Binbir Gece Masalları

2

Binbir Gece masalları nedir? Binbir Gece Masalları nasıl ortaya çıkmıştır. Binbir Gece masallarına bir örnek. Binbir Gece masalının çıkışı.

Arap edebiyatının en güzel eserlerindendir. Gerek eskiliği gerek anonim oluşu hızla yayılmasına yol açmıştır. Hatta çok sonraları ona benzetilerek “Binbir Gündüz Masalları” diye başka bir serinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. *


Binbir Gece Masalları kökleriyle Sanskrit dilinden İran’ın Pehlevi diline nakledilen ve Hezâr-efsâne (Bin Masal) denilen hikayelere bağlıdır. Gerek bütünü gerek arasından bazı hikayeler dilimize olduğu gibi dünya dillerine de çevrilmiştir. Hatta Ali Baba ile Kırk Haramiler, Alaaddin’in Sihirli Lambası gibileri klasik çocuk masalları arasına girmiştir.

Masalların bu adı almasına sebep Binbir Gece Masalları nın çıkış noktası için söylenen rivayettir. Rivayete göre;

Bir Sultan her gece yanına bir cariye alır, ertesi sabah boynunu vurdururmuş. En sonunda sıra vezirinin kızına gelmiş. Akıllı vezir kızının yanına kardeşi diyerek çok iyi masal bilen birini katmış. Kız Sultan’dan söz almış: Anlatacağı hikaye bitmedikçe kendisine dokunmuyacaktır. Bunun üzerine gündüzleri masalcıdan masal dinleyip geceleri Sultan’a anlatmaya başlar. Gün doğarken anlattığı masalı ya en meraklı yerinde keser ya da daha meraklı bir yenisine başlar. Böylece kitabın yarısına kadar hemen hiçbir hikaye tamamlanmamış olduğu için kız ölümden kurtulur. Sonra da anlattığı masalların sonunu gene aynı zincirleme usulüyle geriye dönerek bitirmeye başlar. Böylece her kadının Sultanın sandığı gibi akılsız, erkekleri aldatan bir kimse olmadığını ispat eder ve sonunda ölümden kurtulur.

Binbir Gece Masallarından Bir Örnek : YAŞLI VEZİR


Şam hükümdarlarından Bedrettin Lü’lü’ün Atiyülmülk adlı veziri vardı. Zavallı adam gülmesini unutmuş, kara yaslara batmıştı. Ne yapsalar ne türlü eğlenceler tertipleseler Atiyülmülk’ü neşelendirmek mümkün olmazdı. Günün birinde Bedrettin bu hale dayanamıyarak vezirinin derdini öğrenmek istedi ve onu sıkıştırdı. Vezir de neden bu hale geldiğini anlattı.

Atiyülmülk, Bağdat şehrinin mücevhercilerinden birinin oğluydu ve asıl adı Hasan’dı. Babasının isteğine uyarak iyice okudu, yazdı, tahsil etti, yetişti. Ama büyük bir kusuru vardı: Para hesabı bilmezdi. Nihayet bir gün babası onu karşısına çekti:

— «Oğlum, ben gerçi zengin bir insanım», dedi, ‘«ama, hazıra dağ dayanmaz. Ben öldükten sonra sefalete düşersen yapacağın tek şey filan yerdeki uçurum kenarında bulunan ağaca kendini asmaktır.

Günün birinde Hasan’ın babası öldü. İhtiyar adamcağızın görüşü de doğru çıktı. Yani Hasan elindeki servetin altından girip üstünden çıktı. Meteliğe muhtaç hale düştü. Gitti babasının tarif ettiği ağacın dalına kendini astı. Dal kırılıverince de içinden kıymetli taşlar döküldü.


Aklını başına toplayan Hasan bu dersten faydalanmak için ticarete atılmaya karar verdi. Baba dostu tüccarlardan biriyle ortak olarak Hürmüz şehrine gitmek üzere bir gemiyle yola koyuldu. Lakin arkadaşları gemide bunu sarhoş edip denize attılar hazinesini de elinden aldılar. Hasan güç bela ölümden kurtulup Hürmüz şehrine çıktı ama elinde delil olmadığından ortaklarının marifetini ispat edemedi. Üstelik hakim iftira ediyorsun diye onu hapse de tıktırdı. Hasan kendisini denizden kurtaran birinin şahitliğiyle hapisten kurtuldu ama ortağını ve arkadaşlarını koydunsa bul…

Nihayet Şiraz’a giden bir kervana boğaz tokluğuna iş görerek katıldı. Şiraz’da iş aramak için çarşı pazar gezerken Şah Tahmasp’ın saray adamlarından birinin gözüne çarptı ve odacılıkla saraya girdi. Bir gün hasbahçede bahçenin erkeklere kapandığı saati geçirip telaşla dolaşırken harem takımından peri kızı gibi bir güzele rastladı. Kızla arkadaşları bunu alaya aldılar. Hasan’a kadın elbisesi giydirip onu hileyle şah kızı Züleyha’nın haremine çıkardılar.

Züleyha ona kızlar arasında hoşuna giden birini seçmesini söyledi. Kendini Hasan’a Hale diye tanıtan Züleyha bu emri verdikten sonra o Hale’yi seçince kederinden hastalandı. Öldü haberi etrafa yayıldı. Hasan da Şiraz’dan ayrıldı. Yolda bir dervişe rastladı. Yirmi beş gün kadar birlikte giderek Kandahar’a vardılar. Kandahar şahın doğduğu gün halka açılan sarayı gezerlerken Tahmasp sarayında tanıdığı bir harem ağası onu bir eve getirdi.

Aslında Züleyha ölmemişti. Hasan’ın peşindeydi. Hale adıyla Kandahar’daki bu eve gelmişti. Hasan Hale’yi buldu ama yine kaybetti. Birçok olaydan sonra Hale Firuz Şah’ın sarayına cariye diye satıldı. Hasan olup bitenleri derviş arkadaşına anlattı. Züleyha ile kendisini görüştürmesini istedi. Fakat bu sırada Firuz Şah’ın silahlı adamları onu yakalayıp Şah’ın huzuruna getirdi. Derviş de Şah’ın yanındaydı. Olup bitenleri anlatınca Şah hepsini serbest bıraktı.

Hasan Bağdat’a geldi. Eski ortaklarını dava etti. Hasan hakkını aldı ama hainler kaçıp bir tuzak kurdular. Adamlarını kestiler. Züleyha da ortadan kayboldu. Musul’a gelen Hasan orada vezirliğe kadar yükseldi. Şam’a geldi. Şimdi de günün birinde Züleyha’ya rastlamak ümidiyle yaşıyor.






2 yorum

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?