Cilt ve Ciltçilik Hakkında Bilgi

0

Eski eserleri ve değerli eserleri koruyan ve süsleyen değerli bir meslek değerli bir iş olan cilt ve ciltcilik ile ilgili olarak genel bilgilerin yer aldığı yazımız.

Cilt ve Ciltcilik


Cilt ve Ciltçilik Hakkında Bilgi

CİLT VE CİLTÇİLİK yazılı eserlerin korunmasında büyük yeri olan bir sanat koludur. Aynı boyda kağıt veya formalardan meydana gelmiş kitap ve dergilerin rahatça okunabilmeleri ve uzun müddet dağılmadan saklanabilmeleri için üzerine geçirilen deri, bez veya mukavvadan kapaklara «cilt», bu sanata da «ciltçilik» denir.

Cilt ve ciltçiliğin tarihi çok eskidir. Kâğıdın icadından önce de balmumu levhalar ve papirüs üzerine yazılan yazıların saklanması için tahtadan kapaklar iki yanlarından iplerle bağlanarak ciltlenirdi. Daha sonraları parşömen (ceylân derisi) üzerine yazılan kitaplar, katlanarak forma haline getirilmiş ve biribirine dikilerek ciltlenmiştir. Ciltçiliğin asıl gelişmesi kâğıdın icadından sonra olmuştur.

Çinliler ilk defa kâğıdı icat ettikten sonra Orta Asya Türkleri kâğıt yapmasını öğrendiler, ciltçilik bu iki memlekette ilk defa bir sanat halini aldı. Orta Asya Türkleri ciltçilikte deri kullandıkları, ilk defa deri üzerine madenî kalıplarla süsler bastıkları Orhon kazıları sırasında bulunan parçalardan anlaşılmıştır. O çağlarda Avrupa’da yapılan kitap çitleri Doğuya nazaran çok basitti. İslam dininin kutsal kitabı Kuran’ın en müstesna şekilde ciltlenmiş olması isteği ciltçiliği bir güzel sanat kolu haline getirdi. Bunun en güzel örneklerini de Türkler verdiler. Ciltçiliğin Türkler arasında gelişmesinin başlıca sebebi, Türklerin yazıya karşı olan derin saygı ve sevgisidir.

Türklerde Cilt Sanatı

İslâmlıktan önce de Türklerin kâğıt ve cilt işlerinde çok ileri oldukları, derileri gayet güzel işledikleri biliniyorsa da o çağlardan ne yazık ki hiçbir eser kalmamıştır. Dünyada deri üzerine madeni kalıp basmayı ilk defa Türkler bulmuştur. VII. Yüzyıldan XIV. Yüzyıla kadar ciltler ısıtılmış madeni kalıplar basarak deri cilt kapaklarını süslemek suretiyle devam etti. Daha sonra deri kapaklar üzerine altın yaldızla süslemeler ve bezemeler yapıldı. Türk sanatkârları «Herat Ekolü» olarak anılan en güzel eserleri meydana getirdiler.


Osmanlı Türklerinde XV. Yüzyıl sonlarında cilt sanatı, en yüksek derecesine erişti, tezyinat olarak diğer süsleme sanatlarının motifleri en güzel şekilde tatbik edildi. Padişahların mimarbaşıları, hattatbaşıları olduğu gibi mücellîtbaşıları da vardı. Mücellit-başı Mehmet, Mustafa Çelebî, Süleyman Çelebi gibi sanatkârlar bunların en meşhurlarıdır. Ancak, kütüpane ve müzelerimizde bulunan paha biçilmez değerdeki eserlerin hemen ekserisinde, bir alçak gönüllülük eseri olarak mücellitlerin imzaları yoktur. Mem-lekitîmzde basım işlerinin ilerlemesi, dola-yısiyle Avrupa usulü cildin daha kolay ve ucuz olarak yapılması eski sanatın gerilemesine yol açtı. Bununla beraber, XIX. Yüzyılın sonunda mücellit Nuri Efendi, oğlu Baha Bey, yakın zamana kadar Güzel Sanatlar Akademisi’nde bu sanat kolunun öğretmenliğini yapan Necmettin Okyay gibi sanatkârlar yetişti.

