Av ve Avcılık Hakkında Bilgi

0

Av usulleri, av hayvanları ve av malzemeleri nelerdir? Türklerde avcılık, av köpekleri, av hukuku hakkında bilgi.

AVCILIK, yabani hayvanları, kuş ve balıkları, canlı veya cansız olarak ele geçirmek için yapılan iştir. Genel olarak «kara avcılığı» ve «deniz avcılığı» diye ikiye ayrılırsa da «avcılık» daha çok birinci anlamda kullanılır, ikincisine «balıkçılık» denir.

Çok eski devirlerde avcılık sadece yabanî hayvanlardan korunmak İçin yapılırdı. İnsanlar, çiftçilik yapıp hayvanları evcilleştirmeyi başardıkları zamana kadar besinlerini avcılıkla sağlarlardı«. Aynı zamanda, öldürdükleri hayvanların postlarını yüzerek kendilerine elbise de yaparlardı. Bu bakımdan, kısa zamanda avcılıkta ilerlemişler, tehlikesiz olduğu kadar tesirli avcılık usulleri bulmuşlardı. Medeniyet ilerledikçe avcılık yavaş yavaş bir geçim vasıtası olmaktan çıktı, zamanla bir spor ve eğlence oldu.

Türkler’de Avcılık

Eski Türklerde avcılığın büyük önemi vardı. Avcılık gençlerin savaşa hazırlanmalarında büyük bir yer tutardı. Avlar kement, ok, daha sonraları da tüfekle yapılırdı. Bazen av hayvanının bulunmasında, bazen de vurulan avın getirilmesinde tazı ve zağar gibi köpeklerden, şahin, doğan, sungur, tavşancıl gibi ava alıştırılmış kuşlardan faydalandırdı.

Osmanlı Türkleri’nde de avcılığa büyük önem verilirdi. Başta padişahlar olmak üzere, hemen bütün devlet büyükleri avcılıkla ilgilenirlerdi. Padişahlar ava çıktıkları zaman geceleri kalacaklar av köşkleri yaptırmışlardı, av eğlenceleri günlerce sürerdi. Devlet büyükleri arasında I. Orhan’ın büyük oğlu Süleyman Paşa bir av kovalarken ölmüştü. I. Murat ve Yıldırım Bayezit, yanlarında beş, altı bin kişiyi bulan bir kalabalıkla ava çıkarlardı. Yıldırım Bayezit’in Niğbolu Savaşı’nda esir ettiği, sonradan serbest .bıraktığı Fransız şövalyeleri için tertip ettiği av gösterisine 7000 doğancı, ile 6000 zağarcı katılmış, köpeklere canfesten çullar örtülmüş, parslara mücevherli tasmalar takılmıştı. Avcı lâkabı ile tanınan IV. Mehmet 20-30 bin kişilik avlar tertip eder, bu avlara saray kadınları da katılırdı.

Büyük sürgün avları şeklinde yapılan bu avlara İstanbul’da çoklukla Kâğıthane, Üsküdar ve Sarıyer yakınlarında çıkılırdı. Büyük avlar için de Çatalca, Çorlu, Karıştıran ve Lüleburgaz’ı içine alan Istrancalar bölgesine gidilirdi. Doğancıbaşı av sırasında padişahın yanında bulunur, her av getirdiğinde padişahtan bahşiş alırdı.

Av Hayvanları

Av hayvanları genel olarak «büyük av hayvanları» ve «küçük av hayvanları» olarak ikiye ayrılırsa da «kıllı av hayvanları» ve «tüylü av hayvanları» diye ikiye ayıran diğer bir tasnif daha vardır. Geyik, domuz, kurt, tilki ve benzerlerine «kıllı av hayvanları» kuşlara da «tüylü av hayvanları» adı verilir.

Ortaçağ’da Almanya’da domuz, geyik, sülün gibi bazı av hayvanlarını avlamak sadece asillere mahsustu. Bundan dolayı bu hayvanlara «üstün» av hayvanları denirdi. Herkesin avlanması için müsaade edilen, karaca, tavşan, tilki gibi hayvanlar da «aşağı» av hayvanları sayılırdı.

Av Usulleri

Çok eski devirlerde av hayvanları tuzak kurarak, köpeklerle veya doğan, şahin gibi evcilleştirilmiş yırtıcı kuşlarla takip ettirilerek tutulurdu. Domuz, tilki, karaca gibi hayvanlar için de birçok kişinin atlı veya yaya olarak katıldığı sürek avları yapılırdı. Hayvan uzun zaman takip edilerek yorgun düşürülür sonra da etrafı çevrilerek kolayca avlanırdı.

Ateşli silâhların icat edilmesi, eskiden beri alışılagelmiş avcılık şekillerini baştan başa değiştirdi. Bugün sürek avında av hayvanları ya sürekçiler tarafından yahut köpekle kovalatmak suretiyle, avcıların teşkil ettikleri bir cephe üzerine sürülür, böylece hayvanlar yakalanır veya öldürülür.

