Can İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları – İçinde Can Geçen

0
Advertisement

İçinde can kelimesi geçen deyimler nelerdir? Bu deyimlerin anlamları ve açıklamaları. Can hakkında deyimler ve anlamları

Can İle İlgili Deyimler ve Anlamları

Can İle İlgili Deyimler ve Anlamları

*** Azrail’e bir can borcu olmak (kalmak)
1) nasıl olsa öleceğini kabul etmek; 2) hiç kimseye borcu kalmamak, bütün borçlarından kurtulmak.

*** bin can ile
çok isteyerek, gönülden.

*** bir sıkımlık canı olmak
çok cılız ve güçsüz olmak: “Bir sıkımlık canın var. Bu boyla bir de adam korkutmaya kalkarsın ha diye ensesine iki tokat attım.” -R. N. Güntekin.

Advertisement

*** (bir şeye) can dayanmamak
bir şey karşısında insanın dayanıklılığı elden gitmek: “Bir lacivert petunya vardır ki renginin hoşluğuna canlar dayanmaz.” -A. Boysan.

*** (bir şeye) can gelmek
canlanmak, güçlenmek: “Vücudumuza serinlik, ferahlık yayılıyor / Kan verilen bir yaralı imişçesine cismime can geliyor” -R. H. Karay.

*** (birinin) can damarına basmak
bir işin en önemli yönü üzerinde durmak.

*** (birinin) canı yok mu?
birinin katlandığı sıkıntıyı başkalarına örnek göstermek için söylenen bir söz: Onun canı yok mu, sabahtan beri çalışıyor.

Advertisement

*** (birinin) canına susamak
birini öldürmeyi istemek.

*** (birinin) canını acıtmak
birine acı vermek: “Korku, canını acıtacak, elle tutulur gözle görülür bir madde oldu.” -N. Hikmet.

*** bundan iyisi can sağlığı
“bundan daha iyisi olamaz” anlamında kullanılan bir söz.

*** burnunu sıksan canı çıkacak
çok zayıf ve güçsüz kimseler için kullanılan bir söz: “Nerdee iş nerede. Bizimkinin ağzını bıçak açmıyor. Burnunu tutsan canı çıkacak.” -O. Kemal.

Advertisement

*** can alacak nokta (yer)
bir şeyin en önemli yeri: “Bağırasım geldi ama bey kardeşim, bağıramadım bir türlü, kâfirin kızları oyunlarının tam can alacak noktalarına gelmişlerdi.” -N. Hikmet.

*** can alıp can vermek
ölüm sıkıntısı ve acısı içinde bunalmak.

*** can atmak
şiddetle arzu etmek, çok istemek: “O zaman herkes böyle bir tecride can atardı.” -K. Korcan.

*** can baş üstüne
istenilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatan bir söz.

Advertisement
*** can başına sıçramak
çok korkmak.

*** can beslemek
1) kaygısızca yiyip içip rahatına bakmak; 2) başkasının yiyeceğini, içeceğini sağlamak.

*** can borcunu ödemek
ölmek: “Sırası gelince kendi paylarına düşen can borcunu da ödediler.” -M. Ş. Esendal.

*** can bulmak
dirilmek, canlanmak: “Eylül sonunda ruhunu teslim eden heves / can bulmak üzredir yeni baştan bahar ile” -F. N. Çamlıbel.

*** can cana, baş başa
1) bir tehlike anında herkesin kendi canının, kendi başının kaygısına düştüğünü anlatan bir söz: “Gecenin karanlığında bütün bir mahalle donanma fişekleri gibi ateş almış. Sokaklarda herkes can cana, baş başa… Tulumbacı naraları, çığlıklar, borular.” -R. N. Güntekin. 2) birbirini seven iki kişi bir arada yalnız olarak.

Advertisement

*** can çekişmek
1) ölmek üzere bulunmak: “Bir uzun can çekişme bunun her anı bence / İçimi sızlatan şey ölüm değil işkence” -F. N. Çamlıbel. 2) sona ermek, tükenmek, bitmek: “Yazdığım satırlara bakarsanız manevi varlığımın can çekiştiğini görürsünüz.” -H. E. Adıvar.

*** can damarından yakalamak
1) konuya en önemli yerinden yaklaşmak; 2) birinin en zayıf noktasından yararlanmak.

*** can derdinde olmak
zor bir durumdan kurtulmaya çalışmak: “Herkes can derdinde, ben de Şahin’in ardına düşmüşüm.” -Y. K. Beyatlı.

