Arjantin Tarihi Hakkında Bilgi

0
Advertisement

Arjantin’in ilk keşfedilişinden 1960’lara kadar olan tarihi hakkında bilgiler. Arjantin’in adı nereden gelmektedir? Arjantin’i ilk kim keşfetti ve ilk yerlşeşimler ne zaman başladı? Cumhuriyet ne zaman kuruldu

arjantin-bayragiİspanyollar ve ardından öteki Avrupalılar gelmeden önce, La Plata Havzası’nda, 20 kadar boyda toplanmış 300 bin Kızılderilinin balıkçılık ve avcılıkla uğraşarak ilkel, yoksul ve geri kalmış insan toplulukları biçiminde yaşadıkları sanılır. La Plata’nın kuzeyindekiler ise İnkaların politik denetimi ve kültürel etkisi altında kalmışlardı. Bugün Arjantin denilen bölgeye ilk ulaşan Avrupalının, İspanyol Juan Dias de Solis olduğu sanılır. Şubat 1516′ da, İspanya adına keşfe çıkan Solis, Pasifik’e çıkış yolu ararken La Plata Irmağı ağzına ulaştı. Solis’in, Uruguay kıyılarında Kızılderililer tarafından öldürülmesinden sonra, İspanyol gezgini Sebastian Cabot, Kızılderililerle dost olmayı başardı (1526). Arjantin topraklarına ilk yerleşimi, Pedro de Mendoza başlattı (1535). Sürekli yerleşim ise Juan de Garay tarafından gerçekleştirildi (1580). Kızılderililerin, Avrupalılara sunduğu gümüşler, bölgede geniş gümüş yatakları bulunduğu sanısını uyandırdı ve ülkenin adı böylece doğdu (Latince gümüş: Argentum).

Bölgeye yerleşen İspanyollar at, sığır ve koyun beslemeye; bölgenin yerli ürünü olan mısır ve patatesi yetiştirmeye başladılar. Kızılderililer, İspanyolların yönetiminde serfleştiler. Bir bölümü Katolik Roma Kilisesi’nin misyonlarında yaşarken pek çoğu özgür köylerde serf olarak çalışmaya başladı. 17. yüzyıl sonlarında ülke, Asuncion Eyaleti’ne (Paraguay) ve Lima (Peru) Genel Valiliği’ne bağlandı. 1617’de Buenos Aires Eyaleti oluşturuldu. Bu bölgede, İspanyollara karşılık Portekizliler de, Colonia adı altında bir koloni kurdular (1579). Buenos Aires ile Colonia arasında bir sınır olmaması, uzun süren karışıklıklara yol açtı. İspanyollar, sömürgelerini Portekizliler ile İngilizlere karşı korumak için birleşme çabasına girdiler. 1776’da, Rio de La Plata Genel Valiliği kuruldu; Portekizliler, Colonia’dan atıldı. Böylece Arjantin’in sınırları belirginleşti. Buenos Aires 20 bin nüfusuyla Rio de La Plata’nın başkenti oldu. İspanyol sömürge yönetiminin neden olduğu tekelden kurtulma isteği, İngilizlerin bu isteği ticaret çıkarları nedeniyle desteklemeleri; İspanya’dan gelen memurlara duyulan düşmanlık; Fransız düşünürlerinin, masonluğun ve Amerikan Devrimi’nin etkileri; İspanya’ya karşı bağımsızlık mücadelesinin başlamasında önemli rol oynadı.

Ağustos 1806 ve Şubat 1807’de İngilizlerin, La Plata’da egemenlik kurma girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Tüm İspanyol sömürgelerinde başlayan bağımsızlık eylemlerine koşut olarak Arjantin’de de İspanyol sömürgeciliğine başkaldırılar 19. yüzyılın ilk on yılında sıkça görüldü. 1808’de Napolyon’un, İspanya’nın içişlerine karışması, bağımsızlık eyleminin yetkinleşmesine ortam hazırladı. Sevilla’nın, Mareşal Soult tarafından alındığı duyulur duyulmaz, Genel Vali Cisneros görevinden uzaklaştırıldı. Buenos Aires’te La Plata’yı yönetecek özerk bir cunta kuruldu (25 Mayıs 1810).

