Bir Olayın Başlangıcı Kitap Özeti – Muzaffer Buyrukçu

0

Muzaffer Buyrukçu’nun Bir Olayın Başlangıcı adlı kitabı konusu, yorumlar, kısa özeti, tanıtımı. Bir Olayın Başlangıcı kitabı ile ilgili bilgi.

Bir Olayın Başlangıcı Kitap Özeti – Muzaffer Buyrukçu

Kitabın Adı:Bir Olayın Başlangıcı
Kitabın Yazarı:Muzaffer Buyrukçu


Kitabın Özeti:

Doğan bir gazetede kapıcıdır. Henüz on yedi yaşındadır, ama iri gövdesiyle daha büyük görünmektedir. Cinsel duyguları kuvvetlidir. Geniş kalçalı kadınları içi geçerek seyreder. Sık sık tatlı hayaller kurar.

Sabah erkenden basımevine gelir. Odaları süpürür, çöpleri toplar, dış kapının önünü temizler. Gündüz, özene bezene yazdığı bir hikâyesini başyazar Reşat Bey’e verir. Sonucu heyecanla bekler. Babası Kerim Efendi de aynı gazetede çalışmaktadır. Fakat oğlunu hiç beğenmez. Oysa Doğan iyi niyetli, duygulu, yetenekli bir çocuktur. Yoksulluk yüzünden öğrenimini sürdürememiştir. Ama durmadan kitap okuyarak kendini yetiştirmiştir.

Her gün basımevinin önünden geçen bir kızla tanışır. Hümeyra Çağaloğlu’nda ablasının terzilik atölyesinde çalışmaktadır.


Cevdet Bey gazetenin idare müdürüdür. Somurtkan, çıkarcı, tutucu bir kişidir. Çalışanlar ne denli düzenli olurlarsa olsunlar o, hep bir kulp bulur. İstediğini işe alır, istediğini kapı dışarı eder. Gelgelelim, işçilere karşı ne kadar sert ise, işverene karşı da o kadar dalkavuktur.

Sabahleyin içeri girerken, tuvalet kapısının açık olmasını bahane ederek kaşlarını çatar. Doğan’a aptal ve tembel olduğunu söyler. O sıra Doğan’ın babası da oradadır. Doğan babasının kendisini savunacağını düşünür, oysa Kerim Efendi Cevdet Bey’e hak vererek onu azarlar. Bu davranışı Doğan’ın yüreğine işler. Babasının yaptığı haksızlıklar çoğaldıkça, içindeki öfke de büyür. Bir gün bile ondan bir tatlı söz duymamıştır. Sanki üvey çocuktur.

Doğan akşam işten çıkınca Hümeyra’yla buluşur. Karanlık sokaklarda sevişirler, heyecandan nefesleri kesilir. Doğan ondan ayrılınca, gece deniz kıyısına, arkadaşlarının yanına gider. Onlarla söyleşir. Daha çok kadın, kız söz konusu edilir. Arkadaşlarına üstün görünmek için yaşamadığı aşk sahnelerini olmuş gibi anlatır. Böbürlenir.

Ertesi gün Doğan erkenden basımevine gider. Gece çalışan arkadaşları eline gazeteyi tutuştururlar. Doğan kendi hikâyesini görür. Heyecandan dili tutulur, sevinçten katılır. Durup durup yeniden okur. Geçmişteki acılı günlerle gelecekteki mutlu günler kafasında zincirleme akmaya başlar. Ünlü bir hikâyeci olacak, herkesin övgüsünü kazanacak, gittiği her yerde parmakla gösterilecektir. O zaman babasının zulmünden de kurtulacak, bağımsız yaşıyacaktır. Yeni ayakkabılar, elbiseler alacaktır…


Biraz sonra Reşat Bey gelir, Doğan’a bir kart verir. Doğan kartı idare müdürüne götürür. Hikâyesine karşılık beş lira alır. Parayı öper, okşar, nereye koyacağını şaşırır. Fakat Cevdet Bey parayı verirken tenbihte bulunur: Bir daha hikâye yazarsa işten kovulacaktır…

Doğan elinde gazete, akşam Hümeyra’yla buluşur. Konuşarak Kadıköy iskelesine kadar yürürler. Kızı vapura bindirir. Doğru Kumkapı’ya koşar. Arkadaşları hikâyesini görünce onu kutlarlar. Hemen deniz kıyısında küçük bir sofra kurarlar. Aralarında para toplayarak şarap alırlar. Bakkaldan sucuk, reçel, sigara araklayarak sofralarını zenginleştirler. Geç saatlere dek içip eğlenir, cinsel konular üzerinde konuşurlar. Esrar çekerler.

Sabahleyin Doğan ağzı paslı, dili büyümüş, beli ağrayarak işe gider. Gazetede hikâyesinin yayınlandığı yerde şöyle bir açıklama vardır: «Dün bu sütunlarda yayınlanan Yağmurlu Bir Gece adlı hikâye Doğan Özden’e ait değildir. Okuyucularımızdan özür dileriz.»

Bu satırları okuyan Doğan beyninden vurulmuşa döner. Mürettiplerden bunu Cevdet Bey’in yaptığını öğrenir, öfkeyle yukarı çıkar. Erken olduğundan Cevdet Bey henüz gelmemiştir. Doğan kendini tutamaz, sövüp sayar. Ağlar. Sesini duyan Sabahattin ustayla Hidayet gelir, onu teselli ederler. Cevdet Bey’e diş gıcırdatırlar. Doğan yerinde duramaz. Aklından onu öldürmek geçer. O sırada Reşat Bey içeri girer. Yazıyı okur. Cevdet Bey’in bu denli kötü olmasını temiz yüreğine sığdıramaz. Doğan’ı yatıştırır, kucaklar, göğsüne bastırır.

Fakat artık bardak taşmıştır. Basımevinde Cevdet Bey’den kötülük görmeyen kimse kalmamıştır. Herkes ondan tiksinmektedir. Nitekim, Reşat Bey de odasına girerek tartışır, kendisinden iğrendiğini söyler.

Doğan tirtir titrer. Bu arada Cevdet Bey’in dışarı çıkarak ona hakaret etmesi sabrını taşırır. Üstüne atlar, adamakıllı döver. Gözlüklerini kırar. Mürettipler ikisini ayırıyormuş gibi yaparak birer yumruk ve tekme de onlar atarlar. Gürültüye Doğan’ın babası Kerim Efendi çıkagelir. Yine oğlunu suçlu bulur, onu tokatlar. Arkadaşları Doğan’a hemen kaçmasını salık verirler, birazdan polis gelebilir.


Doğan koşarak Nuriosmaniye’ye gelir. Elleri titremekte, közlerinden sicim gibi yaş akmaktadır.

Kitap Hakkında Yorumlar ve Yargı

«…Bütün bunların dışında, Buyrukçu’nun romanı, gençlik döneminin bunalımlar ve çatışmalarla geçen gerilimini ve ‘çaresizliği’ni, her insanın yazgısıyla özdeşleştirmesi yönlerinden özellikle ilgiyi çekecektir. Buyrukçu’nun, romanlarındaki kişileri çok yanlılıklarıyla yansıtması ise sanatının en özgün yanıdır. Tepemizde bir ‘kahraman’ yaratmıyor Buyrukçu; içimizdeki gerilimlerin başkaldırısını, duyarlıklarımızın kaynaklarını tanıma bilincini uyandırıyor. Doğan, her insandan bir parça, her insan Doğan’dan bir parçadır.» (Adnan Binyazar).





Bir Yorum Yazmak İster misiniz?