Amerikan Heykel ve Resim Sanatı Hakkında Bilgi

0

Sömürgecilik döneminden günümüze kadar ki Amerika Birleşik Devletlerinde ki heykel ve resim sanatı, eserler ve sanatçıları hakkında bilgi

Sömürgecilik döneminde heykel ve resim alanında, ülkenin İspanyol-Kızılderili etkisini gösteren Güneybatı bölgesinde yaratıcı bir halk sanatı doğdu. Bu bölgede, dinsel konulardan esinlenilerek yaratılan resim ve heykellerin yanı sıra oyulmuş eşya, deri semer gibi gereksinme duyulan nesneler de üretildi. Doğu kıyısının, özellikle de New England’ın göçmenler yoluyla batıya yayılan sanatsal etkinlikleri büyük önem taşıyordu. Heykel ve resim alanında bu bölgede sağlanan ilerlemenin, mimarlığa koşut olarak ülke bütününün sanatsal niteliğinin belirlenmesinde büyük katkısı oldu.

Advertisement

17. yüzyıl İngiliz sömürgelerinde resim ve heykel alanında verilen tüm eserler, genelde halk sanatı adı altında toplanabiliyordu. Halk sanatının Püritenlere özgü kısıtlamalarla orta sınıf zanaatkârının sıradan, bütünleşmiş, dolaysız tavırlarını bir araya getiren yapısı estetik alanındaki başlıca çekiciliğini oluşturuyordu. Heykel alanında verilen en önemli eserler arasında New England’daki mezar taşlarıyla dayanıklı eşyalar yer alıyordu. Resimler ise daha çok orta sınıf İngilizlerin Püritenliğe bağlılığını yansıtan gerçeklere dayalı, gösterişsiz tablolardı. İki İskoçyalı sanatçı, 18. yüzyılda başında Amerikan sanatında bir uyanışa yol açtılar. Portre ressamı olarak Perth Amboy’a yerleşen John Smibert’in sanatın gelişimine büyük katkıları oldu. Roma’ya giderek dinsel resim alanında çalışan Benjamin West ise Pennsylvania’da öncülük yaptı. 18.yüzyılda özellikle portre dalmda Avrupa’daki örneklerden daha fazla esinlenen incelikli bir sanat anlayışı doğdu. Kültür yönünden bilinci giderek artan bir kamuoyunun desteğindeki uzmanlık eğitiminden geçmiş, ülke dışına çıkıp ün kazanmaya başlayan sanatçıların yarattığı bu anlayış, İngiliz portre ressamlarına duyulan ilgiyi yansıtıyordu. Bu İngiliz sanatçıların başında 17. yüzyıl portre ressamları Lely ve Knel-ler geliyordu.

Sömürgecilik döneminin ünlü portre ressamları arasında Peter Pelham, Robert Feke ve John Single-ton Copley sayılabilir. Pişmiş toprak ve bal mumuyla çalışan, Washington ile Franklin’den destek gören Patience Wright, Wilson Peale; devrim kahramanlarıyla devlet adamlarının resimlerini yapan Binbaşı Trumbull; Washington’un bir portresini yapan Gilbert Stuart; Fulton, Dunlap, J. Wright, Jarvis, Vanderlyn, Wilson, minyatürcü Malbone ve her dalda çalışmış olan Allston bu çağın öteki önemli sanatçılarıdır.

Halk sanatı 18. ve 19. yüzyıllarda gelişmesini sürdürdü. Simeon ve John Skillin ile Shem Drowne’ın oyma süsleri ve rüzgar güllerinde görüldüğü gibi, halk sanatçıları büyük bir beceri kazanıyorlardı.

Fransız Devrimi, Amerikan sanatına yeni bir hız kazandırdı. Çok sayıda Fransız ressamı ve heykelcisi Yeni Dünya’ya göç ederek orada Fransız etkisini yerleştirdiler. Bu etki bütün 19. yüzyıl boyunca canlı kaldı. Klasisizmin etkinlik kazandığı federal dönemde portreler ve tarihsel olayları konu alan resimler ağırlık kazandı. Sömürgecilik döneminin ağır ve gösterişsiz havası artık bir kenara bırakılmış, resimlere denk ve hareket egemen olmaya başlamıştı. Dönemin ünlü portre ressamları arasında Benjamin West, Gilbert Stuart, John Trumbull, Samvel F.B. Morse, John Vanderlyn, Remb-randt Peale ve Thomas Sully gibi sanatçılar sayılabilir.