*** can kalmamak
bitkin bir duruma gelmek, gücü tükenmek.

*** can kaygısına düşmek
her şeyden vazgeçip sadece kendi hayatını koruma veya kurtarma çabasında olmak.

Advertisement

*** can olmak
sevimli, hoş görünmek: “Yok canım, öyle demişim demek, derken ne kadar da can olurdu.” -T. Buğra.

*** can sıkmak
1) bıkkınlık vermek: “Adam sizin çok can sıktığınızı, çok anlayışsız ve inatçı olduğunuzu ifade etmek üzere ters bir bakışla bakıyor yüzünüze.” -İ. Özel. 2) huzur bozmak: “Hani hakikati bilmek iyi şeydir ama bu kadarı da onu değiştiremediğiniz için, can sıkıyor.” -N. Hikmet.

*** can simidi olmak
birinin kötü durumda kalmasını engellemek.

*** can vermek
1) ölmek: “Göçük altında can vermiş kaç insan görmüştü bugüne kadar?” -A. Kulin. 2) ruha güç vermek: Bu sözleriniz bana can verdi. 3) canlanmasına yol açmak: “Bahar toprağa gene can verdi.” -F. R. Atay. 4) bir şeyi çok istemek.

Advertisement

*** can yakmak
1) zulmetmek, eziyet etmek: “Yahu! Sen en az çirkin, en az can yakıcı bir usulle para çalan bir zavallıdan başka nesin?” -N. F. Kısakürek. 2) bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak; 3) üzmek, acı vermek: “Ayrılık! Her vakit can yakar, ağlatır.” -A. Rasim.

*** cana (canına) can katmak
yaşama gücünü artırmak: “Pınarların dibindeki çimenlik, sofada kuşların çığlıkları geziye çıkanların canına can katar.” -S. Birsel.

*** cana kıymak
öldürmek.

*** cana minnet saymak (bilmek)
bir lütuf olarak kabul etmek: “Yeni yıla değil, yeni bir sabaha sağ çıkabilmeyi cana minnet sayıyorlardı.” -H. Taner.

*** canciğer kuzu sarması
içli dışlı, candan, pek içten: “Bir gün evvel canciğer kuzu sarması, ferdası günü sen kimsin efendi ben seni tanımıyorum.” -H. Taner.

Advertisement

*** canciğer olmak
birbiriyle çok yakın arkadaş olmak: “Birbirinizin yüzüne karşı canciğer olursunuz fakat sekiz on adım ayrıldığınız gibi başka birine mükemmel çekiştirirsiniz.” -R. N. Güntekin.

*** candan geçmek
ölmek: “Geçti Galip Dede candan yahu.” -Süruri.

*** canevinden vurmak
en etkileyici yönünden saldırmak: “Zeki bakışı, hınzır nükteleriyle beni canevinden vurmaktan geri kalmadı.” -T. Uyar.

*** canı acımak
1) çarpma, vurma vb. sonucu acı duymak: “Şaşkınlığından bir kestane yığınına çarptı, canı acıyordu.” -S. F. Abasıyanık. 2) üzülmek, rahatsız olmak.

Advertisement

*** canı ağzına (boğazına) gelmek
1) büyük bir tehlike karşısında ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmak: “Bunlardan biri elimden kayarak ayağım üstüne şiddetle düşüverdi, az kalsın canım ağzıma gelecekti.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) aşırı duygulanmak, çok heyecanlanmak: “Bitip tükenmek bilmeyen bir tablo gibi serilip giden lale tarlası renkten renge geçtikçe herkesin canı ağzına geliyor.” -B. R. Eyuboğlu.

*** canı bayılmak
iç geçmek, takatsizlik göstermek.

*** canı burnuna (burnundan) gelmek
bir şey yaparken çok zorluk çekmek.

*** canı burnundan çıkmak
çok kızgın olmak, öfkelenmek: “Öte yandan Osman da canı burnundan çıkarak ‘karışma, hırsını alsın, anne!’ der.” -M. Seyda.

Advertisement

*** canı cana ölçmek
başkasına yapılacak şeyi kendine yapılacak gibi düşünmek: “canı cana ölç. Allah esirgesin bize birisi böyle bir şey yapsa Allah razı olsun der miyiz?” -R. N. Güntekin.

*** canı canına (içine) sığmamak
sabırsızlık göstermek, tahammül etmemek.

*** canı cehenneme
sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildiren bir söz.

*** canı çekilmek
1) vücudun herhangi bir organının canlılığı azalır gibi olmak; 2) içi ezilmek.

*** canı çekmek
bir şeyi istemek, istek duymak, arzulamak: “Yufka, dedim de canım bir ıspanaklı börek çekti ki.” -S. F. Abasıyanık.

