Arap Müziği Hakkında Bilgi

0
Advertisement

Arap müziği ile ilgili hem dönemsel hem de genel bilgilerin, eserlerin ve sanatçıları hakkında bilgi içeren yazımız.

Arap Müziği
Arabistan Yarımadası, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşayan Arap ya da Araplaşmış ulusların müziğine Arap Müziği denilmektedir.

İslâm Öncesi. Bu dönemde Orta Arabistan konar göçer kabilelerinin müziğiyle Yemen ve kuzeydeki Hira ve Gassan krallıkları yerleşik halklarının müzikleri arasında ayrılıklar vardı. Ancak her ikisinde de çalgı müziği şiire dayanan ses müziğinin hizmetin-deydi. İslâm öncesinin seslendirilen şiirleri Bedevi yaşamını, güç koşulların egemen olduğu çevrede aşk ve şarap kıvancını, düşmanın yerilerek kabile yiğitlerinin savaş gücünün övülmesini, ölüler için yakılan ağıtları yansıtırdı. Ağıtlar özellikle kadınlarca yakılırdı. Aşk ve şarap şiirlerinde ise şaraplı eğlentilerde şarkıcı kızların saçtığı mutluluk dile getirilirdi. Müziğin dinsel törenlerde de önemli yeri vardı; ancak Müslümanlığın putataparlık törelerini yıkması nedeniyle bu konuda çok az bilgi kaldı. Yine de, İslâm öncesi Arap Müziği’nin tek sesli yapıda olduğu bilinmektedir. Eşlik eden herhangi bir çalgı ya söylenen şarkıya destek olmak ya da tempo tutmak için kullanılırdı.

İslâmlığın Başlangıcından Osmanlı Egemenliğine Kadar Olan Dönem.

Müslüman Arapların fetihleri müziklerini başlıca iki biçimde etkiledi; 7. ve 8. yüzyıllarda ele geçirilen topraklar, Arapları yüksek kültür düzeyindeki İranlılar ve Bizanslılar ile doğrudan ilişkiye geçirince özellikle İran Müziği’nin uygulanım öğeleri benimsendi. Ancak şeriat, müziğe karşı çıktı. Bu yasaklamayla müziğin saray çevrelerinde yaygınlık kazanması engellen-mediyse de, dinsel amaçlarla kullanılmayacağı kesinleşti. Gerçi Kuran’ı nağmeyle okumak özünde müzik özellikleri taşımaktaysa da bu konu yasal bir saptamayla din dışı müzikten ayrı tutuldu, zamanla da kendi teknik anlatımını buldu.

Advertisement

Şeriatın müziği yasaklaması, müzikle uğraşanları doğrudan tanımlar yapmak yerine simgesel yönleri vurgulamaya yöneltti. Sofiler (İslâm Gizemcileri) için duygusal çağrışımlar Tanrı sevgisini simgeleyen bir kavram oldu ve müzik tasavvufta marifet yolunda kullanılabilir bir araca dönüştürüldü. Daha soma ahenkli makamlar için de benzeri çağrışım düzenlemeleri yapıldı.

Düşünürlerden El Kindi (öl. yak. 873) lavta türünden dört telli sazların evren-bilimsel özellikleriyle uyumlu makamlar arasında yakın ilişkiler kurdu. Farabi (öl. 950) ile İbni Sina (öl. 1037) iki ses arasındaki perde ayrılıklarının sayısal irdelemesi üzerinde durarak dört notadan oluşan yarım oktavlık akort türleri geliştirdiler. Ud, tambur, rebab, menzamir, maazit gibi başlıca ezgi çalgıları hakkında ayrıntılı bilgi veren Farabi’nin Kitab el-Musiki el-Kebir (Büyük Müzik Kitabı) dönemin müzik uygulamasına ışık tutan değerli bir kaynaktır..

10. yüzyılın anıtsal eseri Kibat el-Eghani (Şarkı Kitabı) ise teknik olmaktan çok şairler ve şarkıcılarla ilgili yaşam öykülerini içerdiği gibi, müziğin saray çevreleri üzerinde oynadığı rolü de açıklar. Kitap ayrıca saray müziğinin halk müziğinden ayrılmaya başladığını da belirtir.

