Dede Korkut Hikayeleri Hakkında Bilgi ve Örnek İki Adet Hikayesi

0
Advertisement

Dede Korkut Hikayeleri ile ilgili bilgiler. Dede Korkut Hikayelerinden örnekler ve Dede Korkut Hikayeleri özellikleri hakkında bilgiler.

Dede Korkut

DEDE KORKUT HİKAYELERİ daha önceleri Oğuz Türkleri arasında meydana gelip de XIV. yüzyılın • sonları veya XV. yüzyılda yazıyla tesbit edildiği tahmin edilen bir hikâye kitabıdır. Arap harfleriyle yazılmış asıl nüshası Dresden’de, ondan kopya edilmiş ikinci bir nüshası ise Berlin Kütüpanesi’ndedır. Son zamanlarda İtalya’da da bir nüsha bulunmuş ve yayınlanmıştır. Dede Korkut Hikâyeleri XIX. yüzyılın sonlarında ilim dünyasının dikkatini çekmiş, tam baskısı 1919’da Kilisli Rifat Bilge tarafından İstanbul’da yaptırılmıştı. Ondan önce, çeşitli vesilelerle bu hikâyelerden bahsedenler olmuştur. Nihayet Orhan Şaik Gökyay, yeni harflere çevrilmiş ilmî bir baskısını, etraflı bir önsözle birlikte 1940 yılında hazırladı. Daha sonra da birçok kere yayınlandı.

Kitaba «Dede Korkut Hikâyeleri» denilmesinin sebebi, Dede Korkut adında birinin, her hikâyede ortaya çıkarak, bir halk filozofu şeklinde, hakanlara akıl vermesinden, çocuklara ad koymasından, hayır dua etmesinden ileri geliyor. Bu Dede Korkut gerçekten yaşamış bir kişi olabilirse de tarih bakımından hiç bir şey bilinmemektedir. Hikâyelerde yüzlerce yıl yaşamış gösterildiği gibi, birkaç yüzyıllık bir zaman süresine ait yazılı kaynaklarda Kırgızistan’dan Anadolu’ya, Kırım’a kadar birçok bölgelerde Korkut Ata, Dede Korkut adından bahsedilir.

Dede Korkut Hikâyeleri’nin asıl adı «Kitab-ı Dede Korkut alâ lisân-ı tâife-i Oğuzân» dır (Oğuz halkı diliyle Dede Korkut kitabı). İçinde kısa bir önsözle on iki hikâye vardır. Önsöz Dede Korkut’u tanıtır. Hikâyelerin hepsi lirik ve dasitanı mahiyettedir. Savaş hikâyeleridir. Türkler Müslüman olmadan önce meydana gelmiş, sonra Müslümanlığa göre değiştirilmiştir. Ağızdan anlatılarak halk arasında yayılmış, sonra bir dinliyen, bu hikâyeleri yazmıştır. Bugün bile Anadolu’nun bazı bölgelerinde, Dede Korkut kitabındaki hikâyelerden Bamsı Beyrek, Tepegöz gibi bazıları ağızdan anlatılır. «Dede Korkut Hikâyeleri», Türk halkbilgisi ve dil tarihi bakımından çok zengin bir hazine değerindedir.

Advertisement

Dede Korkut Hikayeleri

Gayet sade, duru bir Türkçeyle yazılmış olan bu kitapta yer yer manzum parçalar da vardır. Aşağıya bu ölümsüz eserden iki hikâyenin özetini alıyoruz:

Deli Dumrul Hikâyesi

Deli Dumrul adında bir er, kuru bir çayın üzerinde köprü yaptırmış, geçenden otuz akçe, geçmi-yenden de kırk akçe alıyordu. Günün birinde köprüsünün başında oba kuran bir bölük halkının ağlaştığını duydu, sebebini öğrenmek istedi. Obalılar, al kanatlı Azrail’in içlerindeki bir yiği-tin canını aldığını yana yakıla anlattı-‘ lar, Deli Dumrul, Azrail denen bu al kanatlı yaratığın haddini bildirmeya karar verdi.

Deli Dumrul’un deli dolu sözlerini duyunca Tanrı’nın canı sıkılmıştı. Ona bir ders vermek için Azrail’i Deli Dumrul’un evine gönderdi. Başlangıçta Azrail’e atıp tutan Deli Dumrul, onun ağır basmaya başladığını görünce bu ‘ defa da yalvarmaya başladı. Azrail’e, Tanrı’yla kendisinin arasına girmemesini söyledi. Tanrı da DeLi Dumrul’a, kendi canının yerine bir başka canı Azrail’e teslim ederse kendisini bağışlıyabileceğini bildirdi.

Advertisement

Deli Dumrul önce yaşlı babasına, sonra yaşlı anasına yalvardı. İkisi de oğullarının yerine canlarını vermeye razı olamadılar. Deli Dumrul son çare olarak karısına geldi. Durumu anlattı.

— Kendisi «Ben Azrail’in pençesine düştükten sonra sen yeniden evlen, geride bırakacağım iki çocuğumuza iyi bak» dedi.

