Avusturya’da 2. Dünya Savaşı Öncesi ve Sonrası Edebiyat

0

Avusturya’da 19. yüzyılda, 2. Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında edebiyat, ünlü yazarlar ve eserler hakkında bilgi.

Avusturya Edebiyatı yalnız ortaçağda değil, 18. yüzyıl sonlarında da Alman Edebiyatı’ndan ayrı olarak düşünülemezdi. Bundan ötürü büyük “Minenânger” (saz şairi ya da ozan) Walter von der Volgelvveide (1170-1230) eşsiz eserleriyle Alman Edebiyatı’na katkıda bulundu. Özgün Avusturya Edebiyatı, ilk temsilcileri 1800’lerin başlarında ortaya çıkan barok üslubun gelişimi sonucu oluşup sesini duyurabildi. Yine de Avusturyalı yazarların oluşturduğu eserlerin köklü alman Edebiyatı’nın bir parçası sayılmaktan kurtulması kolay olmadı.

19. Yüzyıl: Bu yüzyıl başlarında Grillparzer (1791-1872) klasik üslupta kaleme aldığı Die Ahnfrau (Büyük Anne) 1817, Sappho (1818), Das Golden Vliess (Altın Post) 1821, üçlemesi ve Medea (1822) gibi kaderci tarihsel dramlanyla Avusturya tiyatro edebiyatına damgasını vuran ilk oyun yazarlarından biri oldu. Onu izleyen F. Raimund (1790-1836) Der Alpenköning und der Menchenfeind (Alpler Kralı ile İnsandan Kaçan) 1828, Der Verschwender (Savurgan) 1833 ile Avusturya tiyatrosunda karamsar bir güldürü türü yarattı. J. Nestroy (1801-1862) Lumpazivagabundus (Gariban Serseriler) 1833, Zu Ebener Erde und im Ersten Stock (Bir Yerde, Bir Gökte) 1838, Die Beiden Nachtwandler (İki Uyurgezer) 1836 gibi farslan, güldürüleri ve vodvilleriyle adını duyurdu. Schilflieder (Sazlıkların Türküsü) 1832, Savonarole (1838) ve Don Juanın (1844) yazarı şair N. Lenau (1802-1850) sonu çılgınlıkla noktalanan karamsar şiirler yazarak Alman romantik akımından çok Fransız Okulu’na yakın bir romantizmin temsilcisi olduğunu kanıtladı. Öte yandan, A. Stifter (1805-1868) Der Nachsommer (Yaz Sonrası) 1857, Witiko (1867) gibi iyimserliğe yönelik romanlar kaleme alırken, gerçek adını unutturmak için “Charles Sealsfield” imzasıyla yazan Kari Posti (1793-1864) Das Kajutenbuch (Kabineler Kitabı) 1841 ile Mettemich diktatörlüğünde özgür devlet anlayışına karşı çıktı. 19. yüzyılın ikinci yarısında L. Anzengruber (1839-1889) gerek bağnazlığı yeren oyunu Meineidbauer (Köyün Yalancısı) 1871, gerekse önyargılara karşı çıkan romanı Der Schandfleck (Yüz Karası) 1876 ile Avusturya Edebiyatı’na yeni bir hava getirdi. Geçmişe duyulan özlemi yansıtarak bugünü yaşamanın üzüntüsünü vurgulayan kısa öykülerinin toplandığı Novellen aus Osterrich (Avusturya Öyküleri) 1876-1897 ile F. von Saar (1833-1906) ve Das Gemeindekind (Mahallenin Çocuğu) 1887, Un sühnbar (Ödenmez Sır) 1890 gibi Rus ve Fransız yazarlarının etkisinde kalarak yazdığı romanlarıyla Marie von Ebner Eschenbach (1830-1916) Avusturya yaşamından canlı tablolar çizdiler. P. Rosegger (1843-1918) ise Der Gottsucher (Tanrı Arayışı İçinde) 1883, Jakob der Letzfte (Sonuncu Yakup) 1888 gibi yenilikçi akımlara karşı olan gelenekçi türde kentsel romanlanyla tanındı. Bu arada, dışa yönelerek Avrupa Edebiyatı’nın öteki akımlarından tam anlamıyla etkilemne olayı ancak bu yüzyılın sonlarında gerçekleşti; çağdaşlarınca bir estetikçi olarak anılan ve Gestern (Dün) 1891, Der Tod des Tizian (Tizian’ın Ölümü) 1892, Der Abenteurer und die Süngerin (Maceracı ile Ozan) 1899, gibi manzun oyunlarıyla eski Yunan tiyatrosunu taklit eden H. von Hofmannsthal (1874-1929), “ruhsal güldürüler” diye tanımlanan oyunları Anatole (1892), Liebelei (Gönül Oyunu) 1896, Der Grüne Kakadu (Yeşil Papağan) 1899 ve “iç monolog” biçiminde verilen romanı Leutnant Gustli (Teğmen Gustli) 1901 ile Proust ve James Joyce gibi yazarlan Avusturya Edebiyatı’na taşıyan A. Schnitzler (1862-1931) ilk kez klasik Alman Edebiyatı’nın sınırları dışına taştılar. Bu arada. Viyana bohem yaşamım İngiliz şiirine özgü alaycı bir dille yansıtan P Altenberg (1859-1919) şiir kitabı Wie ich es Sehe’de (Gördüğüm Gibi) 1896 bu türün en güzel örneklerini verdi. Onun yolunda yürüyen R. Beer Hofman (1866-1945) ve Traumgekrönt (Taçlı Düş) 1897, Das Buch der Bilder (Resim Kitabı) 1902, gibi başlıca eserlerini özellikle klasik okulun en romantik Maeterlinckçi ustalarından biri olarak yaratan şair R,M.Rilke (1875-1926) simgeci akınım temsilcileri sayıldılar, öte yandan, Dora (1893), Drut (1909) adh düzya^ zı eserleri de bulunan H. Bahr (1863-1934) edebiyatın her dalında tam bir eleştiri otoritesiydi, 1899’da kurduğu Die Fackel (Meşale) dergisinden Viyana toplumunun kusurlarını 1935’e kadar şiddetle topa tutan K. Kraus (1874-1936) bu dönemin en büyük polemikçisiydi.

