Edmund Husserl Kimdir? Hayatı ve Edmund Husserl Felsefesi Nasıldır?

0
Advertisement

Edmund Husserl kimdir? Edmund Husserl hayatı, biyografisi, çalışmaları, felsefesi nasıldır, detaylı hayat hikayesi hakkında bilgi.

Edmund Husserl

Edmund Husserl

Edmund Husserl Kimdir? Edmund Husserl Felsefesi

Edmund Husserl; (d. 8 Nisan 1859, Prossnitz, Moravya, Avusturya İmparatorluğu -ö. 27 Nisan 1938, Freiburg im Breisgau, Almanya), fenomenolojinin kurucusu Alman filozoftur. Geliştirdiği bu yöntemle felsefeye kesin bir bilim niteliği kazandırmayı amaçlamıştır.

Gençlik dönemi.

Bir Yahudi ailesinden gelen Husserl 1876’da Olmütz’deki (Olomouc) Gymnasium’u bitirdi. Ardından Leipzig, Berlin ve Viyana üniversitelerinde fizik, matematik, astronomi ve felsefe öğrenimi gördü. 22 Kasım 1882’de Viyana’da Beitrage zur Theorie der Variationsrechnung (Değişimler Hesabı Kuramına Katkılar) başlıklı çalışmasıyla doktor unvanını aldı. Berlin’de, analizi aritmetikleştirmesiyle tanınan matematikçi Karl Weierstrass’ın asistanı oldu.

1883 sonbaharında Franz Brentano’nun yanında çalışmak üzere Viyana’ya gitti. Brentano ve çevresindeki öğrenci grubu (sonradan Çekoslovakya’nın ilk başkanı olan Tomás Masaryk de bu grubun üyesiydi) Husserl üzerinde belirleyici bir etkide bulundu. Kutsal Roma-Germen imparatoru II. Josef’in (hd 1765-90) başlattığı Aydınlanma ruhu, dinsel hoşgörüsü ve ussal bir felsefe arayışıyla bu çevrede canlılığını sürdürüyordu. Husserl’in düşünceye daha kesin bir ussal temel kazandırma çabası da bu çevrede destek buldu. Husserl, daha başından beri bu ussal temelin yalnızca kuramsal bir edim olamayacağına inanıyordu; aynı zamanda etik özerklik anlamında ahlaki bir sorumluluk da içermeliydi.

Viyana’da Lutherciliği benimseyen Husserl 1887’de Malvine Steinschneider’le evlendi; üç çocukları oldu.

Örneğin, doğal nesneler, onlar hakkında herhangi bir teori oluşmadan önce yaşanmalıdır.
Edmund Husserl

Advertisement

Husserl 1886’da Brentano’nun önerisiyle Halle Üniversitesi’ne, onun en eski öğrencilerinden felsefe ve psikoloji profesörü Carl Stumpf’un yanına gitti. 26 Temmuz 1887’de üniversitede öğretim üyeliğine atandı. Stumpf ile yakın bir dostluk kurdu, betimleyici kavramlarını oluştururken onun görüşlerinden büyük ölçüde etkilendi. Doçentlik tezi Über den Begriff der Zahl: Psychologische Analysen (Sayı Kavramı Üzerine: Psikolojik Analizler) Husserl’in matematik araştırmalarından, matematiğin temel kavramlarının psikolojik kökeni üzerine düşünmeye geçişini yansıtıyordu. Bu incelemeler, ilk cildi 1891’de yayımlanan Philosophie der Arithmetik: Psychologische und logische Untersuchungen (Aritmetiğin Felsefesi: Psikolojik ve Mantıksal Soruşturma) adlı yapıtının ilk adımlarını oluşturdu.

