Bencil Dev Masalı

0
Advertisement

Dünya çocuk edebiyatından güzel seçme bir masal olan Bencil Dev isimli masalı aşağıdan rahatlıkla okuyabilirsiniz. Bencil Dev Masalı

Çocuklar, her akşamüstü okuldan dönerken, Dev’in bahçesine girip oynarlardı. Kocaman ama, sevimli bir bahçeydi burası. Yumuşak, yeşil otların arasında oraya, buraya serpiştirilmiş yıldızlar gibi çiçekler görünürdü. On-iki şeftali ağacı vardı, ilbaharın, pespembe, inci rengi nefis tomurcuklar açar, güz gelince de bir sürü yemiş verirlerdi. Kuşlar da en çok bu ağaçların dallarında oturup şakımayı severlerdi.

— «Ne kadar mutluyuz burada!» diye bağırışırlardı.

Çocuklar da, oyunlarını yarıda bırakıp, onları dinlerlerdi.

Derken, günün birinde Dev evine döndü. Bir dev arkadaşına gitmişti. Yedi yıl boyunca bütün söyleyeceklerini söyledikten sonra, evine dönmeye karar vermişti. Geri döndüğünde bir de baktı ki bahçesinde çocuklar oynuyor! Pek kaba bir sesle bağırdı:

Advertisement

— «Ne arıyorsunuz benim bahçemde?»

Onu duyunca çocuklar kaçıştılar.

Dev: «Benim bahçem benim bahçemdir!» diyordu. «Bunu herkes bilmeli! Benden başka hiç kimsenin burada oynamasına izin vermem!»

Böylece, bahçenin çevresine kocaman, yüksek bir duvar ördü; bir de levha astı:

Advertisement

İZİNSİZ GİRENLER CEZALANDIRILIR

O çok bencil bir devdi.

Şimdi zavallı çocukların oynayabilecekleri bir yer kalmamıştı. Yolda oynamayı denediler ama, yol çok tozluydu; üstelik de sivri sivri taşlar vardı. Herneyse, çocuklar yolda oynamayı seviyorlardı. Dersleri bitince gelip yüksek duvarın çevresinde dolanıyorlar, artık göremedikleri güzel bahçeden konuşuyorlardı:

— «içerde oynarken ne mutluyduk!»

Advertisement

Derken, ilkbahar geldi.

Ülkenin her yanını küçücük tomurcuklar, kuşlar kapladı. Yalnız Bencil Dev’in bahçesinde hâlâ kış vardı. Çocuklar oynamadığı için orada kuşlar da gelip ötmüyordu.

Bir keresinde güzel bir çiçek otların arasından başını çıkardı, çevresine bakındı. Levhayı okuyunca, çocuklar için çok üzüldü, yeniden toprağın altına süzülüp uykuya daldı.

Bu durumdan sevinç duyan iki kişi vardı: Kar ile Don.

Advertisement

— «İlkbahar bu bahçeyi unuttu. Böylece bütün kış boyu burada yaşayacağız!» diye sevinçle söyleniyorlardı.

Kar koca beyaz peleriniyle otlarm üzerini örttü. Don da ağaçları gümüş rengine boyadı. Sonra da kendileriyle birlikte oturması için Kuzey Rüzgârı’m çağırdılar. O da geldi. Kürklere sarınmıştı. Bütün gün boyunca bahçede kürkredi durdu. Bacalardan üfledi.

— «Burası nefis bir yer!» diyordu. «Dolu’yu da çağırmalıyız.»

Böylece, Dolu da geldi. Her gün üç saat damda tepişti. Sonunda damdaki kiremitlerin çoğunu kırdı. Damdan indikten sonra, gidebildiği kadar hızla, bahçeyi dolaşıyor, ortalığı birbirine katıyordu. Kurşuni renkli giysileri vardı. Soluğu da buz gibiydi.

Advertisement

Bencil DevBencil Dev: «Anlamıyorum! ilkbahar gelmekte niçin bukadar gecikti?» diyordu. Penceresinin önüne oturmuş, soğuk, beyaz bahçesine bakıyordu. «Umarım ki yakında hava değişir.»

ilkbahar gelmedi. Yaz da gelmedi. Güz, her bahçede altın yemişler verirken, Dev’in bahçesine uğramadı bile.