İkinci Dünya Savaşı Öncesi: 19. yüzyıl sonlarında bilinçlenen Avusturya Edebiyatı, bağımlı bulunduğu Alman Edebiyatı’ndan tam anlamıyla kopamadıysa da yetenekli ve özgün yazarlarıyla ulusal kişilik arayışı içinde olan gelişimini kararlı bir biçimde sürdürdü. Avrupa tarihinin özenli bir incelemesini gözler önüne seren üçlemesi Die Nachtwandleren (Uyurgezer) 1932 ve Der Tod des Vergil’inde (Virgil’in Ölümü) 1945, romancı H, Broch (1886-1951) yenilikçi edebiyat yöntemleri uygulayıp sürdürdüğü deneyleriyle kendinden sonraki kuşaklara öncülük yaptı. R. von Musil (1880-1942) ölümünden sonra tamamlanıp yayımlanan uzun romanı Der Mann ohne Eigenschaften’de (Hiçbir Özelliği Olmayan Adam) 1930-1933 Habsburg İmparatorluğu’nun çöküş yıllarını anlatarak Avusturya toplumunun Almanya’ dan değişik özellikte bir ulus olduğunu vurgulamaya çalıştı. Musil gibi Heimito von Doderer (1896-1966) de aynı amacı benimseyerek Strudhofstiege (Çöküşe Giden Adımlar) 1951 romanını kaleme aldı. Stefan Zweig (1881-1942) Erstes Erlebnis (İlk Serüven) 1911, Amok (1923), Acımak (Ungeduld des Herzens) 1938, gibi romanlarında ve kısa öykülerinde, özellikle en güzel eseri olan ve intiharından sonra yayımlanan özyaşamöyküsü Die Welı von Gestern’de (Dünkü Dünya) 1943, Freudcu inceleme yöntemleri kullanarak yurttaşı bir bilimcinin yeni buluşlarını değerlendirdi. Romanları Redetzkymarsch (Radetzky Yürüyüşü) 1932, ve Die Kapuznergruft (Rüşvet) 1938 ile Avusturya’da Birinci Dünya Savaşı sonrası ahlak çürümesini yansıtan J. Roth (1894-1939) aynı dili kullanmalarına karşın Almanya’dan ayrı yöresel özellikler taşıdıklarını da vurguladı. A. P. Gütersloh (1887-1970), J. Leitgeb (1897-1952), A. Lemet Holenia (1897-1973). K.H. Waggeri (1897-1973) bu dönemin öteki önemli romancılarıydı. Bunlarm eserlerinde Yahudi etkisinin Almanca olarak yazan öteki tüm yazarlara oranla daha ağır bastığı görülür.