Advertisement

*** canı çıkmak
1) çok yorulmak veya çok zorluk çekmek: Çalışmaktan canım çıktı. 2) ölmek: “Herifin burnunu sıksan canı çıkacak.” -S. F. Abasıyanık. 3) çok yıpranmak: Her gün giyilmekten elbisenin canı çıktı. 4) zarar etmek: “Kazandığımız paranın aslan payını gidip ona toka etmekle canımız çıkıyor.” -Halikarnas Balıkçısı.

*** canı gelip gitmek
1) ayılıp bayılmak; 2) ümit ve ümitsizlik arasında kalıp heyecanlanmak.

*** canı gelmek
yeniden canlanmak, canı yerine gelmek.

*** canı gibi sevmek
çok güçlü bir sevgiyle bağlanmak: “Amcasının sırtını, canı gibi sevdiği sekiz yaşındaki Serdar’ı nasıl okşarsa öyle sıvazlıyor.” -T. Buğra.

Advertisement

*** canı gitmek
özen gösterilen, çok sevilen bir şeye zarar gelecek diye kaygılanmak.

*** canı ile oynamak
tehlikeli işlerle uğraşmak.

*** canı ile uğraşmak
1) ağır hasta olmak, ölüm döşeğinde can çekişmek: “Kadıncağız canı ile uğraşıyor, sen de eğleniyorsun.” -R. N. Güntekin. 2) büyük sıkıntıya düşmek.

*** canı istemek
heves duymak: “Şehre ineceğiz, canı dans etmek istiyormuş.” -R. H. Karay.

Advertisement

*** canı isterse
“kabul etmezse etmesin” anlamında kullanılan bir söz.

*** canı sıkılmak
1) içi sıkılmak, yapacak bir işi olmamaktan tedirginlik duymak: “Bir an daldı. Durup dururken canı sıkılmıştı.” -E. Şafak. 2) öfkelenmek: “Belki de kitapları bedavaya getireceğimi düşündüğü için canı sıkılıyor.” -A. Ümit. 3) üzülmek: “Atölyede bellediğim dünya kadar söze gazetelerde, kitaplarda rastlamayınca enikonu canım sıkılıyordu.” -B. R. Eyuboğlu.

*** canı yanmak
1) çok acı duymak; 2) acı bir deneme geçirmek; 3) bir işte zarar görmek.

*** canı yerine gelmek
1) yorgunluğu geçmek; 2) sağlığını, gücünü kazanmak.

*** canım dese canın çıksın diyor sanmak
birinin en gönül okşayıcı sözleri bile kendisine dokunmak, batmak.

Advertisement

*** canımın içi
çok sevilen bir kimse için kullanılan bir söz: “Gel benim canımın içi, gel yanıma.” -O. V. Kanık.

*** canına acımamak
kendini düşünmeden, kendine bakmadan yaşamak.

*** canına değmek
1) çok hoşlanmak: Bu limonata canıma değdi. 2) ruhu şad olmak: Babanın canına değsin.

*** canına ezan okumak
bir kimsenin hakkından gelmek, öldürmek.

*** canına geçmek (işlemek veya kâr etmek)
çok etkilemek: “Yalnızlık canıma kâr etti, bilmem neylesem.” -Ruhi.

Advertisement

*** canına kastetmek
1) intihara kalkışmak; 2) birini öldürmeye hazırlanmak.

*** canına kıymak
1) acımadan öldürmek; 2) kendini öldürmek: “Başyardımcının canına kıymasından birkaç gün sonra, gece çalışma odama geldi.” -C. Külebi. 3) gücünden fazla iş görerek aşırı derecede kendini yormak.

*** canına minnet (olmak)
beklenilmeyen iyi bir durumla karşılaşıldığında duyulan memnunluğu anlatmak için söylenen bir söz: “Mektep işi canına minnet ya!” -N. Hikmet.

*** canına okumak
tkz. berbat ve perişan etmek: “Sabaha kadar canına okur, gün ağardı mı zavallıyı ter içinde perperişan bırakır gider.” -E. Şafak.

Advertisement

*** canına susamak
ölmek istemek: “canına susamış kim varsa bir adım yaklaşsın.” -N. F. Kısakürek.

*** canına tak demek (etmek)
dayanamaz duruma gelmek, sabrı kalmamak: “Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma.” -M. A. Ersoy.

*** canına tükürdüğümün (üfürdüğümün)
argo kızgınlık ve öfke belirten bir söz.

*** canına yandığım (yandığımın)
argo sevgi, hayranlık, öfke vb. duygular anlatan bir söz: “Hep böyle canına yandığımın, hep geç kalırım, hep treni kaçırırım.” -N. Hikmet.

