Doğumdan Sonraki İlk Günler – Loğusalık Dönemi ve Yaşanan Zorluklar

0

Doğumdan sonraki ilk haftalarda bebek bakımı nasıl olmalıdır? İlk günlerde bebek bakımı ile ilgili bilinmesi gerekenler.

Advertisement

Doğumdan Sonraki İlk Günler

Bebeğinizi dünyaya getirip, eve döneceğiniz günü dört gözle beklediniz; bu konuda kitaplar okudunuz; alt bezleri, minicik çamaşırlar hazırladınız. Ama, hiç kimse size evde ilk haftaların bir kargaşaya yolaçacağından söz etmemişti.

Tebrikler, annesiniz!” “Kim? Ben mi?” İlk haftalar evde çocuğunuza bakarken, kendinizi, bu işe uygun olduğunuza tam olarak inanmayan, daha çok “anne rolü oynayan bir oyuncu” gibi hissedebilirsiniz. Bu işi sevdiğinizden pek emin değilsinizdir; “anne” ve “anne-baba” gibi adlar, sizin ve eşinizin omuzlarınızda tam yerine oturmamış gibi durur. Suçlu suçlu kabul ediyor olabileceğiniz bir başka duygu da, biraz panik içinde olmanızdır: “Acaba korkunç bir hata mıydı, bu yaptığımız? Biz ne yaptık? Neden bunun iyi bir fikir olduğunu düşündük?” diye kendi kendinizi yiyor olabilirsiniz. Bebekle ilk birkaç hafta, gerçekten çok güçtür.

Güçlük, dokuz aylık hamilelikten sonra, hamilelikte çocuk bakımından çok daha ustalaşmış olmanızdan kaynaklanır. Bebek bakımı işine en başından başlamak zorundasınızdır ve hamilelik boyunca biriktirdiğiniz deneyimin hiç değeri kalmamıştır! Hastanede bulunduğunuz sırada da her şey kafa karıştırıcı, karmaşık ve yorucu görünse de, “otomobili asıl sürenlerin” hemşireler ve öbür hastane personeli olduğunu biliyordunuz. Şimdi eve döndüğünüzdeyse, tersine, karşınıza çıkan herkesten kopmuşluk, bitkinlik, kargaşa duygusu, en kötüsü de, “otomobilin bütün yönetiminin” size kaldığı duygusudur.

ALTÜST EDİCİ DEĞİŞME

Bir bebekle eve dönmeniz, yaşamınızın tek başına en ezici ve en şaşkın düşürücü olayıdır. Daha önceki bir ev satın almak, tatile çıkmaya karar vermek ya da iş aramak gibi düzeninizde değişikliklere yol açmış olaylar, evinizin üstüne düşen bu “bebek bombası’nın yanında hiç kalmıştır.

Advertisement

Hamileliğiniz sırasında, ‘doğumdan sonra” olacakları görme gücünüz, hamileliğinize bakışınızdan çok daha bulutluydu. Enerjinizin çoğunu, doğumun kendisine yoğunlaştırmıştınız ve doğum olayını yaşadığınız, önceden ultrasonda öğrenmediyseniz “bebeğim erkek mi olacak, kız mı?” merakını henüz sona erdirmemiş olduğunuz sıradaysa, kendinizi “evde bebeğine bakan anne” başrolünde düşünmenize kesinlikle olanak yoktu. Dolayısıyla, bebeğinizle eve döndüğünüzde, kendinizi dünyadan kopmuş, yapayalnız ve yetersiz bulmanız son derece doğaldır.