Fakat kadıncağız onun yerine Azrail’e teslim olmaya çoktan razıydı;

Ne dersin, ne söylersin
Göz açıp gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
Koç yiğitim, şah yiğitim
Karşı yatan kara dağları
Senden sonra ben neylerim
Yaylıyacak olsam,
Benim mezarım olsun
Soğuk soğuk suların
İçecek olsam benim kanım olsun
Altın akçeni harcıyacak olsam
Benim kefenim olsun
Tavla tavla şahbaz atın
Binecek olsam benîm tabutum olsun
Senin o muhanet anan baban
Bir canda ne var ki sana kıyamamışlar
Arş tanık olsun, Kürsi tanık olsun
Yer tanık olsun gök tanık olsun.
Kadir Tanrı tanık olsun
Benim canım senin canına kurban olsun

Deli Dumrul bunu duyunca, son bir kere daha Tanrı’ya yakardı. Tanrı bu defa Deli Dumrul’a acıdı Çocuklarının kurtulması için kendi canlarına kıyamayan ana-babaya da kızmıştı. Azrail bu ana ile babanın canını alıp. Deli Dumrul la sevgili karısını bıraktı, ömürlerini de uzattı.

Advertisement

Boğaç Han Hikâyesi

Oğuz İli’nde Bayındır Han adında bir han vardı Bayrağı altındaki beylere her yıl büyük bir şölen verirdi Bir gün. Ba ymclır Han gene böyle büyük biı şölen veriyofdu Oğuz İlinin dört yanından gelecek beylere ayrı ayrı çadırlar hazır latmıştı Oğlu olanlar ak çadırlara, kızı olanlar al çadırlara, hiç çocuğu olmı yanlar da kara çadırlara yerleştirilecekti

Dirse Han da şölene davetliydi. Kırk yiğitiyle, Bayındır Han’ın obasına geldi Hiç çocuğu olmadığı için onu kara çadırlardan birine yerleştirdiler, Dirse Han, buna çok üzülmüştü. Hani oracıkta yer yarılsa hemen içine giriverecekti Dirse Han. Şölenden dönünce olanları Karayazılı hatuna anlattı. Baş Başa verip Tanrı’ya yakardılar

Günlerden bir gün Tanrı onlara tosun gibi bir erkek evlât verdi. Yıllar çabuk geçti. Dirse Han’ın oğlu tığ gibi bir delikanlı oldu çıktı. Yalnız Oğuz İli nin geleneklerine göre, önemli bir iş göremediği için ona bir türlü ad konamamıştı. Bir gün Bayındır Han’ın canı boğa güreştirmek istedi Güreşin yapılacağı alanda Dirse Han’ın oğlunun üç arkadaşiyle oyun oynamakta olduğunu görünce, boğanın salıverilmesini emretti.

Çocuklar boğayı görünce çil yavrusu gibi kaçıştılar. Yalnız Dirse Han’ın oğlu yerinden kıpırdamadı. Herkes, merakla ne olacak diye bekliyordu Dirse Han’ın oğlu. boğanın tam alnına öyle bir yumruk savurdu ki hayvancağız olduğu yerde sendeledi kaldı. Delikanlıyla boğanın güreşi pek uzun sürmedi Dirse Han’ın oğlu boğayı kanlar içinde yere serdi. Bayındır Han, gördüklerinden pek memnun kalmıştı. Dirse Han’ın oğluna Boğaç Han adının verilmesini emretti.

Advertisement
Boğaç Han, gözü pek kahraman yapılı bir delikanlıydı.

Onu sevenler olduğu gibi sevmiyenler de vardı. Babasının Kırk Yiğidi onu sevmiyenlerin başında geliyordu Kırk Yiğit, Boğaç Han’ı mertçesine yenemiyeceklerini biliyorlardı onun için aralarında bir oyun tasarlayıp Boğaç Han’ı babası Dirse Han’ın gözünden düşürmek, hattâ öldürtmek istediler.

Kırk Yiğit, Dirse Han’a Boğaç Han’ın Kötü niyetli bir kişi olduğunu, gizli işler hazırladığını anlatınca Dirse Han öfkesinden küplere bindi Oğlunu öldürmek için bir av düzenledi. O devirde delikanlıların babaları ile ava çıkabilmeleri çok önemli bîr olaydı Boğaç Han da, annesi de kıvanç içinde ava hazırlandılar. Dirse Han’ın neler tasarladığını nereden bileceklerdi ki!

Bir tesadüf eseri Boğaç Han, avdan ağır yaralı kurtulmuştu. Annesi, kırk yardımcısı ile birlikte, oğlunun yanına koştu Boğaç Han’ı iyileştirmek için gece-gündüz çalıştı.

Fakat o kırk kötü kişi Boğaç Han’la uğraşmaktan hâlâ vazgeçmemişlerdi. İkinci bir oyun daha hazırladılar. Dirse Han adamlarının sözüne inanıp oğluna kızdı. Yalnız şimdi Boğaç Han da akıllanmıştı Kırk yiğitiyle beraber kırk kötü adamının üzerine at koşturdu. Kanlı bir savaş oldu ama, sonunda suçluyla suçsuz anlaşıldı

Advertisement

Dirse Han yaptıklarına pişman oldu. Bayındır Han, Boğaç Han’a beylik üstüne beylik verdi Dirse Han oğlunun şerefine şölenler düzenledi. Oğuz İli’nin dört bucağından gelenler Boğaç Han’la babasını kutladılar Dede Korkut da geldi, Boğaç Han’a bir türkü düzdü.


Leave A Reply