Edebiyatta Aşık Kime Denir?

0

Aşık nedir? Edebiyatta aşık kimler için kullanılır? Aşıkların özellikleri nelerdir? Aşıklar ile ilgili bilgi.

Aşık; Kökü sevgi anlamında Arapça ışk, aşk’dan özne: Güzel ve çekici bir konuya bağlanan kişi anlamına gelir. Türk Halk Edebiyatı’nda saz çalarak doğaçtan (irticalen) şiir söyleyen, halk hikâyeleri anlatan sanatçıdır. Ayrıntılı bilgi için Aşık Edebiyatı Nedir? Özellikleri Nelerdir?

Orta Asya dünyasında sığır denilen av törenleri, şölen adı verilen ziyafetler, yuğ diye anılan yas ve cenaze toplantılarında ozan denilen söz sanatçıları kopuz çalarak şiirler söylemiş, toplumun istek ve özlemlerine tercüman olmuşlardır. Koşuk, yır, sagu diye anılan bu şiirler hece ölçüsüne uymakta, dörtlük birimini korumak ta, uyak düzeni (AAAB) koşma dörtlüklerinin biçimine örnek olmaktadır. İlkçağ edebiyatlarının ortak niteliği sözün ezgi eşliğinde oluşu, müzikle şiirin birlikte sunuluşudur. Bazı toplumlarda bu özellik ortaçağ boyunca da korunacak; uygarlık buluşlarına geç ulaşan yerlerde daha da sürecektir. Bugün yeniden yaşatmaya çalıştığımız ozan sözünün, bazı etkilerle anlam değiştirerek değerini yitirdiği, yerine âşık sözcüğünün gelişinden bellidir. Gerçekten 13. yüzyıldan başlayarak tasavvuf tarikatları, tekkelerde toplanan kişileri aşk yoluyla eğitmek, nefsi öldürüp Tanrı yolunda gönül temizlemek isterler. Dünyaya bağlı her şeyi küçümseyen, Tanrı dışındaki bütün öğeleri Mâsivâ adıyla anıp onu bırakmayı salık veren tekke düzencesi, bu dünyanın gerçeklerini, keyif ve zevklerini anlatan kişileri şair diyerek ayırmış, aşık sözcüğünü bu yolla yüceltmiştir. Böylece eski ozanların halk diliyle, hece ölçüsüyle yarım uyaklarla, dörtlüklerle çalıp söyledikleri şiirlerin yerine sekizli ölçüyle söylenen ilâhi ve nefeslerle, hece ölçüsüne uyan aruz kalıplarının ortadan bölünebilir örnekleri geçecektir.

Böylece ozan sözcüğü aşağılanması olanaklı bir değersizliğe düşerken âşık sözü onun yerine geçmiş; 16. yüzyıldan sonra köy, oba, kasaba, kent çevrelerinde belli bir mesleğin adamları olarak yetişip yaşayan halk sanatçıları bu adla anılmışlardır. Ezgi eşliğinde şiir söyledikleri için çaldıkları sazın adıyla çöğür şairleri diye de bilinen bu gezgin söz sanatçılarına, genel olarak saz şairi adı verilir.

Tekke çevrelerinde yetişen tasavvuf şairleri gibi yeniçerilik yoluyla kendilerini Bektaşi sayan saz şairleri de âşık adım bu yolla hak ederler. Köy, oba ve kasaba dolaylannda yetişip saz şairliği yoluna koşulan sanatçılar da usta edindikleri büyüklerden saz ve söz eğitimini kazandıktan sonra ustalarının uygun gördüğü birer mahlası takınır, takma adlarının başına âşık sıfatını ekler olmuşlardır. Halk, kendisinden daha iyi konuşan, hele şiir söyleyen, bunu doğaçtan yaparken hiçbir kitaba baş vurmayan kişilerde, sıradan insanlan aşan bir yeteneğin özünü görmüş; bunu yüceltmiş ve kutsamıştır. Halkımız yüzyıllarca saz şairlerini gerçek birer hak âşıkı saymış, onlara hayranlık duymuş, onları beklemiş, ağırlamış, dinlemiş, emeklerinde de onları uygun inanışların menkıbeleriyle süsleyip yüceltmiştir. Saz şairleri, gittikleri her yerde sanatlarının halk sevgisiyle ödenen karşılığını bulmuş; eserlerini çok zaman dinleyicilerinin dikkatli belleklerine, meraklıların özel cönklerine emanet etmişlerdir. Ve gene böylece yüzyıllarca gizli kalmış, aşağılanmış, unutulması kesin gibi görünen eserler, bir toplumun ortak gücüyle saklanmış, esirgenmiş, yitirilmemiş olarak yeniden ortaya çıkmaktadır. Burada halkın, kendi sözcülerine karşı beslediği güven ve sevginin koruyuculuğu rol oynar. Saz şairleri iyi saz çalar ve dinletir, hikâyeler anlatır ve belletirler. Belleklerinin korkunç yetisi, yazılı esere kapalı kalan işlenmemiş bir zihin gücünün desteğine dayanır. Günümüzün bir örneği iki gözü kör Âşık Veysel‘in kişiliğinde, yüzyıllarca sürmüş bu geleneğin en yetkili temsilcilerinden birini görebiliriz.


Leave A Reply