Arap-İsrail Savaşları Hakkında Bilgi

0
Advertisement

Arap-İsrail savaşları neden gerçekleşmiştir. Arap-İsrail savaşlarının tarihleri, sebepleri ve genel olarak o dönemde yaşananlar ile ilgili bilgilerin yer aldığı yazımız.

Arap-İsrail Savaşlarından Bir Görüntü

Arap-İsrail Savaşlarından Bir Görüntü

ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI, Arap devletleriyle İsrail arasında 1948’de başlayarak aralıklı olarak süregelen savaşlar.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Balfour Deklarasyonu hükümlerini kendi dış politikasına bağlı olarak kabul eden İngiltere’nin de desteğiyle, Filistin’de 14 Mayıs 1948’de İsrail Devlet’i kuruldu. Devletin kuruluşu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 29 Ekim 1947’deki toplantısında ABD ve SSCB tarafından kabul edilerek, Genel Kurul kararıyla Filistin’in % 55’i İsrail’e verildi. Ancak İsrail sınırları dışında Filistin doğumlu yaklaşık 1 milyon, İsrail sınırları içinde de yaklaşık 750 bin Arap kalmış oldu.

Savaş göçmeni olan Filistinli Arapların İsrail Devleti’nin kuruluşundan sonra Filistin’e dönmeleri ve İsrail sınırları içindeki Arapların varlığı, Arap devletleriyle İsrail arasında büyük bir gerginlik yarattı, İsrail Devleti’nin resmen kurulmasından bir gün sonra, 15 Mayıs 1948’de, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Mısır birlikleri; Filistinli Arapların mücadelesini desteklemek amacıyla İsrail topraklarına girdiler. Arap devletleriyle İsrail arasındaki savaş, Ocak 1949’a kadar sürdü. Mart 1949’da İsrail ile Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan arasında ateşkes antlaşması imzalanırken Ürdün’ün batı yakasını ve Gazze şeridini işgal eden İsrail, Filistin’in % 80’ini ele geçirdi; İsrail sınırları içindeki Arapların sayısı da 200 bine indi.

Arap devletlerinin yenilgisiyle sonuçlanan Birinci Arap-İsrail Savaşı’nın hemen ardından, Kasım 1950’deki Arap Birliği Toplantısı’nda Mısır, Irak, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Suudi Arabistan’ın önerisiyle İsrail’e karşı savaş sırasında uygulanan ambargonun sürdürülmesi kararı alındı. Bu karar çerçevesinde Mısır İsrail’e yük taşıyan gemilere Süveyş Kanalı’ndan geçiş izni vermedi; İsrail’in Şeria (Ürdün) Irmağı’ndan yararlanması engellendi. Bu arada 1948 döneminin Arap rejimlerinde değişmeler oldu. Mısır’da “Albaylar Darbesi” ile Cemal Abdülnasır yönetimi ele geçirdi. Ürdün’de Filistinli mülteciler örgütlenerek komando birlikleri kurdular. Fedailer (Fedain) adındaki bu birlikler İsrail topraklarına saldırıya başladılar. Benzer örgütler kuran Abdülnasır da İsrail’e Gazze üzerinden saldırılar düzenlendi.

Advertisement

Saldırıların sıklaşması üzerine yeniden başbakan seçilen David Ben Gurion’un emriyle İsrail birlikleri Mısır ve Filistinli komando birliklerinin saldırılarına karşılık olarak girişilen bir misilleme hareketiyle Gazze’ye baskın yaptı ve Mısır Ordusu’nun karargâhı yok edildi. Bu sırada SSCB’nin Arapları desteklemesinden kaygılanan ABD ile İngiltere; Dünya Bankası kanalıyla, Mısır’ın Nil’de kuracağı Assuan Barajı’na yardım sağlamayacaklarını bildirdiler. Bu gelişmeler üzerine Abdülnasır, Temmuz 1956’da Süveyş Kanalı’nı devletleştirdi. Yönetimi İngiliz ve Fransız bankerlerinin elinde olan bir şirketin işlettiği kanal devletleştirilince İngiltere ile Fransa Ekim 1956’da ortak bir askeri harekat düzenlediler. İsrail de 25 Ekimde Sina Yarımadası’na asker çıkararak bölgeyi ele geçirdi. İkinci Arap-İsrail Savaşı olan Süveyş Harekâtı, İngiltere ve Fransa’nın yenilgisiyle sonuçlandı. Yine de İsrail, Sina’yı denetimi altına almış, Kızıldeniz’e açılan Tiran Boğazı’nda bir savunma bölgesi ele geçirmiş oldu.

