br />
481. government = hükümet<br />
482. grab = kapmak, el koymak (= snatch)<br />
483. gradually = yavaş yavaş, kademeli olarak<br />
484. grant = vermek, bahşetmek (burs, bağış vb)<br />
485. grasp = (1) (bir nesneyi) kavramak (2) (bir konuyu) kavramak, anlamak<br />
486. graveyard = mezarlık (= cemetery)<br />
487. groom = damat<br />
488. grow tired of = &#8212; den yorulmak<br />
489. growl = ***** ve benzeri hayvanların çıkardığı hırlama sesi<br />
490. guide = rehber, rehberlik etmek<br />
491. harass = saldırmak, taciz etmek ******ual harassment = cinsel taciz<br />
492. harbour = (1) liman (2) barındırmak, sağlamak<br />
493. hardship = zorluk<br />
494. harshly = (1) sert bir şekilde (2) kabaca<br />
495. hasten = acele etmek<br />
496. havoc = hasar, yıkım (= destruction)<br />
497. hazard = tehlike<br />
498. hazardous = tehlikeli (= perilous)<br />
499. hectic = heyecanlı, telaşlı, hareketli (program, ofis vb)<br />
500. hesitate = duraklamak</p>
<p style="text-align: justify;">501. highly = oldukça, epey (= extremely)<br />
502. hinder = (1) engel, mani (2) engel olmak, mani olmak<br />
503. hire = (1) kiralamak (2) işe almak (= employ)<br />
504. hitchhiker = otostopçu<br />
505. hollow = oyuk, (ağaç kovuğu vb) *** hollow promise = boş vaat<br />
506. hopefully = inşallah (= with any luck)<br />
507. horrible = korkunç<br />
508. huge = iri, büyük (= enormous, immense)<br />
509. humiliate = aşağılamak, rezil etmek, utandırmak (= embarrass)<br />
510. hunter = avcı<br />
511. hurricane (hörikeyn) = kasırga<br />
512. iceberg = buz dağı (= glacier)<br />
513. identify = teşhis etmek, kimliğini belirlemek, sınıflandırmak<br />
514. idle = tembel (= lazy, indolent) X (= hardworking)<br />
515. ignore = görmezden kalmak, kale almamak (= take no notice)<br />
516. illusion = hayal,hülya, kuruntu<br />
517. illustrate = örneklemek<br />
518. imagine = hayal etmek<br />
519. imitate = taklit etmek<br />
520. immediate = (1) derhal, acele, çabuk (2) (akraba için) en yakın<br />
521. immobilize (immmobilayz) = hareketsiz/sabit kılmak<br />
522. impact = çarpmak<br />
523. impeach = suçlamak, itham etmek (= accuse)<br />
524. implement = gerçekleştirmek (realize)<br />
525. implicate = bulaştırmak<br />
526. imply = ima etmek<br />
527. impose = zorla kabul ettirmek, koymak( vergi), yük olmak<br />
528. imprisonment = hapse atmak (= incarceration)<br />
529. improve = geliştirmek<br />
530. inaudible = duyulamaz, işitilemez (ses vb)<br />
531. incapable of (inkepıbıl) = kabiliyetsiz, yeteneksiz (= unskillful)<br />
532. incapacitate = yetersiz bırakmak, olanak tanımamak, aciz bırakmak (= debilitate)<br />
533. incessant = aralıksız, sürekli<br />
534. incline = eğmek, eğilimi olmak, fikrini vermek<br />
535. include = dahil etmek, içermek (= consists of, incorporate) x exclude<br />
536. incorporate into = dahil etmek (= include, integrate)<br />
537. incredible = inanılmaz ( = unbelievable)<br />
538. indicate = göstermek, belirtisi olmak<br />
539. indifference to = kayıtsız, ilgisiz olmak<br />
540. induce = -e neden olmak, ikna etmek<br />
541. inevitable = kaçınılmaz (= inescapable)<br />
542. infer = anlamak, sonucunu çıkarmak<br />
543. influence = (1) etki (= impact, effect) (2) etkilemek<br />
544. influential (influwenşıl) = nüfuzlu, sözü geçer, çevresi geniş (= well-connected)<br />
545. inherit = mirasa konmak, miras olarak almak (= come into)<br />
546. inhibit = göz dağı vermek<br />
547. initially = başlangıçta, ilk etapta (= at first)<br />
548. initiate (inişiyeyt)= başlatmak (= start, commence)<br />
549. injure = incitmek<br />
550. injustice = eşitsizlik, adaletsizlik (= inequality, unfairness)<br />
551. innovate = yeni bir şey icat etmek, yenilik getirmek (= invent)<br />
552. innovation = yenilik, yeni bir şey icad etmek<br />
553. innovative = yenilikçi, icatçı<br />
554. insatiable (inseyşıbıl) = (1) gözü doymaz, doyumsuz, aç gözlü (2) obur, pisboğaz<br />
555. insignificant = (1) ehemmiyetsiz, önemsiz (2) anlamsız, manasız<br />
556. insist (on) = ısrar etmek (= persist in)<br />
557. inspect = incelemek<br />
558. instantaneously = anlık, bir anda olan, aniden (= immediately, instantly)<br />
559. institute = kurmak<br />
560. instruct = talimat vermek<br />
561. insulate (against) = yalıtmak, (soğuğu/sesi vb) kesmek (hırkanın soğuğu kesmesi gibi)<br />
562. integrate = bütünleşmek, kaynaşmak<br />
563. intelligence = (1) zeka, akıl (2) haber ajansı<br />
564. intention (intenşın) = niyet<br />
565. intentional = kasıtlı,maksatlı,bilebile (= deliberately)<br />
566. interaction (with) = etkileşim<br />
567. interfere = başkasının işine burnunu sokmak<br />
568. interfere with = karışmak, müdahale etmek<br />
569. interpretation = yorum, çeviri<br />
570. interrogate = sorguya çekmek<br />
571. interview = (1) röportaj, röportaj yapmak (2) mülakat, mülakat yapmak<br />
572. intimate = (1) samimi (2) tanıdık, aşina (alışılan plaj, trafik manzaraları vb)<br />
573. introduce = (1) tanıştırmak (2) yeni bir icadı/fikri ortaya atmak<br />
574. invade = işgal etmek, istila etmek (= attck, occupy)<br />
575. invaluable = paha biçilmez, çok değerli (= priceless)<br />
576. invent = icat etmek (= make up)<br />
577. invest (in) = para yatırımı yapmak<br />
578. investigate = araştırmak, incelemek (= search, look into)<br />
579. invoke = dilemek<br />
580. involve = (1) dahil etmek (2) gerektirmek<br />
581. involvement = dahil olma, karışma (= association, participation)<br />
582. irregularity = (1) yolsuzluk, hile (2) düzensizlik<br />
583. isolate = izole etmek, (iki şeyi vb) birbirinden ayırmak, tecrit etmek<br />
584. jeopardize (ciopidayz) = tehlikeye atmak (= endanger, imperil)<br />
585. join = katılmak, iştirak etmek<br />
586. joint = (1) eklem, mafsal (2) ortaklaşa yapılan (= mutual)<br />
587. justify = doğrulamak<br />
588. kennel = ***** kulübesi<br />
589. keyhole = anahtar deliği<br />
590. kidnapper = adam/çocuk kaçıran (= abductor)<br />
591. knock = (1) devirmek (2) (kapı vb) çalmak<br />
592. knowledge = bilgi<br />
593. label = etiketlemek<br />
594. lamb = (1) kuzu (2) kuzu eti<br />
595. latter = sonraki x former = önceki<br />
596. lawyer = avukat (= solicitor)<br />
597. leak = (1) (su, yağ vb) sızmak (2) (bilgi, gizli sırlar vb) medyaya sızmak<br />
598. legend = efsane (= myth)<br />
599. legislate = yasamak<br />
600. leisure = boş vakit<br />
601. lessen = azaltmak (= diminish)<br />
602. levy = zorla toplama (haraç)<br />
603. Likewise = Buna benzer şekilde, Aynen bunun gibi (= Similarly)<br />
604. listless = yorgun, bitkin (= exhausted)<br />
605. literacy = okur yazarlık<br />
606. litter = çöp (= trash, garbage, rubbish)<br />
607. loathe = nefret etmek (= abhor, hate)<br />
608. locate = yerleştirmek<br />
609. location = mevki, yer<br />
610. loose = gevşek, sıkıca bağlanmamış, gevşemiş X tight<br />
611. lovely = sevecen, sevimli<br />
612. luggage (lagiç) = bagaj<br />
613. magical (mecikıl) = sihirli<br />
614. mainstream = pek çok kişi tarafından kabul gören inanış veya düşünce<br />
615. maintain = korumak<br />
616. make a decision = karar vermek<br />
617. manage = (1) başarmak, üstesinden gelmek (2) yönetmek, idare etmek<br />
618. management = yönetim idare<br />
619. manipulate = elinde oynatmak<br />
620. manner = davranış, tutum (= attitude)<br />
621. manufacture = fabrikada üretmek<br />
622. march = ilerleme, ilerleyiş, marşla yürümek<br />
623. massacre (messekı=r) = soykırım, katliam (= genocide)<br />
624. master = (1) efendi, sahip (2) hakim olmak, bir şeyi detaylarıyla bilmek (= govern)<br />
625. masterpiece = şaheser, baş yapıt<br />
626. mature (maçu=) = olgun<br />
627. meadow = çayır, otlak, mera (= pasture)<br />
628. meander = (1) dolambaçlı yol (2) avare avare dolaşmak<br />
629. measure (mejı=r) = (1) ölçü, ölçmek (2) tedbir, önlem (= precaution)<br />
630. mediate between = arabuluculuk etmek, arasını bulmak<br />
631. meet = (1) (ihtiyaç, talep vb) karşılamak (2) tanışmak (3) (bir yolcuyu) karşılamak<br />
632. memorial = anıt<br />
633. memory = hafıza<br />
634. merge = birleşmek, bir araya gelmek ( iki şirketin birleşmesi vb)<br />
635. migrate = göçmek<br />
636. minor = (1) az (2) önemsiz, küçük *** minority= azınlık<br />
637. miraculously = mucize eseri<br />
638. misbehave = terbiyesizlik yapmak, kötü davranışlar sergilemek<br />
639. mischief = yaramazlık, haşarılık (= misbehaviour)<br />
640. misunderstanding = yanlış anlaşılma (= misconception)<br />
641. mix up = aklını karıştırmak,karıştırmak<br />
642. mock at = dalga geçmek, alay etmek (= tease, make fun of)<br />
643. modify = değiştirmek (= change)<br />
644. mood = ruh hali, moral ***in a bad mood = morali bozuk olmak<br />
645. mourning = yas, keder (= lamentation) ***mournful = yaslı, yas tutan<br />
646. move = (1) hareket etmek, taşımak (2) (bir yerden bir başka yere) taşınmak<br />
647. movement = (1) hareket (2) (edebiyatta vb) akım<br />
648. multinational = çok uluslu<br />
649. municipality = belediye<br />
650. murder = (1) öldürmek, cinayet işlemek (= kill) (2) cinayet<br />
651. mystery = gizem, sır (= enigma)<br />
652. narrowly = kıl payı (= She narrowly escaped death yesterday.)<br />
653. native to = yöreye has/özgü<br />
654. neglect = ihmal etmek (= ignore)<br />
655. nervous = gergin (sınav öncesi vb..) *** nervous attack = sinir krizi<br />
656. neutrality (nötraliti) = tarafsızlık (= impartiality)<br />
657. notice = (1) ilan (2) fark etmek<br />
658. obese = şişman, obez<br />
659. obey = uymak, itaat etmek ( kurallara vb)<br />
660. objection = itiraz<br />
661. obligation = zorunluluk, mecburiyet<br />
662. obscure = (1) silik (2) anlaşılmaz hale getirmek, karışık hale getirmek (= confuse)<br />
663. observe = gözlemlemek<br />
664. obsolete = modası geçmiş, eskide kalmış<br />
665. obtain = elde etmek (= gain, attain)<br />
666. occasion = (1) özel olay, önemli gün (2) durum, hal<br />
667. occasional = ara sıra, nadiren (= infrequent)<br />
668. occupy = (1) (ülke/şehir vb) işgal etmek (2) bir mekanı doldurmak, yerleşmek<br />
669. occur= meydana gelmek<br />
670. occurrence = vukuat, olay<br />
