Astronomi Tarihçesi

1
Advertisement

Astronomi biliminin tarihi gelişimi nasıl olmuştur? Astronomi tarihi, tarihçesi, önemli bilim adamları, Türklerde Astronomi hakkında bilgi.

Advertisement

Astronomi Tarihçesi

Gökyüzünün ve gök olaylarının insanların ne zaman ilgisini çektiği kesin olarak saptanamamakla birlikte, bilim tarihinin verilerine dayanarak en genel biçimde, astronominin evrimini; tarihsel astronominin gelişimi ve çağdaş olarak iki evreye ayırmak olasıdır. Yüzyıllar öncesinden başlayarak tarih boyunca türlü kültürlerde biriken ve gelişen gökyüzü bilgileri, matematik ve fiziğin etkin biçimde kullanılmaya başlamasıyla bu iki evreyi birbirinden ayırmıştır. İnsanlar gece-gündüz değişimini, mevsimleri, çok iyi gözleyebildikleri Ay’ın evrelerini ve karanlık gökyüzündeki milyarlarca parlak cismi, bilinçlerinin gelişimine koşut olarak yüzyıllar boyunca heyecanla, korkuyla, merakla gözlemiş ve çok çeşitli biçimde etkilenmiştir. Eldeki bulgulara göre İÖ 3000’lerde Çinli gökbilimcilerin Ay ve Güneş’i gözledikleri ve İÖ 2697’deki güneş tutulmasıyla yakından ilgilendikleri saptanmıştır. Mezopotamya’da astronominin o döneme göre çok ileri olduğu ve daha sonraki gelişmelere en büyük katkıyı yaptığı bilinmektedir. Babil ve Kaideli gökbilimciler İÖ 747’ye kadar olan güneş tutulmalarının çizelgesini yapmış ve 18 yılda bir tutulma olduğunu hesaplamışlar, Dicle ve Fırat ırmaklarının taşma zamanlarını da hesaplayarak mevsimleri incelemişlerdir. Kaidelilerin bilgi birikiminden en çok ararlanan Yunanlılar oldu ve Thales, 585’teki güneş tutulmasını hesapladı. Yunanlı gökbilimcilerin çoğu Pitagoras’ın küresel evren kuramı’nı benimsediler. Buna göre, yıldızlar merkezi Yer olan bir küre çevresinde dönerler. İÖ 2. yy’da yaşayan Hipparkhos, bu kuramın en önemli savunucularındandır.

İS2. yy’da yaşayan Mısırlı gökbilimci Ptolemaios (Bsitlsimyos),Almagest adlı eserinde hem sözkonusu kuramı hem de Hipparkhos’un araştırmalarını ayrıntılı biçimde inceledi. Bu eser, ortaçağ boyunca Avrupa’da astronomiye büyük etkide bulundu ve gelişmesini engelledi.

Yunan elyazmaları ve Hindistan’dan getirilen kitapların İS 8. yy’dan başlayarak Arapçaya çevrilmeye başlanması Bağdat merkez olmak üzere İslâm astronomisinin gelişmesini hızlandırdı.

Advertisement

En büyük aşama İS 800’de Harun-ür Reşit’in (786-809) isteği üzerine Almagesfin Arapçaya çevrilmesiyle elde edildi,Halife El-Me’mun (813-833) döneminde Bağdat’ta bir gözlemevi kuruldu ve Almagestit bulunan yıldızlar gözlenerek katalog genişletildi. Mezopotamyalı bilgin El-Battani (?-929), Güneş yılını büyük bir duyarlılıkla, 2 dakika eksik olarak, 365 gün 5 saat 46 dakika 24 saniye olarak hesapladı. Bağdat’ın Moğollarca işgal edilmesiyle bu yöredeki gökbilim çalışmaları durdu, ancak Timur’un torunu Uluğ Bey (1394-1449) Semerkant’ta büyük bir gözlemevi kurdu ve aralarında Ali Kuşçu’nun da bulunduğu dönemin en önemli gökbilimcilerini buraya topladı. Uluğ Bey kendisi de yıldız gözlemleri yapıp yayımladı. İslâmlığın Mısır üzerinden Afrika’ya oradan da İspanya’ ya geçmesiyle İslâm gökbilimcilerin bilgileri Avrupa’ya akmaya başladı, ayrıca 12. ve 13. yy’larda yapılan Haçlı seferleri de çok sayıda astronomi el yazmaları ve bilgileri Avrupa’ya taşıdı. Polonyalı papaz gökbilimci N. Kopernik (1473-1543) Ptolemaios sisteminin yanlış olduğunu ve Güneş merkezde olmak üzere gezegenlerin onun çevresinde döndüğünü ileri sürdü ve 1543’te yayımlanan Gök Cisimlerinin Dönmesi Üzerine adlı kitabında bu savını geniş biçimde açıkladı.

