Binicilik Sporunun Tarihçesi – Dünya’da ve Türkiye’de Biniciliğin Tarihçesi

0
Advertisement

Dünyada ve Türkiye’de binicilik sporunun doğuşu, tarihi gelişimi, özellikleri. Binicilik sporunun tarihçesi hakkında bilgi.

Binicilik Sporunun Tarihçesi

DÜNYADA BİNİCİLİK

Binicilik sporunun tarihi, insanın atı ehlileştirerek binmeye başladığı ilk çağlara dayanır. Dört bin yıllık geçmişiyle en eski spor dallarından biri olarak kabul edilir.

Orta Asya’daki göçebe toplulukların, milattan en az iki bin yıl önce atı binek hayvanı olarak kullandıkları bilinmektedir.

Atı avcılıkta ve savaşta kullandığı bilinen en eski topluluklar ise Asurlular, Babiller ve Hititlerdir. İskitler de binicilik konusunda yeteneklidir ve ilk eyer kullanan halk olarak bilinirler. M.Ö. 8. ve 7. yy.de İskitlerin atı Eski Yunan’a getirmeleriyle binicilik sanatı gelişmeye başlamıştır. M.Ö. 688’de Yunanlılar İskitlerden öğrendikleri biniciliği, araba yarışlarına dönüştürüp olimpiyat yarışma programına almışlardır. Eski Yunan’da biniciliğe verilen önem, bu sporla ilgili ilk yazılı kaynağa, Ksenephon’un “Hippike” (Binicilik) kitabına bakılarak anlaşılabilir.

binicilik-1

Advertisement
Spor olarak ilk düzenli at yarışları Arabistan’da başlamıştır.

Burada atlar önce susuz bırakılıyor ve daha sonra en yakın su kaynağına kadar yarıştırılıyorlardı. Yüzyıllar boyunca Doğu’nun hükümdarları büyük yetiştirme ahırları yaptırdılar ve atların enerji ve kuvvetini ölçmek için onları yarıştırdılar. Arap fatihleri ordularıyla Batı dünyasına yayılırken atlarını da beraberlerinde götürdüler. Arap atları ince yapılarından dolayı Avrupa’nın büyük atlarına nazaran daha hızlı olduklarından kısa sürede yarışlarda en popüler at cinsi durumuna geldiler.

İngiltere’ye düzenli at yarışları Romalıların işgaliyle geldi. Romalılar yerleştikleri her yerde at yarışları yaptılar, hipodromlar ve sirkler kurdular, ingilizler, Sezar gelmeden önce iki tekerlekli binek arabaları geliştirmişlerdi. Bu araba modelleri Yunan ve Roma dönemindekilere uyarlandı. Bu dönemin atları Avrupa ve Doğu atlarından elde edilmiş melezlerdi. At yarışları ingilizler için yeni ve çekici bir spor oldu ve bugüne kadar devam etti.

15. yy.da rahat oturmak için atın üzerine eyer konulmuş, kontrolünü sağlayabilmek için ağzına gem vurulmuştur.

Binicilik ilk kez 1912’de yapılan Stockholm Olimpiyatları programına dâhil edilmiştir. Binicilik sporunun modern kuralları 20 yy. başlarında belirlendi. İtalyan binici Federico Caprilli, 1902 yılında öne yatarak atlama stilini geliştirene dek süvariler atın sırtında dik dururlardı. 1950’li yıllara kadar bu spor asker kökenli sporcuların tekelindeydi. 1952 yılında düzenlenen Helsinki Olimpiyat Oyunları’nda Fransız Pierre J. d’Oriola altın madalya kazanan ilk sivil oldu. Dört sene sonra ingiliz Patricia Smtyhe, ekibi ile birlikte altın madalyaya ulaşan ilk kadın binici oldu.

1960’lı yıllarda binicilik gelişmeye başlamıştır. Bir zamanların savaş aracı olan atların yerini 2. Dünya Savaşı’nda mekanik silâhlar aldığından bu insan dostu hayvana sadece spor yapmak kalmıştır. Atlar bu dönemden sonra sadece spor amacıyla yetiştirilmeye ve eğitilmeye başlanmıştır.

Advertisement
Binicilik Federasyonu

FEI (Fédération Equestre Internationale) Uluslar Arası Binicilik Federasyonu, 1921 yılında kurulmuş olup merkezi isviçre’nin Lausanne kentindedir. FEl’nin kurucuları Belçika, Danimarka, ABD, Fransa, italya, Japonya, Norveç ve isveç ulusal federasyonlarıdır. Bunlar 24-25 Kasım 1921’de Paris’te ilk kuruluş kongresini yapıp ana tüzüğü imzalamışlardır. FEl’nin en önemli amacı; binicilik sporunun tüm disiplinleri için tek otorite olarak kurallar koymak ve programlar yapmak, bu sporu az gelişmiş ülkelerde de yaygınlaştırmak ve özel olarak atların sağlığını korumaya yönelik düzenlemeler getirmektir. FEl’nin ana ilkesi ise önyargısız ırk, renk ve din farkı gözetmeden üye ülkeler arasında eşitlik, karşılıklı saygı ve spor ahlâkı sağlamaktır.

