Destan Nedir? Destan Hakkında Bilgi

0

Destan nedir? Destanın özellikleri nelerdir? Destan çeşitleri, eski destanlar, destan hakkında bilgi.

destanDestan; büyük kahramanlık olaylarını nazım halinde (manzum) anlatan en eski sözlü edebiyat türüdür. Ayrıntıları sıralanarak: Olağanüstü kişilikteki kahramanların, aslında bir tarih olayına dayalı serüvenler dizisini, ölçülü ve uyaklı nazım tekniğiyle, ayrıntılı bir genişlikte, belli bir sanatçının dile getirişinden sonra, o çağın ülkü edindiği özellikleri taşıyan kahramanın yaşamıyla işlerinin toplumun ortak düş gücüyle beslenmesi sonucunda yeniden oluşan büyük eser.


Destanlar insanlığın bir çağına, doğa olaylarının nedenlerinin bilinmediği, bu yüzden her doğa kaynağının düş gücüyle tanrılaştırıldığı dönemine özgüdür. Yaratılışın nasıl olduğu sorusuna cevap olan yaratılış efsaneleri (kozmogoni, evren, doğum), doğa olaylarını açıklamaya çalışan mitoslar (myt-hos), yiğitlikleri olağanüstü ilişki ve özlere dayandırılan yüce kahramanların ülküsel uğraşları, destanların başlıca konusudur; yanı sıra savaşlar, göçler, salgınlar, kıtlıklar, yenilgiler, hem doğa hem toplum güçleriyle çatışmalar sürüp gider. Ne var ki, sözlü ve manzum olan destanlar uzun süre ezberlenerek belleklerde saklansa da vaktinde yazıya geçirilmezse kaybolup gider. Site yaşamının uygarlık düzeyine geç ulaşan toplumların destanları bu yüzden ele geçmez, asıl biçimine rastlama olanağını vermez. Örneğin Orta Asya Türklerinin yaratmış olduklarından kuşku duymadığımız destanlarının hiçbirine sahip değiliz. Altay Masalları, Manas Destanı, Yakut Türkleri arasında bugün de yaşayan efsaneler, Saka Türklerinin İran ile sürüp giden savaşları sırasında parlayan Alp Er Tunga’nın (Tonga; Şehnâme’de Afrâsiyab) yiğitlikleri, İskender ile savaşı ayrı bir destana konu olan Saka Hakanı Şu’nun serüvenleri, Türklerin kendisinden türediklerine inandıkları Bozkurt mitosu, demir bir dağı eritip çıkmalarını anlatan Ergenekon Destanı elde değildir. Bir sanat eserine konu olarak yeniden canlandırmadıkları için bu destan özleri; eski Çin, Moğol kaynaklarıyla İran tarihlerinde değişik söylentiler halinde özetlenmişlerdir. Oğuznâme (Oğuz Kağan Destanı) ise küçük bir mensur özettir. Çiviyazısıyla yazılı belgelerden oluşan Gılgamış Destanı Sümer-Akkad-Babil bölgesinin eseridir. Eski Yunanın en büyük destan şairi olan Homeros’un eserleri olan İlyada (İlias) ile Odysseia, Antik dünyanın en eski ve önde gelen destanlarıdır. Yunan geleneğine özenen Roma, çeşitli denemelerden sonra Vergilus’un (İÖ 70-19) eserine kavuşur: Aeneas.