Kopernik‘in sisteminin geçerliliğini kanıtlamak için Danimarkalı gökbilimci Tycho Brahe (1546-1601) sürekli gözlemler yaptı, İtalyan fizikçisi ve gökbilimcisi G. Galileo (1564-1642) 1609’da kendi yaptığı teleskopuyla Venedik’te ay, gezegenler ve samanyolunu gözleyip, Jüpiter’in dört uydusunu buldu, Venüs’ün Güneş çevresinde döndüğünü saptayıp Güneş lekelerinin gözlemini yaptı.

J. Kepler (1571-1630), T. Brahe öldükten sonra 20 yıl süreyle onun gözlemlerini sürdürerek özellikle Mars’a ilişkin verilerden yararlanma yoluna giderek Kopernik sisteminin yanlışlarını ortaya koyup sonunda kendi adıyla anılan üç yasayı buldu. İngiliz fizikçisi Newton (1642-1727), Kepler yasalarındaki hareketle bu hareketi oluşturan kuvveti birbirine bağlayarak dinamiğin üç yasasını buldu ve hem astronomiye hem de fiziğe çok önemli katkılarda bulundu. Kepler ve Newton yasalarıyla birlikte matematik ve fizik artık etkin bir biçimde kullanılmaya başlandı. Gök mekaniği gelişti ve teleskop gözlemlerinin de yardımıyla çağdaş astronomi evresine ilk adımlar atıldı.

Gezegenlerin ve uyduların dönme ve hareketleriyle ilgili birçok karmaşık sorun duyarlı biçimde çözümlenip, 1846’da Fransız gökbilimcisi U. Leverrier, hesaplama yoluyla Neptün gezegeninin varlığını saptadı. Galileo ile başlayan ve Kepler ile süren teleskopla gözlem çalışmaları, özellikle Huygens’in yaptığı güçlü teleskoplarla hız kazandı ve Huygens 1655’te Satürn’ün halkalarıyla en parlak uydusunu keşfetti. Optiğin gelişimine koşut olarak daha güçlü teleskopların yapılması sonucu uzak ve sönük yıldızlar da gözlem programlarına girdi. 1771-1781 arasında Fransız gökbilimcisi C. Messier, gökcisimlerinin katoloğunu yayımladı. 1783’te yıldızların öz hareketleri bulundu. 178l’de Uranüs, 1930’da Plüton gezegenleri keşfedildi. 18. yüzyıl ortalarından başlayarak astrofizik bilim dalı gelişme gösterip önceleri Güneş’in, daha sonra da yıldızların fiziksel ve kimyasal özellikleri incelenmeye başlandı. Yıldızların atmosferlerinden bize ulaşan ışınımlarını verdiği spektrumlarla, spektral çözümleme çalışmaları yapıldı. 1839’dan sonra gözlemlerde fotoğraf plakları kullanılmaya başlandı. 1842′ de Çekoslovak fizikçisi Doppler’in, ışığın kırmızı ya da maviye kayması olayını açıklamasıyla çok sayıda çift yıldızın fiziksel ve kimyasal incelenmesi yapılmaya başlanabildi. 1888’den sonra uluslararası düzeyde yürütülen çalışmalarla büyük bir fotoğrafik yıldız kataloğu hazırlandı. Mercek kullanılarak yapılan dürbünler, 20. yüzyılın en önemli bulgularından birisidir. ABD’de 1908’de 152 cm’ lik, 1917’de 254 cm’lik, 1948’de 508 cm’lik, SSCB’de 1960’ta 260 cm’lik ve 600 cm’lik dürbünlerle yapılmaya başlanan gözlemler sayesinde birçok yeni gök cismi saptandı. ABD’nin 1977’de uzaya fırlattığı Voyager 2 adlı araştırma gemisi, 1979’da Jüpiter, 198l’de Satürn, 1986’da Uranüs ve 1989’da Neptün’den (bu gezegene ait daha önce bilinmeyen 6 uydu saptandı) yeni bilgiler gönderdi.