671. odd = (1) tuhaf (=strange, weird *(wiyırd) (2) odd numbers = tek sayılar (1,3,5 ..)<br />
672. Oddly enough! = Ne tuhaftır ki …!<br />
673. odour = koku ***odourless = kokusuz X (aromatic = hoş kokulu)<br />
674. offend = (1) gücendirmek, kırmak (2) (hafif) suç işlemek<br />
675. offer = (1) teklif, teklif etmek (2) (imkan, fırsat vb) sağlamak, sunmak<br />
676. officially = resmen, resmi olarak<br />
677. opportunity = fırsat *** opportunist = fırsatçı<br />
678. opposition = karşıtlık, muhalefet,zıtlık<br />
679. oppress = zulmetmek (= persecute)<br />
680. ordinary = sıradan, alışılagelmiş (= commonplace, mundane, average)<br />
681. originally = ilk başta, ilk önceleri (= initially, at first)<br />
682. ornament = (1) süs, süs eşyası (2) süslemek<br />
683. orphan = yetim bırakmak<br />
684. outcrop = yeryüzüne çıkmış katman<br />
685. outcry = feryat figan, çığlık<br />
686. outdo = birini geride bırakmak, sollamak, ekarte etmek (= surpass)<br />
687. outing = gezi, gezinti<br />
688. outlet = (sadece bir çeşit ürün veya sadece bir firmanın ürününü satan) şube<br />
689. overlap = üstüste binmek<br />
690. overlook = (1) göz ardı etmek, görmezden gelmek (= ignore) (2) (bir evin denize bakması, bir ofisin otoparka bakması gibi) &#8212; e bakmak<br />
691. overtake = (arabasıyla bir başka arabayı) sollamak<br />
692. overtake = sollamak, bastırmak<br />
693. partially = kısmen<br />
694. participate in = katılmak, iştirak etmek (= take part in, join, attend)<br />
695. participation = iştirak, katılım ***participatory = katılımcı<br />
696. particular (pıtik=ulır) = özel, önemli *** in particular = özellikle<br />
697. particularly = özellikle<br />
698. passenger = toplu taşıt yolcusu<br />
699. passionately = ihtirasla, tutkuyla<br />
700. patiently = sabırla, sabırlı bir şekilde (= uncomplainingly)<br />
701. pavement = kaldırım (= side-walk)<br />
702. peace and quiet = huzur ve sükunet<br />
703. peak = doruk, zirve *** at peak = zirvede, dorukta<br />
704. peculiar = tuhaf, acayip (= odd, weird, strange)<br />
705. pedestrian = yaya<br />
706. penalize = ceza vermek, cezalandırmak (= punish)<br />
707. perceive = algılamak<br />
708. permission = izin, müsaade<br />
709. persevering = sebatkar, gayretli<br />
710. persist = ısrar etmek, sürüp gitmek<br />
711. persuade = ikna etmek<br />
712. pessimism = kötümserlik ***pessimist = kötümser ***optimist = iyimser<br />
713. pet = ev hayvanı<br />
714. pioneer = öncü, yol açan, öncülük eden (= forerunner)<br />
715. placement = yerleştirme<br />
716. plague (pleyg) = (1) veba (2) öldürücü salgın hastalık (3) (bela vb) musallat olmak<br />
717. plain = (1) düz, sade (2) ova, düzlük<br />
718. plead = yalvarmak , rica etmek<br />
719. please = (1) memnun etmek, tatmin etmek (= satisfy) (2) Lütfen!<br />
720. pledge (plec) = ciddi bir söz vermek, ciddi bir vaat<br />
721. poem = şiir ***poetry = şiir<br />
722. point = (1) anlam, mana ***pointless = anlamsız (2) (zamanda/mekanda vb) nokta<br />
723. policy = tutum, kural, prensip, ilke<br />
724. polio = çocuk felci<br />
725. pose = ortaya çıkarmak, poz vermek<br />
726. possess = sahip olmak, etkilemek<br />
727. possession = eşya, mal mülk<br />
728. post = (1) vazife, görev, iş (2) posta<br />
729. postpone = ertelemek (= put off)<br />
730. practically = 1-hemen hemen 2-uygun olarak, pratik olarak<br />
731. praise = övmek (= glorify, compliment)<br />
732. precede = &#8211; den önce gelmek<br />
733. predict = tahminde bulunmak<br />
734. predictable = tahmin edilebilir, sağı solu belli<br />
735. prejudice = ön yargı (= bias)<br />
736. present = (1) sunmak, tanıtmak (2) mevcut, var olan (= existing)<br />
737. preserve = korumak, muhafaza etmek<br />
738. pressure = baskı, basınç ***under pressure = baskı altında<br />
739. prevent = engel olmak, mani olmak<br />
740. previously = önceden, eskiden (= formerly)<br />
741. prior (to) = &#8212; den önce, &#8212; den evvel<br />
742. prison = hapishane (= jail)<br />
743. probability = olasılık<br />
744. process = (bir malzemeyi) işlemek<br />
745. progress = ilerlemek ***in progress = devam eden, ilerlemekte olan<br />
746. promote = (1) terfi etmek, makamını yükseltmek (2) reklam yapmak<br />
747. prompt = çabuk, ivedi, acele, vakit geçirmeden (= punctual, immediate)<br />
748. promptly = derhal, hemen<br />
749. proofread = bir metni inceleyip üzerindeki yanlışları düzeltmek<br />
750. properly = adam akıllı<br />
751. property = mal, mülk<br />
752. proportion = oran ***in proportion to = &#8212;e oranla<br />
753. protection against = koruma<br />
754. provoke = kışkırtmak, tahrik etmek<br />
755. publish = (kitap, kaset vb) yayımlamak<br />
756. purchase (pö=çıs) = (1) satın almak (2) satın alınan eşya<br />
757. purchase = satın almak (= buy)<br />
758. purpose = amaç, gaye<br />
759. pursue = takip etmek (= follow, chase) ***in pursuit of = &#8212;nın peşinde<br />
760. push = itmek X pull = çekmek<br />
761. put forth = öne sürmek, ortaya atmak (= put forward, bring up)<br />
762. queue = sıra, kuyruk<br />
763. race = (1) ırk (2) yarış<br />
764. racism = ırkçılık, milliyetçilik (= nationalism)<br />
765. raid = yasadışı işlere yapılan baskın (= seizure)<br />
766. raise = (1) artırmak, yükseltmek, kaldırmak (su seviyesini, maaşları vb) (2) (hayvan/insan) yetiştirmek, büyütmek (3) (sorun, konu, fikir vb) ortaya atmak<br />
767. rate = oran, hız<br />
768. receive = almak, kabul etmek<br />
769. reckless = = dikkatsiz, pervasız (= irresponsible, thoughtless)<br />
770. recklessly = dikkatsizce, pervasızca (= irresponsibly, thoughtlessly)<br />
771. recognize = (daha önce gördüğü birini veya bir şeyi gördüğünde) tanımak<br />
772. recommendation = tavsiye, öneri<br />
773. referee = hakem (= arbitrator)<br />
774. refreshing = canlandırıcı, serinletici (aperatif yiyecek, temiz hava vb)<br />
775. refugee = mülteci<br />
776. refund = parayı iade etmek<br />
777. regard = (1) saygı (= respect) (2) göz önünde bulundurmak<br />
778. regional = bölgesel<br />
779. register = (1) sicil,kütük (2) kaydetmek<br />
780. regret = (1) pişmanlık (2) üzüntü<br />
781. regretful = pişman, üzgün (= remorseful)<br />
782. regrettable = üzücü, üzüntü/keder/esef verici<br />
783. regularly = düzenli bir şekilde *** on a regular basis = düzenli bir şekilde<br />
784. rehearse (rihörs) = prova yapmak ***rehearsal = prova<br />
785. reject = red etmek (= turn down)<br />
786. rejection = ret, kabul etmeme (= refusal)<br />
787. relate = (1) rivayet etmek, anlatmak, aktarmak (2) ilişkili/alakalı olmak<br />
788. release = serbest bırakmak,salmak (= let out)<br />
789. relentless = (1) merhametsiz (2) amansız, hummalı, aralıksız devam eden<br />
790. relief = rahatlama, ferahlama ***relief work = afet kurtarma ekibi<br />
791. relocate = yerini değiştirmek, yerinden etmek (= displace)<br />
792. reluctant (rilaktınt) = isteksiz (= unwilling)<br />
793. remain = kalıntı<br />
794. remark = (1) söylemek, belirtmek (2) düşünce, fikir<br />
795. remembrance = anma, hatırlama, yad etme (= commemoration)<br />
796. reminiscent of = andıran, hatırlatan, anımsatan (= suggestive of)<br />
797. remote = (1) uzak, ırak (2) ıssız, ücra ***remote control = uzaktan kumanda<br />
798. removal = (1) (leke vb şeylerin) çıkarılması, sökülmesi (2) (evin vb) taşınması<br />
799. remove = (1) (leke vb) çıkarmak, temizlemek (2) sökmek<br />
800. repeatedly = defalarca, tekrar tekrar (= continually, constantly)<br />
801. repetitive = monoton, sıkıcı<br />
802. replace (with) = (1) eski yerine koymak (2) &#8212; ile değiştirmek<br />
803. replica = aslına çok benzeyen kopya<br />
804. request = rica etmek<br />
805. require = gerektirmek (= necessitate)<br />
806. requirement = ihtiyaç, gereksinim<br />
807. resentful = alıngan, darılmış<br />
808. reside = ikamet etmek, yerleşmek<br />
809. resident = bir yerde ikamet eden, halk (apartman, mahalle sakini vb)<br />
810. resign from = &#8212; den istifa etmek ***resignation = istifa<br />
811. resolve = (1) çözmek (= sort out) (2) karar vermek<br />
812. resort = (1) son çare olarak bir şeye başvurmak (2) tatil yeri/beldesi<br />
813. response = karşılık, cevap<br />
814. restlessness = huzursuzluk, içinin rahat olmaması X calmness<br />
815. result = sonuç (= outcome)<br />
816. reveal = açığa çıkarmak, gün yüzüne çıkarmak (= disclose, display)<br />
817. revenge = intikam, intikam almak *** take revenge on = intikam almak<br />
818. revolve = (1) dönmek (2) döndürmek, çevirmek<br />
819. reward = (1) ödül (2) ödüllendirmek *** rewarding = tatmin edici (iş vb)<br />
820. ride = (at, bisiklet vb) binmek<br />
821. rightfully = haklı olarak, haklı yere X wantonly = durduk yere, sebepsiz yere<br />
822. rise = ortaya çıkmak, artmak, yükselmek<br />
823. rob somebody of something = birini soymak ***robbery = soygun<br />
824. robust (rıbast) = turp gibi, sapasağlam<br />
825. rough (raf) = (1) kaba pürüzlü (zemin, yüzey vb) (2) nazik olmayan, sakar bir şekilde (3) (deniz/okyanus için) dalgalı, fırtınalı<br />
826. rubble = enkaz, yığın (= wreckage)<br />
827. sacrifice = adamak, kurban adamak<br />
828. salute = selamlamak (= greet)<br />
829. satisfaction = tatmin, memnuniyet<br />
830. savage = vahşi<br />
831. scald = kaynar suyla yakmak/haşlamak (el, kol vb)<br />
832. scalp = kafa derisini yüzmek<br />
833. scarce = seyrek, az<br />
834. scarcely = hemen hemen hiç (= barely, hardly)<br />
835. scatter = saçmak, serpmek<br />
836. sceptical = şüpheci (= cynical)<br />
837. scratch = (1) kazımak, tahriş etmek (2) tırmalamak<br />
838. sculpture = heykel ***sculptor = heykeltırtaş<br />
839. seam = (1) kıyafetlerin dikiş yerleri (2) (yara için) dikiş yeri<br />
840. seasonal = mevsimine uygun<br />
841. secure = güvenli, emniyetli (= safe)<br />
842. sedate = (1) sakinleştirmek, yatıştırmak (2) sakin, soğukkanlı (= composed)<br />
843. seed = tohum<br />
844. seize = (1) baskınla ele geçirmek (= raid) (2) (birinin kolunu vb) kavramak<br />
845. sense = (1) duygu **sensitive = hassas, duygusal (2) mantık **sensible = mantıklı<br />
846. sentence = (1) birini hapse/cezaya mahkum etmek (2) cümle<br />
847. sentimental = duygusal (= emotional)<br />
848. session = toplantının her bir oturumu<br />