— «Çok bencil o!» diyordu.

Bir sabah Dev çok tatlı bir ezgiyle uyandı: Kralın çalgıcıları geçiyor sandı. Aslında küçük bir ketenkuşu şakı-yordu. Ne var ki, bahçesinde kuş sesi duymayalı aradaîı okadar uzun süre geçmişti ki, bu şakıma ona dünyanın en güzel ezgisi gibi geldi.

Advertisement

Derken, Dolu, Dev’in başının üzerinde, tepinmeyi kesti; Kuzey Rüzgârı u-ğuldamayı bıraktı. Arkasından da açık pencereden hoş bir koku gelip odayı doldurdu.

Dev: «Besbelli ilkbahar geldi!» deyip, yatağından fırladı.

Dışarı baktı. Bir de ne görsün!

Dünyanın en güzel görüntüsü! Bahçe duvarındaki küçük bir delikten çocuklar içeri sızmışlar, ağaçların dallarında oturuyorlar. Ağaçlar da onları görünce sevinçten pıtrak gibi tomurcuk açmışlardı. Küçüklerin başları üzerinde nazlı nazlı kollarını sallıyorlardı. Kuşlar her yanda uçuşuyor, sevinçle cıvıldaşıyorlardı. Çiçekler de, yeşil otlar arasından başlarını çıkarmış, gülüşüyorlardı.

Advertisement

Güzel bir görünümdü. Ama, o ne?

Bahçenin en uzak köşesinden kış gitmemişti. Bir minik oğlan duruyordu orada. Okadar minikti ki en alttaki dallara bile yetişemiyordu. Şaşkın şaşkın, ağacın çevresinde dönüyor, acı acı ağlıyordu.

Zavallı ağaç hâlâ karla kaplıydı. Kuzey Rüzgârı tepesinde uğulduyor, üflüyordu.

Ağaç: «Tırman, küçük oğlan!» diyerek, eğilebildiği kadar dallarını aşağı sarkıtıyordu ama, oğlan pek minikti.

Advertisement

Pencereden bakarken, Dev’in yüreği yumuşayıverdi.

— «Ne de bencilmişim meğer ben!» dedi. «Şimdi anlıyorum ilkbahar niçin gelmedi benim bahçeme! Şu küçük oğlanı ağaca oturtayım, sonra da duvarı yıkayım. Bundan böyle bahçem çocukların oyun bahçesi olacak.»

Yaptıkları için gerçekten üzülmüştü.

Usulca merdivenden indi, ön kapıyı gıcırdatmadan açtı, bahçeye çıktı.

Advertisement

Çocuklar onu görünce çok korktular, hemen dışarı kaçıştılar. Bahçeye de hemen kış geri geldi. Yalnız minik oğlan

kaçmamıştı. Gözleri yaş içerisinde olduğundan, Dev’in geldiğini görememişti.

Dev yavaşça çocuğun arkasından yanaştı. Usulcacık avucuna aldı, ağaca koydu.

Ağaç çabucak tomurcuklarını açtı, kuşlar gelip dallarına kondular. Minik oğlan kollarını uzattı, Dev’in boynuna sarıldı, yanaklarından öptü.

Advertisement

Devin artık kötü davranmadığını görünce, öbür çocuklar da bahçeye döndüler. Onlarla birlikte ilkbahar da geri geldi.

Dev: «Artık burası sizin bahçemiz!» dedi.

Sonra, o koca baltasıyla duvarı yıktı.

Kentliler öğleyin çarşıya giderken şimdiye dek görmedikleri güzellikte bir bahçe gördüler, içinde bir devle kendi çocukları neşe içerisinde oyun oynuyordu.

Advertisement

Bütün gün boyunca oynadılar. Akşam olunca çocuklar Dev’e gelip: «Hoşça-kal!» dediler. .

Dev: «İyi ama, benim ağaca koyduğum o minik arkadaşınız ner’de?» diye sordu.

Kendisini öptüğü için en çok o oğlanı sevmişti.

Çocuklar: «Bilmiyoruz. Gitti o!» diye karşılık verdiler.

Advertisement

— «Söyleyin, mutlaka yarın gene gelsin!»