Av Silâhları

Eski insanlar besinlerini sağlamak îçîn çeşitli silâhlardan faydalanırlar. Meselâ Taş Devri’nde ağaç sırıklar, taştan baltalar, daha sonraları mızrak, kargı, lobut, ok gibi silâhlar kullanıhr, ayrıca tuzaklar da kurulurdu. Eldeki silâhlar yetersiz olduğundan hayvanları yakalamak için daha çok hileye ve hayvanı kandırmaya başvurulurdu. Ateş yakılır, çukurlar açılır, hayvan sarp kayalıklara doğru sürülürdü.

Çiftlik hayvanlarının yetiştirilmesinden sonra avcılık yavaş yavaş spor olmaya başladı. Av köpeklerinin yetiştirilmeye başlanması da o sıralara rastlar.

Avcılıkta ateşli silâhların kullanılmaya başlanması Haçlı Seferlerinden sonradır. Bu alanda işe yarayan ilk silâh çakmaklı tüfekler olmuştur. Almanya’da ateşli silâhlarla yapılan avcılık geliştiği halde Fransa’da köpekle yapılan avcılık gelişmiştir.

Av silâhları harp silâhlarına benzemekle beraber onlardan çok daha hafiftir. Kuşlar ve küçük hayvanlar için çifte denilen, çift namlulu av tüfekleri, uzaktan avlanan büyük avlar için de içi yivli tüfekler kullanılır. Bu iki işi birden gören, üçlü av tüfekleri de vardır. «Drilling» denilen bu tüfeklerin üst iki namlusu düz, alt namlusu yivlidir.

Silâhlarda kullanılan mermiler avın büyüklüğüne göre değişir. Kuşlar için daha çok ufak saçmalar, timsah, gergedan ve fil gibi büyük hayvanlar için de dumdum kurşunları adı verilen, özel kurşunlar kullanılır. Bu kurşunlar hayvanın etine saplandıktan sonra yeniden patlar, daha büyük yara açar.

Av Köpekleri

Avcılıkta kullanılan köpekler gördükleri işlere göre çeşitlere ayrılır. Bu çeşitlerden her-birine mensup köpekler birbirlerinden tamamen değişik ırklardan da olabilir.

Başlıca av köpekleri şunlardır:

1 — Av bulunca ferma eden (duran) köpekler: Daha çok kuş ve tavşan avında kullanılır. Bunlar puvanter, brak, seter, epanyöl, griffon gibi değişik ırklara mensup köpeklerdir.

2 — Ferma etmeden avı kaldıran köpekler: Bunların ötekilerden farkı avı görür görmez hemen atılarak yakalamalarıdır.

3 — Vurulan avları getiren köpekler: Bunlar avlanacak hayvanları arayıp bulmaz, vurulmuş avı bulup getirirler.

4 — Avı kovalayan köpekler: Avı gördükleri zaman havlarlar, sonra kovalayarak avcının önüne doğru sürerler.

5 — Yeraltı avı köpekleri: Yeraltında yuvaları bulunan tilki, porsuk gibi hayvanları yuvalarından çıkartmak için kullanılır. Bunlar yerden yapma, uzun gövdeli hayvanlardır.

6 — Tazılar: Çok hızlı koşarak tavşanı bile yakalayabilirler. Süs köpeği olarak da beslenir.

Av Hukuku

Eski çağlarda herkesin avlanmaya hakkı vardı. Ortaçağ’da Avrupa’da Franklar arasında herkese ancak kendi arazisi üzerinde avlanmak hakkı tanındı. XVI. yüzyılın sonlarına doğru faydalı av hayvanlarının korunması gayesiyle yılın belli zamanlarında ve karlı havalarda avlanılmak, kırlarda silâhla serbestçe dolaşmak, av hayvanlarının yavrularına zarar Vermek yasak edildi.

Memleketimizde Tanzimat’tan önceki devirlerde av hakkında bazı fıkıh hükümleri vardı. Buna göre av mübahtır; bir avcının tüfeğinin sesinden başkasının hayvanı ürküp kaçarken düşüp ölürse veya sakatlanırsa avcı bunu ödemekle ödevli tutulamazdı; avlanacak hayvanın ayaklarıyla veya kanatlarıyla kaçıp kurtulabilecek durumda olması gerekti. Öte yandan, insana alışkan yabani hayvanlarla evcil hayvanların avı yasak edilmişti. 1882 yılında Zabıta-i Saydiye (Av Zabıtası) Nizamnamesi çıkarıldı.

1937’de bu konuda yeni bir av kanunu çıkmıştır. Bu kanuna göre av hayvanları üçe ayrılmaktadır:

1 — Her vakit avlanabilenler: Kurt, çakal, yaban domuzu, karga, saksağan vs.

2 — Belirli zamanda avlanabilenler: Ceylan, karaca, tavşan, keklik, sülün, bıldırcın, Ördek, kaz vs.

3 — Avlanması yasak olanlar: Geyik, dağ koyunu, yarasa, kirpi, çalıkuşu, guguk, bülbül, kırlangıç, leylek.

Avcılık yapabilmek için av izni almak gerekir. Silâh taşıma müsaadesi olmayana av tezkeresi verilmez. Ayrıca, her hayvan için bir avlanma süresi tespit edilmiştir. Bunun dışında, hayvanlar, yavru yetiştirdiklerinden, avlanmaları yasaktır.


Leave A Reply