Dünyanın Son Buzul Çağı : Pleistosen Çağı Hakkında Bilgiler

0
Advertisement

Pleistosen Çağı nedir? İnsanoğlunun da görmüş olduğu son buzul çağı dönemi olan Pleistosen Çağı hakkında ansiklopedik bilgiler.

Dünyanın Son Buzul Çağı : Pleistosen Çağı

Pleistosen Çağı, Kuvaterner (Dördüncü) Dönemde (y. 2.5 milyon yıl öncesinden günümüze) oluşan kayaç katmanlarının başlıca iki bölümünden daha yaşlı olanı ve bu kavaçların çökeldiği zaman dilimi. Jeolojik çağ dilimleri olarak bölümler, dönem olarak adlandırılan daha geniş zaman birimleri içinde yer alırlar ve kendileri de bir dizi kata ayrılabilirler. Birbirini izleyen buzul ve buzularası iklim çevrimlerinin gerçekleştiği Pleistosen Bölümde oluşan kayaçlar. Pliyosen Bölüm (y. 7-2,5 milyon yıl önce) kayaçlarının üstünde ve Holosen Bölüm (y. 10 bin yıl öncesinden günümüze) kayaçlarının altında yer alır. Buna göre Pleistosen Bölüm yaklaşık 2,5 milyon-10 bin yıl öncesini kapsar; ama son tahminler bu zaman aralığının 1,7 milyon-10 bin yıl öncesi olduğuna yöneliktir.

Önceleri Pleistosen Bölümün Büyük (Dördüncü) Buzul Çağını kapsadığı sanılmaktaydı. Ama sonraları buzullaşma çağının. yaklaşık 2,5 milyon yıl öncesi gerçekleşen hızlı bir iklim soğumasıyla başladığı saptandı; bu tarih de bugün Pliyosen Bölüme girer. Dahası, günümüzde Holosen Bölüm buzul çağının son buzularası katı olarak kabul edilir. Bazı jeologlar Pleistosen Bölümü günümüze kadar genişletmeyi ve Holosen’i daha çok bir kat olarak kabul etmeyi önerirlerken, diğerleri insan olgusunun ortaya çıkması açısından Pleistosen ve Holosen’i Kuvaterner (Dördüncü) Dönemin ayrı bölümleri olarak almanın daha doğru olduğunu savunurlar.

Pleistosen buzul çağlarının en şiddetli evresinde, yeryüzündeki karaların en az yüzde 28’lik bir bölümü buzul buzuyla kaplıydı.

Bugün ise bu oran yüzde 10 dolayındadır ve daha çok yüksek enlemlerle sınırlıdır. Olasılıkla buzularası evrelerde de durum bugünkü gibiydi. Ama gene de, bugünkü canlı türleri ile fosil faunaları karşılaştırıldığında, günümüz ile geçmişteki buzularası evreler arasında bazı önemli farklılıklar olduğu ortaya çıkar.

Advertisement

Buzyalakları (buzul vadilerinin ağzında oluşan, sarp yamaçlı, amfitiyatro biçimindeki havza) ile kar sınırı (kalıcı kar örtüsünün alt sınırı) arasında kabaca bir ilişki vardır. Dünyanın birçok yerinde buzyalaklarının yükseltisi ölçülerek, son buzul çağının en şiddetli evresindeki kar sınırının konumu belirlenmiştir. Buna göre eski kar sınırı her yerde bugünkünden daha düşüktür; bu Ekvator’da da, kutup bölgelerinde de böyledir. Başka ölçümler de, kıyı alanlarının buzul çağlarında bugünkünden daha çok yağış aldığını ve buralardaki yıllık ortalama sıcaklığın bugünkünden birkaç derece san-tigrad daha düşük olduğunu ortaya çıkarmıştır. Buna karşılık, iç kesimlere gidildikçe yağışın artması ve sıcaklığın düşmesi özelliğinin bugünküne oranla daha az belirgin olduğu anlaşılmıştır. Bir başka deyişle, buzul çağlarında kutupaltı iklim kuşakları Ekvator’a doğru kaymıştır. Bu kayma, kuzey kuşağında yaklaşık 15°’lik bir enlem kadar olmuş, daha ılıman kuşaklarda ise daha küçük bir kayma gerçekleşmiştir.

Dünyanın Son Buzul Çağı : Pleistosen Çağı

Çünkü, yağmur taşıyan siklonal fırtınaların bulunduğu orta enlem kuşaklan da Ekvator’a doğru kaymıştır. Ayrıca, Kuzey Yarıküre’deki hayvan fosilleri üzerinde yapılan incelemeler, kuzeydeki soğuk iklim bölgesinin birkaç derece enlem güneye kaydığını açığa çıkarmıştır.

Öte yandan, bitki ve hayvan fosillerinden elde edilen bilgilere göre, buzularası çağlar sırasında iklim kuşakları kutuplara doğru kaymış ve Kuzey Yarıküre’de bu kaymanın sınırı en azından bir kez bugünkü konumundan daha kuzeye geçmiştir. Henüz tam olarak kanıtlanamamış olmakla birlikte, bu iklim kaymalarının dünyanın her yerinde eşzamanlı olarak gerçekleştiği sanılmaktadır.

