Boğazlar Meselesi nedir? Boğazlar Sorunu Tarihçesi

1
Advertisement

Dünya siyasi tarihine damga vurmuş olan boğazlar meselesi ve tarihçesi hakkında bilgi.

İstanbul BoğazıBoğazlar Meselesi

Boğazlar, bulundukları coğrafya durumu bakımından tarihte büyük siyasi roller oynamış, yakın tarihlere kadar dünya çapında meseleler doğurmuştur.

İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın uyması icap eden hukuk rejimi, Avrupa siyasi tarihinde başlı başına bir konudur. “Boğazlar meselesi” diye anılır.

Bizans devrinin son yüzyıllarında Boğazlar çoktan Bizans hakimiyetinden çıkmış durumdaydı. Osmanlı Türkleri, Cenevizliler, Venedikliler Boğazlar’dan serbestçe geçebilmekteydiler. Bizans’ın gücü bunu önlemeye, belli bir düzen altına almaya yetmiyordu.

Advertisement

İstanbul’un fethinden (1453) sonra Fatih bu meseleye büyük önem verdi, Avrupa siyaseti bakımından meseleyi kavramıştı. Her iki Boğaz da pek kuvvetli bir şekilde tahkim edildi, hiçbir gemi, Türk kontrolünden geçmeden, Çanakkale’den bırakılmadı. Bu Karadeniz’in Türk gölü haline gelmesi demekti. Fatih ve oğlu II. Bayezit devirlerinde, Karadeniz kıyılarında Osmanlı toprağı olmayan bir şerit bırakılmamıştı. Böylece, Karadeniz ticareti Türkler’in kontrolüne alındığı gibi, Karadeniz’de Türkler’den başka her hangi bir devletin savaş gemisi dolaştırması imkansız hale gelmişti.

Boğazlar Üzerinde Rus Emelleri

Rusya’nın XVII. yüzyılın son yıllarında Büyük Petro devrinde Karadeniz’e ulaşmak hayali büyük bir buhran doğurdu. Ruslar, önce Azak Denizi’nin Don Nehriyle birleştiği noktadan denizi görmek istediler. Burada Türkler’in Azak Kalesi (şimdi Rostov) vardı. Bu kaleyi ele geçirmek için yarım yüzyıl uğraşmak zorunda kaldılar.

1739’da Don nehrinden Azak Denizi’ni, dolayısıyla Karadeniz’i gören Rusya yüzyılın sonunda Kırım’ı almak derecesinde, yani elli yıl önce Osmanlının akıllara durgunluk verecek bir ihtimal olarak kabul ettiği derecede güç kazanıyordu. Böylece XVIII. yüzyıl, Karadeniz’de Osmanlıdan başka ikinci bir devletin kıyı kazanması ile kapanıyordu. Karadeniz’de Türk bayrağından başka bir bayrağın gezmesini, haremine taarruzdan farksız sayacağını Rus elçisine söyliyen II. Mustafa devri (1695-1703) geride kalmıştı.

Advertisement

Kırım Savaşı ve Boğazlar

XIX. yüzyılın ilk yarısında Osmanlının bütün çekişmelerine rağmen Rus savaş gemileri Karadeniz’de göründü ve Sivastopol askeri limanı meydana çıktı. Bu meselede Osmanlı, kendisini can evinden tehdit edilmiş bir durumda görüyor, Rusya ise kendisini boğazı sıkılmış ve tecrit edilmiş sayıyordu. Bu bağdaşmaz ruh hali Kırım savaşını doğurdu.

1856 Paris Antlaşması yenilmiş Rusya’nın Karadeniz’de savaş gemisi bulundurmasını yeniden yasaklıyorduki bu Rus emelleri için bir yıkım demekti. Artık Rusya tarihinin bundan sonraki kısmı, Boğazlar’ı açabilmek için dünya siyaset alanındaki çalışmaları olarak görülebilir. Nitekim 1871 ‘de Rusya gene Karadeniz’de savaş gemileri yapmaya başladı. Ticaret gemileri ise, sulh halinde öteden beri serbestçe Boğazlar’dan girip çıkıyordu.

Bu defa Osmanlı Karadeniz’de Rus donanmasından defalarca üstün bir donanmayı kesin şekilde eli altında bulundurma siyasetini prensip kabul etti ki, Abdülaziz devrinde büyük deniz silahlanması bu siyasetin sonucudur.

Advertisement

Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale geçilemediği için Rusya yenildi. Savaştan sonra da Boğazlar Avrupa siyasetinde o derece önemli görülmekte devam etti ki, Lozan Barışı bile Boğazlar üzerinde Türkiye’nin hakimiyetini tahdit edici kayıtları kaldırmadı. Ancak 20 Temmuz 1936 Montrö Antlaşması ile Türkiye, Boğazlar üzerindeki bütün haklarına kavuştu. Bugün ticaret gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi serbesttir.


1 Yorum

Leave A Reply