849. sewage = lağım, kanalizasyon<br />
850. shade = (1) gölgelik (2) renk tonu<br />
851. shortcoming = kusur, eksik, noksan<br />
852. shorten = kısaltmak<br />
853. show off = hava atmak<br />
854. shuffle = karıştırmak ( iskambil kağıtlarını); ayak sürüyerek yürüme<br />
855. sigh = iç çekmek *** a sigh of relief = derin/rahat bir nefes<br />
856. significant = (1) önemli, kayda değer (2) manalı, anlamlı<br />
857. silent = sessiz, sakin<br />
858. simply = (1) basit bir şekilde (2) sadece, yalnızca (= only, solely, merely)<br />
859. simulate = taklit etmek *** simulation = taklit<br />
860. sink = (1) batmak (2) lavabo, musluk taşı<br />
861. situate = konuşlandırmak, yerleşmek, yerleştirmek (= locate)<br />
862. size = (1) (insan için) kıyafet bedeni (2) ebat, boyut<br />
863. skill = beceri, yeti, istidat (= talent, ability)<br />
864. slaughter = (1) kurban etmek, kesmek (2) öldürmek, cinayet işlemek (= murder)<br />
865. slavery = kölelik<br />
866. sleeve = gömlek, gömlek kolu *** buy on the sleeve = veresiye satın almak<br />
867. slight = hafif, az<br />
868. slip = kaymak *** slip of the tongue = dil sürçmesi<br />
869. smash = (cam, kapı vb) paramparça etmek, kırıp parçalamak<br />
870. smother (smadır) = (1) (yastık vb ile) boğmak (2) üzerini örtmek, kamufle etmek<br />
871. snap = (fotoğrafçılıkta) poz<br />
872. soap = sabun ****soap opera = pembe dizi<br />
873. sociable = sıcak kanlı, insanlarla çabuk kaynaşan<br />
874. solely = yalnızca, sadece<br />
875. soothing = yatıştırıcı (= comforting, calming)<br />
876. spectacular = görkemli, harikulade<br />
877. spectacular = görkemli, muhteşem (= impressive, stunning)<br />
878. spend = harcamak ( para vb)<br />
879. spillage = (yere vb) dökülen şey, döküntü (su vb)<br />
880. spin = (1) fırıl fırıl dönmek (2) (ip için) eğirmek<br />
881. spine = omurga, belkemiği<br />
882. spiritual = manevi, ruhani<br />
883. spoiled = şımarık (= mischievous (=misçivıs)<br />
884. spouse = eş (karı veya koca)<br />
885. spread = yaymak, yayılmak ***widespread = geniş çaplı, yaygın<br />
886. spring = (1) bahar mevsimi (2) su kaynağı<br />
887. stability = istikrar, denge<br />
888. staff = personel<br />
889. stage = (1) sahne (tiyatro) (2) aşama, merhale<br />
890. stage = sahne, derece<br />
891. startle = (1) korkutmak, ürkütmek (2) şaşırtmak, affalatmak<br />
892. statement = (1) söz, ifade (2) demeç *** give statement = ifade vermek<br />
893. statue (steyçu) = heykel<br />
894. steadily = sabit bir şekilde, istikrarla (= constantly)<br />
895. steal = çalmak, hırsızlık yapmak<br />
896. stealthily (steltili) = hırsız gibi, sinsi bir şekilde (= sneakily (snikili)<br />
897. stem = ağaç gövdesi *** stem from = &#8212; den kaynaklanmak<br />
898. stimulate = (1) teşvik etmek, motive etmek (= encourage) (2) (beyni) uyarmak<br />
899. stir = (1) karışıklık, kargaşa (2) karıştırmak ( çorba vb) ***Stir up = Kızıştırmak<br />
900. store = depo, depolamak<br />
901. storm = fırtına ***blizzard = kar fırtınası<br />
902. stranger = yabancı, ecnebi<br />
903. stray = (1) başıboş aylak kimse (2) sokakta yaşayan kedi, ***** vb<br />
904. stress = (1) buhran, bunalım, stres (2) vurgulamak (= emphasize)<br />
905. stretch = (1) uzamak, uzanmak (2) germek<br />
906. strike = (1) grev *** on strike = grevde (2) darbe, vuruş<br />
907. stroll = ağır ağır dolaşmak (= go for a stroll = dolaşmaya çıkmak)<br />
908. subject to = (1) (ölüme, yalnız kalmaya vb) maruz kalmış (2) olası, muhtemel<br />
909. substantial = çok önemli, önemli ölçüde<br />
910. sue = dava açmak<br />
911. sufficiently = yeterli miktarda<br />
912. suffrage = oy kullanma hakkı<br />
913. suggestion = öneri, tavsiye<br />
914. suggestive of = manalı, imalı, insanın aklına bir şey getiren<br />
915. suit = yakışmak (kıyafetin vb.)<br />
916. supply = (1) tedarik etmek,sağlamak (2) kaynak *** supply of water= su kaynağı<br />
917. support = desteklemek<br />
918. supportive = (1) destek veren, anlayış gösteren (2) yardımsever, şefkatli<br />
919. suppress = (duygularını, bağışıklık sistemini vb) baskılamak<br />
920. surpass = üstün olmak, geride bırakmak, üstün olmak<br />
921. surrender = teslim olmak X surround<br />
922. suspend = askıda , muallakta bırakmak, okuldan uzaklaştırma<br />
923. suspicion = şüphe<br />
924. symptom = semptom, belirti (hastalık vb için)<br />
925. take off = (1) havalanmak (2) taklit emek<br />
926. take on = (sorumluluk vb) üstlenmek<br />
927. tame = evcil hayvan (= docile, domesticated)<br />
928. tapestry = duvar halısı<br />
929. tasteful = (1) zevkli, zevkine düşkün kişi (2) zevkle yapılan/hazırlanan (desen vb)<br />
930. tasty = lezzetli<br />
931. temple (tempıl) = tapınak, mabet (= shrine, sanctuary)<br />
932. tenderness = şefkat, merhamet, anlayış (= affection)<br />
933. terminal = (1) ölümcül (hastalık) (= perishing) (2) uçta/sonda bulunan, son, nihai<br />
934. terminate = (1) (sözleşme, kontrat vb) sonlandırmak, bitirmek (2) yok etmek<br />
935. territory = bölge, arazi<br />
936. the rest of… = &#8212; nın geri kalanı<br />
937. thoughtless = düşüncesiz, patavatsız, kaba (= tactless, rude)<br />
938. throughout = boyunca<br />
939. throw = atmak, fırlatmak<br />
940. throw out = (çöp vb) dışarı atmak<br />
941. thunderstorm = yıldırımlı fırtına<br />
942. tomb = mezar, kabir, türbe (= grave)<br />
943. tough = (1) sert, katı, dayanıklı madde (2) (yiyecek vb) çiğnenmez, iyi pişmemiş (3) (insan için) çetin, dayanıklı, çok hayat tecrübesiyle yoğrulmuş<br />
944. trace = iz, izini sürmek<br />
945. trade = (1) ticaret yapmak, alım satım yapmak (2) ticaret<br />
946. traditional = geleneksel<br />
947. trail = iz, patika<br />
948. train = (1) eğitmek, eğitim görmek (= educate) (2) idman/antrenman yapmak (3) stajyerlik/çıraklık yapmak<br />
949. transmit =(1) göndermek, iletmek (mesaj vb) (2) (hastalık vb) bulaştırmak<br />
950. trash = çöp (= garbage)<br />
951. treasure (trejı= )= hazine<br />
952. treat = (1) tedavi etmek *** treatment = tedavi (2) davranmak<br />
953. trick = hile, tuzak, çeldirme ***play a trick on = kandırmak, kötü şaka yapmak<br />
954. trim = (1) (ağaç) budamak (2) (saç) kırpmak, kesmek<br />
955. tripe = işkembe<br />
956. truthful about = (1) sadece doğruyu söyleyen (2) gerçeklere uygun, doğru (söz)<br />
957. turn in = (1) (yetkili kişiye) teslim etmek (2) uyumaya gitmek<br />
958. unattended = sahipsiz, sahibi ortada gözükmeyen (eşya, çocuk vb)<br />
959. unbearable = katlanılmaz, dayanılmaz (baskı, sıcaklık, soğuk vb) (= intolerable)<br />
960. uncultured = kültürsüz, tahsilsiz, cahil (= uncultivated, boorish, unsophisticated)<br />
961. undermine = zayıflatmak, baltalamak, temelini çürütmek (= weaken)<br />
962. undertake = (zor ve üzün sürebilecek bir işi) üstlenmek, sorumluluğunu almak<br />
963. undertake = üstlenmek (= take on)<br />
964. unfortunate = talihsiz, şansız (= unlucky)<br />
965. unlimited = sınırsız (= unrestricted)<br />
966. unreliable = güvenilmez<br />
967. untimely = vakitsiz, yersiz, olmadık zamanda (= at an awkward time)<br />
968. unusual = sıra dışı, alışılmamış (= extraordinary, exceptional)<br />
969. unwind = (1) (özellikle işten sonra) rahatlamak, dinlenmek (2) düğüm/sargı çözmek<br />
970. upgrade = (bilgisayar gibi makineleri) güncellemek, modelini yenilemek<br />
971. urgent = acil (= pressing)<br />
972. vacation = tatil<br />
973. vague (veyg) = (1) belirsiz, üstü kapalı (2) net hatırlanamayan şey X vivid<br />
974. valley = vadi<br />
975. vanish = 1- ortadan kaybolmak 2-yok olmak<br />
976. variety = değişiklik, çeşitlilik<br />
977. vast = büyük, engin, muazzam (= immense, tremendous, huge)<br />
978. vet = veteriner<br />
979. vigorously = gayretle (= diligently)<br />
980. violate (vayoleyt) = (kural, kanun, hak vb) ihlal etmek, çiğnemek (= abuse)<br />
981. violent = şiddetli, şiddet içerikli<br />
982. virtually = hemen hemen, neredeyse (= practically, nearly, almost)<br />
983. vocation = meslek<br />
984. volunteer = gönüllü, ücret almadan yardım eden<br />
985. vote for/against = (1) oy (2) oy vermek<br />
986. voyage = deniz yolculuğu<br />
987. wantonly = (1) durduk yere, sebepsiz yere (2) ahlaksızca, şehvetle<br />
988. wear = takınmak( gözlük, kolye, kıyafet),giymek<br />
989. weep = ağlamak, sızlamak (= cry, sob)<br />
990. whirl = (1) hızla dönmek (2) girdap<br />
991. wholly = tamamen, tümüyle, bütünüyle (= entirely)<br />
992. widely = geniş çapta, oldukça<br />
993. widow = kadın dul ***widower = erkek dul<br />
994. withdraw from = (1) (savaştan,seçimlerden vb) geri çekilmek (= pull out of) (2) (bankadan, hesaptan vb) para çekmek<br />
995. withdrawn = içine kapanık (= reserved, inhibited)<br />
996. witness = (1) şahit olmak (2) tanık, şahit, görgü tanığı<br />
997. worthless = değersiz (= valueless)<br />
998. yard = avlu, bahçe<br />
999. yield = (1) ürün meyve vermek (2) ürün kazanç<br />
1000. zip = fermuar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/dil-sinavlari-icin-en-onemli-1000-kelime/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizce Sıfatların Derecelendirilmesi</title>
		<link>http://www.nkfu.com/ingilizce-sifatlarin-derecelendirilmesi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/ingilizce-sifatlarin-derecelendirilmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 00:20:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[Comparative degrees of adjectives]]></category>
		<category><![CDATA[Comparative örnekler]]></category>
		<category><![CDATA[Comparative ve superlative]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce sıfatlar]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce sıfatlar ve anlamları]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce sıfatların dereceleri]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce sıfatların listesi]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce sıfatların Türkçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfatların comparative ve superlative listesi]]></category>
		<category><![CDATA[Superlative degrees of adjectives]]></category>
		<category><![CDATA[Superlative örnekler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=3914</guid>
		<description><![CDATA[