TÜRKİYE’DE BİNİCİLİK

Türk kültüründe binicilik sporu (minyatür)

Türk kültüründe binicilik sporu (minyatür)

Atlar tarih boyunca Türklerin ortak tutkusu olmuştur. Göçebe ve savaşçı bir ırk olan Türk kültüründe at kutsal olarak görülmüş, üzerine şiirler, destanlar ve türküler yazılmıştır. Türkler atı M.Ö. 6. yüzyılda evcilleştirmişlerdir. Orta Asya’nın Yenisey bölgesinde, kayalar üzerine yapılmış at resimlerine ve eski dönemlerden kalma mezarlardan çıkan kimi eşyanın üzerinde süsleme amacıyla yapılmış at figürlerine rastlanmıştır.

Eski Türk masalları ve destanlarında da atın ayrı bir yeri vardır. Oğuz Destanı “at” sözcüğü ile başlar. Dede Korkut Masalları’nda at, insanla özdeşleşmiştir; öyle ki eski Türkler, “Türk atsız, kuş kanatsız olmaz.” derlerdi.

Gerek Selçuklu Devleti döneminde, gerek Osmanlı imparatorluğu döneminde binicilik ve at çok önemli kavramlardı. Selçuklular zamanında kurulan ve geleneklerini Osmanlılarda da sürdüren sipahiler atlı birliklerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya yayılmasında kuşkusuz atların önemi yadsınamaz. Osmanlı imparatorluğumun gelişme döneminde sarayda ve orduda at ile ilgili çeşitli meslek örgütleri de kurulmuştur. IV. Murad, 1624 tarihinde atların beslenmesi, yetiştirilmesi ve eğitilmesi konusunda bir kanun çıkarmıştır. Bu kanunun çıkışı sipahilerin yeniden düzenlenmesi amacına yöneliktir. Atların bakımı için saraydaki taycılar ve tay ağaları bu kanunla ahır ve at hizmetlerinde görevlendirilmiştir.

Advertisement
Osmanlılarda ilk at yarışları 1326 yılında Orhan Gazi zamanında yapılmıştır.

Tüm imparatorlukta yaygın olan at yarışlarının en önemlileri padişah huzurunda yapılanlar olup bunların tipik örnekleri ise Edirne Şenlikleri’nde yapılan yarışlardır. Osmanlılarda geleneksel yarışlar dışında, günümüz anlayışına yaklaşan at yarışları, düzenli olarak ilk kez 1881 yılında Sultan Abdülaziz döneminde başlamıştır. Sultan Abdülaziz başarılı atların sahiplerini ödüllendirerek at ırkının iyileştirilmesini teşvik etmiştir. Türkiye’de çağdaş anlamda binicilik ise 1910’lu yıllarda başlamış, 22 Mart 1913’te Sipahi Ocağı’nın kurulmasıyla da düzenli bir kulüp çalışması olarak resmen kabul edilmiştir. 1. Dünya Savaşı’nın başlaması ile kesintiye uğrayan binicilik çalışmaları, Kurtuluş Savaşı’nın ardından tekrar başlamış ve yayılmıştır.

Mussolini Kupası'nı kazanan Türk binicileri ve yöneticileri

Mussolini Kupası’nı kazanan Türk binicileri ve yöneticileri

Türkiye’de ilk binicilik okulu 1911 yılında Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa tarafından “Binicilik ve Tatbikat Okulu” adı ile kurulmuştur.

Bakırköy’de kurulan bu okulun komutanlığına Alman Yb. Bob getirilmiştir. Balkan Savaşları’nın çıkması ile okula 1 yıl ara verildikten sonra Davutpaşa Kışlası’nda binicilik etkinliklerine devam edilmiştir. Okul kısa bir süre için Orhaniye’ye nakledilmişse de buradaki tesisler amaca uymadığından Haydarpaşa Şimendifer Taburu Kışlası’na taşınmıştır. Okul komutanlıklarına sırası ile Bnb. Mahmut Esat Paşa ve Liman Von Sanders’in tavsiyesi ile Alman Yb. Fon Savfer getirilmiştir. Bu devrede temel ve yeni başlayanlar için binicilik eğitimi üzerinde durulduğundan yüksek biniciliğe geçilememiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile okul (1914-1918 yılları arasında) kapatılmıştır. 1919-1923 yılları arasında Abidinpaşa sırtlarındaki askeri birliklerde Sakarya Savaşı için süvari eğitim alanı açılmıştır. Yine Büyük Taarruz’da Bnb. Kurtcebe öncülüğünde bir “Binicilik Okulu” açılmıştır, istiklal Savaşı’ndan sonra okul (Fransız ve italyan) hocalarla 1925 yılında Orhaniye’de yeniden açılmıştır.

