Anavarza Kalesi (Anazarba Kalesi) Hakkında Bilgi

1

Anavarza (Anazarba Kalesi) Kalesi nerededir? Anavarza Kalesi efsanesi, tarihçesi, hakkında bilgi.

Anavarza Kalesi

Advertisement

Anavarza Kalesi; Güney Anadolu’da, Çukurovanın kuzey tarafındadır. Eskiden burada bulunan aynı addaki şehrin bugün sadece yıkıntıları kalmıştır, fakat, kale ve surları oldukça sağlam bir halde durmaktadır.

Bugün Anazarba denilen kalenin adı tarih kaynaklarında Aynzarba, Anavarza, Anazarbus şeklinde geçer. Seyhan iline bağlı, Kozan kasabasının kuzeyinde, Ceyhan nehrine karışan Cambaz Çayı’nın kuzeyindeki tepenin üzerinde yükselir. Surları, ovada, eski Anazarba şehrini çevirir haldedir.

Anazarba Kalesi’nin kuruluş ve tarihi, surlarıyla etrafını çevirdiği şehrin tarihi ve kaderiyle sıkı sıkıya ilgilidir. Tarihler şehrin ve kalenin ne zaman, kimin tarafından kurulduğunu, kesin bir şekilde ortaya koymamaktadır. Geçen yüzyıl içinde Anadolu’yu gezmiş olan Fransız seyyahı Ch. Texier, Anazarba şehrinin kuruluş ve manzara bakımından Van şehrine benzediğini, büyük kayalıklar üzerine oturtulan kalenin duvar taşlarının birbirine tutturulmak için taşçı kalemiyle yontulduğunu, Van ve Anazarba şehirlerinin Asur şehirlerinin karakterini taşıdığını yazar.

Eski Anazarba şehri iktisadi ve askeri şartlarla terkedildiği ve ondan sonra sık sık meydana gelen depremlerden yıkıldığı için, eski eserlerden hemen hemen hiçbir iz kalmamıştır. Bu depremlerden biri Bizans İmparatoru İustinianus zamanında olmuş, İmparator şehri yeni baştan yaptırtmıştır. Bundan dolayı şehre, bir süre, iustiniapolis denilmiştir. Şehir ve Anazarba Kalesi, M. Ö, I. yüzyılda Kilikya krallığına bağlıydı. Kral Tarkondimotos, Antonius’un ordusunda savaşırken öldü. Kilikya’nın ikiye bölünmesi üzerine Anazarba İkinci Kilikya’nın merkezi oldu.

Advertisement

Anazarba Kalesi, Bizans İmparatorluğunun belli başlı sınır kalelerinden biri iken, 796 yılında, Araplar tarafından zaptedildi. Abbasi halifesi Harunürreşit kaleyi yeni baştan onardı, şehre Hindistan’dan getirdiği göçmenleri yerleştirdi. Ramazanoğulları Beyliği zamanında Türkler’in eline geçen şehir, zamanla önemini kaybetti. Şehri çevreleyen kale surlarında dört kapı olduğu anlaşılmaktadır. Kale burçları şehri güney yönünden koruyan kalenin üzerinde yükselir. Bu kayalık çok dik bir uçurum teşkil ettiği için üç yönden çıkılması imkansızdır.

Kale, biri asıl kale, diğeri surlar olmak üzere iki kısımda toplanır. Surlar Ceyhan Ovası’nda, düzlükten kuzeye doğru uzanır. Surların doğu kısmı 1.500 metre uzunluğundadır. Üzerinde, her 70 metrede bir tane olmak üzere, 20 burç yükselir. Sur duvarlarının yüksekliği 8-10 metre arasında değişir, ovada güzel bir manzara teşkil eder.

Kalenin doğusunda etrafı sütunlarla süslenmiş bir yol bulunur. Bu yol ovadan uzanıp gelen ana yolun devamıdır, 12 metre kemerli bir kapıdan geçerek sûrun içine girer. Anazarba Kalesi, uzun bir dış surla korunan bir kaledir. Anadolu kaleleri arasında önemli bir yeri vardır. Şehirden eser kalmadığı halde, kalenin hala sağlamlığını muhafaza etmesi de bu değere bir işarettir.

Anavarza Kalesi Efsanesi:

“ Vaktiyle Anavarza yiğit insanların, güzel kızların yaşadığı büyük bir şehirmiş. Kent ve kale dıştan gelecek her tehlikeye karşı koyabilecek durumdaymış. O zamanlarda şehirde yaşayan taş ustaları taştan oymalarla evleri, meydanları süsler, insana şaşkınlık verecek hayranlık uyandıracak eserleri yaratırlarmış.

Gündüzleri halk, kentten çıkar, tarlada bayırda işini görür, akşam olduğunda kente geri dönermiş. Kentin dışı derin hendeklerle ve yüksek duvarlarla çevriliymiş. Kentin kapısındaki asma köprüden başka içeri girilebilecek hiçbir yer yokmuş.

Advertisement

Halk bu güzel kentte huzur içinde yaşarmış. Akşamları her ev kahkahayla dolarmış, ağıtlar şarkı diye söylenirmiş. Halk mutluymuş, tabii ki kentin kralı da mutluymuş, günler böyle gelir geçermiş.

Anavarza Kralı’nın (Aya sen doğma, ben doğayım) diyen dünya güzeli bir kızı varmış. Bu kız akıllı mı akıllı, güzel mi güzelmiş. Gel gör ki, günlerden bir gün işte bu kız yüzünden kentin huzuru kaçmış, Kralın o gülen yüzü kararmış, kaşları çatılmış.