COMPARATIVE AND SUPERLATIVE DEGREE OF ADJECTIVES


ADJECTIVES
COMPARATIVE DEGREE
SUPERLATIVE DEGREE


Fine ( güzel)
finer
the finest


wide ( geniş )
wider
the widest


Large (büyük,geniş )
larger
the largest


late ( geç )
later
the latest


nice ( hoş )
nicer
the nicest


safe ( güvenli )
safer
the safest


young ( genç )
younger
the youngest


new ( yeni )
newer
the newest


long ( uzun )
longer
the youngest


thick ( kalın )
thicker
the thickest


clean ( temiz )
cleaner
the cleanest


cheap ( ucuz )
cheaper
the cheapest


poor ( [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="585">
<colgroup span="1">
<col span="1" width="152"></col>
<col span="1" width="176"></col>
<col span="1" width="257"></col>
</colgroup>
<tbody>
<tr height="21">
<td colspan="3" width="585" height="21"><strong>COMPARATIVE AND SUPERLATIVE DEGREE OF ADJECTIVES</strong></td>
</tr>
<tr height="18">
<td height="18"><strong>ADJECTIVES</strong></td>
<td><strong>COMPARATIVE DEGREE</strong></td>
<td><strong>SUPERLATIVE DEGREE</strong></td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">Fine ( güzel)</td>
<td>finer</td>
<td>the finest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">wide ( geniş )</td>
<td>wider</td>
<td>the widest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">Large (büyük,geniş )</td>
<td>larger</td>
<td>the largest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">late ( geç )</td>
<td>later</td>
<td>the latest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">nice ( hoş )</td>
<td>nicer</td>
<td>the nicest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">safe ( güvenli )</td>
<td>safer</td>
<td>the safest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">young ( genç )</td>
<td>younger</td>
<td>the youngest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">new ( yeni )</td>
<td>newer</td>
<td>the newest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">long ( uzun )</td>
<td>longer</td>
<td>the youngest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">thick ( kalın )</td>
<td>thicker</td>
<td>the thickest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">clean ( temiz )</td>
<td>cleaner</td>
<td>the cleanest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">cheap ( ucuz )</td>
<td>cheaper</td>
<td>the cheapest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">poor ( fakir )</td>
<td>poorer</td>
<td>the poorest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">rich ( zengin )</td>
<td>richer</td>
<td>the richest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">light ( hafif )</td>
<td>lighter</td>
<td>the lightest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">strong (kuvvetli )</td>
<td>stronger</td>
<td>the strongest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">weak ( zayıf )</td>
<td>weaker</td>
<td>the weakest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">cool ( serin )</td>
<td>cooler</td>
<td>the coolest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">small ( küçük )</td>
<td>smaller</td>
<td>the smallest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">cold ( soğuk )</td>
<td>colder</td>
<td>the coldest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">hot ( sıcak )</td>
<td>hotter</td>
<td>the hottest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">fat ( şişman )</td>
<td>fatter</td>
<td>the fattest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">clever ( akıllı )</td>
<td>cleverer</td>
<td>the cleverest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">fast ( hızlı )</td>
<td>faster</td>
<td>the fastest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">fancy ( lüks,fantezi )</td>
<td>fancier</td>
<td>the fanciest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">happy ( mutlu )</td>
<td>happier</td>
<td>the happiest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">heavy ( ağır )</td>
<td>heavier</td>
<td>the heaviest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">easy ( kolay )</td>
<td>easier</td>
<td>the easiest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">busy ( meşgul )</td>
<td>busier</td>
<td>the busiest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">dirty ( kirli )</td>
<td>dirtier</td>
<td>the dirtiest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">early ( erken )</td>
<td>earlier</td>
<td>the earliest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">ugly ( çirkin )</td>
<td>uglier</td>
<td>the ugliest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">pretty ( hoş )</td>
<td>prettier</td>
<td>the prettiest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">lazy ( tembel )</td>
<td>lazier</td>
<td>the laziest</td>
</tr>
<tr height="20">
<td height="20">funny ( neşeli )</td>
<td>funnier</td>
<td>the funniest</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">difficult (zor,güç )</td>
<td>more difficult</td>
<td>the most difficult</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">comfortable ( rahat)</td>
<td>more comfortable</td>
<td>the most comfortable</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">famous ( ünlü )</td>
<td>more famous</td>
<td>the most famous</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">boring ( sıkıcı )</td>
<td>more boring </td>
<td>the most boring</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">handsome ( yakışıklı )</td>
<td>more handsome</td>
<td>the most handsome</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">dangerous ( tehlikeli )</td>
<td>moer dangerous</td>
<td>the most dangerous</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">delicious ( lezzetli )</td>
<td>more delicious </td>
<td>the most delicious</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">expensive ( pahalı )</td>
<td>more expensive </td>
<td>the most expensive</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">crowded ( kalabalık )</td>
<td>more crowded</td>
<td>the most crowded</td>
</tr>
<tr height="20">
<td height="20">hardworking (çalışkan )</td>
<td>more hardworking</td>
<td>the most hardworking</td>
</tr>
<tr height="20">
<td height="20">interesting ( ilginç)</td>
<td>more interesting</td>
<td>the most interesting</td>
</tr>
<tr height="20">
<td height="20">beautiful ( güzel )</td>
<td>more beautiful</td>
<td>the most beautiful</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">good (iyi )</td>
<td>better</td>
<td>the best</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">bad ( kötü )</td>
<td>worse</td>
<td>the worst</td>
</tr>
<tr height="19">
<td height="19">little (az )</td>
<td>less</td>
<td>the least</td>
</tr>
</tbody>
</table>