Advertisement

1930’da radyoastronomi bilim dalının doğması sonucu 1960’ta kuvasarlar sonra da pulsarlar bulundu. Yıldızların enerjilerinin kendi iç katmanlarında ürediği ve buna çok yüksek sıcaklıklarda nükleer proseslerin neden olduğu bilinmektedir. Bu olay sonucunda yayınlanan nötrino adlı parçacıklar, nötrino astronomisi adlı bilim dalım ortaya çıkararak evrim çalışmalarına yardımcı oldu.

Bilgisayar teknolojisinin gelişmesi, hem gözlemsel hem de kuramsal gökbilim araştırmalarının boyutlarını ve olanaklarını genişletti; özellikle yapay uydular ve gezegenlerarası roketlerin gönderdiği verileri işleyerek değerlendiren bir araştırma alanı ortaya çıktı. Artık çağdaş bir gökbilim araştırma merkezinin en önemli birimi bir veri indirgeme sistemi olmaktadır.

Yıldızların evrimi, yıldızlararası ortamın incelenmesi, evrenin yapısına ulaşılmaya çalışılması gökbilimin en genel konuları durumundadır. 1922’de Sovyet gikbilimci A. A. Fridman ve 1929’da ABD’li E. Hubbie, galaksinin spektrumlarmdaki spektrel çizgilerin kırmızıya kaymasını, evrenin giderek genişlemesi biçiminde açıkladılar. Buna benzer ve karşıt kuramlar günümüzde de tartışılmakta ve kesin sonuca götürülmeye çalışılmaktadır.

1980’lerde bilgisayar teknolojisinin dev adımlarla ilerlemesi, hem gözlemsel hem de kuramsal astronomi araştırmalarının boyutlarını ve olaylarını genişletti. Özellikle yapay uydular ve gezegenlerarası roketlerin gönderdiği verileri işleyerek değerlendiren bir araştırma alanı ortaya çıktı. Artık çağdaş bir astronomi araştırma merkezinin en önemli birimi, bir veri indirgeme sistemi olmaktadır. 1980’li yıllarda ABD’ nin uzaya fırlattığı Voyager serisinden araştırma roketleri, Güneş Sistemi içinde yer alan gezegenlere ilişkin çok değerli bilgiler gönderdiler. Özellikle uzak gezegenler olan Neptün, Uranüs ve Plüton’a ait bilgilerimizin eksik ve yanlış olduğu anlaşıldı. Voyager 2, 1986’da Uranüs’ün bilinen 5 uydusuna 10 uydu daha ekledi. 23 Şubat 1987 gecesi Kanadalı gökbilimci Ian Shelton, Şili’deki Las Campanas Gözlemevi’nde yaptığı araştırmalarda, Magellan Büyük Bulutsusu’nda bir süpernova olayı saptadı. SN 1987 A adını verdiği bu süpernova, Yer’e 170 bin ışık yılı uzaklıktaydı. Son 10 yılda Güneş sistemi, karadelikler, kuasarlar ve çeşitli gökcisimleri üzerinde yapılan araştırmalar, astronomi alanında çok ayrıntılı bilgiler edinmemizi sağladı. Ancak 1992’de büyük patlamanın (big bang) izlerini taşıyan kozmik bulutların saptanması büyük heyecan yarattı. Uzun yıllar kuramsal olarak varlığını sürdüren büyük patlama böylece gözlemsel olarak da kanıtlanmış oldu. 4 Temmuz 1997’de ABD’nin Mars’ı incelemek üzere gönderdiği Patfinder (Kâşif) adlı uzay aracının gezegenin yüzeyine indirdiği minik bir bilgisayar cipinin Dünya’ya gönderdiği ilk fotoğraflarla uzayın keşfi konusunda bir önemli adım daha atılmış oldu.