Eski Türk Ciltleri

Eski Türk ciltleri genellikle «meşin» denilen koyun, «sahtiyan» denilen keçi derilerinden yapılırdı. Deriler ıslatılarak özel bir bıçakla gayet ince şekilde tıraş edilir, kapağa geçirilirdi. Daha sonra üzerine göbek, selbek ve köşe kalıplariyle çerçeve kalıpları basılırdı. Ezilmiş altın, fırça ile sürülerek, mühre taşı ile parlatılırdı. Eski Türk ciltleri esas itibariyle 1) kapak, 2) kitabın ağzını örten «sertap», 3) kitabın içine bükülen «Miklep» olmak üzere üç kısma ayrılır. Sırt düzdür. Kitabın forma diplerini biribirine bağlıyan elle örülmüş renkli «şiraze» bulunur. Kapaklar kitap boyundan büyük değildir, aynı hizadadır. Dışı kadar kapağın içine itina edilen eserler de vardır.

Eski Türk ciltlerinin başlıcaları «şemse cilt», «müşebbek cilt», «lâke cilt», «yazma cilt», «zerduz cilt», «cihar kûşe cilt» gibi çeşitleri bulunurdu. Bu ciltlerde bir Türk sanatı olan ebru kâğıtları da malzeme olarak önemli bir yer alır.

Eski Avrupa Ciltleri

Avrupa’da eski kitaplar genellikle manastırlarda papazlar tarafından elle yazılmış ve onlar tarafından ciltlenmiştir. Kitaba daha fazla değer vermek amacı ile ekseriyetle tahta cilt kapağının üzerini altın, gümüş ve kıymetli taşlarla süslemek merakı uzun zaman devam etmiş; ciltçilik adeta kuyumculuk sanatı ile beraber yürümüştür. Derinin aşınmaması için köşelere ve kenarlara altın, gümüş çiviler mahfaza olarak geçirilmiştir. Kitabın üzerindeki bu maddi değer muhtelif istilâlarda kapakların sökülüp alınmasına yol açmış, dolayısiyle çok eser kaybolmuştur.


Kitap sayfalarının iyice yatkın durması ve kitabın açılmaması için kitabın ağız kısmına deriden şerit bağlar yapılır, hatta içindekiler okunmasın diye kitaba göre süslü kilitler konurdu. Bu ağır kitaplar umumiyetle raflara yatık olarak dizilirdi. Matbaanın icadından sonra kitap çoğaldı, raflarda yatık yerine dikine yan yana koymak icabetti. O zamana kadar kitap kapağının üzerine veya deri bir şeride yazılan kitap adları lüzumsuz kaldı, kitabın adını sırtına yazmak usulü çıktı. Raflarda tozları göstermemek için de kitabın üç kenarı yaldızlandı. Daha sonraları matbaacılıkta düzgün kağıtlar kullanılmaya başlandığı için kitabı sıkı tutmaya yarayan toka ve kilide ihtiyaç kalmadı. Kapak üzerinde yapılan süslemelerde ise Türk ve Doğu ciltlerindeki bezemelerin büyük etkisi oldu. XVIII. Yüzyılda el cilt sanatı yavaş yavaş gerilemeye başladı, zira büyük bir hızla gelişen basımevlerinde basılan milyonlarca cildin kısa zamanda ve ucuz olarak tamamlanması gerekiyor, her kitap için uzun boylu uğraşmaya imkân kalmıyordu.

Makine İle Cilt

XIX. yüzyılda daha çabuk ve ucuz cilt yapmak için çeşitli muhtelif makineler icat edildi. Bilhassa katlama, dikme ve yaldız basma makineleri günden güne gelişti. Evvelce basımevlerine bağlı olan mücellithanelerin yerine tek başına büyük cilt atölyeleri kuruldu. Bugün saatte 10-15 bin forma katlayan kırma makineleri, otomatik olarak kitabın üç ağzını birden kesen kesme makineleri, dakikada 50-60 forma diken iplik dikiş makineleri, el sürülmeden yaldız basan otomatik yaldız ıstampa makineleri vardır. Bu gibi makinelerle çalışan büyük mücellithaneler haftada 10-20 milyon formayı kitap haline getirebilmektedir. Son yıllarda muhtelif işleri birden görecek, daha hızlı çalışan cilt makineleri yapılmıştır. Ayrıca cep kitapları gibi basit kitaplar, dikilmeden, dört başı birden kesilip, sırtına plastik tutkalı sürülerek daha ucuz şekilde çok çabuk ciltlenmektedir.