Ata ve atçılığa özel bir merak ve sevgisi olan, aynı zamanda çok iyi at binen Atatürk, yurtta atçılığı ve yarışçılığı daima teşvik etmiş, yakınlarını âdeta bu konuya ilgi göstermeye zorlamıştır. Bu da atçılığın ve biniciliğin yararına olmuş, onun bu yoldaki emir ve direktifleriyle Türk atlı sporları olumlu bir gelişme kaydetmiştir.

Advertisement
Atatürk’ün at sevgisi, yarışlara olan ilgisinde de görülebilir. Atatürk özellikle kordiplomatik yarışlarla alâkalıydı. O dönemde ıslah için Fransa’dan getirilen atlar içinde, Atatürk’e ait olan Aigrette isminde bir kısrak da vardı.

Türkiye’de atçılığı ve yarışçılığı teşvik amacıyla kurulan “Yarış İslah Encümeni” Atatürk’ün desteğiyle gelişmiştir. Bu encümenin çabalarıyla adına “Gazi Koşusu” düzenlenmesine izin vermiş, böylece Türk yarış dünyasında klâsik hâlini almış olan “Gazi Koşusu” 1927 yılından itibaren Türk yarışçılığına renk katmaya başlamıştır. Gazi Koşusu’nun 2004’teki son yarışını Arslan Birdal’ın jokeyliğini yaptığı Yavuz Star kazanmıştır.

Bu dönemde Fransa ve İtalya’da eğitim gören subayların Türk biniciliğine büyük katkıları olmuştur. Binicilik ve Tatbikat Okulu 1927 yılında İstanbul Harbiye Okulu binasına taşınmış ve ilk konkurhipik 1928 yılında burada yapılmıştır. Bu dönemde okul komutanları sırayla Alb. Mehmet Ali Bengü, Tuğbay Cemil, Gen. Ferhat Akat, Gen. Cevat Bilgişin, Gen. Saim Önhon, Gen. Fevzi Akıncılar olmuştur. Bu süre içinde okulda 2 yıl süreyle Fransız Bnb. Fauer ve 10 yıl süreyle Taton antrenör olarak çalışmışlardır.

1941 yılında Karaman’a taşınan okul 1946 yılında yeniden Ayazağa’ya nakledilmiştir. 1941-1946 komutanları Gen. Aziz Zorlutuna, Kur. Alb. Seyfettin Çalbatur, Alb. Fevzi Sural olmuşlardır. Teşkilâtı genişleten ve temel eğitim kursları ile desteklenen Süvari Okulu 1959 yılında Ankara’ya nakledilerek lav edilmiştir. Okul Ankara’ya nakledilirken Ayazağa’da Uluslar Arası Yarışma Grubu adıyla bulunan ekip 1960 yılında Atlı Yarışlar Grubu, 1965 yılında da Süvari Yarışmalar Grubu adını almıştır. 1978 yılında kaldırılan Süvari Yarışmalar Grubu, Ankara’da Süvari Birliği adı altında etkinliklerine devam etmektedir.

Uluslararası düzeydeki biniciliğe ilk katılım 1931’de Bulgaristan’da düzenlenen binicilik karşılaşmalarıdır.

Burada Yüzbaşı Cevat Mustafa Kula üçüncülük elde etmiştir. Türkiye’de yapılan ilk uluslar arası karşılaşma 1931 yılında İstanbul’da düzenlenmiş ve Türk ekibinin başarısıyla sonuçlanmıştır. Türkiye’deki ilk milli binicilik karşılaşması 1933 yılında İstanbul’da Taksim Stadı’nda yapılmıştır. Türk binicilik tarihindeki ilk altın madalya ise 1934 Viyana Konkurhipikleri’nde Teğmen Cevat Gürkan tarafından alınmıştır. 1937 yılında Eyüp Öncü ve Cevat Kula, Uluslar Arası Londra Konkurhipikleri’nde birincilik kazanmışlardır. Bu dönemin en önemli başarısı ise 1938 UluslarArası Roma Konkurhipikler’nde Cevat Kula, Cevat Gürkan, Eyüp Öncü ve Saim Polatkan’dan oluşan Türk ekibinin birinci gelerek Mussolini Kupası’nı almasıdır.