Advertisement

Bu dönemde heykelcilik alanında mimarlık süslemeleri ve anıtlar biçiminde ortaya konulan eserler de klasisizm-den etkilenmiştir. Ülkede İtalyan heykelcilerinin yanı sıra onlardan ve sömürge dönemi zanaatkarlardan etkilenen sanatçıların ürünleri de görülüyordu. Federal dönemin ünlü heykelcileri arasında William Rush, John Frazee, John Quincy Adams Ward, Hiram Powers, Horatio Greenough, Thomas Crowford ve Henry K. Brown yer alır. ABD’de 19. yüzyılın ortalarında görsel sanatlarda klasisizm ve romantizmin birbirine koşut anlayışlar olarak var oldukları söylenirse de bu döneme temelde romantizm egemendi. 19. yüzyılın ortalarında romantizmin etkisinde kalan ressamlar, kırsal alanları ve günlük yaşamla ilgili betimlemeleri konu edindiler. Dönemin en önemli ressamlarının başında Thomas Cole, Albert Bierstadt, Frederic Church, Thomas Moran, William S. Mount, Eastman Johnson, George Catlin ve Hemy Lewis gelir.

1880’lerde yeni bir kültürel birlik ve bütünlük eğilimi belirginleşmeye başladı. Çalışmalarını İngiltere’de sürdüren Ruskin ve Morris’in iyi tasarımlara ve nitelikli eserleri dönüş çağırılarının sanat etkinliklerinde belirleyici izi olduğu yadsınamaz.

19. yüzyılın sonunda, daha çok dekoratör olarak çalışan Beaux-Arts ressamları dışında öteki ressamlar bir üslup simgelemekten çok, kişiliklerini yansıtan eserler verdiler. Cole’un çizdiği şiirsel kır görüntüleri, doğanın ve ışık, renk, yer gibi öğelerin daha iyi kavranmasıyla oldukça zenginleşti. Eski gelenekleri özümleyen bu ressamların başında George Inness ve Homer D. Martin geliyordu. Münih’te Hollanda’ya özgü anlayışlarla yetişen Frank Duveneck ve William M. Chase portre ressamı olarak büyük ün yaptılar. Avrupa’da başlı başına bir akım yaratan James McNeil Whistler ile Mary Cassatt ve John la Farge uluslararası eğilimlere en fazla ilgi gösteren ressamlardı. Amerikan geleneğine özgü büyük resimler veren Winslow Homer, Thomas Eakins ve Albert Pink-ham Ryder, Amerikan sanatının en tanınmış temsilcileridir. La Frage ile William Horris Hunt’un yönlendirdiği, Henry O. Walker, Kenyon Cox, Edwin Blashfield, Edwin Austin Abbey ve John Singer Sargent gibi duvar ressamları da bu dönemin ünlü sanatçıları arasında yer alır. Richardson’un Trinity Kilisesi, Kongre Kitaplığı ve Boston Halk Kitaplığı ile birçok eyalet meclisi yapısı ve adliye sarayının dekorasyonu “altın çağ” mimarlarıyla işbirliği içinde çalışan bu ressamlar tarafından yapıldı. 19. yüzyılın sonu Ame-rikası’nın öteki önemli ressamları arasında Smith Lewis, Tanner, Alexan-der, Walter Gay ve Donnat anılabilir. 19. yüzyılın sonunda heykelcilik alanında da bir canlanma görüldü. Amerikan heykelcilerinin ilgilerinin Roma ve Floransa’dan Paris’e kayması ve uzamsal tasarının öneminin kavranması etkili oldu. Klasik gerçekçi bir yaklaşımla çalışan heykelcilerin başında Augustus Saint-Gaudens ve Daniel Chester French geliyordu. George Grey Barnard, Macmonnies ve Barlett ise öteki önemli heykelciler arasında yer alıyordu.