Arap-İsrail çatışması 1957’de durgunlaştı. Ancak İsrail, 1958’den sonra Irak’ta kurulan yeni rejim de; 1962’den sonra da Cezayir’in katılmasıyla güçlenen Arap dünyasında yeniden önemli bir sorun olmaya başladı. Ocak ve Eylül 1964’te toplanan Arap Zirvesi’nin konusu İsrail’e karşı bir dayanışmanın oluşturulmasıydı. Ocak 1964’teki zirve toplantısında Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kuruldu.

Örgütün başına geçen Ahmet Şükrü, Arap-İsrail sorununun ılımlı bir tutum izlenerek çözülemeyeceğini savunuyordu. Filistinli gerillalar Ürdün’de üslenerek yeniden İsrail’e saldırılar düzenlemeye başladı. Saldırılara zaman zaman Suriye de katıldı. Kasım 1966’da Mısır ve Suriye arasında bir savunma antlaşması imzalandı. Antlaşmadan bir hafta sonra İsrail; misilleme olarak, Şeria Irmağı’nın batı yakasındaki Ürdün köylerinden biri olan Samma’yı bombaladı. Gerginlik sürerken Nisan 1967’de İsrail ve Suriye uçakları arasında bir çatışma oldu.

14 Mayıs 1967’de Suriye’yi desteklemek amacıyla Kahire’ den yola çıkan Mısır birlikleri Sina’da ilerledi. 16 Mayıs’ta, Mısır’ın isteğiyle, Birleşmiş Milletler askerleri Sina’dan çekilince Mısır birlikleri İsrail sınırına dayandı. 24 Mayıs’ta Abdünnasır Arap devletlerinin baskısıyla Tiran Boğazı’ nın kapatıldığım açıkladı. Hemen sonrasında, Ürdün Mısır ile savunma antlaşması imzalayınca, Irak kuvvetleri de Ürdün üzerinden İsrail’e doğru ilerlemeye başladı. Böylece Altı Gün Savaşı da denilen Üçüncü Arap-İsrail Savaşı başladı.

Advertisement

5 Haziran 1967’de İsrail uçakları Sina Çölü ve Akdeniz üzerinden geçerek Mısır’da bulunan 19 hava alanını bombardıman etti. Mısır Hava Kuvvetleri uçakları yerdeyken yok edildi. Aynı gün, Ürdün İsrail’in barış önerisini reddedince, bu kez İsrail uçakları Ürdün Hava Kuvvetleri’ni yok etti, Suriye ve Irak Hava Kuvvetleri’ne de büyük kayıplar verdirdi. Hava saldırısını destekleyen İsrail Ordusu yine 5 Haziran günü, Gazze şeridinden geçerek Mısır kuvvetleriyle çarpışmaya başladı.

7 Haziran 1967 gecesi İsrail bütün Sina Çölü’ne egemen oldu. Aynı gün İsrail birlikleri Ürdün’de Eski Şehir’e girdi. Ürdün’ün batısında ilerlemeyi sürdüren İsrail birlikleri, 8 Haziran’da 700 bine yakın tutsak aldı. Ürdün, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ateşkes çağrısını kabul edince Suriye’ ye yönelen İsrail birlikleri, Golan Tepeleri’ni aştı ve Suriye Yaylası’nın en önemli kenti olan Knaytra’yı ele geçirdi. 10 Haziran 1967’de Suriye’de ateşkesi kabul etti.

Altı gün süren savaş sonunda İsrail, Mısır’dan Sina’yı ve Süveyş Kanalı’nın doğu yakasını; güneydeki Akabe Körfezi’nin giriş bölümünde boğaza egemen Şarm El Şeyh Bölgesi’ni aştı; Suriye’de Golan Tepeleri’ni ve Kudüs’ün kendi elinde olmayan bölümünü ele geçirdi. Altı Gün Savaşı’nda Mısır ve Suriye’nin elindeki SSCB yapısı savaş araç-gereçler yok edildi. Bu savaş sonrasında Arapların İsrail’e düşmanlıkları iyice pekişti. Ağustos 1967’de Hartum’da yapılan Arap Zirvesi’nde İsrail ile barış yapılmamasına ilişkin kesin kararlar alındı.

İsrail yeni kazandığı durumu korumaya ve sağlamlaştırmaya çalışırken Kasım 1967’de BM Güvenlik Konseyi, 242 sayılı kararla, İsrail’den savaşta ele geçirdiği bölgelerden çekilmesini ve Arap ülkelerinden İsrail’in bir devlet olarak tanınmasını istedi.