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/ingilizce-sifatlarin-derecelendirilmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizcede Zamanlar &#8211; Past Perfect ve Past Perfect Continous</title>
		<link>http://www.nkfu.com/ingilizcede-zamanlar-past-perfect-ve-past-perfect-continous/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/ingilizcede-zamanlar-past-perfect-ve-past-perfect-continous/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 14:13:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce geçmiş zaman örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Past Continuous Tense]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Past Perfect Tense konu anlatımı]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Past Perfect tense örnekler]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Present Perfect Continous Tense Konu Anlatımı]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Present Perfect Tense]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce zaman zarfları]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Zamanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizcede Geçmiş zaman konu anlatımı]]></category>
		<category><![CDATA[Past Continuous Tense konu anlatımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=3796</guid>
		<description><![CDATA[Türkçede –di, -miş veya –mişti ekleriyle ifade ettiğimiz zaman için İngilizcede kullanılan zamanlardan bir diğeri de past perfect tense adı verilen zamandır. 
*Bu zamanda had ile birlikte fiillerin üçüncü halleri kullanılır.
They had arrived the office by 10. – 10’ dan önce ofise vardılar. 
*Olumsuz yaparken had’ den sonra not (hadn’t) kullanılır.
I hadn’t meant to tell [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçede –di, -miş veya –mişti ekleriyle ifade ettiğimiz zaman için İngilizcede kullanılan zamanlardan bir diğeri de past perfect tense adı verilen zamandır. </p>
<p>*Bu zamanda had ile birlikte fiillerin üçüncü halleri kullanılır.<br />
They had arrived the office by 10. – 10’ dan önce ofise vardılar. </p>
<p>*Olumsuz yaparken had’ den sonra not (hadn’t) kullanılır.<br />
I hadn’t meant to tell you this. – Sana bunu söylemek istememiştim. </p>
<p>* Sorularda had cümlenin başına getirilir.<br />
Had that coutry formerly invaded the other? – O ülke eskiden diğerine saldırmış mıydı?</p>
<p><strong>Nerelerde kullanıyoruz?</strong></p>
<p>*Geçmişte olan iki olaydan önce yapılan için kullanılır:<br />
They had listened to each other and then they solved the problem. – Birbirlerini dinlediler ve sonra problemi çözdüler. </p>
<p>*After/Before – Sonra/Önce kelimeleriyle birlikte:<br />
After I had mixed the cake I put it in the oven. – Keki karıştırdıktan sonra fırına koydum.<br />
Before you asked, Elif had asked the same question. – Sen sormadan önce Elif aynı soruyu sordu. </p>
<p>*When/By the time – duğu zaman:<br />
My mom had already prepared the dinner when I arrived home. – Eve vardığımda annem akşam yemeğini hazırlamıştı.<br />
The exam had started by the time Erdal got to class. – Erdal sınıfa geldiğinde sınav başlamıştı.<br />
Tasarlamak ve ummak eylemlerinin beklendiği gibi gerçekleşmediğini göstermek için kullanılır:<br />
I had hoped/intended/expected to take a vacation this summer, but I had to change my plans. – Bu yaz tatil yapmayı ummuştum ama planlarımı değiştirmek zorunda kaldım. </p>
<p><strong>Past Continuous Tense &#8211; Geçmiş Zaman ( –yordu ) </strong><br />
Türkçede -yordu ekiyle ifade ettiğimiz geçmiş zaman için İngilizcede past continuous tense adı verilen zamanı kullanırız. </p>
<p>*was-were ile birlikte fiillerin –ing eki almasıyla oluşturulan zamandır. You,We,They özneleri için were; I, She,He,It özneleri için ise was kullanılır.<br />
They were waiting. – Bekliyorlardı.<br />
She was crying. – Ağlıyordu.</p>
<p>*Olumsuz yaparken was ve were’ den sonra not (wasn’t-weren’t) kullanılır.<br />
I wasn’t expecting this. – Bunu beklemiyordum.<br />
They weren’t helping. &#8211; Yardım etmiyorlardı. </p>
<p>*Sorularda was ve werecümlenin başına getirilir.<br />
Were you reading a book? – Kitap okuyor muydun?<br />
Wasn’t the baby sleeping? – Bebek uyumuyor muydu?</p>
<p><strong>Nerelerde kullanıyoruz?</strong></p>
<p>Geçmişte devam eden bir olayı belirtmek için:<br />
I was studying at 9 a.m. yesterday. – Dün sabah saat 9’ da çalışıyordum.<br />
They were rehearsing between 10 to 12. &#8211; 10 ile 12 arası prova yapıyorlardı. </p>
<p>*–ken anlamını veren as,when, while bağlaçlarıyla geçmişte aynı anda gerçekleşen olaylarda bahsederken:<br />
While I was cooking, my brother was preparing the table. – Ben yemek pişiriyorken kardeşim sofrayı hazırlıyordu. </p>
<p>*Geçmiş zaman kullanarak bir hikaye anlatırken olayların arka planını anlatmak veya olayların geçtiği anı netleştirmek için:<br />
We were waiting in the hospital. It was raining heavily&#8230; &#8211; Hastanede bekliyorduk. Şiddetli yağmur yağıyordu&#8230;<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
*Başka bir olay tarafından kesilmiş bir olayı ya da aksiyonu tanımlarken:<br />
I was studying when my sister came in. – Kız kardeşim geldiğinde ders çalışıyordum. </p>
<p>*Wonder ile çok nazikçe birşey rica etmek için:<br />
I was wondering if you could help me for a while. – Bür süreliğine bana yardım edip edemeyeceğinizi merak ediyordum. </p>
<p><strong>Bu zamanla birlikte kullanılan zaman zarfları şunlardır:</strong><br />
* While-As-When<br />
While we were doing the shopping, they were cleaning the house. – Biz alışveriş yaparken onlar evi temizliyorlardı. </p>
<p>* At this time yesterday/last week/last year: Dün/geçen hafta/geçen yıl bu zaman<br />
At this time yesterday we were swimming together. – Dün bu zamanlar beraber yüzüyorduk. </p>
<p><strong>Present Perfect Tense </strong></p>
<p>Türkçede –di, -miş veya –mişti ekleriyle ifade edebildiğimiz zaman için İngilizcede kullanılan zamanlardan bir diğeri de present perfect tense adı verilen zamandır. </p>
<p>Have-has ile birlikte fiillerin üçüncü hallerinin kullanıldığı zamandır. Fiillerin çoğunun üçüncü hallerinin sonlarına –ed ekinin eklenmesiyle oluşturulur. I,You,We,They özneleri için have; She,He,It özneleri için ise has kullanılır.</p>
<p>They have solved the problem. – Problemi çözdüler.<br />
She has found her wallet. – Cüzdanını buldu. </p>
<p>*Olumsuz yaparken have ve has’ den sonra not (haven’t-hasn’t) kullanılır.<br />
I haven’t spoken to her. – Onunla konuşmadım.<br />
My friend hasn’t given my pencil back. – Arkadaşım kalemimi geri vermedi.</p>
<p>*Sorularda have ve has cümlenin başına getirilir.<br />
Have you asked him? – Ona sordun mu?<br />
Hasn’t she seen the present? – Hediyeyi görmedi mi?</p>
<p><strong>Nerelerde kullanıyoruz?</strong></p>
<p>1. Ne zaman olduğunu belirtmediğimiz geçmiş zaman için kullanılır:<br />
We have bought a new house. – Yeni bir ev aldık.</p>
<p>2. Henüz biten olaylarda, olayların sonucunu veya etkisini hala gördüğümüz durumlarda:<br />
She has cleaned the house. The house is clean now. – O, evi temizledi. Ev şimdi temiz. </p>
<p>3. Geçmişte başlayıp hala devam eden olaylarda:<br />
We have known each other for ten years. – Birbirimizi on yıldır tanıyoruz. </p>
<p>4. Geçmişte tamamlanmış olayları zamanları ile birlikte söylerken<br />
We met yesterday. – Dün buluştuk. </p>
<p><strong>Bu zamanla birlikte kullanılan zaman zarfları şunlardır:</strong></p>
<p>* Just – Henüz, şimdi<br />
I have just called him. – Onu şimdi aradım. </p>
<p>* Already – zaten, çoktan<br />
They have already prepared the packets. – Paketleri çoktan hazırladılar. </p>
<p>* Yet – henüz (olumsuz anlamda)<br />
You haven’t finished your homework yet. – Henüz ödevini bitirmedin. </p>
<p>* Never (olumlu cümlelerle kullanılır) Ever (olumsuz ve soru cümlelerinde kullanılır) – Hiç<br />
Have you ever thought of changing your job? – Hiç işini değiştirmeyi düşündün mü?<br />
I have never seen such a boring game. – Hiç böyle sıkıcı bir oyun görmedim. </p>
<p>* So far/Up to now – şimdiye kadar<br />
The best student in our class has read five books so far. – Sınıfımızdaki en iyi öğrenci şu ana kadar beş kitap okudu. </p>
<p>* This week/month/year… &#8211; bu hafta/ay/yıl , today &#8211; bugün<br />
Have you seen Metin this week? – Bu hafta Metin’ i gördün mü?</p>
<p>* Once/twice/three times/several times… &#8211; bir kere/iki kere/üç kere,birkaç kere<br />
You have told this four times. – Bunu dört kere söyledin.<br />
I haven’t seen my best teacher for years.- Yıllardır en iyi öğretmenimi görmedim.<br />
How long have you owned a computer? – Ne kadar zamandır bir bilgisayara sahipsin?</p>
<p><strong>PRESENT PERFECT CONTINUOUS TENSE</strong></p>
<p>Anadilimizde fiillerin sonuna –yor eki getirerek oluşturduğunuz zaman İngilizce’de iki farklı zamanla ifade edilebilmektedir. Olayın belli bir zamandır devam ettiğini söylemek istediğimizde bu çalışmada gördüğünüz zamanı kullanırız. Ne kadar zaman önce başladığı, ne kadar zamandır devam ettiğinin bir önemi yoktur. 5 dakika öncede olabilir, yıllar önce de. </p>
<p>* Yapısına baktığımızda:</p>
<p>cümle başına özne (işi yapan kişi/şey),</p>
<p>sonrasında “have been-has been” </p>
<p>ve fiillerimize –ing takısı getirilerek oluşturulan bir zamandır. </p>
<p>* <strong>Nerelerde kullanırız?</strong></p>
<p>1. bir süredir veya bir zamandan beridir devam eden işlerle: </p>
<p>I have been teaching English since 1995. – 1995’ten beri İngilizce öğretiyorum. </p>
<p>People have been talking about the President for a year. &#8211; İnsanlar bir yıldır Cumhurbaşkanı hakkında konuşuyorlar. </p>
<p>2. yakın bir zamanda biten ama etkisini hala görebildiğimiz işlerde</p>
<p>They are wet now. They have been walking in the rain. – Onlar ıslanmışlar. Yağmurda yürüyorlardı. (Şu anda yürümeleri bitmiş ama bunun sonucunu görebiliyoruz.) </p>
<p>3. öfke, rahatsızlık, eleştiri veya açıklamalarda:</p>
