Akira Kurosawa Kimdir?

0
Advertisement

Akira Kurosawa kimdir? Akira Kurosawa hayatı, biyografisi, yönettiği filmler, sinema kariyeri, çalışmaları hakkında bilgi.

Akira Kurosawa
(23.3.1910-5.9.1998)

Japon sinemasının en önemli ve etkin temsilcisi Kurosawa, filmlerinde genellikle tarihi konuları işledi. Ayrıca Batı kültüründen esinlenen edebiyat motifleri kullandı.

Kurosawa, Tokyo kentinin Omori semtinde dünyaya geldi. Bir beden eğitimi öğretmeninin oğlu olan Akira, Taişo-döneminin (1912-26) klasik eğitiminden geçti. Güneş doğmadan eskrim dersi, ilkokul, akşamları da kaligrafi kursu. Kurosawa 1928’de Batı Resim Sanatları Doşuka Okulunda resim eğitimine başladı. 20’li yılların sonunda, film programlarına metin yazan ve sessiz film yorumcusu olarak çalışan erkek kardeşinin etkisiyle, o da sinema aşkına tutuldu. Hayatını resim çizerek kazanan Kurosawa, 1929’da Proleter Sanatçılar Birliğine katıldı ama aradığını burada bulamayınca üç yıl sonra aralarından ayrıldı.

1942/43: Sansürlü İlk Filmi Kurosawa bir film şirketinde iki yıl çalıştıktan sonra 1938’de yönetmen Kajiro Yamamato’nun birinci asistanı oldu. Bu arada yazdığı senaryolardan bazıları ödüllendirildiyse de hiçbiri gerçekleştirilemedi. 1942/43’de gösterime giren Sugata Sanşiro (Büyük Judo Efsanesi) adlı ilk filmi eleştirmenler ve seyircilerce çok beğenilmekle beraber, Japon sansürü tarafından “Îngiliz-Amerikan” yanlısı bulunarak sansüre takıldı. Bir Judo savaşçısının öyküsü olan bu film, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Amerikan makamları tarafından, feodal fikirleri övüyor diye yasaklandı.

Advertisement

1950: Uluslararası Dikkatleri Çekmesi Kurosawa 1948 yılında, çevirdiği Yoidore tenşi (Sarhoş Melek) filminde bundan sonraki 20 yıl içinde en önemli başrol oyuncusu olacak olan Toşiro Mifune adlı aktörü oynattı. Mifune bu filmde, Kurosawa filmleri için tipik olan yalnız kahramanı canlandırdı.

Kurosawa 1950 yılında çevirdiği Raşomon adlı filmiyle uluslararası üne kavuştu. Bir Samuray’m öldürülüşünü ve karısının ırzına geçirmesini dört ayrı perspektiften anlatan bu film, 1952’de en iyi yabancı film dalında Oscar ödülüne layık görülerek ilk kez Batılı seyircilerin dikkatlerini Japon sinemasına çekti. Kurosawa bu filminde Japon edebiyatından iki örnek sundu. Bunun arkasından çevirdiği Hakuçi (1951) ile Dostoyevski’nin “Budala” adlı romanını ele aldı. Kurosawa bundan sonra da tekrar tekrar ünlü edebi eserleri sinemaya uyarladı.

1953: İlk Savaş Filmi Kurosawa için karakteristik olan savaş sahnelerini sunan ilk filmi, 1953’te çevirdiği Şifinin no samurai (Yedi Samuray) adlı yapıtıdır. Bu filmde bir grup samuray, köye her yıl hasat zamanında musallat olan haydut ordusuna karşı yürüttükleri mücadelede köylüleri destekler. Kurosawa, bu şiddet olayındaki dinamizmi ve acımasızlığı daha da belirgin bir biçimde vurgulamak için tele çekim ve ağır çekim gibi tekniklere başvurur. Kurosawa 1959’da kendi yapımcı firmasını kurdu ve bu şirketiyle beş film çevirdi. Aralarında bulunan Yocimbo (1960) daha sonraki yıllarda Sergio Leone’ye çevireceği İtalyan-Westernleri için örnek oldu. Kurosawa Amerikalı Twentieth Century Fox şirketiyle 60’lı yılların ortasından sonra işbirliğini sürdürmedi. Kendi yurdundan kısa bir süre uzak kalan Kurosawa, sonraki yıllarda Japonya’da da film yapımcılığına fırsat bulamadı. 1970 yılında gösterime giren Dodeskaden adlı film parasal açıdan büyük bir fiyasko olunca, Kurosawa intihar etmeye kalkıştı.

1980’den Sonra: Amerikan Yardımı Kurosawa ancak on yıl sonra Kagemuşa (1980) adlı yapıtıyla kendi ülkesinde yeniden bir film yapımını gerçekleştirebildi. Efendisi öldükten sonra, onun rolünü üstlenen bir sahtekârın öyküsünü anlatan bu film, savaş sanatlarının yerini baruta bırakmasıyla Samuray’ların sonunu da getirmiş oldu. Shakespeare’in “Kral Lear” adlı yapıtından sinemaya uyarladığı Ran (1985) da önceki filmi gibi pesimist bir filmdi. Gerçi filmin konusu geçmişte geçer, ama “Ran” (Kaos, kargaşalık) Kurosawa’ya göre “en son dönemini” yaşayan bir dünyayı temsil etmektedir. ABD’de gerçekleştirdiği Akira Kurosawa’s Dreams (Düşler, 1990) adlı filminde Kurosawa, sekiz rüyayı arka arkaya dizerek insan hayatının değişik görünüşlerini bir arada gösteren büyülü bir resim dünyasını sunar; bu nedenle bu film eleştirmenler tarafından bilgece bir yaşlılık yapıtı olarak övüldü. 1990 yılında 80 yaşındaki Kurosawa ömür boyu Şeref Oscarı’yla ödüllendirildi. Rhapsody in August (Ağustos’da Rapsodi, 1991) ve Madadayo (1993) adlı filmleri çektikten sonra 1998’de hayata gözlerini yumdu.

Advertisement

Leave A Reply