Bu arada, Avusturya Tiyatrosu da canlı eserlerle yaşamını sürdürdü; Max Mell (1882-1971) geleneksel gizemci Hriistiyan oyunları kalıbı altında çağdaş konuları ele alıp irdeleyen aşk yüklü dramları Das Apostespiel (Havariler Oyunu) 1922, Das Nachfolge Christi-Spiel (Hz, İsa’yı Öykünme Oyunu) 1927 ile en çok dikkat çeken oyun yazarlarından biriydi. F. T. Csokor (18854969) Gom General (Tanrı’nın Generali) 1938. Kafypso (1942), Der Verlorene Sohn (Yitik Oğul) 1946 gibi birbirinden güzel çağdaş melodramlarıyla Avusturya tiyatro edebiyatını zenginleştiren yazarlardan biri oldu. Yazdığı tuhaf güldürülerle tiyatro yaşamım şenlendiren F, Bruckner (189M958) de önemli bir oyun yazarıydı.

Lirik şairlerin en büyüğü diye anılan F. Braun (1885-1973), Viyana Şiirleri (1926) ve manzum oyunu Kirbisch (1927) ile Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Avusturya yaşamını taşlayan A. Wildgans (1881-1932); ruhsal bunalımlara ve ölüme çözü arayan ve gerek iç huzuru gerekse ölümsüzlüğü şiirde bulunan dışavurumcu G. Traki (1887, 1914); Der Veltfreund (Herkesin Dostu) 1912, Wir Sind (Biz de Varız) 1913, Der Gerichtstag (Kıyamet Günü) 1919, gibi şiir kitaplarında insanın bir gün geçmiş zamanın değerlerine döneceğini ve Tanrı’nın sureti olarak yaratılmanın bilincine varıp bundan sonsuz onur duyacağını dillendiren filozof şair Franz Werfel (1890-1945); Nasyonal Sosyalizm’den esinlenerek yazdığı faşist eğilimli şiirleri Adel und Untergang (Soyluluk ve Yozlaşım) 1934, Zwischen Göttern und Damonen (Tanrı ile İblisler Arasında (1938) ile J. Wenheber (1892-1945) bu dönem Avusturya şiirinin başta gelen temsilcileri sayılırlar.

İkinci Dünya Savaşı Sonrası: İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulusallıktan çok evrenselliğe yönelen Avusturya Edebiyatı’nda dar çerçeveli bir yöreselliğe özenme baskısından kurtulma olayının ilk patlaması özellikle roman ve kısa öykü dallarında görüldü. Bu dönem başlarının yeni kuşak yazarlarından George Saiko (1892-1962) Auf dem Floss (Irmağın Suları Üzerinde) 1948 ve Der Mann im Schilf (Sazlıktaki Adam) 1955, adlı eserleriyle ustası R. von Musil’in “ırmak roman” geleneğini sürdürdü. Fritz Habeck (1916), Remarque’ı anımsatan tema biçimciliğine; Die Herren Söhner’inde (Tanrı’nın Oğulları) 1963, Viyanalı bir ailenin yaşamından canlı kesitler vererek Avusturya’da savaş sonrası bunalımlı yılları olağanüstü yalın bir dille aktaran Peter von Tramin (1923) Zola’nın Fransız gerçekçiliğine saparak yukarıda anılanların izlediği yoldan ayrılmış oldular. Daha sonra Jeanie Ebner (1918) kaleme aldığı birçok kısa öyküde çeşitli Avrupa akımlarını denedi ve sonunda Rus yazarlarının genelde diyalogsun, yoğun anlatımlı üslubunda karar kıldı. Milo Dor (1923), Reinhard pedemann (1923-1976), Herbert Eisenreich (1925) kısa öykü yazarları olarak Ebner’in açtığı yolda yürüdüler. Kadın yazar İlse Aichinger (1921) de yoğun anlatım biçimini benimsemekle birlikte Kafka’nın derin etkisinde kalarak yazdığı Büyük Umut (1948) ve Eliza, Eliza (1966) gibi romanlarında insanın kara yazgısının anlamına çözüm getirmeye çalıştı.