Advertisement

Ayrıca İngiltere’nin hazırladığı ve BM’nin oybirliğiyle kabul ettiği bir başka tasarıyla İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin geri çekilmesinin yanı sıra uluslararası su yollarının herkese açık olması, bölgedeki her devletin hükümranlık haklarına ve politik bağımsızlığına saygı gösterilmesi çağrısında bulunuldu. İsrail, geri çekilmesi durumunda gelecekte bir savaşın patlak vermeyeceğine ilişkin bir garanti verilmediğini ileri sürerek 242 sayılı kararı kabul etmedi.

Bu arada asker bakımından İsrail için tehdit edici bir güç olmamasına karşın FKÖ, Arap dünyasında önemli bir politik güç olmaya başladı. Mart 1968’de İsrail birliklerinin Ürdün’deki Karemeh gerilla üssüne saldırması sırasında Filistinli gerillalar İsraillileri ağır kayıplara uğrattı. 1968 sonlarında Mısır’ın da katılmasıyla Süveyş Kanalı’nın doğusundaki İsrail mevzileri bombalanmaya başlandı. 1968 sonlarıyla 1969’da da İsrail, yukarı Mısır’a komando baskınları düzenledi. 1969 ve 1970 yılları boyunca İsrail Hava Kuvvetleri ve Zırhlı Birlikleri Lübnan, Mısır ve Suriye’ye akınlar yaptı. Haziran 1970’te Süveyş Kanalı’nın açılması için ABD’nin önerdiği ateşkes antlaşması Temmuz 1971’de İsrail, Mısır ve Ürdün tarafından kabul edildi.

Antlaşmaya katılmayan Suriye ise İsrail’e karşı saldırıları sürdürdü. Bunun üzerine İsrail, 1971-1973 arasında Suriye ve Filistinlilerin her saldırısına Suriye ve Lübnan’a baskınlar yaparak karşılık verdi. 10 Nisan 1973’te bir İsrail komando birliği Beyrut’a baskın yaparak birçok FKÖ yöneticisini öldürdü. Dördüncü Arap-İsrail Savaşı böyle bir gerginlik ortamının, karşılıklı silahlanmanın ve İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklardan çekilmemesinin sonucu olarak patladı. İsraillilerin Yom Kippur dinsel bayramını kutladıkları 6 Ekim 1973 günü Mısır kuvvetleri Süveyş Kanalı’nı aşarak Sina’ya girdiler.

Ortak saldırının amacı Süveyş Kanalı’nın doğusunun ve Golan Yaylası’nı ele geçirmek; ABD ve SSCB’nin diplomasi girişimlerinden yararlanarak barış görüşmelerini başlatmak ve İsrail’ in 1967’de işgal ettiği topraklardan geri çekilmesini sağlamaktı. SSCB yapısı SAM füzeleri ve Fas, Ürdün, Irak tümenleriyle desteklenen Mısır kuvvetleri; Hermon Tepesi’ni ve Knaytra Kenti’ni aldı. Bu sırada Suriye’de Golan Tepeleri’nden İsrail’e saldırdı. Ürdün de Mısır ve Suriye’nin baskısıyla savaşa katıldı. Önceleri geri çekilen İsrail birlikleri, 11 Ekim’de karşı saldırıya geçerek Suriye’nin ikmal merkezlerini yok etti. Tarsus, Lazkiye ve Şam’ı bombaladı, Knaytra’yı geri aldı. İsrail birlikleri 21 Ekim’de Hermon Tepesi’ni de geri alınca Suriye cephesinde İsrail için tehlike kalmadı.

Advertisement

Süveyş Kanalı’na yönelen İsrail birlikleri de 15-20 Ekim arasında Mısır Orduları’nın bağlantılarını kesti ve Mısır kuvvetlerindeki SAM füzelerini yok etti. Bu arada 17 Ekimde Kuveyt’te toplanan Petrol Satan Arap Ülkeleri Örgütü’nün (OPEC) petrol üretimini düşürme, Avrupa ve ABD’ye petrol satımını azaltma kararlarını alması üzerine ABD Dışişleri Bakanı H. Kissinger, İsrail ve SSCB yöneticileriyle görüşmeler yaparak bir ateşkes önerisinde bulundu. BM Güvenlik Konseyi 22 Ekim’de bulunulan hat üzerinde hemen ateş kesilmesini öngören ABD-SSCB karar tasarısını 23 Ekimde kabul ederek İsrail’den 242 sayılı karara uymasını istedi.