Husserl’in Halle’deki ilk dersinin metni “Über die Ziele und Aufgaben der Metaphysik” (Metafiziğin Amaçlan ve İşlevleri Üzerine) başlığını taşıyordu. Burada, metafiziğin geleneksel anlamda varlık üzerine bir inceleme olduğunu savunuyordu. Metin günümüzde kayıp olmakla birlikte, Husserl’in daha o aşamada kendi bilinç analizi yöntemini, eski metafizik anlayışlarını bir yana itecek yeni bir evrensel felsefe ve metafiziğe giden yol olarak kavradığı anlaşılmaktadır.

Tecrübe tek başına bilim değildir.
Edmund Husserl

Husserl, Halle’de ders verdiği yılları (1887-1901) daha sonra yaşamının en zor dönemi olarak niteleyecekti. Bu yıllarda sık sık felsefecilik yeteneğinden kuşku duydu, mesleği terk etmeyi bile düşündü. Bilincin psikolojik analizi ile biçimsel matematiğin ve mantığın felsefi temellendirilmesini birleştirme sorunu çözümsüz gözüküyordu. Ama bu bunalımın sonunda, mantığın ve matematiğin felsefi temellendirilmesinin, her türlü biçimsel düşünme sürecinin önünde duran deneyimin analiziyle başlaması gerektiğini kavradı. Bunun için de Locke, Berkeley, Hume ve Mill gibi ingiliz deneyci filozofları ayrıntılı biçimde incelemek, bu geleneğin ürünü olan mantık ve semantik anlayışını, özellikle John Stuart Mill‘in mantığını ve mantığı “psiko-mantıksal” bir temele oturtma yönünde Almanya’da sürdürülen girişimleri irdelemek gerekiyordu. Bu araştırmanın sonuçları, Husserl’in artık fenomenolojik analiz yöntemi adını verdiği yöntemin kullanıldığı Logische Untersuchungen’ de (1900-01; Mantık Araştırmaları) ortaya çıktı.

Advertisement

Göttingen yılları

Logische Untersuchungen’ in yayımlanmasından sonra Husserl matematikçi David Hilbert’in önerisiyle Göttingen Üniversitesi’nde kadrosuz profesör olarak göreve başladı. Burada 1901’den 1916’ya değin süren öğretim üyeliği Fenomenoloji hareketinin doğuşu ve gelişmesi bakımından önemli sonuçlar doğurdu. Deneyimle yaşanan gerçekliğin, yani kendini bilince dolaysız olarak sunduğu biçimiyle gerçekliğin fenomenolojik analizi, o dönemde Almanya’nın en yaygın felsefi akımı Yeni-Kantçılığı yetersiz bulan Alman öğrenciler kadar, deneycilik ve pragmatizm geleneklerine bağlı birçok genç yabancı felsefeciyi de kendine çekti. Husserl’in seminerlerinde 12 değişik ülkeden öğrencilerin bir araya geldiği oluyordu. 1905’ten sonra Husserl’in öğrencileri, ortak bir yaşama ve çalışma üslubunu benimseyen bir grup oluşturmaya başladılar. Bu grup fenomenolojiyi tinsel yaşamı yeniden düzenlemenin bir yolu olarak görüyordu.

Husserl’in Göttingen’de bulunduğu dönemde, aynı yıllarda Jena’da doçent olan Max Scheler onunla ilişki kurdu (1910-11). Başlangıçta Husserl’in yönteminden etkilenen Scheler’in kısa süre sonra kurgusal metafiziğe yönelmesi ileride iki düşünürün birbirinden uzaklaşmasına yol açacaktı.

Edmund Husserl

Husserl’in insan bilimlerinin öncü kuramcılarından Wilhelm Dilthey’le dostluğu da gene Göttingen’de bulunduğu dönemde başladı.

Dilthey Logische Untersuchungen’i insan bilimleriyle ilgili kendi felsefi kuramının daha da gelişmesi açısından önemli görüyordu. Husserl de Dilthey’le tanışmasının, dikkatini bütün bilimlerin kökenini oluşturan tarihsel yaşama yönelttiğini ve böylece önünde her bilgi kuramının temeli olarak tarih boyutunu açtığını dile getirecekti.