Pleistosen Bölümde Kuzey Yarıküre’de Kuzey Amerika’nın dağlık batı bölgesi buzullarla kaplıydı ve buz örtüsü tüm Kanada’nın üzerine yayılıyordu. Kanada’dan kaynaklanan Lavrensiyen buz örtüsü, güneyde ABD’nin kuzey kesimlerine, kuzeyde ise Kuzey Kutup Denizine kadar uzanıyordu. Grönland ve İzlanda hemen tümüyle buzla örtülüydü. Avrupa’nın da yaklaşık yarısı, Norveç’in kuzey kıyılarından güneyde Kiev’e kadar İskandinavya buz örtüsünün altındaydı. Sibirya’da pek çok buzul dağı vardı, kuzeybatı düzlükleri de buz örtüsüyle kaplıydı. Alpler’de, Kafkaslar’da, Pireneler’de ve öteki kıtalardaki yüksek dağların çoğunda, çeşitli boyutlarda buzullar bulunuyordu. Antarktika kıtasının hemen hemen tamamı (bugünkünden daha çok) buzla örtülüydü ve Andlar’ın güneyindeki buzullar batıda Şili kıyılarına ve doğuda Arjantin Pampalarına kadar yayılıyordu. Havvaii, Japonya ve Yeni Gine’deki yüksek dağlarda da buzullar egemendi.

Advertisement
Buzul iklimi ve buz örtüleri, deniz düzeyinin dünya ölçeğinde alçalıp yükselmesine neden oluyordu.

Buzulları oluşturan nem denizlerden geliyor, bu da deniz düzeyinin alçalmasına yol açıyordu. Ilıman iklim koşulları sırasında buzullar eriyor ve erime suları denizlere dönerek bu kez deniz düzeyinin yükselmesine neden oluyordu. Bu nedenle, birbirini izleyen buzul ve buzul arası evreler denizlerde yüz metreye ulaşan düzey değişimleriyle sonuçlanıyordu; bu değişimlerin alt ve üst sınırlan denizlerin günümüzdeki düzeyinin çok üstünde ve altındaydı. Buzullaşmanın bir başka etkisi de, yer kabuğunda ortaya çıkan büyük ölçekli bükülmelerdi. Yer kabuğu büyük buz örtülerinin ağırlığına dayanamıyordu. Kayaç yapılı kabuğun altındaki bölgede plastik haldeki kayaç malzemesi ağırlığın bindiği bölgelerden yanlara doğru akıyor, bunun sonucunda da havza benzeri çöküntüler ortaya çıkıyordu. Buz örtüsü eriyip kabuğun üstündeki ağırlık azaldıkça, alttaki plastik akmanın doğrultusu yön değiştiriyor, kabuk yavaş yavaş yükselerek kubbe benzeri bir yapı kazanıyordu. Normal yüzey koşullarına, buzulların çözülmesinden ancak uzunca bir süre sonra ulaşılıyordu.

Pleistosen Bölümde tüm kıtalarda, düşük ve orta enlemlerdeki kurak bölgelerde bugün geriye izi kalmamış pek çok gölün bulunduğuna ve bugünkü göllerin pek çoğunun da çok daha geniş olduğuna ilişkin güçlü kanıtlar vardır. Bu durum, o dönemde bu bölgelerde yağışın bugünküne oranla daha fazla, buharlaşmanın ise daha az olduğuna işaret eder.

Bitişinden Sonra Yaşam

Son buzul çağının bitişinden sonra yeni çevre koşullarına uyarlanan bitki ve hayvanlar, yaklaşık 10 bin yılda olabilecek gelişmelerin de ipuçlarını verir. Bu uyarlanma yeteneği sayesinde buzulların çekildiği kara yüzeyleri bitkiyle kaplanmış ve buzul dönemi boyunca karalar birçok kez canlı varlığını yenilemişti.

Kuzey Yarıküre’deki memeli varlığı bir yandan soylarının tükenme, öte yandan yeni türlerin ortaya çıkma sürecinden geçerek büyük bir değişim geçirdi. Yeni türler arasına zebraya benzeyen atlar, sığır, develer, bazı filler, gergedanlar ve tüylü mamut katıldı. Tüylü mamut birinci buzullaşma öncesinden izine rastlanmayan, soğuk iklime iyi uyarlanmış bir türdü. Atlar ve sığır, bu bölümde Kuzey Amerika’ya göç etmişti. Pleistosen Bölüm sonu ile Holosen Bölüm ortaları arasında birçok memeli türü ortadan kalktı. Bunlar arasında yer tembel hayvanları, misköküzlerinin iki cinsi, bazı pekariler, antilop benzeri gevişgetirenler, kedigillerin birçok türü, mastodon, bazı atlar ve develer sayılabilir. İnsanın Kuzey Amerika’da birdenbire ortaya çıkışının Bering Boğazını birleştiren bir kara köprüsüyle ilişkili olduğu sanılmaktadır.

Advertisement

Leave A Reply