Advertisement

Uluslararası binicilik karşılaşmalarına II. Dünya Savaşı nedeniyle bir süre ara verilmiş, 1948 Londra Olimpiyatları ile binicilik yeniden canlanmıştır. Türk binicileri olimpiyatlarda başarılı olamasalar da Uluslar Arası Rotterdam Konkurhipikieri’nde ilk üç sırayı almayı başarmışlardır (Kemal Özçelik, Saim Polatkan ve Ziya Azak). Bu başarıyı 1954’te Ziya Azak’ın Rotterdam’da iki birinciliği ve Yüzbaşı Fethi Gülcan’ın 1956’daki iki birinciliği izlemiştir. 1956’da kurulan Ankara Atlı Spor Kulübü 1958 yılında kurulan Binicilik Federasyonu Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğüne bağlanmıştır. 1959 yılında Binicilik Federasyonu Başkanı Nejat Eczacıbaşı’nın kişisel çabalarıyla İstanbul İnönü Stadı’nda 1. İstanbul UluslarArası Engel Atlama Yarışları yapılmış ve bu turnuva çok kalabalık bir seyirci kitlesi tarafından takip edilmiştir. 1960lı yıllara kadar Türk biniciler Avrupa’da düzenlenen çeşitli karşılaşmalarda önemli dereceler kazanmaya devam etmiştir.

Ancak 1964’te Türkiye’de at vebası olduğu yolunda söylentiler çıkınca, FEI, Türk yarışmacılara ambargo koyarak uluslar arası karşılaşmalara katılmalarını engellemiştir. Binicilerimiz 1971 yılında Balkan şampiyonu olurken aynı başarıyı 1985 yılında İstanbul’da yapılan şampiyonada da tekrarlayarak açık farkla Balkan şampiyonu olmuşlardır. Ambargo 1988’de kaldırılmış, yine aynı yıl İstanbul’da düzenlenen Balkan Binicilik Şampiyonasında binicilerimiz üstün başarılar elde etmişlerdir. Bu yıllardan sonra, süvari sınıfının da kaldırılmasıyla binicilikte kulüp faaliyetleri yoğunlaşmış, Atlı Spor, Sipahi Ocağı, Galatasaray, Ankara Atlı Spor Kulübü gibi kuruluşların da katkısıyla büyük gelişmeler kaydedilmiştir.

1992 yılındaki Binicilik Şampiyonasında, Türk biniciler uzun bir aradan sonra ilk kez uluslar arası alanda altın madalya kazanmışlardır.

Gençlerde Meriç Özgüneş, yetişkinlerde Onbaşı Sencer Can ve Türk Takımı şampiyon olmuştur. Yunanistan’da yapılan 1993 Balkan Şampiyonası’nda Asu Böke ferdî Balkan şampiyonluğunu elde etmiş, Türk milli takımı ise Balkan 3.sü olmuştur. 1994 yılında Bulgaristan’da düzenlenen Balkan Şampiyonası ferdî büyüklerde Sencer Can altın, İskender Pisak gümüş madalya, ferdî yarışmada İrge Böke ve genç takımımız ekip hâlinde bronz madalya almıştır.

Uluslar Arası Binicilik Federasyonu (FEI)’nun 1994 yılında Florida’da yaptığı toplantıda alınan bir kararla, yıllardır Asya Grubu’nda mücadele veren Türkiye, Avrupa Grubu’na alınmıştır. Avrupa Grubu’nda Türkiye’den başka; Avusturya, Belçika, Fransa, Yunanistan, İtalya, İsrail, Portekiz, ispanya, San Marino, İsviçre ve Lüksemburg da yer almaktadır. Türk biniciliği için oldukça önemli olan bu sonuca 1993’te seçimle gelen ilk Binicilik Federasyonu başkanı Sencer Güneşsoy ve yönetim kurulu üyesi, dış ilişkiler sorumlusu Esin Zembilci’nin çalışmalarıyla ulaşılmıştır.

Advertisement

1995 Balkan Binicilik Şampiyonası finalinde yetişkinlerde Türk takımı Balkan şampiyonu olurken, Türk binicileri 1 altın, 4 gümüş, 2 bronz madalya kazanmıştır. Bulgaristan’da düzenlenen Volvo Cup’ta binicilerimiz 3 gümüş, 1 bronz madalya almışlardır. Yine Bulgaristan’ın Plovdiv kentinde düzenlenen Uluslar Arası Binicilik Müsabakası’nda ise binicilerimiz ekip hâlinde birinciliğe ulaşırken, sporcularımız 2 altın, 1 gümüş, 4 bronz madalya kazanmıştır.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?