Bizans ve İran müziğinin öğelerinden etkilenen Arap Müziği, Emeviler döneminde (661-750) sekiz diyatonik makamdan oluşan bir dizi geliştirdi. Şarkıcı, besteci ve udi İshak el-Mevsi-li bu dizinin en önde gelen temsilcisiydi. Uda beşinci bir tel ekleyen çömezi Ziryab, İspanya’da ustası kadar ünlendi. 9. ve 10. yüzyıllarda İshak el-Mevsili’nin yolunda yürüyenlerin getirdiği yenilik salt diyatonik makam düzenine durakla “inicilik” ve “çıkıcı-lık” kazandırmak oldu.

Advertisement

13. yüzyılda yaygm kullanımda olan en azından 30 makam vardı. Bunların çoğu duraklı ve inişli çıkışlı olup bugüne kadar Ortadoğu sanat müziğinin tipik bir özelliği olarak kaldı. Makamları, oktav gam olan Seyfettin el-Urmavi, Kutbe-din Şirazi, Abdulkadir ve El-Ledhiki 13. ile 16. yüzyıllar arasının en önemli kuramcılarıydı. Ezgi makamlarının gelişmesi yanında uyumlu makamların sayısı da 8’den, 20’ye yükseldi. Uyumlular birtakım İran ve Türk kökenli makamları yapısına aktarırken, bazı “aksak” dans ritimleri de benimsendi.

Bu arada makamlar üç gruba ayrıldı: “basit”, “şed” ve “mürekkep”. Bir tam dörtlüyle bir tam beşlinin birleşmesinden oluşan ve “güçlü” yedinci ses de hep durağa gitmek isteğinden “yeden” adını alır. Bir makamın gerçek yerinden alınıp bir başka perde üzerine çekilmesine de “şed” dendi. “Mürekkep makam” ise yapısmda birden çok “basit” bulunan makamdır. Mürekkep makamlar da duraklarına göre sekiz gruba ayrıldı. Daha soma bunlara biçimlerine bakılarak ayrı adlar verildi: “na-şid el-arap”, “neva”, “kavi”, “ferahfeza”, “gazel”, “terane”, “rubai” gibi.

Osmanlı ve Sonrası. 16. ve 19. yüzyıllar arasında Arap dünyasının büyük bölümü Osmanlı egemenliği altında kaldı. Bu dönemde Arap Müziği,Türk Müziği’ni çalgı yoluyla etkilediyse de ses müziği olarak Osmanlıların elinde yepyeni bir anlam kazandıktan soma Türk Klasik Müziği adıyla saray çevrelerinin tekelindeki Arap sanat müziğini önemli ölçüde etkiledi.

Ancak, Osmanlı Müziği de yapısında Arap ve İran müziğinin geleneksel öğelerini taşıdığından, bu olay temelde büyük değişimlere yol açmadı. Dolayısıyla yukarıda anılan makam ve ritim tanımlamaları 20. yüzyıl Arap sanat müziği içinde geçerli kaldı. Çağdaş makam ortaçağlardaki atasma oranla daha karmaşık olmakla birlikte temel yapısı aynıdır.

Advertisement

Doğu Arap Dünyası. Mısır’dan Irak’a kadar uzanan bölgede makam dağarı bir ölçüde değişse de, temelde ses düzeni aynıdır. “Taksim” ile “başraf” bu bölgenin en önemli çalgı müziği biçimleridir. Irak ayrıca İran ile birlikte “tahrir” adlı ses tekniğini paylaşır. Ayrı bir sistemi olan Moritanya dışında Kuzey Afrika sanat müziği (âlâ, ma’luf) “neva” makamına dayalıdır. Arap müziği şu çalgılarla yorumlanır: Ut, rebab (iki telli keman), kemençe, tar, tef, darbuka, ney, kanun, santur, tebl (davul), nekkare (kazan biçimine-ki büyük davul) buk (boru), nefer (trompet), tambur, jank (arp).

Batı Etkisi. Arap sanat müziği öteden bu yana kentlerde yaşayan üst ve orta sınıfların tekelindeydi ve sarayın korumasında gelişti. 20. yüzyılda bu durum ortadan kalkınca, kentsel topluluklar Batı etkisine açık kaldılar. Sanat olarak, bazı müzikçiler Klasik Batı Müziği’ni öğelerine katıp yeni biçimler elde etme girişiminde bulunduysa da bugüne kadar bu yönde yüreklendirici sonuçlar alınamadı. Öte yandan kırsal kesimin tekelindeki halk müziği batılılaşma akımından etkilendi.


Leave A Reply