<p>Haven’t you been listening to me? – Beni dinlemiyor musun?</p>
<p>4. zamanı vurgulamak istediğimiz durumlarda since, for ve how long kelimeleriyle:</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/ingilizcede-zamanlar-past-perfect-ve-past-perfect-continous/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizce Present Continous Tense &#8211; Şimdiki Zaman</title>
		<link>http://www.nkfu.com/ingilizce-present-continous-tense-simdiki-zaman/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/ingilizce-present-continous-tense-simdiki-zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 13:32:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Present Continous Tense]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce Present Continous Tense Konu Anlatımı]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce şimdiki zaman konusu]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce şimdiki zaman kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce şimdiki zaman örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce şimdiki zaman simple present tense]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizcede şimdiki zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Present Contious tense açıklaması]]></category>
		<category><![CDATA[TIME EXPRESSIONS IN PRESENT CONTINUOUS TENSE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=3792</guid>
		<description><![CDATA[PRESENT CONTINUOUS
Present Continuous Tense Türkçe&#8217;deki şimdiki zamanın ifadesidir.
Auxiliary Verbs: am/is/are
ÖRNEK TABLO
(+) (-)(?)I am playing
I am not playing
Am I playing?
You are playing
You aren&#8217;t playing
Are you playing?
He is playing
He isn&#8217;t playing
Is he playing?
She is playing
She isn&#8217;t playing
Is she playing?
It is playing
It isn&#8217;t playing
Is it playing?
We are playing
We aren&#8217;t playing
Are we playing?
They are playing
They aren&#8217;t playing
Are they playing?
USE [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>PRESENT CONTINUOUS</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Present Continuous Tense Türkçe&#8217;deki şimdiki zamanın ifadesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Auxiliary Verbs: am/is/are</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ÖRNEK TABLO</strong></p>
<p style="text-align: justify;">(+) (-)(?)I am playing<br />
I am not playing<br />
Am I playing?<br />
You are playing<br />
You aren&#8217;t playing<br />
Are you playing?<br />
He is playing<br />
He isn&#8217;t playing<br />
Is he playing?<br />
She is playing<br />
She isn&#8217;t playing<br />
Is she playing?<br />
It is playing<br />
It isn&#8217;t playing<br />
Is it playing?<br />
We are playing<br />
We aren&#8217;t playing<br />
Are we playing?<br />
They are playing<br />
They aren&#8217;t playing<br />
Are they playing?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>USE 1 Now </strong><br />
(Şimdi)
</p>
<p style="text-align: justify;">Use the Present Continuous with Continuous Verbs to express the idea that something is happening now, at this very moment.</p>
<p style="text-align: justify;">(Present Continuous Tense bir şeyin tam şu anda olduğunu veya yapıldığını anlatmak için kullanılır.)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>EXAMPLES (ÖRNEKLER)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">You are learning English now. (Şu anda İngilizce öğreniyorsun.)</p>
<p style="text-align: justify;">You are not sleeping now. (Şimdi uyumuyorsun.)</p>
<p style="text-align: justify;">I am sitting. (Oturuyorum.)</p>
<p style="text-align: justify;">I am not standing. (Ayakta durmuyorum.)</p>
<p style="text-align: justify;">What are you doing? (Ne yapıyorsun?)</p>
<p style="text-align: justify;">Why aren&#8217;t you doing your homework? (Niye ödevini yapmıyorsun?)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>USE 2 Longer Actions in Progress Now</strong><br />
(Halen devam eden uzun süreli olaylar)
</p>
<p style="text-align: justify;">In English, now can mean &#8220;this second,&#8221; &#8220;today,&#8221; &#8220;this month,&#8221; &#8220;this year,&#8221; &#8220;this century&#8221; and so on. Sometimes we use the Present Continuous to say that we are in the process of doing a longer action which is in progress.</p>
<p style="text-align: justify;">(İngilizce&#8217;de &#8220;now&#8221; yani &#8220;şimdi&#8221; şu anlamlara gelir. &#8220;tam bu anda&#8221;, &#8220;bu ay&#8221;, &#8220;bu yıl&#8221;, &#8220;bu yüzyıl&#8221; vs. Bazen Present Continuous Tense&#8217;i uzun süren bir eylemi yapma sürecinde bulunduğumuzu anlatmak için kullanırız.)<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
<strong>EXAMPLES:</strong> (Aşağıdaki bütün örnekler bir lokantada yemek yerken söylenebilir)
</p>
<p style="text-align: justify;">I am studying to become a doctor. (Doktor olmak için çalışıyorum.)</p>
<p style="text-align: justify;">I am not studying to become an engineer.. (Mühendis olmak için çalışmıyorum.)</p>
<p style="text-align: justify;">I am reading a book. (Bir kitap okuyorum.)</p>
<p style="text-align: justify;">I am not reading any newspapers right now. (Şu anda hiç bir gazete okumuyorum.)</p>
<p style="text-align: justify;">Are you working on any special projects? (Özel bir proje üzerinde çalışıyor musun?)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>USE 3 Near Future </strong><br />
(Yakın Gelecek)
</p>
<p style="text-align: justify;">Sometimes, speakers use the Present Continuous to indicate that something will or will not happen in the near future.</p>
<p style="text-align: justify;">(Bazen Present Continuous Tense bir şeyin o anda değil de yakın bir zamanda olacağını veya olmayacağını anlatmak için kullanılır.)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>EXAMPLES:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">I am meeting some friends after work. (İşten sonra arkadaşlarla buluşuyoruz.)</p>
<p style="text-align: justify;">I am not going to the party tonight. (Bu gece partiye gitmiyorum.)</p>
<p style="text-align: justify;">Isn&#8217;t he coming with us tonight. (O bu gece bizimle gelmiyor mu?)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>USE 4 Complaining with &#8220;Always&#8221; </strong><br />
(&#8221;Always&#8221; kullanarak şikayette bulunma)
</p>
<p style="text-align: justify;">The Present Continuous with words such as &#8220;always&#8221; expresses the idea that something often happens. Notice that the meaning is like Simple Present but with negative emotion.</p>
<p style="text-align: justify;">(Present Continuous Tense &#8220;Always&#8221; gibi kelimelerle kullanıldığında bir şeyin yapıldığını veya olduğunu belirtir. Anlam Simple Present Tense&#8217;e benzer ve her zaman negatiftir. Bir şeyden şikayet ederken kullanılır.).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>EXAMPLES:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">She is always coming to class late. (Derse hep geç kalıyor.)</p>
<p style="text-align: justify;">He is always talking. (O sürekli konuşur.)</p>
<p style="text-align: justify;">I don&#8217;t like them because they are always complaining. (Onları sevmem çünkü hep şikayet ederler.)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DİKKAT!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bazı fiiller Present Continuous Tense ile kullanılmaz. Bu fiiller &#8220;state verbs&#8221; olarak adlandırılır. Bu fiillerden bazıları aşağıda verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">love &#8211; like &#8211; hate &#8211; understand &#8211; have (possession) etc.</p>
<p style="text-align: justify;">She is loving chocolate. &#8211; Yanlış<br />
She loves chocolate. &#8211; Doğru</p>
<p style="text-align: justify;">I am hating you &#8211; Yanlış<br />
I hate you &#8211; Doğru</p>
<p style="text-align: justify;">She isn&#8217;t understanding me &#8211; Yanlış<br />
She doesn&#8217;t understand me &#8211; Doğru</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TIME EXPRESSIONS IN PRESENT CONTINUOUS TENSE</strong><br />
Time expressions zaman belirten ifadelerdir ve İngilizce&#8217;de her zaman için farklı ifadeler kullanılır. Özellikle sınavlarda cümlenin hangi tense olduğunu anlamak için time expression&#8217;ların bilinmesi çok önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/ingilizce-present-continous-tense-simdiki-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizcede Fiiller ve Fiilerin Halleri</title>
		<link>http://www.nkfu.com/ingilizcede-fiiller-ve-fiilerin-halleri/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/ingilizcede-fiiller-ve-fiilerin-halleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 02:45:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce bağlantı fiileri]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce düzenli fiiller]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce düzensiz fiiller]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce fiil çekimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce fiiler]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce fiiler ve anlamları]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce fiilerin halleri]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce fiillerin 1. 2. 3. halleri]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce fiillerin kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce Intransitive Verbs]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce Regular Verbs]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce Transitive Verbs]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce verbs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=3788</guid>
		<description><![CDATA[Fiil cümlenin en önemli elemanıdır. Ve :
- Bir harekete veya olaya işaret eder. Bunlara aksiyon fiili denir.
Mesela: take = almak, bring = getirmek, fly = uçmak, eat = yemek, run = koşmak, gibi veya
- bir oluşumu (occurrence) belirtir:
decompose = ayrışmak,

