Dünyanın Yüzeyi Nasıldır?

0
Advertisement

Dünyanın yüzeyi nasıldır? Dünyanın yüzeysel özellikleri, en yüksek ve en alçak noktası neresidir? Dünyanın yüzeyi hakkında bilgi.

dunya-yuzeyi Dünyanın yüzeysel özellikleri. Dünya yüzeyinin yaklaşık % 71’i su kütlesiyle kaplıdır. Yakın zamana kadar Dünya’nın iç yapısı konusundaki tüm çalışmalar yüzeyin yaklaşık % 28’ini kaplayan kar kütleleri üzerinde yapılmaktaydı. Ancak son yıllarda sağlanan teknolojik gelişmeler Dünya’nın su kütlesi altındaki yüzeysel özelliklerinin incelenmesini de olanaklı kıldı. Dünya’nın kara ve deniz örtülerinin dağılımlarına bakıldığında, karasal örtünün % 65’inin kuzey, geriye kalanının da güney yarım kürede bulundukları görülür. Hem kara hem de deniz örtüsünün altındaki tabanda sıradağların, binlerce kilometre uzunluğundaki kırıkların, volkanların, büyük düzlüklerin bulunmasına karşın bunların temelde birbirinden küçük de olsa kimi ayrılıklar gösterdiği saptanmıştır.

Dünya’nın yüzeysel özelliklerinin başında dikkati en çok yükseltiler ve çukurluklar çeker. Dünya’nın en yüksek noktası 8.848 m ile Everest olup, sırasıyla Aconcagua (6.959 m), Cimborazo (6.273 m), Cotopaxi (5.895 m) ve Kilimancaro (5.895 m) gibi yükseltiler onu izler. Dünyanın en derin yerleri ise Mariana Çukuru (10.900 m), Tonga Çukuru (10.800 m), Porto Çukuru (9.200 m), Sonda Çukura (7.450 m). Dünya üzerinde bulunan en büyük adalar: Grönland (2.130.800 km2), Yeni Gine (785.000 km2), Borneo (734. 000 km2), Madagaskar (585.000 km2), BaffinAdası (512.000 km2), Sumatra (420.000 km2), Büyük Britanya (218. 000 km2) olarak sıralanır.

Dünya’nın iç yapısının incelenmesinde jeofiziğin önemli bir kolu olan sismolojiden yararlanılır. Özellikle deprem dalgalarının yer içinde yayılmasının incelenmesi sonucunda, Dünya’nın, en dışta; karalarda 35-‘0 km, denizlerde 15-20 km kalınlıkta, 2.900 km derinliğe kadar uzanan “manto” bölgesini, 5.190 km derinliğe kadar sıvı özelliği olan dış çekirdek izler Bu noktadan Dünya’nın merkezine 6.371 km derinliğe kadar yeniden katı özellikte olan iç çekirdek bulunur. Bu bölgeler Dünya’nın ısısı, manyetik alanı gibi büyüklüklerinmanyetik-alan-cizgileri kaynağını oluşturması yanında yeryüzünün biçimlenmesindeki etkileri açısından önemlidir. Günümüzde Dünya haritasında birbirinden ayrı görülen tüm kara kütlelerinin 300-350 milyon yıl önce bir arada bulunmakta olduğu, kar kütlelerinde toplanan kayaç örneklerinin mıknatıslanmalarını ve buradan hareketle geçmiş dönemlerdeki yerlerini saptamaya yönelik çeşitli çalışmalar sonunda ortaya konmuştur. 1912’de Alfred Wegener, kabuk örtüsünün iki ayrı düzeydeki yüzeyleriyle abisal deniz tabanının var olduğunu ve kabuk içindeki böyle bir ayırımda kabuğun üst bölümünün granit gibi hafif, kayaçların alt bölümlerinin de bazalt, gabro gibi daha yoğun olan ve okyanus tabanını oluşturan kayaçların bulunduğunu ortaya attı. Bunun yanı sıra ayrı kıtalarda görülen benzer jeolojik özelliklerin varlığından da yararlanarak “kıtaların kayması” kuramım ortaya koydu. Kıtaları kaymaya zorlayan güç, manto bölgesindeki madde akımlarıdır. Bu bölgede ağır kütleler çökerken hafif kütleler yükselir ve böylece kütle akımı oluşur. “Konvansiyon akımları” adı verilen bu oluşumda ısının da önemli rolü vardır. Çünkü manto içinde ısınan kütlenin yoğunluğu azalınca hafifleyerek yukarı çıkacak ve yanlara doğru etki yaparak kabuğun bir bölümünün manto içine dalmasına neden olacaktır. Bunun sonucu, Dünyanın bir yerinde yeryüzünde bir kütle çıkışı olmuşsa bir başka yerinde de kütle batması olacaktır. Bu olay genellikle okyanus tabanlarında görüldüğünden okyanus altı yayılması olarak adlandırılır. Okyanus altı yayılmasının en belirgin kanıtı, okyanuslar üzerinde yapılan manyetik alan ölçümü sonuçlarıdır. Yapılan ölçümler, okyanus ortasının belirli bir yerinden sonra değişiklikler gösterir. Bu “belirli bir yer” konveksiyon akımı sonunda kabuktan okyanus tabanına akan kütlenin yeridir ve okyanus ortası sırtı olarak adlandırılır. Kaliforniya Oşinografi Enstitüsü araştırmacılarının okyanus ortası sırt eksenine dik doğrultu üzerinde yaptıkları ölçümlerden elde edilen sonuçların manyetik değişmelerin gelişi güzel olmadığını, bu değişmelerin çok düzenli olarak dünya manyetik alanından yüksek ve düşük değerler verdiğini ortaya çıkardı. 1963′ te Matthews, zebra çizgilerine benzeyen bu okyanus ortası sırt sistemlerinin oluşumunu açıkladı. Bu araştırmacıya göre, volkanik kayaçlar sürekli olarak okyanus ortası sırttan dışarı çıkar ve soğurken dünya manyetik alanının doğrultusunda mıknatıslanma kazanır. Daha sonra bu oluşum manyetik alanın terslenmesiyle de süreceğinden ve okyanus ortası sırtın her iki yanında simetrik olacağından sağlanan manyetik ölçüler zebra çizgilerine benzer biçimde bir yüksek bir düşük değerler gösterir. Her yeni çıkan volkanizma eskiden soğumuş olanları yanlara doğru iterek okyanus tabanının yayılmasını oluşturur. Bu oluşum 300-350 milyon yıl önce bir arada bulunan büyük kara kütlelerinin günümüze kadar birbirlerinden nasıl ayrıldığını açıklar. Doğal olarak okyanus altı yayılımı, günümüzde de sürmektedir ve günümüzden milyonlarca yıl sonra kara kütlelerinin yerleri değişmiş olacaktır. Dünyanın fiziksel olaylarının birçoğu dolaylı ya da dolaysız olarak ısıyla ilgilidir.