Advertisement

Göttingen döneminde Husserl, evrensel felsefi bilim olarak fenomenolojinin ana hatlarını oluşturdu. Fenomenolojinin temel yöntembilim ilkesini fenomenolojik indirgeme ya da eidetik indirgeme olarak adlandırdı. Bu ilke, düşünürün dikkatini yorumlanmamış temel deneyim üzerinde odaklaştırıyor, dolayısıyla onu şeylerin özlerini araştırmaya yöneltiyordu. Fenomenolojik indirgeme, özlerin bilinçli duruma gelmesini sağlayan işlevler üzerine de bir düşünmeydi. Bu özelliğiyle, kendisi için her şeyin anlam taşıdığı benliği (ego) açımlıyordu.

Böylece fenomenoloji, Kant’ın deneycilik ile usçuluk arasında kurduğu bağı modern bir biçim altında yineleyip geliştiren yeni bir transandantal felsefe niteliğini kazandı. Husserl, I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi yüzünden ancak ilk bölümünü tamamlayabildiği Ideen zu einer reinen Phänomenologie und phänomenologischen Philosophie’de (1913; Saf Bir Fenomenoloji ve Fenomenolojik Felsefe Üzerine Düşünceler) yönteminin sistematik bir özetini sundu. Bu çalışmasıyla öğrencilerine bir elkitabı sağlamak istemişti, ama sonuç bunun tam tersi oldu: Öğrencilerinin çoğu Husserl’in transandantal felsefeye dönüşünü eski düşünce sistemine doğru bir sapma gibi görerek reddettiler. Bu yaklaşım ve savaş, fenomenoloji okulunun zayıflamasına yol açtı.

Savaş sonrası

Husserl, öğrencilerinin gözünde ne kadar saygın bir konumdaysa, Göttingen’deki çalışma arkadaşları arasında o kadar güç durumdaydı. Fakültenin muhalefetine karşın, ancak eğitim bakanının kararıyla 1906’da kadrolu profesör olabildi. Beşeri bilimler fakültesinin temsilcileri daha çok filoloji ve tarihle ilgileniyorlar, felsefeye pek önem vermiyorlardı. Doğabilimciler ise felsefe fakültesinin bölünmesinden sonra Husserl’in yeni kurulan doğa bilimleri fakültesine katılmaması karşısında düş kırıklığına uğramıştı.

Bu koşullarda, 1916’da Freiburg Üniversitesi’ndeki bir profesörlük kadrosuna çağrılması Husserl için her anlamda yeni bir başlangıç oldu.

“Die reine Phänomenologie, ihr Forschungsgebiet und ihre Methode” (Saf Fenomenoloji, Araştırma Alanı ve Yöntemi) başlıklı ilk dersiyle buradaki çalışma programının çerçevesini çizdi. Husserl 1. Dünya Savaşı’nı, tinsel kültür ile bilim ve felsefenin tartışılmaz bir önem taşıdığı yaşlı Avrupa’nın çöküşü olarak görüyordu. Bu koşullarda, fenomenoloji için daha önce oluşturduğu epistemolojik temel artık yeterli olamazdı. Bundan sonra düşüncelerini felsefenin yaşamın yenilenmesindeki görevi üzerinde yoğunlaştırdı.

Advertisement

Bu doğrultuda, Erste Philosophie (1923-24; İlk Felsefe) başlığı altında toplanan seminerlerinde, indirgeme yöntemini kullanan fenomenolojinin, insanın etik özerkliğinin gerçekleşmesinin yolunu çizdiği savını ortaya attı. Bu temel üzerinde, bilincin psikolojik ve fenomenolojik analizi arasındaki ilişkiye açıklık kazandırma, mantığı temellendirme çabalarını sürdürdü. Bu araştırmalarını Formale und transzendentale Logik: Versuch einer Kritik der logischen Vernunft’da (1929; Biçimsel ve Transandantal Mantık: Mantıksal Usun Eleştirisi Denemesi) yayımladı. Husserl’in yaşamının son dönemindeki öğretisi, Göttingen’dekinden farklı bir üslup taşıyordu. Görüşlerini yaymak için bu kez bir okul oluşturmayı düşünmeyecek, ama konuşmaları ve seminerleriyle etkisini sürdürecekti. Viyana Çevresi’nin önde gelen temsilcilerinden Rudolf Carnap da bir dönem Husserl’in öğrencisi oldu.