İŞLERLE BİLDİĞİNİZ GİBİ BAŞETMEK

İlk birkaç gün eviniz yakınlarınızla, dostlarınızla dolup boşalsa da, günlerin önemli bir bölümünde kendinizi yapayalnız hissedersiniz. Çocuğun doğumundan sonraki ilk birkaç hafta boyunca, bütün yeni annelerin -ve babaların- en çok duydukları şey, kaygıdır. Bir yeni baba, durumu şöyle tanımlamıştır: “Bebek ağlar, inler ya da mızıldarken, karşılayamamış olduğumuz bir gereksinmeyi mi dile getirmek istediği kaygısına kapılıyoruz. Odasından hiç ses gelmediğinde de, acaba soluk alıp vermeyi sürdürüyor mu diye meraktan ödümüz patlıyor.” Gerçekten de, mışıl mışıl uyumak ile boğulmak, ağlamak ile çığlık atmak ya da bütünüyle refleks hareketleri ile çırpınmak arasındaki farkı ayırt edememek, yeni anne-babaların tüylerini diken diken edebilir. Bunlara bir de uykusuzluk ve evdeki genel kargaşa eklenince, ikinizin tahammülünüz de sınıra dayanabilir.

Üstelik bunlara, gereken şeylere ve giysilere bütünüyle yanlış oranlarda para ve çaba harcamış olduğunuzu anlamanız da eklenebilir; sayı ve miktarlarda baştan aşağı korkunç yanılmış olabilirsiniz. Bebek ve çamaşırları, zıbınları durmadan kirlenir; bu da bütün gün, neredeyse durup dinlenmeden alt bezlerini değiştirmenin yanı sıra, çamaşırlarını da değiştirmeyi -sonra da yıkamayı- gerektirir. Bu arada, karşınıza çıkan bir sürü yepyeni işle başa çıkabilmenizin en akıllıca yolu, deneme-yanılma yöntemiyle, size en uygun düzeni kurmanızdır. Yeni anne-baba olmuş her çift, çevrelerinden bebek için en iyi olan şey konusunda birbiriyle çelişen öğütler dinlemekten ölesiye bezginlik getirir. Gerçekten de bu öğütlerin çoğu, yalnızca kafanızı karıştırmakla ve kendinize güveninizi temelinden sarsmakla kalmaz, üstelik hiçbir işe de yaramazlar: Bir şeyi doğru yapmanın, binbir çeşit yolu vardır.

Bebek Ağlıyorsa

Kendi bebeğiniz olmadığı günlerde, başkalarının ağlayan bebeklerini kucağınıza aldığınızda, belki de “Acaba nesi var?” diye düşünmüş ve hemen onu annesine vermiş, sıranız geldiğinde ona nasıl bakılacağını bileceğinizi sanmışsınızdır. Oysa hiç de öyle değildir. Şimdi kendi bebeğiniz ağlarken kucağınıza aldığınızda, gene “Acaba nesi var?” diye düşünebilirsiniz; ama onu avutsun diye geri vereceğiniz bir başka anne artık yoktur. Tersine, bundan böyle bebeğinizin her şeyiyle başetmek size düşer; üstelik bu ilk haftalarda, bebeğinizle kendinizi çok uyumlu hissetmezsiniz. Bunun başlıca nedeni, bebeğin ne istediğini, beşinci, altıncı haftaya gelmesine kadar anlayamamanız, onun da bunu size anlatamamasıdır. Yani her şey baştan aşağı, rastlantıyla ve deneme-yanılma yoluyla yürüyecektir. Bezginliğe, umutsuzluğa kapılmayın. Bütün beceriksizce çabalarınız, altınca hafta dolaylarına ulaştığınızda, dünyanın en ışıklı görünümüyle, bebeğinizin size gülücük yapmasıyla ödüllendirilecektir. Bu aşamaya varmadan önce, “hiçbir şeyi doğru dürüst yapamıyorum” diye düşünmeniz, son derece doğaldır.

LOĞUSALIKTA RUH HALİ

Bebeğinizle hastaneden eve dönünce, ilk haftalarda kendinizi ağlamaya hazır, yorgun, ruhsal açıdan çökmüş durumda bulabilirsiniz. Kaygılı ya da en küçük sorunları bile büyütüp dert ediyor durumda olabilirsiniz.