30 Ekimde savaşan taraflar arasında yaralıların değiştirilmesi antlaşması yapıldı. 21 Aralık 1973’te ABD’nin aracılığıyla Cenevre’de başlayan İsrail-Mısır görüşmeleri, sonunda her iki tarafın silahlı kuvvetlerinin Sina’da birbirinden uzaklaşması ve kuvvetlerin azaltılması kararları alındı. 18 Ocak 1974’te imzalanan antlaşmayla Süveyş Kanalı’nın doğusunda üç hat belirlendi. İki dış hatta Mısır ve İsrail birlikleri, ortadaki bölgede ise BM Barış Gücü birlikleri bulunacaktı. Antlaşma hükümleri Mart 1974’te yürürlüğe girdi. 31 Mayıs ve 5 Haziran 1974 Cenevre görüşmeleriyle İsrail ile Suriye arasında da barış antlaşması imzalandı. 25 Haziran’da İsrail’in çekilmesiyle Knaytra Suriye’ye geri verildi.

Temmuz 1975’te ABD Başkanı G.Ford ve Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat arasında yapılan görüşmeden sonra Mısır ile Suriye arasında bir ara antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre İsrail, Mısır’ın Sina’daki topraklarının bir bölümünü ve Abu Rudei ile Ras Sudar petrol yataklarını geri verecek; iki ülke arasında belirlenecek sınırda bir tampon bölge oluşturulacak ve buraya içlerinde Amerikalı haber alma teknisyenlerinin de bulunacağı BM askerleri yerleştirilecekti. Bu antlaşma öteki Arap devletlerinin ve FKÖ’nün tepkilerine karşın 1975’te yürürlüğe girdi.

1975’ten sonra da süren ABD’nin etkisi sonucunda 1979’da ABD Başkanı Jimmy Carter’in arabuluculuğuyla Camp David Antlaşması imzalandı. 25 Nisanda Jimmy Carter, Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menahem Begin tarafından imzalanan bu antlaşmayla Mısır ve İsrail arasında savaş durumu ortadan kalktı. Bu antlaşma gereğince İsrail üç yıl içinde aşamalı olarak Sina’dan geri çekilecek, Şeria Irmağı’nın batı yakasıyla Gazze’deki Araplara politik özerklik verilecekti.

Advertisement

Ancak bu antlaşma da Arap devletleri ve Filistinlileri hoşnut etmedi. Antlaşmaya karşı olan Suriye, Cezayir, Libya, Güney Yemen ve FKÖ “red cephesi” grubunu oluşturdu. 1980’de Suriye Barış Gücü ile Hıristiyan Milisler arasında, Lübnan’daki Bekaa Vadisi’nin denetimi için sürüp giden çatışmalara İsrail’in karışmasıyla gerginlik yeniden tırmandı. İsrail iki Suriye uçağını düşürünce Suriye de sınıra SSCB yapısı SAM-6 füzeleri yerleştirdi. Irak, Suudi Arabistan, Ürdün, Fas, Tunus ve Kuzey Yemen çıkabilecek bir savaşta Suriye’nin yanında olduklarını bildirdiler. Ortaya çıkan gerginliği ABD Başkanı Ronald Reagan’ın özel temsilcisi de yok edemedi. İsrail, Camp David Antlaşması uyarınca Sina’ya tümüyle boşaltmasına karşılık olarak, uzun süredir işgal ettiği Golan Yaylası’nı 16 Aralık 1981’de resmen topraklarına kattı. İsrail ve Suriye arasındaki çarpışmalar 1981’in bahar aylarında Bekaa Vadisi’ne yayıldı. Temmuz ayında İsrail, Lübnan’ı yoğun biçimde bombaladı.

Haziran 1982’de İsrail Ordusu, FKÖ’ yü tümüyle yok etmek amacıyla, güney Lübnan’ı ele geçirdi. İsrail kuvvetleri Tir, Sayda ve Batı Beyrut’u boşalttı. Eylül 1982’de R. Reagan, Ortadoğu Barış Planı’nı ortaya attı. İsrail’in reddettiği bu plan, İsrail işgali altındaki Şeria Irmağı’nın batı yakasında ve Gazze’de, Ürdün’ün işbirliğiyle, özerk Filistin Devleti’nin kurulmasını öngörüyordu. Bu yüzden Ocak 1983’te ABD aracılığıyla imzalanan Lübnan ve İsrail arasındaki antlaşma yürürlüğe girmedi. Eylül 1983’te Kuzey Lübnan’a dönen Filistinlilere karşı Hıristiyan Milislerle birlikte hareket eden İsrail birliklerinin saldırısı Filistin mülteci kamplarında binlerce sivil mültecinin öldürülmesiyle sonuçlandı.


Leave A Reply