Çocuklar: «Nerede oturduğunu bilmiyoruz ki! Daha önce de hiç görmemiştik biz onu!» dediler.

Dev çok üzülmüştü.

Her akşamüstü okuldan sonra çocuklar bahçeye gelip Dev’le oyun oynuyorlardı. Dev’in sevdiği o küçük oğlan ise bir daha hiç görünmemişti. Dev bütün çocuklara çok iyi davranıyordu ya, gene de ilk arkadaşını unutamıyordu. Sık sık: «Onu görsem ne mutlu olacağım!» deyip duruyordu.

Advertisement

Fişek: «Sanırım beni daha önemli bir eğlenti için saklıyorlar» dedi. «Bunun böyle olduğundan hiç kuşkum yok.»

Her zamankinden daha kasıntı bir görünüşü vardı.
Ertesi sabah saray adamları geldiler, ortalığı toplayacaklardı.

Fişek, kendi kendine: «O! bu gelenler besbelli bir kurul üyeleri!» dedi. «Beni almaya geldiler. Onları çok ağırbaşlı karşılamalıyım.»

Burnunu havaya dikmiş, kaşlarım çatmıştı. Sanki çok önemli bir konuyu düşünürmüş gibi bir hali vardı. Kimse onu görmedi bile. Takındığı bütün tavırlar boşa gitti.

Advertisement

Derken, adamlar tam dışarı çıkıyorlardı ki bir tanesinin gözüne ilişti bizim kendini-beyenmiş Fişek.

— «Hey! şuna bakın! Bu ne kötü bir fişek böyle!» dedi, onu tuttuğu gibi duvarın ötesindeki çukura atıverdi.

Fişek, havada uçarken: «Kötü fişek, kötü fişek…» diye kendi kendine söyleniyordu. «Olamaz!» «Büyük fişek» demek istedi, besbelli. «Kötü» ile «büyük» öyle birbirlerine benziyor ki söylerken! Aslmda aym anlama da geliyorlar ya.»

Yıllar geçti. Dev artık çok yaşlanmıştı. Oyun oynayacak hali de kalmamıştı. Bu yüzden, koca bir koltukta oturuyor, çocukları, bahçesini zevkle seyrediyordu.

Advertisement

— «Birsürü güzel çiçeğim var ama, çocuklar çiçeklerin en güzeli!» diyordu.

Bir kış sabahı, giyinirken, pencereden dışarı baktı. Artık kışı bile seviyordu. Biliyordu ki bu dönemde ilkbahar uykusunu uyuyor, çiçeklerini , dinlendiriyordu.

Birdenbire gözlerini oğuşturdu. Baktı, bir daha baktı. Gerçekten çok güzel bir görünümdü.

Bahçenin en uzak köşesindeki ağaç baştan aşağı beyaz tomurcuklarla kaplanmıştı. Dalları altından, yemişleri gümüştendi. Ağacın altında o sevdiği minik oğlan duruyordu.

Advertisement

Dev, büyük bir sevinç içinde, merdivenden aşağı koştu. Çabucak bahçeyi aştı, çocuğun yanma geldi. İyice yaklaşınca yüzü öfkeden kıpkırmızı oldu.

— «Seni yaralamaya kim cesaret etti?» diye sordu.
Çünkü çocuğun avuçlarında, ayacık-larmda çivi izleri vardı.

— «Söyle bana: Kim cesaret etti? Söyle ki kılıcımı alıp onu ikiye biçeyim!»

Çocuk: «Hayır!» diye karşılık verdi. «Bunlar sevgi yaralan.»

Advertisement

Dev: «Kimsin sen?» dedi.

Korkuyla karışık tuhaf bir sevgi sarmıştı devin bütün benliğini. Çocuğun önünde diz çöktü.

Çocuk gülümsedi.

— «Bir keresinde bahçende oynamama izin vermiştin.» dedi. «Bugün de sen benim bahçeme, Cennet’e geleceksin.»

Advertisement

Akşamüstü çocuklar bahçeye geldiklerinde, Dev’i ağacın altında uzanmış buldular. Üzeri beyaz tomurcuklarla örtülmüştü. Artık onlarla hiç oynayamayacaktı.


Leave A Reply