Advertisement

Türklerde Astronomi: Türklerin astronomiyle ilişkilerinin tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1453’te İstanbul’un alınması, Osmanlı medreselerinde astronomi öğretilerine olanak sağladı. Bu dönemin ünlü bilgini Ali Kuşçu,Semerkant Gözlemevi’nde Uluğ Bey’in yetiştirdiği gökbilimci olup uzun yıllar medreselerde astronomi ve matematik dersleri verdi. Ali Kuşçu’dan sonra en önemli olay 1577’de istanbul’da Takiyüttin adlı bilginin Tophane sırtlarında kurdurduğu gözlemevidir. Öğrenimini Mısır’da yapıp III. Murat döneminde İstanbul’a gelen Takiyüttin, Uluğ Bey ve Ali Kuşçu’nun eserlerini inceledi ve atronomiye yönelerek yıldız gözlemlerine başladı. Üç yıl süren bu gözlemler, 1579’da Şeyhülislâm Ahmet Şemsettin Efendi’nin “zararlıdır” fetvasıyla durduruldu ve padişahın buyruğu üzerine gözlemevi denizden topa tutularak yıktırıldı, böylece Osmanlı döneminde astronomi çalışmaları durduruldu. Yüzyıllar sonra 1911’de Fatih Hoca’ nın (Gökmen) meteoroloji gözlemleri yapmak amacıyla Kandilli sırtlarında kurduğu Rasathane-i Amire’de daha sonra astronomi gözlemlerine de başlandı. Cumhuriyet ile birlikte adı değiştirilerek Kandilli Rasathanesi oldu. 1933’te gerçekleştirilen üniversite reformu, Türkiye’de çağdaş anlamda astronomi öğretim ve araştırmalarının başlangıcı oldu; 1936’da Prof. Dr. Freundlich’in de katkılarıyla İstanbul Üniversitesi Astronomi Enstitüsü ve Gözlemevi kuruldu. 1958’e kadar Prof. Dr. Gleisberg’in yönetiminde Güneş gözlem ve araştırmalarıyla birlikte astronomi öğretimi yapan enstitü, Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan’ın başkan olmasıyla astrofizik bilim dalı ağırlıklı araştırmalara yöneldi. Bu tarihten sonra hızla gelişip büyüyen enstitü, çok sayıda uluslararası düzeyde araştırma üretim gökbilimci yetiştirdi.

1944’te Prof. Dr. Okyay Kabakçıoğlu’ nun çalışmalarıyla Ankara Üniversitesi Astronomi Bölümü, 1962’de de Prof. Dr. E. A. Kreiken’in desteğiyle bölüme bağlı Ahlatlıbel Gözlemevi kuruldu. 1963’te Prof. Dr. Abdullah Kızılırmak’ın Ege Üniversitesi’ne gelişiyle Ege Üniversitesi Astronomi Bölümü ve 1965’te EÜ Gözlemevi çalışmalarına başladı. 1962’den başlayarak ODTÜ Fizik Bölümü içinde astronomi dersleri verilmeye başlandı; 1968’den sonra Prof. Dr. Dilhan Eryurt ve Prof. Dr. Hakkı Ögelman’ın çalışmalarıyla etkin bir araştırma grubu oluştu. 198l’de yürürlüğe giren YÖK Yasası ile Kandilli Rasathanesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü adı ile Boğaziçi Üniversitesi’ne bağlanarak lisanüstü düzeyde öğretim ve araştırma yapan bir kuruma dönüştürüldü. Prof. Dr. Muammer Dizer’in müdürlüğünü yürüttüğü enstitüde, Güney gözlemleri, zaman saptama, meteoroloji gözlemleri, yıldız atmosferlerinin analizi, X-ışını astronomisi, sismik ve manyetik gözlemlerle deprem araştırmaları yapılır. 1980’de başlayan ve tüm astronomi birimlerinin katıldığı “Ulusal Gökbilim Gözlemevi” kurma çalışmaları TÜBİTAK’ın desteğiyle sürmekte olup ileriki yıllarda çağdaş bir gözlemevi kurma olanağı doğacaktır.


1 Yorum

  1. Zeki Tüfekçioğlu on

    İyi bir çalışma. Fatin Hoca herhalde yanlışlıkla Fatih Hoca diye yazılmış.Ptolemaies için de Türkçede Batlamyüs sözcüğünü kullanıyoruz.

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?