<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nkfu.com &#187; Hikaye</title>
	<atom:link href="http://www.nkfu.com/tag/hikaye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nkfu.com</link>
	<description>En Kapsamlı Blog Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 13:33:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Asla Çok Geç Demeyin</title>
		<link>http://www.nkfu.com/asla-cok-gec-demeyin/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/asla-cok-gec-demeyin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 13:50:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[asla çok geç demeyin]]></category>
		<category><![CDATA[guzel hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman ile ilgili hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=6683</guid>
		<description><![CDATA[Çok geç diye bir zaman yoktur!..
Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra;
&#8220;Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz&#8221; dedi..
Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak . bir el omzuma dokundu..

Döndüm..
Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu..
&#8220;Ben Rose&#8221; dedi..

&#8220;Benim adım Rose, yakışıklı.. 87 yaşındayım. Madem tanıştık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çok geç diye bir zaman yoktur!..</p>
<p style="text-align: justify;">Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra;<br />
&#8220;Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz&#8221; dedi..<br />
Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak . bir el omzuma dokundu..
</p>
<p style="text-align: justify;">Döndüm..</p>
<p style="text-align: justify;">Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu..<br />
&#8220;Ben Rose&#8221; dedi..
</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Benim adım Rose, yakışıklı.. 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Güldüm.. &#8220;Tabii&#8221; dedim..</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Hadi sarıl bana..&#8221;<br />
Öyle sımsıkı sarıldı ki&#8221; Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye<br />
geldin&#8221; diye şaka yaptım..</p>
<p style="text-align: justify;">Minik bir kahkaha ile yanıtladı: &#8220;Buraya zengin bir koca bulmaya geldim.<br />
Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım..&#8221;<br />
Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık.. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestre boyunca Rose kampüsün gülü oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. iyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını taşıyordu..</p>
<p style="text-align: justify;">Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu.. Sömestre sonunda, Futbol balosuna davet ettik, Roseu.. Konuşma yapması için.. Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok.. Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. şaşkın, biraz da utanmış<br />
mikrofona doğru eğildi..</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Ne kadar beceriksizim, değil mi?.. Özür dilerim.. Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir heyecan yatıştırıcı hap içtim. Sonucu görüyorsunuz.. şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil.. Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?..&#8221; Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı: &#8220;Yaşandığımız için, evlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz.. Evlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır.. Hergün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak.. Bir rüyanız olmalı mutlak.. Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
Etrafımızda . dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok.. Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.. Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz.. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır.<br />
Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın.. Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü..</p>
<p style="text-align: justify;">Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır.. Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır..&#8221;<br />
Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara<br />
vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi..
</p>
<p style="text-align: justify;">Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı.<br />
&#8220;Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını&#8221; hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına . layık bir törendi bu.. Roseun<br />
öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:
</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Çok geç diye bir zaman yoktur!..&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/asla-cok-gec-demeyin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İri ve İnce</title>
		<link>http://www.nkfu.com/iri-ve-ince/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/iri-ve-ince/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 22:13:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsana sevdiğinin yanı cennettir]]></category>
		<category><![CDATA[iri ve ince hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[sevmeyi bilmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=5010</guid>
		<description><![CDATA[Biri olmadan, öbürü olmazmış. Bu böylece yazılsınmış. Bir Rus köyü&#8217;nde iki balık yaşarmış. Biri turuncu ve İri, öbürü korkak ve İnce. Bütün çiftler de böyledir biraz düşününce.