Advertisement

*** canına yetmek
katlanamayacak duruma gelmek, bezmek, bıkmak: “Vatan hasreti artık canına yetmiş.” -A. Kabaklı.

*** canından bezmek (bıkmak veya usanmak)
ölümü göze alacak kadar sıkıntı içinde olmak: “Artık doğrusu bendeniz canımdan bıktım.” -M. Ş. Esendal.

*** canından geçmek
ölmek için hazır olmak: “Millet her ne zaman isterse uğrunda canımdan geçmeye hazırım.” -H. C. Yalçın.

*** canını almak
1) öldürmek: “Ya hemen canını almaz da sana işkence edersem?” -N. F. Kısakürek. 2) canını verdirecek kadar memnun etmek; 3) sıkıntıya sokmak: “İşi o makamdan o makama sora sora dolaşır, parasını almaz ama iş sahibinin canını alır.” -B. Felek.

*** canını bağışlamak
öldürülmesi gerekirken vazgeçmek.

Advertisement

*** canını (bir yere) dar atmak
bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sığınmak.

*** canını burnundan getirmek
çok yormak, fazla çalıştırmak: “Bize soluk aldırmaz, canımızı burnumuzdan getirir.” -Y. Kemal.

*** canını cehenneme göndermek (yollamak)
argo öldürmek: “Elim değmişken, elmas kılıcımla canını cehenneme yollayayım.” -T. Oflazoğlu.

*** canını çıkarmak
hırpalamak, çok yormak, yıpratmak.

*** canını dişine almak (takmak)
1) her tehlikeyi göze alarak işe girişmek: “Öyleyse niye uğraşıyoruz, canımızı dişimize takmışız, sen, ben, Ali, Yel Musa?” -Y. Kemal. 2) bütün gücünü harcayarak yapmak.

Advertisement

*** canını sıkmak
sözlerle veya davranışlarla kişinin neşesini kaçırmak, huzurunu bozmak: “Serbestçe birisi olursa sizin canınızı sıkar.” -Ö. Seyfettin.

*** canını sokakta bulmak
sağlığı korumak gerektiğini anlatan bir söz: canımı sokakta mı buldum? Elbette biraz dinleneceğim.

*** canını vermek
1) kendini feda etmek: “En küçük sevgi sözüne canımızı verecek hâle geliriz.” -S. F. Abasıyanık. 2) hiçbir şey esirgememek; 3) bir şeye çok düşkün olmak, çok sevmek: O, kitap için canını verir.

*** canını yakmak
1) acı verecek bir biçimde cezalandırmak: “Eskiden uzun seneler askerî rüştiyelerde hocalık etmiş olan bu adam, kim bilir ne kadar çocuğun canını yakmıştı.” -R. N. Güntekin. 2) bir kimseyi, çok sıkıntı ve zarara sokmak: “Ne derse desin, gözü bunun canını yakmakta.” -M. Ş. Esendal.

Advertisement
*** canının derdine düşmek
ölüm korkusuna kapılmak.

*** canının derdine düşmek
canından başka bir şey düşünemeyecek kadar sıkıntıda olmak.

*** canının içine sokacağı gelmek
çok hoşlanmak, çok sevmek.

*** cankulağı ile dinlemek
çok dikkatli dinlemek: “Atölyede duyduğum kelimeleri, cümleleri cankulağı ile dinliyor, bunları aynen Fransızlar gibi kullanmak için can atıyordum.” -B. R. Eyuboğlu.

*** … canlısı
… düşkünü.

Advertisement

*** cansız düşmek
hastalık veya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek.

*** kuş kadar canı olmak
küçük, cılız, güçsüz bir yaratık olmak: “Kaç gündür helak oluyor fukara, biraz dinlensin; kuş kadar canı var, temelli eriyip bitecek!” -A. İlhan.

*** rahmet olsun canına
hlk. “Allah rahmet eylesin” anlamında ölüler anılırken kullanılan bir iyi dilek sözü.

*** tatlı canından etmek
öldürmek: “canımı dişime takmayayım bir kere, adama hiç acımam tatlı canından ederim.” -K. Korcan.

Advertisement

*** tatlı canından olmak
ölmek.

*** tatlı canını sıkmak
gereksiz şeylere üzülmek ve bunları dert edinmek.

*** vay anam! (anasını!, canına!)
tkz. “çok şaşılacak şey” anlamında kullanılan bir söz: “Vay anasını, amma dolaştık bugün.” -A. İlhan.

*** yoluna can (canını) vermek
birinin uğruna ölmek.

Advertisement

Yorum yapılmamış

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?