General Jose de San Martin ve Belgrano, bazı bölgelerde egemen olan kralcı İspanyol birlikleriyle savaştılar. Arjantin’in kurtarıcısı sayılan San Martin, 1812’de Buenos Aires’teki yöneticilerin buyruğuna girdi.

Advertisement

VII. Ferdinand başkanlığında toplanan Tucuman Kongresi, “Güney Amerika Birleşik Eyaletleri“nin tam bağımsızlığını ilan etti (9 Temmuz 1816). Buenos Aires Hükümeti, Rio da La Plata Birleşik Eyaletleri’nin tümünü denetim altına almayı başaramadı; 1814’te Paraguay, 1824’te Peru, 1825’te Bolivya, 1828’de ise Uruguay birlikten ayrıldılar. Geriye kalan bugünkü Arjantin’in yönetim biçiminin cumhuriyet olması gerektiği görüşü, 1820’lerde ortaya atıldı. Ancak, politik güçlerin süreç içinde askeri liderler güçlenmişlerdi. Bağımsızlıklarına kavuşan eyaletler, değişik askeri liderlerin etkin olduğu devlet biçimleriyle yönetilmeye başlandı. 19. yüzyılın ilk yarısı, Buenos Aires yararına merkezcilikten yana olan “birlikçiler” ile bölge kuruluşlarım destekleyen “caudillos“lar (federaller) arasındaki karşıtlıklarla geçti. Bu arada Anayasa sorununun çözülmemiş olması yanında, Portekiz ve Brezilya güçlerinin saldırıları hükümeti zor durumda bıraktı (1824). Bu nedenle, anayasal bir meclisin oluşturulması için Aralık 1824’te ulusal bir hükümet kurulması yolunda girişimler başladı. Şubat 1826’da meclis, cumhurbaşkanlığına Bernardino Rivadavia’ yı seçti. Yeni cumhurbaşkanı, Buenos Aires’i doğrudan yönettiği bir bölge durumuna getirdi. Ülkenin iç bölgelerinde karışıklıklar sürüyordu. İç savaş, Juan Facundo Quiroga’nın yönetimindeki askerler tarafından bastırıldı. Meclisin hazırladığı ulusal anayasa taslağı, ülke çapında, tepkiyle karşılandı. Brezilya ile savaş 1825’de başladı. Brezilya’ya yenilen Rivadavia, Temmuz 1827’de cumhurbaşkanlığından çekildi ve ulusal hükümet dağıldı. Buenos Aires Bölgesi’nin yönetimine, federalist Manuel Dorrego getirildi. Dorrego, 1828’de Brezilya ile barışı sağladı. Savaşa neden olan doğu bölgesi “Uruguay” adıyla bağımsızlığını kazanınca, hükümetle ters düşen ordu yetkilileri, Dorrego’yu devirerek (Aralık 1828) yerine Juan Lavelle’yi geçirdiler. Juan Lavelle, umduğu desteği bulamadı. “Federal” önderlerden Juan Manuel de Rosas yeni başkana cephe aldı. Federalistlerin etkin çabaları sonunda Rosas, 5 Aralık 1829’da yönetimi ele geçirerek 1852’ye kadar süren kanlı bir diktatörlük kurdu. Rosas yönetimi, Buenos Aires’te önceki yönetimlerden daha yoğun destek sağladı. Büyük toprak sahipleri, dışalım ve dışsatımı elinde tutan büyük tüccarlar, Rosas’ı desteklediler. Rosas, dış politikada başarılı olamazken; bağımsızlıklarını yeni kazanmış olan Bolivya, Paraguay ve Uruguay, Arjantin için birer tehlike kaynağı oluşturmaya başladılar.