Yeni annelerin yaklaşık yarısı kendilerini böyle bir ruhsal durum içinde bulmakta ve bunun nedenini kimse bilmemektedir. Bazı doktorlara göre, bunun nedeni, çocuğun doğmasının ardından ortaya çıkan apansız hormon değişiklikleridir. Bu aynı zamanda, hamilelik ve doğum heyecanının ardından, gerilmiş sinirlerin boşanmasının, çökmesinin sonucu da olabilir.

Advertisement

Bebek çöküntüsü, altüst edici bir durumdur; ama kendiliğinden yatışır gider. Yapabileceğiniz en iyi şey. bu duruma hazırlıklı olmaktır: Telaşa kapılmayın; yalnızca her fırsatta bol bol dinlenin. Bebeğinize bakabileceğinize güveniniz arttıkça, kaygılarınız genellikle yok olacaktır.

Bu duygular birkaç haftadan fazla sürerse, üstelik uyumakta güçlük çektiğinizi de farkederseniz, doktorunuzla konuşun: Gerek bedensel, gerek ruhsal düzeyde destek sağlayabilir.

BABAYI DA UNUTMAYALIM

Bu çetin ilk haftalarda, yeni “rolünüzü” uyum gösterilmesi güç bir durum olarak görüyorsanız, eşinizin de bunun kadar güç bir dönemden geçmekte olduğunu sakın aklınızdan çıkarmayın. İkiniz birlikte, üç büyük değişikliğe uyum sağlamak zorundasınız: Anne-baba olarak üçüncü bir kişiyle birlikte yaşayacaksınız; eşinizi yalnızca bir sevgili ve eş olarak değil, bebeğinizin annesi ya da babası olarak göreceksiniz.

Yeni baba olan bir kişi, doğumdan sonra son derece sarsılmış olabilir. Pek çok erkek, eşinin doğumu sırasında kendisinin hissedeceği şeylere hazır değildir. Gerçekten de bu koşullar, bir erkek için yoğun, altüst edici koşullardır: Sevdiği kadının çok büyük bir acı içinde kıvrandığını görür -doğumhanenin kapısında beklerken de bilir- ve ona yardım etmek için elinden pek bir şey gelmez. Bebekle eve dönüşünüzden sonra da, sizinle ve bebekle birlikte olmak için bir-iki gün işinden izin alabilir; ama ondan sonra, yalnızca akşamları ve hafta sonları yanınızda olacaktır. Bunun bilincine varmak, her iki eş için de büyük bir sarsıntı ve doğum olayının evdeki çok zor bölümünün başlangıcını oluşturur.

Baba İçin de Çok Şey Değişir

Siz her Allahın günü, hem de hemen her dakika bebekle birlikte olduğunuz için, doğal olarak bebekle, babasına oranla çok daha çabuk ilişki kurarsınız. Bu da. dikkatli olmazsanız, babasında, sizin yaşamınızda en önemli yeri tutan kişi olarak “tahtını yitirmiş olduğu” duygusuna yol açabilir; bu duygu da onu kısa sürede, kıskanç ve alıngan biri yapıp çıkabilir. Çözüm, üçlü yaşama uyum sağlamaya çalışmaktadır. Beceriksizliğinden ötürü zaten sinirleri bozulmuş bir baba için en kötüsü de, başına dikilip “şu işi doğru dürüst yapmayı beceremediğini” söylemektir: Onu eleştirmeyi sürdürürseniz, bebeğin altını değiştirme işinden bütünüyle vazgeçebilir. Unutmayın, bir işi kusursuz yapabilmek için, bol bol alıştırma yapmak gerekir.

Babanın bebekle ilişkisi ne kadar çok olursa -ve ne kadar erken başlarsa- o kadar iyidir. Günlük çalışma saatlerinin ardından, eve dönünce bebeğin altını silmek ona güç gelebilir. Ama destekleyici sözlerinizle kısa sürede us-talaşacak, kolayca yapmaya başlayacaktır.