İri sormuş birgün. &#8216;Madem bütün bu denizler birbirine bağlı, niye biz seninle sadece bu kıyıdan ötekine yüzüp duruyoruz? Kendimizi bir akıntıya bıraksak, yeni sularda yüzsek, başka balıklar yesek daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biri olmadan, öbürü olmazmış. Bu böylece yazılsınmış. Bir Rus köyü&#8217;nde iki balık yaşarmış. Biri turuncu ve İri, öbürü korkak ve İnce. Bütün çiftler de böyledir biraz düşününce.</p>
<p>İri sormuş birgün. &#8216;Madem bütün bu denizler birbirine bağlı, niye biz seninle sadece bu kıyıdan ötekine yüzüp duruyoruz? Kendimizi bir akıntıya bıraksak, yeni sularda yüzsek, başka balıklar yesek daha mutlu olmaz mıydık?&#8217; Hak verdi İnce. İnceliğinden sırf. Çünkü onun mutluluğu için, İri ve o kıyı yeterlidir. Gerisi hava su değişikliğidir ki, insan bundan beslenemez. Balıklar hiç&#8230;</p>
<p>Katıldı yine de, düştü İri&#8217;nin peşine. Akıntıya bıraktı kendini. Bunlar beraberce, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını geçtiler. Geçerken eğlendiler. Fakat bir balıkçı, akşam yavrularına balık götürmek için suya ağ atmıştı. Ve bizimkiler farkına varmadan  bu ağa takıldılar. Daha doğrusu İri takıldı. İri ya. İnce de sıyrılıp çıktı. İnce ya, bırakıp gitmedi. Hem inceydi hem aşık. Kemirip ağları, kurtardı İri&#8217;yi. &#8216;E, tabi, ben bu ağlara takılacak kadar güçlü kuvvetli değilim, eriyip gidecek gibiyim&#8217; diyerek, onun gururunu da okşadı. Aşkta, en yanlış şeyler bile mantıklı gelir insana. Tabi balıklara da&#8230; Çünkü aşk, suyun içinde de aşktır.<br />

<p></p>
<div align="center">
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-5667368625029820";
/* 200x200, nkfu-ara */
google_ad_slot = "6594715001";
google_ad_width = 200;
google_ad_height = 200;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</div>
<p></p><br />
Derken, bizimkiler soğuk denizlere kavuştular. Fakat İnce, alışık değildi bu serin sulara ve hastalandı. Pulları dökülüyordu hergün ve gün geçtikçe daha da yavaşladı. Hatta durdu birgün. Atlantiğin ortasında. Ya döneceklerdi ve İnce kurtulacaktı. Ya da tek bedene düşeceklerdi. Çünkü herkesin Küba&#8217;ya kadar yüzecek nefesi kalmayabilir. Hele hastaysa. İri, Küba&#8217;ya gitmeyi seçmeden önce, biraz düşündü. O düşündüğü süre kadardı sevgisi, ki o da çok sayılmazdı. En başta sıkılan oydu köyün kıyısından. Demek aslında gitmek istiyordu İnce&#8217;sinin yanından. Ama bizimki bu durumu anlamadı. Ve onunla Küba&#8217;ya varmak için son çabalarla yüzdü. İnsan, sevdiğiyle geçen zamana doyamadığı kadar aşıktır. Balıklar da&#8230;</p>
<p>&#8216;İki dakika daha beraber yüzmek, tek başına sağlığına kavuşmaktan iyidir&#8217; bile dedirtir aşk insana. Dedirttiği gibi İnce&#8217;ye. İki dakika kadar yüzdü ve öldü. Yukarı doğru çıkarken zayıf gövdesi, kılçıklarına kadar mutluydu ve gülüyordu. Koca bir balina onu yuttu, bunu da biliyordu. İri, tek kaldı ama, suyun ucunda Küba vardı. Var gücüyle yüzdü. İnce&#8217;yi unuttu. İnce&#8217;yi unuttuğu kötü oldu. Çünkü onlar birbirlerine 5 saniyede bir, nereye gittiklerini hatırlatıyorlardı ve şimdi 10 saniye geçmişti ve katiyen hatırlamıyordu. Ne İnce&#8217;yi, ne Küba&#8217;yı ne de adının İri olduğunu. İnsana adını başkaları hatırlatır, balıklara da&#8230; </p>
<p>O yüzden kayboldu derin sularında Atlantiğin. Ve koca bir balina onu da yuttu. Fakat mucize bu ya, balinanın midesinde İnce&#8217;yi buldu. Meğer onları yutan aynı balinaymış, İnce ölmemişmiş, tam tersi midenin sıcaklığında dirilmişmiş. Ama oradan çıkarsa ölecek. İri de oradan giderse, nereye gittiğini ve adını unutucak. O yüzden, artık ikisi de buradalar. Ne fark eder. İnsana sevdiğinin yanı cennettir. Sevmeden hiçbir şeyin tadı olmadığını, bu hikayeyi bilen bütün balıklar bilir.</p>
<p>YA İNSANLAR?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/iri-ve-ince/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3 Hikaye 3 Ders</title>
		<link>http://www.nkfu.com/3-hikaye-3-ders-2/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/3-hikaye-3-ders-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 14:27:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[3 hikaye 3 ders]]></category>
		<category><![CDATA[ders çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[kıssadan hisseler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=4508</guid>