General Andres Santa Cruz, Peru ve Bolivya’da bir konfederasyon kurarak Arjantin’deki Rosas karşıtlarını desteklemeye başladı. Bu arada, Brezilya’daki iç savaşın Arjantin’e sıçramaması için Rosas, ülkesindeki karışıklıkları acımasız ve kanlı bir diktatörlükle bastırmayı başardıysa da, General Urguiza’nın önderliğinde Brezilya ve Uruguay ile de işbirliği yapan karşıtları, Caseros Savaşı’nda, Rosas’ın ordularını bozguna uğrattılar (3 Şubat 1852). General Urguiza’nın, Rosas’ı devirmesiyle ülkede politik ayrılıklar baş gösterdi. Urguiza’nın karşıtlarıyla anlaşma çabaları sonuç vermedi. 1852′ de, anayasal bir kongre toplandı. Buenos Aires, kongreye katılmadı. Buna karşın kongre, tüm ülkeyi kapsayacak bir anayasayı 25 Mayıs 1853’te yürürlüğe koymayı başardı. Buenos Aires’in katılmadığı seçimlerde, General Urguiza başkan seçildi. Yeni konfederasyonun başkenti Parana oldu. Urguiza, Konfederasyon Başkanı olunca yerine Santiago Dergui seçildi. Buenos Aires’in hoşnutsuzluğu iç savaşa yol açtı. Urguiza’ya bağlı federal ordu, Buenos Aires güçleri tarafından yenilgiye uğratıldı; Dergui çekildi. Bartolome Mitre cumhurbaşkanı seçildi (1862).

Buenos Aires, hükümetin ortağı oldu. Mitre’nin başkanlıktaki gücü giderek zayıfladı. F. Sarmiento (1868-1874) ve N. Avellaneda (1874-1880) ülkenin politik ve ekonomik yaşamında köklü değişiklikler gerçekleştiremediler. İçeride, dış güçlerin etkisi ağırlık kazanmaya başladı. Arjantin, bu arada Brezilya ve Uruguay ile güç birliği yaparak Paraguay’ı ortadan kaldırmaya yönelik bir savaşa girdi. 1880’de, cumhurbaşkanlığına Julio Argen Roca seçildi. Roca döneminde Konfederasyon’ un öteki üyeleriyle Buenos Aires arasındaki çıkar çatışmaları giderilerek ülkede bütünlük sağlandı; Buenos Aires’in başkent konumu kesinleşti. Mitre’den Roca’ya kadar tüm başkanlar; tarım, ulaşım, kredi ve eğitim sorunlarını çözmeye ve geliştirmeye çalıştılar. Buharlı gemi seferlerinin gelişmesi ve soğutma araçlarının bulunmasıyla ekonomik yaşam zenginleşti. Ülkede, Roca’yı destekleyen Ulusal Özerklik Partisi üstünlük sağladı. Roca’nın “barış ve etkili yöntem” formülü destek gördü. Dış ticaret açığı hızla kapatılarak dışsatım, 1880’de 1810’da-kinin on katına, 1850’dekinin yedi katına çıkartıldı. Ekonomideki bu gelişme, devlet güvencesi sağlanan İngiliz sermayesinin varlığından doğdu. Alınan krediler, yeni demiryolu ağlarının ve limanların yapımında kullanıldı; tarım ve hayvancılığın geliştirilmesinde ve taşıma sistemlerinin yetkinleştiril-mesinde etken oldu. Ekonomi, 1890 banka bunalımı nedeniyle kısa sürede durakladı. Bu arada, Arjantin’in nüfusu 1869’da 2 milyonken dış göç, doğumlar ve çeşitli etkenlerle 1890’da 4 milyona, 1914’te 8 milyona yükseldi. 1912’de seçim sistemine, Başkan Saenz Pena’nın getirdiği en önemli değişiklik, bütün erkek yurttaşlara oy hakkı tanınması, gizli ve zorunlu oy kullanma ilkelerinin getirilmesiydi. Birinci Dünya Savaşı’nda izlenen yansız politikanın ekonomik alanda sağladığı üstünlük; somut bir politik programı olmayan yönetim heveslilerini bir arada toplayan Köktencilerin (Radikallerin) adayı Hippolito îrigoyen’i, yönetimdeki hayvan yetiştiricileriyle büyük toprak sahiplerinden oluşan oligarşiye karşı zafere ulaştırdı.

