Azerbaycan Tarihi

0

Azerbaycan tarihçesi, tarihi. Azerbaycan tarihi eserleri, Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanması, hakkında bilgi.

Azerbaycan; Romalılar tarafından Albanya, Araplar tarafından Arran diye adlandırılan Azerbaycan, günümüzdeki İran Azerbaycanı ile birlikte uzun süre büyük göçlerin önemli bir kavşak noktası ve Araplarla Hazar Türklerinin savaş alanı olarak kaldı. İS 7. yüzyılda İslâm İmparatorluğu’nun yayılmasıyla birlikte Arapların egemenliğine girdi. 11. yüzyıldan sonra Türk egemenliğine geçti ve Türkçe egemen dil olarak yayıldı. 1236’dan 1498’e kadar Azerbaycan, Hülagu’nun kurduğu İlhanlı İmparatorluğu’nun merkezi durumuna geldi. 16. yüzyılda Osmanlılarla İranlılar arasında egemenlik için çekişme alanı haline geldi. 18. yüzyılın ilk yarısında Nadir Şah, Osmanlı yönetimine son verdi. 1828 Türkmençay Antlaşması ile Aras Irmağı’nın kuzeyinde kalan kesim, Hazar Denizi boyunca uzanan bir toprak şeridiyle birlikte Ruslara bırakıldı. Böylece günümüzdeki İran sınırı geçerli olmak üzere Azerbaycan, İran ile Rusya arasında ikiye parçalanmış oldu. 20. yüzyıl başlarında Azerbaycan bir ayaklanma hareketinin merkezi haline geldi. Azerbaycan 1917 Ekim Devrimi’nden hemen sonra Ermenistan ve Gürcistan’ın yanında devrim karşıtı Transkafkasya Federasyonu’nda yer aldı. Ulusal Konseyi yöneten Milliyetçi Eşitlik Partisi, 28 Mayıs 1918’de başkent Gence olmak üzere Azerbaycan’ın bağımsızlığını duyurduysa da Nisan 1920’de Kızıl Ordu tarafından kuşatılan bölge, SSCB topraklarına katıldı ve 5 Aralık 1936’da federe cumhuriyet oldu. SSCB’de 1985 Martından beri izlenmeye başlayan “glasnost” (açıklık) ve “perestroika” (yeniden yapılanma) politikaları, ülkeyi beklenenin de ötesinde sarsarken o zamana dek bastırılmış birtakım duygular, özlemler, akımlar da meydanı boş bularak birden boy gösterdiler. Bunların arasında Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti’nde, aslında zaten o döneme kadar belli ölçülerde de olsa canlı tutulmuş olan Ermeni milliyetçiliği ve Azeri-Türk düşmanlığı dizginlerinden boşanmışcasına ve kitlesel bir biçimde kendini gösterdi. 1988 yılının başlamasıyla birlikte Ermeniler; Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’ne bağlı olan ve Ermeni nüfusun çoğunlukta bulunduğu Dağlık-Karabağ Özerk Bölgesi’nin, Azerbaycan’ dan alınıp Ermenistan’a bağlanması istemini açıkça seslendirmeye başladılar. Şubatta, Ermenistan’ın başkenti Erivan’da, hemen her gün yaklaşık bir milyon kişinin katıldığı dev mitingler düzenlendi. Bu mitinglerin başlıca teması, Azeri-Türk düşmanhğı, “soykırım” iddiası ve yayılmacılıktı. Doğal olarak Azerbaycan’da buna tepkiler başladı. 28 Şubatta bu tepkiler, Sumgait Kenti’nde kanlı bir çatışma biçimine dönüştü. Azerbaycan’da yaşayan Ermeniler ile Azeri aleyhtarlığı bu olaydan hız alarak artarken Ermeniler de mazlum rolüne bürünerek yayılmacı istemlerini sürdürdüler. Bunun yanı sıra, Ermenistan ve Karabağ’daki Azerilere karşı yoğun baskı ve saldırılarda bulunmaya başladılar. Dev mitingler sürdü.

Advertisement

7 Aralık 1988’de Ermenistan’da meydana gelen şiddetli deprem, Ermeni saldırganlığını dizginlemekte belirleyici oldu. Yaralarını sarma derdine düşen Ermeniler, bu durumu dünya kamuoyunda kendilerine destek sağlamak için istismar etmenin dışında, uzun süre politik olarak fazla bir harekette bulunmadılar.

1990’la birlikte, Ermeniler yeniden saldırgan ve yayılmacı bir politika izlemeye koyuldular. 1 Ocakta, Ermenistan Yüksek Sovyeti, oybirliğiyle “Birleşik Ermenistan” kurulması ve Dağlık-Karabağ ile Türkiye sınırları içinde bulunan “Ermeni toprakları”nın da bu “Birleşik Ermenistan” çatısı altına alınması yolunda bir karar çıkarttılar. Ermenilerin yayılması amaçlarının en somut göstergesi olan bu karar, Moskova tarafından geçersiz sayıldı. Ancak, Azerbaycan’da da ulusal tepkinin tırmanışa geçmesi ve Moskova’nın Ermenileri kolladığı izleniminin güçlenmesi Azerbaycan ile Moskova ilişkilerini gerginleştirdi.