		<description><![CDATA[1.Hikâye
Kavak Ağacı ile Kabak
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ff0000;">1.Hikâye</span></strong></p>
<p><strong>Kavak Ağacı ile Kabak</strong></p>
<p>Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:</p>
<p>-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?</p>
<p>-On yılda, demiş kavak.</p>
<p>-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.</p>
<p>-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!</p>
<p>-Doğru, demiş kavak.</p>
<p>Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:</p>
<p>-Neler oluyor bana ağaç?</p>
<p>-Ölüyorsun, demiş kavak.</p>
<p>-Niçin?</p>
<p>-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.</p>
<p>1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>2. Hikâye</strong></span></p>
<p><strong>En iyi Buğday</strong></p>
<p>Her yıl yapılan &#8216;en iyi buğday&#8217; yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:</p>
<p>-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.</p>
<p>-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,</p>
<p>-Neden olmasın, dedi çiftçi.</p>
<p>-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.</p>
<p>2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">3. Hikâye</span></strong></p>
<p><strong>Geleceğini biliyordum&#8230;</strong></p>
<p>Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,</p>
<p>-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.</p>
<p>Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;</p>
<p>-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.</p>
<p>-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi&#8230;</p>
<p>-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?</p>
<p>-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.</p>
<p>Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:</p>
<p>-Geleceğini biliyordum&#8230; Geleceğini biliyordum&#8230;</p>
<p>3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.</p>
<p>&#8216;Her sabah Afrika&#8217;da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.</p>
<p>Her sabah Afrika&#8217;da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.</p>
<p>Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.&#8217; (Afrika Atasözü )</p>
<p>Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar. Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer. Ancak öykünün uzun olması değil, iyi olması önemlidir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/3-hikaye-3-ders-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her kula helal, Müslüman&#8217;a haram!&#8230;</title>
		<link>http://www.nkfu.com/her-kula-helal-muslumana-haram/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/her-kula-helal-muslumana-haram/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 18:16:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[eski zaman hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[güzel hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[kıssadan hisse]]></category>
		<category><![CDATA[osamnlı hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[padişah ile ilgili hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=2602</guid>
		<description><![CDATA[Vaktiyle Bursa&#8217; da bir müslüman, eski adı &#8220;Yahudilik Yolağzı&#8221;, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
&#8220;Her kula helal, Müslüman&#8217;a haram!..
&#8220;Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye&#8230;Gitmişler kadıya şikayete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş.
 &#8220;Bu nasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vaktiyle Bursa&#8217; da bir müslüman, eski adı &#8220;Yahudilik Yolağzı&#8221;, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:</p>
<p>&#8220;Her kula helal, Müslüman&#8217;a haram!..</p>
<p>&#8220;Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye&#8230;Gitmişler kadıya şikayete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş.</p>
<p> &#8220;Bu nasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunuMüslüman&#8217;a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..&#8221;diye çıkışmışlar adama.</p>
<p>Adam:</p>
<p>&#8220;Müsaade buyurun, sebebi vardır, lakin isbat ister, delil şarttır&#8230;&#8221; *dedikçe kadı kızmış: </p>
<p>- &#8220;Ne delili, ne isbatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahÃ¢linin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!&#8221; demiş.</p>