îrigoyen, halkın oylarıyla seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu (1916-1922). Birinci Dünya Savaşı, Arjantin’in gelişmesinde kısa süre olumsuz etki yaptı. Savaş sırasında Arjantin’de yatırım yapan yabancılar ve büyük toprak sahipleri, durumlarını güçlendirdiler. Orta sınıf güçlenirken özellikle dokuma ve hafif madencilikte önemli gelişmeler oldu. Seçimle iş başına gelen Köktenci yönetimin (1916-1930) öncülerini, değişik toplumsal gruplardan kurulu bir koalisyon oluşturuyordu. îrigoyen, kendinden önceki tutucu dönemden kalma yanlışları giderdi. Belli bir düzeye kadar politik yaşamda etkinlik kurmuş olan işçi sendikalarının isteklerine önem verdi. 1919’da, başkent Buenos Aires’te yapılan genel grev, işçilerin politik yaşamdaki gücünün simgesi olarak Arjantin tarihinde yeni bir dönem açtı. Hükümet, ayrıca tarım alanında çalışanları da dikkate alarak bir dizi reform tasarısı hazırladı. Reform tasarıları kapsamına üniversiteler de giriyordu. îrigoyen’in politik kişiliği ve çalışmaları, aynı görüşleri taşıyan Marcello T. de Alvear’ın (1922-1928) başkan seçilmesine yardımcı oldu. Ancak, Alvear’ın tutucu kanatla işbirliğine yönelmesi üzerine, îrigoyen’in çeşitli çalışmalarına karşı çıktı. îrigoyen, ikinci kez başkan seçildi (1928). Onun bu bireysel başarısı, partisinin başkanı olmasmı kolaylaştırırken uygulamaları nedeniyle seçkin zümrenin düşmanlığını kazandı. 1929’da, ordu içinde de kendisine karşı bir hareket başladı; sonuçta 6 Eylül 1930’da başkanlıktan uzaklaştırıldı. 19. yüzyılda, ulusal birliğin kurulduğu dönemden bu yana kazanılmış ve yürürlükte olan anayasal güvenceler askıya alındı. Cunta, General Jose Felix Uriburu’yu başkanlığa getirdi. Uriburu, 1931’de, Buenos Aires’te yapılan seçimlerde başarısızlığa uğrayınca, General Petro Justo (1932-1938) başkan seçildi (1943’e kadar süren askeri yönetimler halkın isteklerini dikkate almayacaklardır). 1934’ten sonra Köktenciler, yeniden toparlanmaya başladılar. Dış politikada, Büyük Britanya’ya daha çok bağımlı duruma gelinirken politik ve ekonomik yolsuzlukların da ortaya çıkması, meşruluğu tartışmalı olan yönetimin saygınlığını tümden yitirmesine neden oldu. 1937 Seçimleri’nde, hükümet, hileyle eski gücünü korumayı başardı. Başkanlığa Roberto M. Ortiz (1938-1940) seçildi. İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Arjantin, tarafsızlığını tüm dünyaya duyurduysa da, Almanya’nın etkisi ülkede güçlenmeye başladı.