glitter = parıldamak gibi, veya
- yaşanılan hali açıklar :
exist = var olmak,
live = yaşamak,
stand = durmak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Fiil cümlenin en önemli elemanıdır. Ve :<br />
- Bir harekete veya olaya işaret eder. Bunlara aksiyon fiili denir.<br />
Mesela: take = almak, bring = getirmek, fly = uçmak, eat = yemek, run = koşmak, gibi veya<br />
- bir oluşumu (occurrence) belirtir:<br />
decompose = ayrışmak,
</p>
<p style="text-align: justify;">glitter = parıldamak gibi, veya</p>
<p style="text-align: justify;">- yaşanılan hali açıklar :<br />
exist = var olmak,<br />
live = yaşamak,<br />
stand = durmak, dayanmak gibi</p>
<p style="text-align: justify;">- bazıları aksiyon değil, zihinseldir :<br />
dream = rüya görmek,<br />
hear = duymak,<br />
wonder = merak etmek,<br />
look = bakmak gibi
</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca, fiiller iş,hareket, oluş, durum bildiren sözcüklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fiil, eylemi yapan kişiye, zaman kipine, cinsiyet vs. gibi birçok faktöre göre değişiklik gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-Geçişli Fiiller – Transitive Verbs :</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçişli fiil her şeyden önce bir aksiyon, hareket fiilidir. Cümledeki anlamının tam olabilmesi için mutlaka bir direkt nesneye ihtiyaç duyar. Yani, fiildeki hareket nesneye dolaysız şekilde aktarılır.<br />
Başka bir tanımla, nesne alabilen, yani eylemin etkisinin başka varlıklar üzerine geçtiğini belirten fiillere geçişli fiiller denir. Örnekler:<br />
I punched him. = Onu dövdüm.<br />
She kissed her daughter = Kızını öptü<br />
We love each other = Birbirimizi severiz.<br />
He saw his wife. = Karısını gördü.</p>
<p style="text-align: justify;">Cümlede direkt bir nesne yoksa, geçişli fiil tam değildir. Mesela;<br />
The child broke = Çocuk kırdı, Eksik<br />
The child broke the vase = Çocuk vazoyu kırdı, Tam<br />
Bir fiilin geçişli olup olmadığını anlamak kolaydır. Bunun için, hareket bir kimseye veya bir şeye mi yapılıyor diye sormak gerekir. Yanıt evet ise, fiil geçişlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">The judge sentenced = Hakim mahkum etti, soru; kimi mahkum etti?<br />
The judge sentenced the murderer = Hakim caniyi mahkum etti.<br />
I see = Görüyorum, anlıyorum, soru kimi<br />
I see the sky. = Gökyüzünü görüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-Geçişsiz Fiiller : Intransitive Verbs :<br />
</strong>Geçişsiz fiil de bir aksiyon fiilidir. Ama direkt bir nesnesi yoktur. Aksiyon bir kimseye veya eşyaya nakledilmeden<br />
sona erer veya bir zarf tarafından değiştirilir. Bu fiillerle kurulan cümlelerde nesne bulunmaz; eylemin etkisi<br />
yalnız özne üzerindedir. Başka bir deyimle, öznenin yaptığı kendine dönüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir fiilin geçişsiz olup olmadığını anlamak için, aksiyonun bir şekilde, bir yönde veya bir dereceye kadar yapılıp<br />
yapılmadığını sormak gereklir.</p>
<p style="text-align: justify;">He died = Öldü ,<br />
I fell = Düştüm,<br />
You smiled = Gülümsedin<br />
Gördüğünüz gibi, yukarıdaki hareketlerin hiçbiri başka birisine veya başka bir şeye transfer edilmemiştir.<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
<strong>3-Hem Geçişli hem Geçişsiz Olabilen Fiiller – Verbs That Function Both Transitive and İntransitive</strong><br />
Bazı fiiller, duruma göre, geçişli de olabilir, geçişsiz de. Mesela,</p>
<p style="text-align: justify;">She laughed = Güldü, Geçişsiz<br />
She laughed at me = Bana güldü, Geçişli<br />
I understand = anlıyorum<br />
I understand her = Onu anlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4- Bağlantı Fiilleri – Linking Verbs = Copula</strong><br />
Bağlantı Fiili cümledeki aksiyonu değil, özneyi tarif eder, özne hakkında malümat verir. Bazen fiil veya fiil benzeri bir unsurdur. Cümledeki özneyi yüklem ile bağlar, Bir hareket veya hali ifade etmez. Nitekim, copula sözcüğü Latince<br />
iki farklı şeyi birleştiren demektir.<br />
Bunun başlıca örneği ve en yaygın olanı, “olmak – to be” fiilidir.<br />
She is a nice girl. = O hoş bir kızdır.<br />
We are friends = Biz arkadaşız.<br />
Diğer bağlantı fiilleri şunlardır:<br />
become = olmak<br />
Get = elde etmek, almak<br />
Seem = görünmek<br />
Feel = hissetmek, duymak<br />
appear = görünmek<br />
Continue : devam etmek, sürdürmek<br />
Taste = tadmak<br />
Remain = kalmak,<br />
Sound = ses vermek, gibi görünmek<br />
Grow = büyümek, olmak,..laşmak, leşmek<br />
Stay = kalmak, ikamet etmek<br />
Look = görünmek,<br />
smell = kokmak</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Örnekler :<br />
</strong>She is a doctor of bioethics = Biyotik doktoru oldu.<br />
He became an engineer = O mühendis oldu.<br />
It smells bad = Kötü kokuyor<br />
He looks angry. = Kızgın görünüyor.<br />
You are growing old. = İhtiyarlıyorsun.<br />
I feel okay. = Kendimi iyi hissediyorum.<br />
She continued her speech = Konuşmasına devam etti.<br />
Dikkat : Yukarıdaki filler özneyi tanımlıyor, ancak öznenin yaptığı bir hareketi ifade etmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bağlantı fiili özneye ait içinde bulunulan özellik veya koşulu belirtir. Özneyi cümlede eşdeğer bir kelimeye bağlar.<br />
Check-up indicates that Merih is healthy = Check up Merih’in sağlıklı olduğunu gösteriyor.
</p>
<p style="text-align: justify;">Özne Merih, healthy kelimesine bağlanmıştır ki bu kelime Merih için veya onu tanımlamak için söylenmiştir</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-Düzenli (Kurallı) Fiiller – Regular Verbs:</strong><br />
Düzenli Fiiller belli bir çekim kuralına tabidir. Örnekler :</p>
<p style="text-align: justify;">Want = istemek<br />
I want = İstiyorum<br />
You want = İstiyorsun<br />
She,he,it wants = istiyor<br />
We want = İstiyoruz<br />
You want = İstiyorsunuz<br />
They want = İstiyorlar<br />
Eat = Yemek<br />
I eat = Yerim<br />
You eat = Yersin<br />
Shew, he, it eats = Yer<br />
We eat = Yeriz<br />
You eat = yersiniz<br />
They eat = Yerler<br />
Like = Sevmek, beğenmek<br />
I like = severim<br />
You like = Seversin<br />
She, he, it likes = sever<br />
We like = Severiz<br />
You like = Seversin<br />
They like = Severler
</p>
<p style="text-align: justify;">Gördüğünüz gibi, düzenli(kurallı) fiiller zamire göre değişmez. Tek istisna olan 3. halde(she,he, it), “s” takısı alır.</p>
<p style="text-align: justify;">İngilizcede fiillerin üç şekli bulunur. Birincisi kök (base) şekil veya birinci haldir. Buna infinitive (mastar) denir.</p>
<p style="text-align: justify;">İkincisi, basit geçmiş(simple past) halidir. Buna ikinci hal denir. Üçüncüsü past participle denen üçüncü halidir.<br />
Düzenli fiillerde 2.ve 3. şekli oluşturmak çok kolay olup, sadece kökün sonuna “ed” eklemek yeterlidir.<br />
Örnekler:<br />
Infinitive (1. hal) 2. Hal 3.Hal<br />
Like =sevmek liked liked<br />
Talk = konuşmak talked talked<br />
Walk = yürümek walked walked<br />
Work = çalışmak worked worked<br />
Learn = öğrenmek learned learned<br />
Look = bakmak looked looked</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-Düzensiz (Kuralsız Fiiller)</strong><br />
Ancak bir çok fiil yukarıdaki kalıba uymaz. Bunlara düzensiz (kuralsız) fiiller denir.<br />
Bu fiilerin 2. ve 3. halleri bir kurala tabi değildir. Gerçi Bazılarında bir kalıp görülür. Ama bunları kural olarak<br />
görmek yanlış olur. Örnekler :<br />
Spring = yaydan fırlamak sprang, sprung<br />
Drink = içmek drank drunk<br />
Blow = üflemek, esmek blew blown<br />
Kısaca, düzensiz fiillerin ikinci ve üçüncü halini ezberlemekten başka çare görünmüyor.<br />
Örnekler :</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Infinitive 2. Hal 3. Hal</strong><br />
En önemli kuralsız fiil “to be (olmak) fiilidir.<br />
Am, are, is was, were been<br />
I am tired (I, she, he, it) was tired been (tüm zamirlerde)<br />
(You, we, they) are tired (You, we, they) were tired.<br />
(She, he, it) is tired</p>
<p style="text-align: justify;">become = olmak became become<br />
have = sahip olmak had had<br />
can = yapabilmek yardımcı fiili could could<br />
begin = başlamak began begun<br />
bend = bükmek, bükülmek bent bent<br />
bring = getirmek brought brought<br />
catch = yakalamak caught caught<br />
say = söylemek said said<br />
tell = anlatmak, demek told tol<br />
put = koymak put put</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/ingilizcede-fiiller-ve-fiilerin-halleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İngilizcede İyelik &#8211; Tekil-Çoğul İsimler &#8211; Ön Sözcük Kullanımı</title>
		<link>http://www.nkfu.com/ingilizcede-iyelik-tekil-cogul-isimler-on-sozcuk-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/ingilizcede-iyelik-tekil-cogul-isimler-on-sozcuk-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 02:27:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce a ve an kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce articles kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce isimlere ön sözcük kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce iyelik]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce iyelik ekleri]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce nouns]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce the kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizcede a an kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizcede çoğul yapma kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizcede isimler]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizcede isimleri çoğul yapma]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizcede iyelik eki]]></category>
		<category><![CDATA[singular plural isimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=3785</guid>
		<description><![CDATA[İNGİLİZCE İYELİK EKLERİ
İngilizcede insanlarda iyelik ekini tırnak işareti ve -s eki ile yaparız. The teacher’s book- öğretmenin kitabı, my father’s team – babamın takımı&#8230;.