Cilt Nasıl Yapılır

Eski ciltlerle bugünkü ciltler arasında malzeme bakımından önemli farklar vardır. Bugün kitapların büyük bir kısmı bu iş için hazırlanmış cilt bezinden, pantazottan, kartondan yapılıyor, ancak çek değerli eserler için deri kullanılıyor. Modern cildin birçok nevileri vardır. Bunlar kitabın kıymet ve değerine, büyüklüğüne göre uygulanır. Başlıca nevileri şunlardır: Karton cilt (sırtı bezli), yarım bez cilt, bütün bez cilt, yarım deri cilt (sırtı deri), bütün deri cilt, yarım pergaman cilt, bütün pergaman cilt.

Kitap 16 veya 32 sayfalık formalar halinde bir kağıda önlü-arkalı basılır. Basılan bu kâğıtlar elle veya kırma makinesinde katlanarak forma haline getirilir. Formalar harman çekilerek sıraya konulur. Telle veya iplikle dikilir, üstüne karton kapak geçirilerek tamamlanır. Bu kitaplara «ciltsiz» veya «karton kapaklı» kitap denir.

Bu gibi bir kitabı ciltlemek için önce kapağı çıkarılır, formaları temizlenir, sayfa numaraları kontrol edilir, dergi ise numara sırasına konulur. Sonra düzgün olarak cendereye sıkıştırılır ve sırtlarına testere , ile çentik açılır. Dikiş tezgâhına çentik aralıklarına ve sayısına göre tezgâh ipliği veya şerit gerilir. Her forma tek tek alınarak iğne geçirilmiş bîr iplikle formanın dış tarafından içine, iç tarafından dışına doğru geçirilerek tezgâh ipliklerine bağlanır.

Formaların dikişi tamam olunca tezgâhtan çıkarılır.

Kitabın başına ve sonuna çift yaprak yan kâğıdı yapıştırılır. Birinci ve sonuncu forma dipleri ondan sonra gelen formalara kolayla yapıştırılır. Uç kenarı (baş, etek, ağız) gönyesinde kesilir, sırtı tutkallanır. Çok düzgün vaziyette kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra sırtı çekiçle dövülerek yuvarlatılır. Kordon başları yayılarak yapıştırılır, sırta ayrıca yan kâğıtları üzerine 3-4 santim gelecek tarzda bez geçirilir. Daha sonra sırtın iki başına «şiraze» denilen renkli bağlar yapıştırılır. Değerli kitaplarda bu şiraze her forma ortasından kolan atmak suretiyle elle örülür. Kitap boyundan 3-4 milimetre tadacak şekilde ön ve arka kapak mukavvaları ve sırt yuvarlağına göre sırt kartonu kesilir.


Mukavvalar ve sırt kartonu aralarında muhat payı denilen kıvrılma boşluğu kalacak şekilde kâğıda yapıştırılarak tesbit edilir. Kapak boyunun her tarafından 1,5 santim kıvırma payı hesap edilerek istenilen renkte bez kesiMr, beze tutkal sürerek mukavvaların kâğıtsız yüzüne yapıştırılır. Köşeleri kesilerek kıvrılır. Kuruduktan sonra kitabın yan kâğıtlarına kola sürerek, hazırlanan kapak üstüne alınır. Preste iki tahta arasında sıkılır ve hemen çrkarılır, ağırlık altında kurumaya bırakılır. Sonra arkasına yaldızla .kitabın başlığı, müellifin adı bası-lı’r. Yaldız için hazır folyeler denilen yaldızlı kâğıtlar vardır. El kumpasında hazırlanan yazılar, 80 derece üstünde bir ısı ile fol-ye üzerinden basıldığı zaman yaldız bez üzerine yapışır.

Burada izah edilen cilt şekli basit bir cilt şeklidir. Deri ciltlerde mukavvalar kitabın dikildiği sicimlere alttan ve üstten geçirilerek bağlanır. Deri, kitabın üzerinde geçirilir. Deri ciltlerde yaldız olarak altın kullanmak gerekir. Bakır yaldızlar kısa zamanda kararır.





Bir Yorum Yazmak İster misiniz?