Advertisement

1941′ de ABD savaşa girince, Başkan Ramon S. Castillo’dan tarafsız kalması istendi. Castillo, ülke içindeki karşıtlarını silahlarından arındırmak için ordudan destek istedi. Ancak, 1943’te, General Justo’nun ölümüyle, Castillo, General Pedro P. Ramirez’in kuklası haline geldi. Ramirez, büyük toprak sahibi Don Rabustiano’yu başkan adayı göstermeyi düşünüyordu. Halk bunun gerçekleşmesi durumunda yurttaşlık haklarının tehlikeye düşeceği kaygısından dolayı hoşnutsuzdu. Ordu, General Justo’nun ölümüyle bu yaygın hoşnutsuzluğun sözcülüğünü yüklenerek 4 Haziran 1943’te “Albaylar Devrimi“ni gerçekleştirdi. Gerçekte bu darbe, halkın anayasal haklarıyla ilgili isteklerinin savunucusu ve yerine getiricisi olmaktan öte, bu isteklerin önüne geçmeyi amaçlayan bir eylemdi. Askeri hükümet, birçok ivedi ve zor sorunla karşılaştı. Darbe sonrası birkaç gün Rawson, daha sonra Ramirez ile Farrel (1944-1945) ülkeyi yönetimini üstlenmeye çalıştılar.

6 Eylül Darbesi’ne yetenekli ve genç bir subay olarak katılan, Uriburu Hükümeti’nde çalışma sekreteri olarak görev alan Yüzbaşı Juan Domingo Peron, 1943 Darbesi’nden sonra, endüstri işçileriyle çıkan anlaşmazlıkta “arabuluculuk” yaptı. İşçilerin ücretlerinin artırılması ve sendika yöneticisi Jose Peter’in salıverilmesiyle ilgili istekleri kabul ederek grevi önledi. Peron, Uriburu’nun tek çözüm saydığı zorbalık eyleminin ters sonuçlar yarattığını biliyordu. Gözlemleri onu anlaşmazlıkları çözmede tek yolun sendikaların desteğini almak olduğuna inandırmıştı. General J. Farrel ile dostluğundan yararlanan Peron, çalışma ve yaşlılık sigortası sekreterliğinin yönetimini, yanı sıra savaş bakanlığı ve başkan yardımcılığı görevlerini de yüklendi. Üniversiteye özerklik tanınmasına, kapatılmış olan partilerin çalışmalarına olanak sağladı, sendikaları destekledi. Arjantin’in BM’ye üyeliğini sağlamak amacıyla Almanya’ya savaş ilan ettiyse de sonuç alamadı. Öncelikle izin verdiği politik etkinlikler, Eylül 1945’te, Buenos Aires sokaklarında kitlesel eyleme dönüştü. Karşıt partiler (köktenciler, liberaller, sosyalistler, komünistler ve Muhafazakar Parti’nin bir bölümü), 19 Eylülde dürüst ve hilesiz bir seçim yapılmasını istemek için “Anayasa ve Özgürlük Yürüyüşü”nü düzenlediler.

Toplam 400 bin kişilik bir kalabalık yürüyüşe katıldı. Peron’un, eski bir artist olan Eva Duarte ile ilişkisi de askeri çevrelerin tepkisini artırdı. Sokak gösterilerinin yayılması üzerine, Campo de Mayo Garnizonu Komutanı General Eduardo J. Avalos ile Donanma’ yı temsilen Amiral Hector Vernengo Lima liderliğinde bir grup subay, Başkan Farrel’den Peron’u hükümetten uzaklaştırılmasını istediler. Farrel’in bu isteğe uyması üzerine, Peron görevlerinden istifa etti (9 Ekim 1945). Hemen ardından tutuklandıysa da yandaşlarının çabalarıyla 17 Ekim 1945’te serbest bırakıldı. Eva Duarte, Peron’un serbest bırakılması için Buenos Aires ve kenar mahallelerdeki “Gömleksizler” (Descamisados) adı verilen Peron yanlılarını yönlendirmekte etkin bir çaba gösterdi, Peron Şubat 1946 Seçimleri’nde, başkanlığı az bir oy farkıyla (Demokratik Birlik’in 1.207.155 oyunu karşılık 1.527.231 oy) kazandı. ABD, yayınladığı Mavi Kitap’ta Farrel’in Mihver devletleriyle savaş sırasında gizli antlaşma yaptığını açıklayınca Peron, Arjantin bağımsızlığının kahramanı durumuna yükseldi. Peron’a cephe alan ABD Büyükelçisi Braden, Arjantin’in içişlerine karışmaktan geri kalmadı. Bu davranış, Peroncu hareketi güçlendirdi.