<p>Demiş ama, bir yandan da merak edermiş.. </p>
<p>*- &#8220;Nedir gerekçen?..&#8221; diye sormuş.</p>
<p> Adam: </p>
<p>- &#8220;Bir tek Sultan&#8217;a derim&#8230;&#8221; *diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan&#8217;a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş&#8230;Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:<br />
- &#8220;De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helal, Müslüman&#8217;a haram yazarsın?..&#8221;</p>
<p>Adam, başı önünde konuşur:</p>
<p>- &#8220;Delilim vardır, lakin isbat ister.&#8221;</p>
<p>- &#8220;Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..&#8221;<br />
- &#8220;O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım&#8230;&#8221; </p>
<p>- &#8220;Eeee?!..&#8221;<br />
- &#8220;Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak&#8230;&#8221;</p>
<p>Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim&#8230;&#8221; </p>
<p> Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş&#8230; Bir hafta dolunca, adam</p>
<p>- &#8220;Sultanım, artık bırakmak zamanıdır&#8221; demiş.<br />
Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan&#8217;a teşekkürler, hediyeler..</p>
<p> Az zaman geçmiş ki, adam:</p>
<p> &#8211; &#8220;Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım&#8221; demiş.</p>
<p>Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış.Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler,şükranlar&#8230; Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine&#8230;</p>
<p> Sultan:</p>
<p>- &#8220;Bitti mi?..&#8221; demiş adama.<br />
- &#8220;Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle&#8221; demiş.</p>
<p> &#8211; &#8220;Şimdi nedir isteğin?..&#8221;</p>
<p>- &#8220;Efendim, payitahtımız Bursa&#8217;nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimad edilen alimini alınız minberinden&#8230;&#8221;</p>
<p>Adamın dediğini yapmışlar, Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler&#8230;Ve ne olmuş bilin bakalım?&#8230;</p>
<p>Bir Allah&#8217;ın kulu çıkıp da, &#8220;ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa va&#8217;zı bitene kadar bekleseydiniz&#8221;, gibi tek bir kelam etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış&#8230;Geçmiş bir hafta, &#8220;nerde imam&#8221; diye gelen-giden yok!.. Aptal ve cahil bir  imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri&#8230; Halk halinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca alim için:</p>
<p>- &#8220;Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik&#8230;&#8221;</p>
<p>- &#8220;Kimbilir ne halt etti de tevkif edildi!..&#8221;</p>
<p>- &#8220;Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara&#8230;&#8221;</p>
<p>- &#8220;Sorma, sorma&#8230;&#8221;</p>
<p>Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:</p>
<p>- &#8220;Eee, ne olacak şimdi?&#8230;</p>
<p>Adam:</p>
<p>- &#8220;Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helallik almak lazımdır hocadan.&#8221;</p>
<p>-&#8221;Haklısın&#8221; demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. </p>
<p> Adam başı önünde konuşmuş:</p>
<p> &#8220;Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lutfen, böyle Müslümanlar&#8217;a su helal edilir mi?..&#8221;</p>
<p> Sultan acı acı tebessüm etmiş:</p>
<p> &#8211; &#8220;Hava bile haram, hava bile!..&#8221; demiş&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/her-kula-helal-muslumana-haram/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keşke</title>
		<link>http://www.nkfu.com/keske/</link>
		<comments>http://www.nkfu.com/keske/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 21:15:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[kısa hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[yzı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nkfu.com/?p=1059</guid>
		<description><![CDATA[Yasli adam, bir konfeksiyon magazasina ait vitrine uzun uzun baktiktan sonra, ilerideki yesillikte oynayan çocuklarin en zayifina dönerek :
* Küçüüük!&#8230; diye seslendi. Bana biraz yardimci olur musun? Çocuk, hafta sonlarinda yaptiklari misket oyununu ilk defa kazanmis olmasina ragmen arkadaslarini birakip geldi. 7-8 yaslarindaydi ve üzerindeki elbiseler, &#8220;tek kelimeyle&#8221; dökülüyordu. 