1988’de olayların denetim altına alınabilmesi için Dağlık Karabağ’ın yönetimi, Azerbaycan’dan alınıp geçici olarak Moskova’ya bağlanmıştı. Aralık 1989’da Karabağ’ın yeniden Bakü’ye bağlanması, Azerileri yatıştırmaya yetmediği gibi, Ermenileri de büsbütün öfkelendirdi. Bu ortamda, geçen iki yıl boyunca Ermenistan’dan göçüp Azerbaycan’a sığınmak zorunda kalan 200 bin kadar Azeri mülteci çok zor koşullarda yaşıyor olmanın da öfkesiyle saldırgan eylemler içine girdiler. Azerbaycan Halk Cephesi, 1989’da kurulmuş bir örgüt olarak Azerbaycan halkının ulusal direnişine önderlik etmeye başladı. Ermeni istemlerine koşut olarak Azeri tepkisi de tırmandı. Ancak, Azeriler Moskova’yı doğrudan karşıya almak durumunda kaldılar. 13 Ocak 1990’dan itibaren Azerbaycan’ın çeşitli kentlerinde, Ermeni mahalleleri fanatik ve kışkırtılmış grupların saldırısına uğradı. Komünist Partisi’ne ve hükümete ait binalara da saldırılar başlaması üzerine ilkin olağanüstü hal ilan edildi. Olayların yatışmayışı üzerine, Sovyet Kızıl Ordusu müdahale etti. Resmi rakamlara göre, 27’si asker olmak üzere 28 Ocak’ta 125 kişinin öldüğü açıklandı. Azeri çevreler ise gerçek ölü sayısının bu rakamın çok üstünde olduğunu, 400’ü bulduğunu ileri sürdüler. Sovyet müdahalesi, olayların odak noktasını, Ermeni-Azeri çekişmesinden, Azerbaycan’ın bağımsızlık ilanı yönüne çekti. İki ayı aşkın bir süre genel greve gidilirken Ermenistan da ekonomik ablukaya alındı. Ancak SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Azerbaycan da bağımsızlığını ilan etti (1 Eylül 1991); bu karar, başta Türkiye olmak üzere birçok ülke tarafmdan kabul edildi.

Advertisement

Azerbaycan’ın da aralarında bulunduğu 11 eski SSCB cumhuriyeti Kazakistan’ın başkenti Alma-Ata’da toplanarak SSCB’nin hukuki varlığına son verirken gevşek bağlarla birbirine bağlı olan Bağımsız Devletler Topluluğu’nu (BDT) oluşturdular (2l Aralık 1991). Bağımsızlık sonrasında Ermenilerin Dağlık Karabağ’ı ele geçirmek için giriştikleri saldırılar, Azerbaycan Milli Ordusu’nun direnişiyle karşılaştı. Çarpışmalar 1992 boyunca sürüp gitti. Sovyet rejiminin son devlet başkanı olan Ayaz Muttalibov, Türkiye’ye gelerek Ermeni sorununa çare bulmak için destek istedi. Ancak Ermeni saldırılarına gerekli karşılığı veremeyince baskılar sonucu görevinden istifa etmek zorunda kaldı (6 Mart 1992). Savaş sırasında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini Halk Cephesi lideri Ebulfeyz Elçibey kazandı (9 Haziran 1992).

1992’ye bağımsız devlet konumunda giren Azerbaycan’ın en önemli sorunu, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’nde yaklaşık üç yıldır sürüp giden Ermeni saldırılarının önüne geçilememesiydi. Bunda, askeri donanım açısından daha güçlü olan Karabağ Ermenilerine Ermenistan Cumhuriyeti’nin destek vermesi, Batı ülkelerindeki güçlü Ermeni lobilerinin olayları Azeriler aleyhine çarpıtmalarının rolü büyüktü. Bu arada eski Devlet Başkanı Ayaz Muttalibov’un başını çektiği bir darbe girişimi, halkın kararlı direnişiyle son buldu ve Muttalibov Rusya’ya kaçtı. Elçibey’in seçilmesiyle moral bulan Azeri Ordusu, karşı saldırılarla Ermenilerin elindeki 15 yerleşim merkezini geriye almayı başardı. Elçibey ilk dış geçişini Türkiye’ye yaparak destek aradı (1-5 Kasım). Ulusal Meclis’in ülkenin resmi dilinin “Türkçe” olduğu yolunda aldığı karar (16 Aralık 1992), ülke çapında olumlu tepki aldı. 1993 başlarında Gence’de patlak veren ayaklanmada Elçibey geri plana çekilince Meclis başkanlığına getirilen Haydar Aliyev, cumhurbaşkanının da yetkilerini üstlendi. Ayaklanmacı Suret Hüseyinov da başbakan ve başkomutanlığa getirildi (Haziran 1993). Halkoylamasıyla Elçibey görevden uzaklaştırıldı (Ağustos 1993), Meclis’in kararıyla ülkenin BDT’ye üye olması kabul edildi (Eylül 1993). Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de Haydar Aliyev kazandı ve S. Hüseyinov’u devre dışı bırakarak ülkenin tek güçlü adamı haline geldi.


Leave A Reply