Roma’nın yıkılışından sonra dağılan Avrupa, kendini ancak 11. ve 12. yüzyıllarda bulmaya başladı. 11. yüzyılda ise yerli destanlar, önce Fransa’da doğmaya başladı. 8, 10, 12 heceli (Fransız beğenisi) dizelerle yapılan bu manzum destanlar bir saz (viola, cifoine) eşliğinde dinleyicilere sunulur (Chanson de geste). Bu destanların değişmez kahramanları, birkaç ülkeyi yönetimi altında toplayan Charlemagne (Büyük Kral) ile (İÖ 814) çevresindeki yiğitlerdir. Örneğin Chanson de Roland (yaklaşık olarak 1100), İspanya’daki son Arap hükümdarına karşı girişilen savaşta imparatorun yardımını istemeyecek kadar gururlu olan Roland’ın umutsuz direnişini konu alır (10 heceli 4.000 mısra). Bu destan zinciri, ortaçağın derebeylik (feodalite) rejimini dile getirir, din uğrunda savaşa giren şövalyeler, bağlı bulundukları (suzerainvassal) güçlere ölesiye sarılan kahramanların erdemleri, bir yandan da Hristiyanlık düşmanı merkezlere karşı mücadeleleriyle göze çarparlar. Sonraki dönemlerde bu destanları halka ileten jonglör’ler (jongleur), kilisenin yönetimindeki konaklama manastırlarının menkıbelerini yaşatmak amacıyla halk içinde etkin olmuşlar; bir yandan Hristiyanlığa bağlı, bir yandan da ülkeler fethetmeye özenen çelişki içindeki şövalye serüvenlerini anlatmayı görev edindiler. 12. yüzyılın ortalarında şövalye sınıfının yaşantılarını konu edinen, “Courtois romanı”, özellikle Kelt efsaneleriyle beslenerek destansı bir kral olan kral Arthur’un (Artus) çevresini ve serüvenlerini konu edinir: “Chevaliers de la Table Ronde: Yuvarlak Masa Şövalyeleri.” Özellikle Cherien de Troyes’in (? 1135-1183) eserlerinde dile gelen bu uydurma şövalye öyküleri, ortaçağ derebeyliğinin edebiyata açık etkisiyle destan geleneğinin bozularak bir amaç uğruna “kullanılışı”dır. İspanya’da destan, 1307’de tek nüshası yazıya geçirilen (aslında 12. yüzyıl ortalarında doğduğu tahmin edilir) Cartar de mio Cid ile örneğini verir. Müslümanlara karşı savaşta sivrilen Ruy Diaz de Vivar’ın serüvenleri. Alman Edebiyatı’nda destan, 13. yüzyıl başlarında doğan iki anonim eserle ortaya çıktı: Nibelungen ve Gudrun destanları. Nihayet destan türü; toplumsal olaylarla birlikte toplumun ülkü edindiği özellikleri taşıyan kahramanları konu edinen kişisel eserlere dönüştü. İtalya’da Ariosto (1474-1533), Orlando Furioso (Öfkeli Orlando) eserleriyle şövalyelik dünyasını Rönesans’a bağlayan dönemin ürününü verdi: Tasso (1544-1595), Gerusalemme Liberata’da (Kurtarılmış Kudüs) çağının savaşlarını İlyada planında yineler. Portekizli şair Camoens (1524-1580), yeniçağların bir kahramanını, Vasco de Gama’yı ve serüvenlerini konu edinen eserinde (Lusiadas, 1572); olağanüstü kahramanlıklar yerine insan gücünü yerinde kullanan kişilerin olanaklı başarılarını işleyerek yeni bir yön gösterdi. Derleme yoluyla ortaya çıkan Fin destanı Kalevela; Hint Edebiyatı’na temel sayılan Ramayana, Mahabarata; Radloff’un Kırgız Türklerinin ağzından dinlediği Manas Destanı (tekrarlarla 400 bin mısra): 11. yüzyılda Firdevsi’nin yazdığı İran destanı Şehname (60 bin beyit)… bu türün belli başlı örnekleridir. Ümmet çağı Türk Edebiyatı’nda destan Farsça aslına uygun anlamda öykü anlatan her esere takılan bir ad olmuş; vakayinameler, mesneviler, tarihler, yaşamöyküsü niteliğindeki bütün eserler… böylece anılmıştır; örnek: Dâstân-ı Tevârih-i Mülük-ı Âl-i Osman, Dâstân-ı Ahmed Harami…

Destan sözü halk edebiyatımızda bazı sorunları ciddi ya da mizahi açıdan işleyen uzun şiirlere ad olmuştur. Günümüz edebiyatında ise destan toplumsal coşku ve duyarlık konularım (kurtuluş savaşları, toplu acı ve yıkılışlar…) konu edinmeye dikkat etmekte; olağanüstü durumları yaşayan yığınların (halkın) serüvenini işlemektedir. Bu açıdan örneğin Yahya Kemal Beyatlı‘ nın Selimname’si ile Cahit Külebi‘nin Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda çalışması yönünü doğrulayamamış çalışmalardır. Buna karşılık Nazım Hikmet’in içinde belirgin kahraman olmadığı için eleştirilmiş olan (Ataç) Bedrettin Destanı ile Kuvayı-Milliye-Memleketimden İnsan Manzaraları; zamana uygun yorum ve ölçüsüyle çağdaş destana örnektir. Çünkü tek kişinin olağanüstü kahramanlığına inanılamazsa da toplumların bazı dönemlerde yaşadığı gerçeküstü direnişlere rastlanabilir. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın hangi konuları destan olarak işlediğine bakmak, gerekli bir dikkat olabilir; bunlarda toplunun ortak odak noktası olan kişiler, toplumca değerlendirilerek yüceltilir, ama kendileri ortada görünmez: Üç Şehitler Destanı 2. İnönü Savaşı, (1949); İstiklal Savaşı: Samsum’dan Ankara’ya (1951 İstanbul Fetih Destanı (1953); Anıtkabir (1953); Yedi Memetler (1964); Çanakkale Destanı (1965); Kubilay Destanı (1968); 19 Mayıs Destanı (1969); Malazgirit Ululaması (1971)






Bir Yorum Yazmak İster misiniz?