Arşiv Nedir? Arşivciliğin Tarihsel Gelişimi

0

Arşiv nedir, arşivcilik nedir? Arşivciliğin tarihi, tarihsel gelişimi, Türkiye’de arşivcilik hakkında bilgi.

Arşiv Odası

Advertisement

Arşiv Nedir? Arşivciliğin Tarihsel Gelişimi

Arşiv, resmî ve yarı-resmi kurumların, organların, ticari kuruluşların, özel birimlerin çalışmalarıyla ilgili kayıt ve belgelerin düzenli bir bütün olarak saklandığı yerdir.

Arşivcilik

Kökeni eski çağlara değin giden arşivleme kurumu ve birimlerinin günümüzdeki anlamıyla oluşumu Fransız Devrimi ile başlamıştır. Var olan belge ve kayıt depolan ile bunların bulunduğu kurumların tümünü kapsayan bir arşiv idaresi Fransa’da ilk kez 1789’da Devlet Arşivi ve 1796’da İl Arşivleri’nin kurulmasıyla gerçekleşti. Bu gelişmenin bir başka sonucu da, devletin kendi belge mirasını koruma sorumluluğunun bilincine varması ve arşivin halka açık olması ilkesinin benimsenmesi oldu.

Uygulamada ülkeden ülkeye bazı değişiklikler görülmekle birlikte, arşiv modeli genelde merkezi bir arşiv ve il arşivleri temeline dayanır. İngiltere’de 1838’de çıkarılan Kamu Arşivi Yasası ile bağımsız derleme ve arşivlerin tümü bir araya getirilip Evrak Dairesi’nin (Master of the Rolls) sorumluluğu altına alındı. Bu bakımdan İngiltere, merkezileşme konusunda en yetkin örnektir. Yeni Zelanda, Hindistan ve Pakistan gibi eski İngiliz sömürgelerinde de merkezi arşivler görülür. Japonya’da ulusal ölçekte bir arşiv yoktur; her bakanlık kendi belgelerini korumakla yükümlüdür. Hollanda’da hem merkezî bir devlet arşivi, hem de il arşivleri vardır.

Almanya’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra bölünmesi, Almanya Federal Cumhuriyeti’ nin Koblenz’de bir Devlet Arşivi, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin de Potsdam’ da bir merkezi arşiv kurmasına yol açmıştır. Ayrıca her iki ülkede eyalet arşivleri de vardı. İtalya’da ise tek bir merkezi arşiv yerine, içişleri bakanlığına bağlı bir dizi büyük arşiv bulunur. ABD’de eski belgeleri korumak amacıyla 1934’te Ulusal Arşiv Dairesi kurulmuştur. Ayrıca her eyaletin bağımsız birer arşivi vardır. Kanada’da da benzer biçimde hem Ottowa’daki federal yönetimin hem de eyaletlerin kendi arşivleri bulunur. Avustralya’nın ise, merkezi Canberra’da olan ve tüm eyalet merkezleri ile Darwin ve Townsville’de birer şubesi bulunan bir arşiv sistemi vardır; eyaletler de genelde kütüphanelerce yönetilen kendi arşivlerine sahiptir.

Advertisement
Türkiye’de arşivcilik Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde başlar.

18. yüzyıla değin devletin belgeleri sandık ve torbalarda saklanır ve korunurdu. Tanzimat Döneminde, 1846’da, Mustafa Reşid Paşa, Hazine-i Evrak Nezareti’ni kurdu ve sadaret evrakı için Hazine-i Evrak binası inşa edildi. 1839’dan önceki belgeler genel konu başlıkları altında, sonrakiler ise daha ayrıntılı olarak burada arşivlendi.

Hazine-i Evrak’ı (sonradan sadrazamlığa bağlı bir müdürlük olmuştur) örnek alan öbür nezaretler 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra kendi arşivlerini kurmaya başladılar. 1864’te Tuna valisi Midhat Paşa, Tuna ilindeki ilk arşivi kurdu, bunu başkaları izledi. 1870’te Sadrazam Âli Paşa, I. Mahmud ve II. Mahmud dönemleri arasındaki 112 yıllık belgeyi arşive kaldırdı. II. Meşrutiyet Döneminde, 1911’de, arşiv belgelerinin dökümü, araştırılması ve yayımlanması gibi görevleri de olan Tarih-i Osmani Encümeni’nin kurulması ile arşivcilik çalışmalarında belirli bir ilerleme sağlandı.

Ancak savaş nedeniyle bu gelişmeler sınırlı kaldı. 1923’te sadrazamlık evrakının ve eşyasının korunması için Başvekâlet Özel Kalem Müdürlüğü’ne bağlı Mahzen-i Evrak Mümeyyizliği adında bir daire kuruldu, ama bu dönemde Osmanlı geçmişine duyulan ilgi azaldığından arşive fazla önem verilmedi. 1931’de maliye deposundaki bir bölüm belgenin dışarıya satılmasının uyandırdığı tepki üzerine, 1932’de Muallim Cevdet başkanlığında yeni bir düzenleme kurulu oluşturuldu. 1936’da Macar arşivci Lajos Fekete’nin gelmesiyle Başbakanlık Arşivi’nde modern arşiv tekniklerine uygun çalışmalara başlandı.