20. yüzyılda ABD’de resim alanında gerçekçi ve soyut geleneklerle, klasik ve romantik yaklaşımlar arasındaki genel karşıtlık değişen ağırlık noktalarıyla sürüp gitti. Ulusal etkilerle yabancı etkiler ve bölgesel yönelişte New York’ta toplanma arasındaki yarışın yanı sıra sanatçıların kuramsal bir üsluba uymaya kesinlikle karşı çıkışları, üsluplara ilişkin sınıflandırmayı yeniden karmaşıklaştırdı. Halka ve seçkin tabakaya dönük görsel sanatlara ilgi önemli ölçüde arttı. Basın sanatla ilgili yeni yayınlar ve çağdaş sanat eserlerini sergileyen müzeler bu ilgiyi yansıtıyordu.

Birinci Dünya Savaşı öncesi yıllarda Amerikalı Sanatçılar Derneği ile Ulusal Akademi’nin sanat anlayışına karşı çıkanlarca yeni bir akım yaratıldı. Ulusal özü bulunan ve Amerikan sanatının uluslararası düzeyde tanınmasını hedefleyen bu akım da iki gruba ayrılıyordu.Robert Hemi önderliğindeki Sekizler Grubu, Eakins’in gerçekçi geleneğiyle eğitilmişti. Bu grupta Hemi’nin yanı sıra William Glackens, Everett Shinn, John Sloan, George Lüks, Arthur B. Davies, Ernest Lawson ve Maurice Prendergast yer alıyordu. Davies ve Walt Kuhn’un yönettiği Amerikan Ressamları Birliği’ne (1911) bağlı bulunan Sekizler Grubu, 1913’te New York’ta uluslararası bir sergi açtı. Bu sergi büyük başarı sağladı ve resme olan ilgiyi arttırdı. Sekizler Grubu’nun sanat anlayışını izleyecileri olan George Bellows, Charles Hawthorne ve Rockwell Kent sürdürdü. Ressam-fotoğrafçı Alfred Stieglitz’in önderliğindeki öteki grup da Sekizler Grubu gibi Amerikan yaşamının gerçekleriyle ilgileniyordu. Modern yaklaşımı benimseyen bu grup; anlayışını çeşitli sergilerle ortaya koydu. Bu görüşle ürün veren genç Amerikan ressamlarından Althur Dove, Marsden Hartley, Alfred Maurer ve Max Weber’in ilk sergilerini 1910’da Stieglitz sundu.