Avusturya Tiyatrosu bu dönemde bile hâlâ Die Erweckung des Zosimir (Zosimir’in Uyanışı) 1960, Das Zeichen, an der Wand (Duvardaki İşaret) 1962, gibi melodramlarıyla Viyana sahnelerini parsellemiş olan usta oyun yazarı Csokor’un güçlü etkisi altındaydı. Genç kuşaktan Fritz Hochwalder yürekli bir çıkışı simgeleyen Tausena und Drei (Bin Üç) 1962 ile Raimund Berger (1917-1954) İbsenvari gerçekçi toplumsal sorun oyunlarıyla yeni bir tiyatro estetiği yaratmaya yönelirken, İonescu ve Becket gibi yazarların etkisinde kalarak yazan Hans F. Kühnelt (1918), Harald Zusanek (1922), özellikle Kurt Benesch (1926) ve Adolf Opel (1935) “Anlamsız” ya da “Öncü” tiyatronun değişik türlerini Avusturya sahnelerine taşıyarak çağdaş akımlara ayak uydurdular.

Bu arada, Theodor Kramer (1857-1958), Ernst Waldinger (1896-1970) gibi dış ülkelere göçen eski kuşak şairlerinin ve dolayısıyla dışavurumculuğun etkisinden kurtulan şiir de genç kuşağın elinde birbirinden ayrı iki akım olan yeni-gerçekçilik (neorealism) ile gerçeküstücülüğe (surrealism) yönelerek kendi doğrultusunda bir toparlanma dönemine girdiyse de Christine Lavant (1915-1973), Christine Busta (1915) ve Franz Kiessling (1918) gibi romantik şairler sonuna kadar lirizmde ayak dirediler. Bu arada gerçekçilerden Walter Toman (1920), Gerhard Fritsch (1924-1969), Wieland Schmied (1929) ve Andreas Okopenko (1930) güncel olayları somut bir biçimde dizelere dökmeye çalışırken, İngeborg Bachmann (1926-1973) çabasını sözcük dağarcığını zenginleştirerek konuşma diline şiirsel bir hava getime etkinliği üzerinde yoğunlaştırdı. Öte yandan, “Wiener Dichtergruppe” (Viyanalı Şairler Grubu) adı altında Hans Carl Artmann’ın çevresinde toplanan birtakım gerçeküstücüler, özellikle Paul Celan’ın (1920-1970) Andre Breton’dan yaptığı Die Niemandsrose (Kimsenin Olmayan Gül 1963), çevirisinden sonra bu türe yönelik bir “deneysel” şiir biçimi geliştirme uygulamasına giriştiler. Daha genç kuşaktan olan Gerhard Rühm (1930) ve Konrad Bayer’in (1932-1964) dizelerinde barok bir anlayışın yanı sıra doğu gizemciliği, halk deyimleri ve yöresel ağız gibi çarpıcı öğeler yer alırsa da bu türün en gelişmiş biçimine ancak Friederike Mayrökcer’in (1924) Tod Durch Musen (Perilerin Elinde Ölüm) 1966, Ernest Jandl’ın (1925) Laut und Luise (Ses ve Luise) 1966 adlı eserlerinde ve Peter Handke’ın (1942) tüm şiirlerinde rastlamak olasıdır.


Leave A Reply