O tarihten 1948’in başlarına kadar Arjantin, dünyaya gerekli besin maddelerini sağlayarak ekonomide görece bir rahatlık sağladı. Merkez Bankası devletleştirildi (25 Mart 1946), dış ticaret devlet tekeline alındı (1946). Dış borçların ödenmesi, ilk beş yıllık planın uygulanması sağlandı (1947-1951). Peron, Eva Duarte ile evlendi ve onun yardımlarıyla bazı toplumsal önlemler aldı. Eğitim ve yargı kurumları çeşitli etkilerden arındırıldı; çalışanların yararına ekonomik önlemler almdı. Kamu hizmetleri devletleştirildi. Dış politikada ise, ABD yörüngesinden uzaklaşmaya çalışılırken SSCB ile ilişkiler geliştirildi; bir Latin Bloku kurulmasına çalışıldı. Mart 1949 Anayasası ile gücünün doruğuna ulaşan “Peronizm” bu tarihten sonra zayıflamaya başladı. Dışsatım çökmekte, ticaret bilançosu iflasa gitmekteydi. Yine de, Kasım 1941 ve Nisan 1954 seçimleri, daha baskıcı ve daha az Amerikan karşıtı bir tutum alan Peronizmin yararına sonuçlandı. Eva Peron’un 1952’de ölümü; kilisenin artan muhalefeti; ordunun hoşnutsuzluğu; ABD’nin gizli ancak, etkin düşmanlığı; Rio de La Plata’ daki deniz gösterileri, Peron yönetiminin çöküşünü hızlandırdı. Eylül 1955′ te, General Eduardo Lonardi ve onu destekleyen Cordoba Garnizonu, Peron’u yönetimden uzaklaştırdı. Yeni askeri rejimin ileri gelenleri, ekonominin düzeltilmesine çalıştılarsa da dış ticaret açığı kapatılmadı. Devlet Başkanı General Lonardi, diktatörlüğünü ilan etti. Katolik grubun karşı çıkması üzerine Lonardi, yerini General Pedro Eugenio Aramburu’ya bıraktı (1955-1958). Yeni yönetim, askere dayalı bir diktatörlükle düzeni sağlamaya çalıştı. 1956’da Peronist Parti ve yandaşları dağıtıldı (Ordu, Peroncuların hükümete girmesini istemiyordu). Arjantin dışına kaçan Peron, sonunda İspanya’ya yerleşti. 1958’de, başkan seçilen Peron yanlısı Halkçı Radikal Parti Başkanı Arturo Frondizi, ekonomik ve sosyal bunalımla karşı karşıya kaldı. Bazı olumlu sonuçlar alınmasına karşın, Frondizi ordunun tepkilerini göğüslemeye çalıştı. Yeni başkan, dış yatırımları özendirici kararlarıyla dikkat çekti. Yaptığı devalüasyon, dışsatımcıları hoşnut etti. Ancak, enflasyona karşı alınan önlemler, dış kredinin azalmasına yol açtı; endüstri sektörü açmaza girdi. Çoğunluğu Peroncu olan sendikalar ise, bu sert politikaya karşı çıktılar. Beş haftalık bir grev sonunda, Ocak 1962’de, ekonomi ve ulaştırma bakanları görevlerinden çekildiler. 10 Nisan 1962’de, askeri cunta, Frondizi’ yi yönetimden uzaklaşmaya zorladı. Jose Maria Guido, devlet başkanı atanarak Mart Seçimleri hiçe sayıldı (15 Nisan 1962). Guido Hükümeti, ancak 18 ay yönetimde kalabildi. Askeri komiteler arasındaki çekişmelerden doğan kargaşa döneminden (21 Eylül 1962-2 Nisan 1963) sonra, Hıristiyan Demokratlar ile ılımlı sosyalistlerin desteklediği Köktencilerin adayı Arturo İllia, 7 Temmuz 1963’te başkanlığa seçildi.

Advertisement

Leave A Reply