Günümüzde dünyanın ısısıyla ilgili olarak ölçülebilecek tek büyüklük ısı akışıdır. Bu büyüklük 1 cm2’den 1 saniyede açığa çıkan ısı miktarı olarak tanımlanır. Dünya üzerinde ısı akışının değişimini elde edebilmek için karalar ve okyanus tabanlarında ölçüler yapılarak ısı akışının genellikle okyanus ortası sırtlarda, Alp Dağları’nda, Karpatlar ve Kafkaslar’da, jeotermal alanlarda Yüksek Baltık, Hindistan gibi kalkanlarda okyanus çukurluklarında düşük olduğu saptanmıştır. Isı akışının yüksek ve düşük olması konveksiyon akımlarıyla ilişkilidir. Dünyanın günümüzdeki ısısının incelenmesi yanında geçmiş jeolojik zamanlardaki ısının saptanması da amaçlanmıştır. Böylece, Dünya’daki iklim değişiklikleri yanında oluşumu konusunda ortaya atılan kuramlara da yaklaşımların yapılması sağlanmıştır. Paleoısı denilen bu çalışmalar, Urey’in katkılarıyla geliştirildi. Bu çalışmalarda okyanuslarda yaşayan hayvanların fosilleri yanında öteki karbonat yığışımlarının izotop analizlerinden yararlanıldı. Büyük Okyanus’ta 250 m derinlikten alınan örnekler üzerinde yapılan ölçülerden 32 milyon yıl önce sıcaklığın okyanus altında 11°C fazla olduğu, 22 milyon yıl önce farkın 7°C’ye düştüğü ve 1 milyon yıl önce de hemen hemen günümüzdeki sıcaklıkta olduğu saptandı. Çalışmaların ortaya çıkardığı başka bir sonuç da, ilk buzul çağının da 18.000 yıl önce başladığıdır.

Advertisement

Dünyayı etkileyen güçlerin başında yerçekimi gelir. Newton‘un çekim düşüncesine göre, bir cismin çekim etkisi, varlığının sonucudur ve çevresinde belirli bir çekim alanı oluşturur. Bunu sonucu olarak, kütlelerin çekim etkileşmesi, yer içinde birçok olayların doğuş ve gelişmelerinin nedeni olmaktadır. Örneğin ağır kütlelerin yer içine dalması, Dünya yüzeyindeki dengenin bozulmasına neden olur, bunun sonucu olarak depremler oluşur. Teknolojik olanakların artmasıyla dünyanın çekim gücü de daha geniş alanlarda daha duyarlı olarak incelenmiş ve sonuçta Dünya’nın yüksek ısı akışı gösteren bölgeleri, sığ okyanus bölgeleri, volkanik alanları ve ince tortul örtü bölgeleri pozitif çekim değerlerine, yer kabuğunun manto içine daldığı ada yaylarını çevreleyen derin çukurluklarda da negatif çekim değerleriyle karşılaşılmıştır. Bu ölçüler, Dünya içindeki kütle dağılımının düzensizliğini göstermesi açısından önemlidir. Dünya’ nın sahip olduğu manyetik alanın kaynağı Dünya’nın içindedir. Manto-çekirdek sınırında oluşan akımların yol açtığı elektri alanlar manyetik alanı oluşturur. Manyetik alanının üçte biri de dış kaynaklı olan güneştir.


Leave A Reply