BAŞKA ŞEYLERDEN SÖZ ETME ÇABASI

Gün boyunca bebeğe bakmak, sizi ondan başka şey düşünemez hale getirebilir. Eşiniz işinden eve döndüğünde de, bebekle geçirdiğiniz güne ilişkin her şeyi ona anlatmak istersiniz. Bunda yanlış bir yan yoktur; ama sizin de ona kulağınızı verip, anlatmak isteyebileceği şeyleri dinlemeniz gerektiğini unutmayın. Bebek konusu dışında hiç olmazsa bir iki şey söylemek yolunda gösterilecek bilinçli bir çaba, “alt bezi muhabbetini” bir süre için de olsa gündemden kaldırabilir. Bebeğinizin hareketleri, daha sonra, nasıl olsa buna benzer muhabbetlere yol açacaktır.

DOSTLUKLARI SÜRDÜRMEK

Çocuğa bakmaktan başka şey düşünmeyen, onun yanından bir an bile ayrılmak istemeyen bir anneye dönüşmüş, dolayısıyla da eskiden sık sık hoş vakit geçirdiğiniz arkadaşlarınız tarafından artır aranmamaya başlayan biri haline gelmiş olabilirsiniz. Aldırmayın, size gerekli olan gerçek dostlarınızdır. Gerçek dostlar, sizi bu yeni anne kimliğinizle anlayacak ve sizi arayacaklar, aramakla da kalmayıp, ufak tufak işlerde yardım etmeyi önereceklerdir. Gerçekten iyi bir dost, üst üste çaylar, kahveler pişirmenizi ve anlattığı son dedikoduları canla başla dinlemenizi beklemek yerine, avaz avaz haykıran bebeğin odasına koştuğunuzda, birikmiş bulaşıklarınızı sessizce yıkayıverecektir.

Bu arada, bebeği görmeye gelen yakınlarınıza, arkadaşlarınıza, diplomatça davranmayı da öğrenmeniz gerekir. Eve her gelişlerinde, biraz önce uyumuş olsa bile, bebeği getirip göstermenizi isteyebilirler. Yumuşak sözlerle, ama kararlılıkla, hemen sakıncalarını belirtirseniz, onu uyanık görmek istiyorlarsa, başka bir gün, başka bir saatte gelmeleri gerektiğini kolayca anlayacaklardır.

DİKKAT!

• Suçluluk duygusundan kurtulun: Yeni anne-babalar, bu duyguya çok yatkındırlar. Bebeğinizin battaniyesi haftada bir yıkanmazsa, korkmayın bebeğiniz kötü büyümez.

•Yapılacak şeylerden babayı dışlamayın: Bırakın, sizin kadar alt değiştirme, popo temizleme işi yapsın.

Advertisement

•Gerçekten hem bebeğe bakmakla, hem ev işleriyle başedemeyeceğinizi hissediyorsanız, babasıyla konuşun: Bu savaşı, hiç yardım almadan kazanmanızı, kimsenin beklemeye hakkı yoktur.

• Her şeyi bir robot gibi kolayca yapıvereceğinizi düşünmeye kalkmayın: Çoğu zaman ağlamaklı, bitkin, sinirli olacağınız düşüncesine kendinizi hazırlayın.

İŞLERİ BASİTİNDEN ALIN

Evlerin büyük, birkaç katlı, ev halkının kalabalık olduğu, bütün ailenin aynı evde yaşadığı ya da birbirlerine çok yakın oturdukları dönemlerde, yeni anneler kendilerine destek olacak birçok eli yanıbaşlarında bulurlardı; evler bebek bakıcıları, anne yardımcıları, emziriciler, alt bezlerini değiştiriciler ve baş dayanıp üstünde ağlanabilecek omuzlarla dolu olurdu. Günümüzdeyse, evde bebeğinizle bir-başınıza olmanız olasılığı çok daha yüksektir.