Yasli adam, çocugun saçlarini oksadiktan sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yasli adam, bir konfeksiyon magazasina ait vitrine uzun uzun baktiktan sonra, ilerideki yesillikte oynayan çocuklarin en zayifina dönerek :<br />
* Küçüüük!&#8230; diye seslendi. Bana biraz yardimci olur musun? Çocuk, hafta sonlarinda yaptiklari misket oyununu ilk defa kazanmis olmasina ragmen arkadaslarini birakip geldi. 7-8 yaslarindaydi ve üzerindeki elbiseler, &#8220;tek kelimeyle&#8221; dökülüyordu. </p>
<p>Yasli adam, çocugun saçlarini oksadiktan sonra :<br />
* Vitrindeki elbiseyi giymeni istemistim, dedi. Bakalim üzerine uyacak mi? Çocuk, bu teklifi ilk önce saka sandi. Ama adam son derece ciddiydi. Onunla birlikte magazaya girerken, ilk önce rüyâda olup olmadigini, daha sonra da simdiye kadar yeni bir elbise giyip giymedigini düsündü. Genellikle ailedeki büyük çocuga alinan veya komsular tarafindan verilen giyecekler, elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardese kalir, birkaç sene sonra da dizleri asinmis veya delinmis vaziyette kendisine yamanirdi. Ama &#8220;her zaman hasta&#8221; dedikleri babasinin ne kadar zor para kazandigini bildiginden, bu ise bir kere bile itiraz etmemisti. simdi ise, ilk defa yeni bir elbisesi olacakti. Üstelik de bayrama üç gün kala&#8230; </p>
<p>Çocuk, yasli adamin gösterdigi elbiseleri giydiginde, büyümüs oldugunu ilk defa farketti. Çizgili kadifeden yapilmis pantolon, bacaklarinin ne kadar uzun oldugunu ortaya koyarken, yeni ceketi de omuzlarini iyice genis göstermisti. Fakat hepsinin üzerine giydigi kaban bir baskaydi ve artik üsümeyecekti. </p>
<p>Çocuk, biraz önce kazandigi misketleri onun cebine biraktiginda, iyice keyiflendi. Irili ufakli misketler, gayet derin olan ceplerin bir kösesinde kalmisti. Demek ki her bir cep, en az elli misket alabilirdi. Yasli adam, çocugu saga sola döndürdükten sonra, elbiselerin paketlenmesini istedi. Ve is tamamlandiginda, tezgâhtara dönerek :<br />
* Elbiseleri torunuma aliyorum, dedi. Kendisine sürpriz yapacagim için, onlari bu çocugun üzerinde denedim. Ikisinin de boyu falan ayni da&#8230; Çocuk, bir anda beyninden vurulmusa döndü ve ne diyecegini bilemedi. Ama artik büiüdügüne göre, bir sey belli etmemeliydi. Aynaya son bir defa baktiktan sonra, üzerindekileri yavasça çikartarak bir kenara firlattigi eskileri giydi. Adam, elbiselerin torununa uyacagindan emindi. Yaptigi hizmet için çocuga bir ciklet parasi vermek istediginde, onu yaninda göremedi. Haylaz velet, belli ki bu isten sıkılmıstı. Çocuk, arkadaslarinin yanina döndügünde, bir kenara çekilerek onlari seyretmeye koyuldu. Ve bütün israrlara ragmen oyuna katilmadi. Arkadaslari :<br />
* Niçin oynamiyorsun? diye sordular. En güzel misketleri sen kazanmistin.<br />
* Çocuk, inci gibi yaslar süzülen gözlerini arkadaslarindan kaçirmaya çalisirken :<br />
* Misketlerim, bu elbiselere yakismayacak kadar güzeldi, dedi. Bu yüzden onlari, bayramlik kabanimin cebine sakladim. </p>
<p>****** ASLINDA HER YASTA AMA FARKLI SEKILLERDE HEP BIRILERI TARAFINDAN KANDIRILIP SONRA DA BIR KENARA FIRLATILMADIK MI?? ISIMIZDE &#8211; ASKTA &#8211; DOSTLUKTA &#8211; ARKADASLIKTA &#8211; BELKI DE AILEMIZDE.. KIMIN UMURUNDA -BIR BASKASININ- DUYGULARI, HISSETTIKLERI VEYA KANDIRILMASI? GÖZYASLARI YA DA KALP KIRIKLIKLARI? BÜTÜN BIR ÖMÜR BOYU KALAN IZLER ?? NE YAZIKKI KÜLLIYEN HIÇ KIMSENIN&#8230; KESKE&#8230;. KESKE&#8230;. FARKLI OLABILSEYDI HERSEY. BIRAZ DAHA INSANCA, BIRAZ DAHA HASSASCA, DÜRÜSTCE VE BIRAZ DAHA YÜREKLICE&#8230; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nkfu.com/keske/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