Eğer bahsettiğimiz isim çoğul eki (-s) almış bir isimse sadece ismin sonuna tırnak işareti getirilir. The students’ project – öğrencilerin projesi, the ladies’ changing room – bayanların soyunma odası&#8230;
Düzensiz çoğul olan isimlerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>İNGİLİZCE İYELİK EKLERİ</strong><br />
İngilizcede insanlarda iyelik ekini tırnak işareti ve -s eki ile yaparız. The teacher’s book- öğretmenin kitabı, my father’s team – babamın takımı&#8230;.
</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bahsettiğimiz isim çoğul eki (-s) almış bir isimse sadece ismin sonuna tırnak işareti getirilir. The students’ project – öğrencilerin projesi, the ladies’ changing room – bayanların soyunma odası&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Düzensiz çoğul olan isimlerde isimden sonra tırnak işareti ve –s eki getirilir. The children’s toys – çocukların oyuncakları, the women’s request – bayanların ricası&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">İlk isim cansız olduğu zaman iyeliği “the&#8230;&#8230;of the&#8230;&#8230;&#8230;.” yapısıyla ifade ederiz. Aynı zamanda da isimlerin yerlerini değiştiririz. The color of the pen – kalemin rengi, the cost of the service – servis bedeli&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">-s harfi ile biten özel isimler İngiliz ingilizcesinde genellikle tırnak işareti ve –s eki alır. Charles’s problem – Charles’ın problemi&#8230; Amerikan ingilizcesinde sadece ismin sonuna tırnak işareti getirilir. Drakes’ decision &#8211; kararı</p>
<p style="text-align: justify;">Bileşik isimlerde iyelik eki sona eklenir. His mother-in-law’s attitude– üvey annesinin tutumu&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman, para, yer vb. anlatımlarda cansız isimler olmasına rağmen tırnak işareti ve –s eki kullanılır. Today’s programme – bugünün programı, five minutes study – beş dakikalık çalışma, Bursa’s streets &#8211; Bursa’ nın yolları&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Birden fazla kişinin sahip olduğu ortak bir isimden bahsederken türkçede olduğu gibi sadece isimden önce gelen isimde iyelik ekini kullanmak yeterlidir. Paul and Tina’s house. – Paul ve Tina’ nın evi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bazen birden fazla iyelik kullanmanız gerekebilir. Jasmine’s sister’s husband &#8211; Jasmine’ nin kardeşinin eşi&#8230;<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
<strong>Tekil-Çoğul ( Singular-Plural)<br />
İsimleri Çoğul Yapma Kuralları:</strong>
</p>
<p style="text-align: justify;">1. İsimleri çoğul yapmak istediğimizde sonlarına –s ekini getiririz.</p>
<p style="text-align: justify;">Cameras, pens ,phones ,bananas</p>
<p style="text-align: justify;">2. –ch, -sh, -s, -x (bazen -o) harfi ile biten isimler çoğul yapılmak istendiğinde sonlarına –es eki getirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Watches, brushes, buses, kisses, boxes, foxes, potatoes, tomatoes</p>
<p style="text-align: justify;">3. –y harfi ile biten isimler çoğul yapılırken –y harfi düşer ve –ies eki getirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Cities, families, parties</p>
<p style="text-align: justify;">4. –f harfi ile biten isimler çoğul yapılırken –f harfi düşer yerine –ves eki getirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Loaves, wives</p>
<p style="text-align: justify;">5. Bazı isimlerin çoğul halleri düzensizdir. Bunlara düzensiz(kural dışı) isimler denir.</p>
<p style="text-align: justify;">Man-men</p>
<p style="text-align: justify;">Child-children</p>
<p style="text-align: justify;">Person-people</p>
<p style="text-align: justify;">Tooth-teeth</p>
<p style="text-align: justify;">Foot-feet</p>
<p style="text-align: justify;">Mouse-mice</p>
<p style="text-align: justify;">Sheep-sheep</p>
<p style="text-align: justify;">Fish-fish</p>
<p style="text-align: justify;">6. Birleşik isimler çoğul yapılırken çoğunlukla ikinci kelime çoğul yapılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Travel agents (seyahat acentaları)</p>
<p style="text-align: justify;">Bazen birinci kelime çoğul yapılır. (İçinde edat bulunan birleşik isimlerde.)</p>
<p style="text-align: justify;">Sisters-in-law (görümceler)</p>
<p style="text-align: justify;">7. Kısaltmalar da çoğul yapılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">VIPs (very important people) : çok önemli kişiler</p>
<p style="text-align: justify;">UFOs ( unidentified flying objects) kimliği bilinmeyen uçan nesneler</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>ÖN SÖZCÜKLER (ARTICLES) A-AN-THE</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İsimlerin başına belirli olup olmamalarına bağlı olarak bazı önsözcükler getiririz. Bahsettiğimiz tekil,sayılabilen ve somut olan isim için herhangi bir ifadesini düşünüyorsak, bu isimle beraber “a” veya “an“ önsözcüğünü kullanırız. İsmi –i halinde ve belirgin birşey olarak düşünüyorsak “the” ön sözcüğünü kullanırız. Güzel bir gecede gökyüzünü izlediğinizi hayal edin: Ay çok güzel derken ay için “the” kullanırsınız çünkü ay bir tanedir:“The moon is very beautiful.” Ama kayan yıldız gördüm derken yıldız için “a” kullanırsınız çünkü bir sürü yıldız vardı:“I saw a shooting star.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A -AN</strong></p>
<p style="text-align: justify;">A ve An önsözcükleri birşeyden genel olarak bahsettiğimizde kullanılır. Söylenişi sessiz harfle başlayan isimlerden önce “a”, sesli harfle başlayan isimlerden önce “an” kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dosya al! &#8211; Buy a file! (herhangi bir dosya al.)</p>
<p style="text-align: justify;">Tuğba öğretmendir. –Tuğba is a teacher.</p>
<p style="text-align: justify;">Üniforma var mı? – Is there a uniform? (uniform yazılışına baktığınızda sesli harfle başlar ama söylenişi sessiz harfle başladığı “yunifo:m” için önek olarak “a” alır.)</p>
<p style="text-align: justify;">Şemsiyeye ihtiyacım var. – I need an umbrella. (herhangi bir şemsiyeye ihtiyacım var.)</p>
<p style="text-align: justify;">Deniz denetçidir. – Deniz is an inspector.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir saat bekleyeceksin. – You will wait an hour. (saat yazılışına baktığınızda sessiz harfle başlar ama söylenişi sesli harfle başladığı (auı) için önek olarak “an” alır.)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>THE</strong></p>
<p style="text-align: justify;">The ön sözcüğü ismin –i hallerinde kullanılır. İsmin –i hali o ismi belirginleştirir. Örneğin arkadaşınızdan bir kalem isterseniz “Please give me a pen.” –Lütfen bana kalem ver dersiniz. Ama eğer onun sizden az önce aldığı kalemi isterken kalemi ver demek isterseniz ”Please give me the pen.” diye söylemeniz gerekir. Kalemi dediğiniz zaman kafanızda belli bir kalem var ve karşınızdaki de bunu biliyor. Konuşmacı ve dinleyen tarafından bilinen isimler ismin –i halinde olmasalar bile the ön sözcüğünü alır. Pınar’ a Buzul Çağı filmini izleyeceğimi söylediğimi varsayın. Daha sonra karşılaştığımızda Pınar filmin nasıl olduğunu sorarken film için the ön sözcüğünü kullanır çünkü hangi film olduğunu hem o hem ben biliyoruz. How was the movie?</p>
<p style="text-align: justify;">Raporu kontrol et lütfen! – Please control the report!</p>
<p style="text-align: justify;">Odayı temizlemelisin. –You must clean the room.</p>
<p style="text-align: justify;">Toplantı sıkıcıydı. – Was the meeting boring?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/ingilizcede-iyelik-tekil-cogul-isimler-on-sozcuk-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