20. yüzyılın ilk yarısında Beaux-Arts ilkelerini benimseyen Ulusal Heykelcilik Derneği’nin üyeleri bu sanat dalında egemen oldular. 19. yüzyılın sonunun ünlü heykelcilerinden olan Saint-Gaudens ve French, klasik-gerçekçi yorumlarıyla bu dönemde de etkinliklerini sürdürdüler. Lorado Taft, Kari Biter ve James Earle Fraser dönemin öteki ünlü sanatçılarıydı. İki savaş arasındaki dönemde ressamların sayısı hızla arttı; bu dalla ilgili etkinlikler ülkenin her köşesine yayıldı ve Sekizler Grubu’nun gerçekçi yaklaşımı genişleyerek varlığını korudu. Ressamların günlük görüntülerde daha anlamlı estetik değerler aradığı bu dönemde, Edward Hopper ve Charles Burchwield kırsal kesim ve görünümlerini, Walt Kuhn, Eugene Speicher, Yasuo Kuniyoshi, Bernard Karfiol, Fransız Jules Pascin ve Soyer’ler (Rep-hael, Isaac ve Moses) karakter ve yüz çalışmalarını; Kenneth Hayes Miller, Reginald Marsh, Guy Pere Du Bois ve Isabel Bishop kent yaşamını, Thomas Hart Benton, Grant Wood ve John Ste-vart Curry kırsal Orta Batı ve geleneklerini konu edindiler. Primitivizme ilgi duyan ressamlar arasında Louis Mic-hel Eilshemius, John Kane, Horace Pippin ve Grandma Moses yer alıyordu. Toplumsal düşünceler ve günlük politika, William Gropper, Ben Shahn, Jacob Lawrence, Philip Evergood ve Jack Levine gibi toplumsal gerçekçileri etkiledi. 1930’larda ABD’de sosyalizmden esinlenerek sosyal gerçekçi duvar resimleri çizen üç Meksikalı ressam (Dilgo Rivera, Jose Clemente Orozco ve David Siqueiros) Amerikalı gerçekçi ressamları etkiledi. Meksikalıların etkisiyle fresko sanatı dikkate değer bir biçimde Edgar Britton, Kari Kepe, William C. Palmer, Michael Newol tarafından işlendi ve yeni düzen döneminde duvar resimciliği yeniden canlandı. Bu alanda en değerli ürünleri Marsh, Curry, Shahn, George Biddle ve Anton Refregier verdi. Bo-ordman Robinson’un Pittsburgh’a Kaufmann mağazaları için yaptığı Ticaret Tarihi, New York’ta yeni toplumsal araştırmalar okulu için Thomas Benton tarafından yapılan Amerika’nın Etkinlikleri, Arshile Gorky’nin Newark Havaalanı için yaptığı büyük soyut süslemeler en ünlü örnekler arasındadır. Stieglitz geleneğini sürdürerek soyut çalışmalar yapan ressamların başında Marin, Stuart Davis, Charles Demuth, Georgia O’Keefe, Charles Sheler, Preston Dickinson ve Niles Spencer geliyordu. 1930’larda ve 1940′ larda ülkeye gelen Avrupalı mülteciler Amerikan ressamlarını etkilediler. Gerçeküstücü ressamlardan Paul Klee, çalışmalarında Salvador Dali’den esinlendi. Peter Blume ilgi çekici bir biçimde gerçeküstücülük ile antifaşizmi bağdaştırdı. Walter Quit, gerçeküstücülüğün toplumsal ilerlemeye yardım edebileceğini ve etmesi gerektiğini tanıtmaya çalıştı. Deneyüstücülerin başlıca temsilcileri ise Dane Rudhyar, Raymond Johnson, Bili Lampkin, George L.K. Morris, irere Rice Pereira ve Radio City için geniş freskolar yapmış olan Stuart Davis idi. Modern Sanat Müzesi (1929) ile Whitney Amerikan Sanatı Müzesi’nin (1931) düzenlediği sergiler resim sanatına büyük katkılarda bulundu.

Advertisement

1920 ve 1930’larda yetişen genç heykelciler kuşağı klasik eserlerini uluslararası üsluba uyarladılar. Böylece 20. yüzyılın ortalarında mimarlıkla öteki güzel sanatlar arasında daha düzenli bir eşgüdüm sağlandı. 1933 Chicago Dünya Fuarı’nda oldukça belirginleşen bu anlayışın özgün iki örneğini Rocke-feller Merkezi’nde yer alan iki tunç heykel simgeliyordu: Paul Manship’in Prometheuss ve Lee Lawrie’nin Atlas’ı. Gerçekçilik geleneğini bu dönemden Anna Hyatt Huntginton, Bren-da Putnam, Malvina Hoffman ve Jo Davidson sürdürdü. Gutzon Borglum ile yabancı kökenli sanatçılardan Cari Milles ve Ivan Mestrovic değerli ürünler ortaya koydular. Dönemin ünlü figüratif heykelcileri arasında William Zorach, Jose de Creeft, Theodore Ros-zak bulunuyordu. Tahta ve taşı oyarak ayrı ayrı özgün çalışmalar yapan Wil-liam Zorach, John Flannagan ve Cha-im Gross değerli eserler sergilediler. Deneyüstücü eğilim, Davit Simth, Isamu Noguhci, Emma L. Davis ve özellikle Alexander Calder tarafından temsil ediliyordu. Çelikle yeni yapım yöntemlerini kullanan Calder devingenlerin (mobiller) yaratıcısıdır. Ülkede heykelcilerin birliği 1937’de kuruldu. Ekonomik alanda ortaya çıkan olaylar, 1929’da Amerikan Profesyonel Sanatçılar Birliği’ni kurmuş olan sanatçıları, halka hizmet amacıyla, devletin desteğini sağlamak için örgütlenmeye yöneltti (Sanatçılar Kongresi, New York 1936 ve 1937). Bunun sonucunda biçimden çok öze yönelen bir genel ilgi doğdu.