Evinizin hep temiz ve derli toplu olmasına özen göstermişseniz, bebeğin yol açtığı, karışıklık ve “pislik”, sizi umutsuzluğa düşürebilir. Ama biraz “adam sende’ci davranmak, sorunu çözebilir. Her şeyden önce, her gün evdeki her şeyin tozunu almaktan, camları silmekten vazgeçmenizin zamanı gelmiştir. Bundan böyle bu işi gerektiğinde yapabilmek bir yana, günlerce el atma fırsatı bulamayabilirsiniz. Öyleyse işin özüne dört elle sarılın. Bu da yemeğin, elektrik süpürgesine öncelik taşıdığı, bahçeyle uğraşmanın, güllerin budanmasının, bebeğin oturak eğitimi tamamlanıncaya kadar beklemesi gerektiği anlamına gelir.

Bu arada, ütü işini en azına indirin; çarşaflar henüz nemliyken katlayın ya da gömlekleri ıslakken asın: Böylece ütülenmeleri gerekmez. Olanak varsa bir yakınınızdan, arkadaşınızdan ya da biraz cep harçlığı karşılığında kapıcının, komşunuzun büyüme çağındaki kızından ütü işlerinize yardımcı olmasını isteyin.

Alışveriş işi de bir sorun haline gelebilir. Evinizin haftalık erzağını süpermarketlerden almak alışkanlığınız varsa, bundan bir süre için vazgeçmeniz -kucakta birkaç haftalık bir bebekle bu iş olanaksızdır- ya da bu işi hafta sonunda “babaya” yüklemeniz gerekir. Bir başka çözüm de, haftalık alışverişten vazgeçip, gündelik alışverişe yönelmek, alışveriş saatleri ile bebeği arabasıyla gezdirme saatlerini birleştirmektir. Böylece, bebeğiniz temiz havanın verdiği huzurla arabasında, pusetinde uyurken, kısa sürelerle de olsa, tezgâh arkasındaki satıcılarla ve alışveriş yapan başka kadınlarla iki çift laf etmek, “insanlardan kopmuşluk” duygusundan kurtulmak fırsatını bulabilirsiniz

KORKMAYIN KIRILMAZ

İlk günlerde, bebeğinizi elinize aldığınızda, “ona zarar vereceğim” diye ödünüz patlar. Küçük bedenine bir şeyler olacakmış gibi gelir. Ama içiniz rahat etsin; bu küçücük varlık, gerçekten çok sağlamdır. Ve kendisini sıkıca tutan bir elden, ne yapacağını bilmeyen, titreyen bir elden daha çok hoşlanır. Yaşamının ilk haftalarında, bebeğinizin gereksinmeleri sırasıyla emzirilmek, uyumak ve yeniden emzirilmektir. Sessizliğe ya da son moda giysilere, kendisiyle sürekli ilgilenilmesine gereksinme duymaz, uykusu varsa, bir hard rock konserinde (!) bile mışıl mışıl uyur. Dolayısıyla, uyurken çıt çıkarmaktan korkmanıza, parmak uçlarınızda dolaşmanıza gerek yoktur.

Altı haftanın sonunda, başardığınız ağır işlerden ötürü size diploma ya da herhangi bir ödül vermezler. Bebeğinizi geri de vermezsiniz. Bütün sorunlar da birden yok olup gitmezler. Ne var ki, siz işin içinden çıkmış, bebeğinizi çekip çevirmeyi becermiş olursunuz. “Ödülünüz”, bebeğinizin, ona gösterdiğiniz özenlere tepki vermesi olacaktır, ilk gülücüğünü yaptığı zaman, dünyalar sizin olur ve küçük meleğinizin bütün kokulu alt bezlerini, gaz sancılarından ötürü avaz avaz haykırarak sinirlerinizi törpüleyişlerini -o an için olsa da-unutursunuz.


Leave A Reply