1943’te, 4443 sayılı yasayla Başbakanlık Arşiv Umum Müdürlüğü oluşturuldu.

Başbakanlık Arşivi yalnızca Türkiye’nin değil, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra kurulan 20’den fazla devletin de arşivi durumundadır. Divan-ı Hümayun, sadrazamlık, merkez daireleri belgeleri. Dahiliye, Maliye, Evkaf, Ticaret, Orman, Nafıa, Hazine-i Hassa nezaretleri ve Şurayı Devlet belgelerini içeren bu arşiv kayıtlarının hemen tümü eski harflerle yazılıdır. Biçimsel olarak defterler ve evrak adı altında iki ana gruba ayrılabilecek bu belgelerin yanı sıra, Osmanlı Devleti’nin son dönemine ilişkin haritalar, fotoğraflar ve albümler de bulunmaktadır.

Türkiye’de arşiv sorununa temelden çözüm getirecek bir yasa bütün uğraşlara karşın çıkartılamadı. Bu gereksinim 1975’te çıkarılan Devlet Arşiv Yönetmeliği ile giderilmeye çalışıldıysa da yeterli olmadı. 1977’de Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı’nın kurulması ise yalnızca Başbakanlık’a ait arşiv sorununu çözdü. 1982’de Başbakanlık Arşiv Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’na dönüştürüldü. 1984’te de Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü kuruldu ve her iki daire başkanlığı da bu genel müdürlüğe bağlandı.

Advertisement

Türkiye’nin başlıca arşivleri arasında, Başbakanlık arşivinin yanı sıra, Topkapı Sarayı, İstanbul Belediyesi, Beşiktaş Deniz Müzesi arşivleri ile Tapu ve Kadastro Dairesi’ndeki eski evrak ve defterler, Muallim Cevdet’in Belediye Kitaplığı, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı arşivleri sayılabilir.

Arşivcilik günümüzde bilimsel ve teknolojik gelişmelerden de yararlanarak oldukça hızlı bir gelişme göstermektedir. Arşiv yönetimini başlı başına bilimsel bir dal olarak ele alan uzmanlar, şimdiye değin beş temel sorunla uğraşmak durumunda kaldılar:

1) Kaynak kuruluşlardan alınacak belge türlerinin saptanması,
2) belgeleri arşive yerleştirme zamanı,
3) yerleştirme ve düzenleme yöntemi,
4) bazı belgeleri ayıklama ve ortadan kaldırma,
5) arşivlerin geniş kesimlerce kullanılır duruma getirilmesi.

20. yüzyılda arşivciler yazılı belgelerin yanı sıra fotoğraf, film, ses kaydı ve bilgisayar kaydı gibi yeni belgeleri de düzenlemek ve korumak için uğraşmaya başlamışlar ve yeni yöntemlerden yararlanmışlardır. Bunlardan mikroform yöntemi en kullanışlı ve yararlısı olarak yaygınlaşmaktadır. Belgelerin filminin çekilmesi, belgenin güvenli olarak korunma ve saklanmasını sağladığı gibi, çoğaltılmasını ve uluslararası alanda alışverişini de kolaylaştırır. Aynı zamanda onarım, ciltleme ve depolama giderlerini düşürür. Asıl arşivleri ikinci derecede önemli belgelerle tamamlamada kolaylık sağlar. Mikroform yönteminden arşiv belgelerini yayımlamada da yararlanılır.

Toplumsal, ekonomik ve kültürel tarih kavramlarının gelişmesi, sanayileşmenin ulusal ve uluslararası ilişkilerde giderek artan bir rol oynaması ve demokratikleşmenin dünya çapında yaygınlaşması, ticari arşivlere, kurum arşivlerine ve sıradan özel arşivlere duyulan ilgiyi de artırmış bulunmaktadır.

Ticari arşivlerin önemini kavrayan ilk ülke Almanya oldu.

Çok geçmeden Belçika, İsviçre ve Hollanda onu izledi. Sonraları da Fransa, İngiltere, Danimarka ve ABD gibi ülkeler değişik ölçülerde olmakla birlikte, ticari arşivlere yöneldiler.

Advertisement

Arşivciliğin yaygınlaşması giderek örgütlenme sorununu da gündeme getirmiştir. Ülkelerin yanı sıra Birleşmiş Milletler ve birçok uluslararası örgüt de arşiv kurmaya ve var olan arşivlerini geliştirmeye çalışmaktadır. 1948’de UNESCO’nun desteğiyle Paris’te toplanan profesyonel arşivciler, Uluslararası Arşiv Konseyini kurdular. Arşiv çalışmalarını düzenlemek ve geliştirmek, bilimin hizmetine sunmak ve uluslararası düzeyde yardımlaşma olanaklarını artırmak amacını güden bu konseye profesyonel arşivcilerden başka, merkezi arşiv müdürlükleri, idarelerin, ulusal ya da uluslararası bölgesel arşiv dernek ve kurumlarının temsilcileri de üye olabilmektedir.


Leave A Reply