Fenomenoloji Tanıtımları

1919’da Bonn Üniversitesi Hukuk Fakültesi Husserl’e onursal doktorluk unvanı verdi. Savaştan sonra Londra Üniversitesi’ne çağrılan ilk Alman bilim adamı oldu (1922). Berlin Üniversitesi’nden yapılan bir daveti, fenomenoloji üzerine çalışmalarına ara vermemek gerekçesiyle geri çevirdi. Ardından seminerler vermek üzere Amsterdam Üniversitesi’ne çağrıldı; daha sonra 1930’da Sorbonne’a davet edildi. Burada, fenomenolojiyi yeni ve sistematik bir anlatımla sunduğu konferanslar Méditations cartésiennes (1931; Descartes’çı Düşünceler) başlığıyla Fransızca yayımlandı.

1928’de emekli olunca Husserl’in yerini Martin Heidegger aldı. Husserl de Heideg-ger’i kendi meşru ardılı olarak görüyordu. Ama sonraları Heidegger’in, temel yapıtı Sein und Zeit’la (1927; Varlık ve Zaman) fenomenolojiye bambaşka bir gelişme yolu çizdiğini gördü. Husserl’in uğradığı düş kırıklığı, iki düşünürün ilişkilerinin 1930’dan sonra soğumasına yol açtı.

Edmund Husserl

Advertisement

Son yılları

1933’te Hitler’in iktidara gelmesi Husserl’in çalışma yeteneğini gölgelemedi. Hatta bu çalkantı dönemi, fenomenolojinin zihin özgürlüğünü koruma görevi üzerinde her zamankinden daha çok düşünmesine olanak sağladı. Üniversiteden dışlanmıştı, ama bilimsel yalnızlığını asistanı Eugene Fink’le aksatmadan sürdürdüğü günlük “felsefe yürüyüşleriyle, direniş çevrelerindeki birkaç meslektaşıyla dostluğunu sürdürerek yenmeye çalıştı. Almanya’da sessizliğe mahkûm edilen Husserl 1935 baharında Viyana Kültür Derneği’nden bir konferans çağrısı aldı. “Die Philosophie in der Krisis der europäischen Menschheit” (Avrupa İnsanının Bunalımında Felsefe) başlıklı konuşmasını orada yaptı.

Bu arada Prag Felsefe Çevresi, Prag Alman Üniversitesi’nde doçent olan eski asistanı Ludwig Landgrebe’nin eliyle Husserl’in yayımlanmamış yazılarının sınıflandırılmasına ve yayıma hazırlanmasına olanak sağladı. Husserl, Prag Felsefe Çevresi aracılığıyla 1935 sonbaharında Prag’daki Alman ve Çek üniversitelerinde konferanslar vermeye çağrıldı. Bu konferanslardan Husserl’in son yapıtı olan Die Krisis der europäischen Wissenschaften und die transzendentale Phänomenologie: Eine Einleitung in die phänomenologische Philosophie (1936; Avrupa Biliminin ve Transandantal Fenomenolojinin Bunalımı: Fenomenolojik Felsefeye Bir Giriş) doğdu. Husserl hastalığı yüzünden çalışamaz duruma geldiği 1937 yazına değin bu yapıtı geliştirmekle uğraştı, Lebenswelt (yaşam evreni) kavramını ilk kez burada ortaya attı. Öldükten sonra külleri Freiburg yakınındaki Günterstal Mezarlığı’na gömüldü.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?