Bir gün Sis Kralı’nın elçisi, Anavarza Kralı’na gelmiş.

– Ulu Sis Kralı adına yüce Anavarza Kralına saygılarımı sunarım, demiş.
Kral :
– Söyle bakalım ne diler kralın bizden? Deyince de elçi :
– Kralım kızınızı oğluna ister.
– Yaa, öyle mi?
– Evet yüce kralım.
– Ya isteğini kabul etmezsem?
– Ulu Kralım bunu da düşünmüştür. Kızınızı oğluna vermezseniz, Krallığınıza savaş açacağını bildirmekle görevli bulunuyorum.
– Savaş diler demek?
– Hayır … Ama …
– Sis Kralına söyle, bu işi düşünmemiz gerekir.

Anavarza Kralı işte böyle demiş.

Dert geldi mi üst üste gelirmiş. Sis Kralı’nın elçisi gidince bu defa Misis Kralı’nın elçisi kapıya dayanmış. O da Misis Kralı’nın oğluna istemeye gelmiş. O da aynı istek ve tehditler de bulunmuş.

Anavarza Kralı, çok halim selim, iyi yürekli bir insanmış. Ne yapacağına karar verememiş, dalmış kara düşüncelere. Durum çok çetin. Kızını bu krallardan hangisinin oğluna verse diğeri yine kendi halkına savaş açacak. Belki de ülkesi elden gidecek. Hiçbirine vermezse bu defa iki ülke halkı ile savaşmak zorunda kalınacak diye düşünüp durmuş.

Kız babasının haline çok üzülmüş yüerğinden vurulmuş, babasına :

– Olur mu Kral babam. Ben senin kızın değil miyim? Bana derdini niçin açmazsın? Diye kahırlanmış.

Kral :

– Kızım, güvercen topuklu yavrum demiş. Çok haklısın. Bilmem ki ne etsem. Sis Kralı elçi göndermiş, oğluna seni ister. Misis Kralı da elçi göndermiş. O da oğluna seni ister. Vermezsem, savaş açılacak, hangisine peki desem yine olacağı bu. Ne yapmalı bilemedim demiş.

Advertisement

Kız gülmüş :

– Ondan kolay ne var?
– Şeytan bile çözemez bu düğümü kızım, demiş Kral.

Kız :

– Hayır Kral babam; bundan kolay bir şey yok. Dersen ki onlara, ben kızımı veririm, veririm ama, bir koşulum var. Anavarza’nın suyu az. Buraya bol suyu ilk önce kim getirirse, onun oğluna veririm kızımı. Onlara böyle söyleyin siz. Gerisine karışmayın.
– Bak işte, bunu hiç düşünmemiştim. O zaman savaşsız çözeriz bu işi.
– Elbette babacığım. Halkımız rahat, huzur içinde yaşıyor. Onların benim yüzümden acılara katlanmalarını, ölmlerini istemem hiç, demiş.

Böylece aradan günler geçmiş her iki kralın elçileri, Anvarza Kralı’nın kararını öğrenmek üzere Anavarza’ya gelmişler. Kral onlara kızının öğrettiğini söylemiş.

– Anavarza’ya bol suyu ilk getirenin oğluna kızımı vereceğim. Kararımı krallarınıza böyle iletiniz.

Elçiler bu kararı hemen kendi krallarına iletmişler.

Bunun üzerine, Sis Kralı yukardan, Misis Kralı aşağıdan başlamışlar su yolunu yapmaya, Sis Kralı su yolunu yontma taşlardan, çok güzel, sağlam biçimde yaptırmaya uğraşırmış. Bu yüzden işi geciktirmiş. Misis Kralı da kerpiçten yaparmış su yolunu. Bu yüzden Misislilerin su yolu görünmüş. Sislilerden bir haber yok. Misilsilerin su yolunun kente yaklaşmakta olduğunu gören kızı almış bir üzüntü. Meğer içten içe yiğitliğini duyduğu Sis Kralı’nın oğlunu seviyormuş. Ona adamlar göndermiş ve :

– İyiye kötüye bakma. Elini çabuk tut, demiş.

Ama taş yol bu. Peynir değil ki doğrana, çamur değil ki sıvana. Sonunda Misislilerin yolu bitmiş. Sı gelmiş kentin kapısına dayanmış. Dayanmış dayanmasına ama, kız buna dayanamamış. Kaldırmış kendisini kayalıklardan aşağı atmış.

Derler ki, Anavarza o günden sonra bir daha şenlik nedir bilmemiş. Kentin evlerinden neşe dolu kahkahalar yükselmemiş.

Advertisement


1 Yorum

  1. Kazım Kara on

    Çukurova bölgesinde doğup büyüdüm anavarza,yılan,toprakkale payas kalesi hatta şalan kalesi dahil muhteşem kalelerimiz var ve çoğuda büyük oranda ayakta,inanın bu kalelerin bakımsızlığı ve turizme kazandırılmaması beni çok üzüyor,oysa iskoçya ya gidiyorum adamlar bizim kule diyeceğimiz yapılara o kadar güzel bakmışlar ve çevre düzenlemesi yapmışlarki bütün dünya geliyor görmeye,inşaAllah bizim Kültür bakanlığı bu eserlere gereken önemi gösterir hem tarihimize hemde ekonomimize fayda sağlayan yapılar ortaya çıkar.

Leave A Reply