1940’larda resim alanında Avrupa’dan esinlenen klasik kübist yapılar ve gerçeküstücü betimlemelerden, soyut ekspresyonizm adı verilen yeni, romantik, Amerikalılara özgü bir üsluba geçildi. Bu üslupta yapılan resimlar 1958-1959’da Yeni Amerikan Resmi adıyla Avrupa’da sergilendi. 1950’lerde soyut ekspresyonizm, harekette soyutluğu (Willem de Kooning, Franz Kline, Hans Hofmann ve Jackson Pol-lock’un eserleri) ve renkte soyutluğu (Mark Rothko, Ad Reinhardt ve Bar-nett Newman’ın eserleri) temel alan iki çizgi izledi. Bu iki yaklaşımın çeşitli birleşimlerine Adolph Gottlieb, Robert Motherwell, Clyfford Stili, Mark To-bey, Badley Walker Tomlin, Jack Tu-rorkov, Philip Guston ve James Broo-les’un eserlerinde rastlandı.Soyut empresyonizm üslubundaki daha şiirsel nitelikte ürünler de Esteban Vicente, Milton Resnick ve Adja Yunkers tarafından ortaya koyuldu. Bu dönemde taşbasması, oyma klişeden çıkarılan ve tahta kalıpla basılan resimlere ilgi arttı. Mauricio Lasansky ve Leonard Bas-kin bu türde çalıştılar. Resimde soyut ekspresyonizmin gelişimine koşut olarak 1950’lerde heykelcilik alanında da aynı eğilimler görüldü. Yeni kaynak yapma yöntemlerinin değişik anlatımları olanaklı kıldığı bu dönmede etkinlik gösteren başlıca heykelciler Calder, David Smith, The-odore Roszak, Seymour Lipton, Abraham Lassaw, Herbert Ferber, David Hare, Reuben Nakion Richard, Lip-pold, Fred Farr, Bernard Reder, Jose de Rivera ve Isamu Naguchi’dir. 1960’larda soyut ekspresyonizmin öznel, kendiliğindenci, dağınık yöntemine tepki olarak çeşitli akımlar doğdu. Bu yıllarda resim ve heykelcilik arasındaki geleneksel ayırım ortadan kalkmaya yüz tuttu.

Figürlü resme dönüş (Richard Diebenkoen, Larry Rivers ve Philip Pearlstein), Pop Art ve Op Art akımları gibi çeşitli tepkiler ortaya koydu. Gerçekçiliğe şaşırtıcı, taşlayıcı ve gizemli öğelerle yönelen, çağdaş ticari sanatla tarihsel dadaizm-den etkilenen pop sanatçılarından kimileri yalnız resim ya da heykelcilikle ilgilenirken kimileri de ikisini birlikte uyguluyorlardı.Roy Lichtenstein, Tom Wesselmann, James Resenquist, Andy Warhol, Robert Indiana daha çok resimle; Robert Rauschenberg, Jasper Johns, Jim dine, Claes Oldensurg her iki dalla, George Segal ve Edvard Ki-enholz ise temelde heykelcilikle ilgileniyorlardı. Algısal dinamik alanındaki renklerle siyah-beyaz karşıtlığının etkilerini araştıran tepkici akımlardan Op Art’ın temsilcileri arasında Richard Anuszkiewicz ve Larry Poons bulunuyordu. Biçim ve renk gibi öğeleri en yalına indirgeyen bir sanat biçimi olan minimalizm (Elsworth Kelly, Al Heldt, Kenneth Noland ve Frank Stella), soyut ekspresyonizme tepki olarak doğmuş bir başka akımdı. 20. yüzyılın sonlarında sanatta görülen yenilikler, deneyler ve atölye dışma çıkarak çevreye yönelme eğilimleri; sanatın sürekli, elle tutulabilir, alınıp satılabilir bir nesneden çok, düşünülmüş bir süreç, hareket halinde bir görüş ya da deneyim olarak kavranılmasının bir anlatımını oluşturuyordu.


Leave A Reply