Eğitimin Tarihsel Gelişimi

0
Advertisement

Eğitim nedir? Eğitimin tarihi, tarihçesi. Eski çağlardan günümüze eğitimin tarihsel gelişimi hakkında bilgi.

egitimEğitim; kişiyi toplumsallaştırma çerçevesi içinde, yetişkinliğe ulaşmasında gerekli tüm eğitsel önlemlerin ve süreçlerin (öğrenme, gelişme, uyum) toplumca hazırlanmasıdır (terbiye). Eğitim kavramını öğrenimle (tahsil) karıştırmamak gerekir. Yine de herhangi bir meslek, sanat ya da iş için gerekli-bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılan çalışma demek olan öğrenim, aslında eğitimle iç içedir Genelde öğrenimin amacı eğitimdir. Ancak, durum tersine de dönüşerek eğitim, öğrenimin amacı da olabilir. İnsan, doğumundan ölümüne kadar ister istemez kesintisiz bir eğitim süreci geçirir. Eğitimi oluşturan iki ana etken vardır: Kişinin kendisi ve çevresi.İnsan, eğitimini oluşturan davranışları ister kendiliğinden, ister çevresinden öğrensin, yine de başkalarınca eğitiliyor demektir. Bu başkaları; aile, çevredekiler, din ve okuldur. Sonuncu kavramın, yani okul eğitiminin en belirgin özelliği, her toplum ve dönemde yönetici sınıfın istek ve doğrultusunda oluşturulmasıdır.

Eğitimin Tarihi; Eski çağlarda ilkel kavimlerde çocukları eğitimi ana-baba, aile ve din adamlarınca biçimlendirilirdi. Bu üçlü, çocuğa toplumun gelenek ve göreneklerini öğreterek onu yetiştirip eğitirlerdi. Eğitim tarihinin başlangıcını tarih biliminin yöntemlerine göre tam olarak saptamaya olanak yoktur. Bununla birlikte, tarihsel belgelerden öğrenilebildiği kadarıyla Asya’da Mezopotamya ve Eski Mısır’da ilk kurulan eğitim amaçlı okullar tapınaklara bağlı olarak etkinlik gösteriyorlardı. Bu okullarda, o toplumun inancı (dini), yazı, matematik, edebiyat gibi konuların öğretildiği sanılmakatadır. Eski Yunan’da Sparta’da erkek çocuklar yedi yaşından sonra genel kışlalara alınır, burada kendilerine koşu, disk ve mızrak atma, atlama, güreş ve kişisel döğüş öğretilerek birer savaşçı olarak yetiştirilirlerdi. Atina’da ise çocuklara paralı okullarda müzik, dans, edebiyat ve tarih dersleri verilirdi. Roma’da eğitim tarih, güzel söz söyleme sanatı (hitabet), hukuk, tarih ve edebiyat ağırlıklıydı.

İS 3. yüzyılda Hıristiyanlık Roma’nın resmi dini olduktan sonra aile dışında eğitim kilise ve manastırlara bağlı dinsel okullarda verilmeye başlandı. Bu tür okullarda dinsel eğitimin yam sıra dilbilgisi, güzel söz söyleme sanatı (hitabet), matematik, astronomi, müzik dersleri de verilirdi. Ortaçağ’da, Rönesans’a kadar (15. yüzyıl) Eski Yunan’ın akılcı yöntemi bir kenara bırakılarak salt dinsel ağırlıklı, skolastik bir eğitimin uygulamşı, özellikle deneyli bilimlerde (pozitif bilimler) gerilemeye yol açtı. Bunun dışında, ortaçağın bir özelliği de eğitimden yalnızca egemen sınıfın çocuklarının yararlanabilmesi oldu. Çünkü İS 476-1453/1492 arasındaki sürede Ba-tı’da erkek çocuklar altı yedi yaşlarında babalarına işlerinde yardım etmeye başlarlar, 11 yaşlarına gelince bir ustanın yanma çırak verilerek günde 12-14 saat çalışır, 14 yaşlarına geldiklerinde kendi yaşamlarının sorumluluğunu yüklenirlerdi. Kız çocukları ise 6-7 yaşlarında çalışmaya başlar, ev işlerine yardım ederler, daha küçük kardeşlerine bakarlar, böylelikle ilerisi için annelik ve ev kadınlığı eğitimi görmüş olurlardı.

Zaman ilerledikçe birçok düşünür eğitim konusu üzerine eğilip bu konuda yeni ve değişik görüşler ortaya attı. Bohemya-Moravyalı bir papaz ve okul müdürü olan J. A. Comenius (1592-1670) 17. yüzyılın ortalarında okullarda uygulanmak üzere yaygın öğretim programı hazırladı. Program, altı yıl sürecek ve kızlarla erkekler birlikte okuyacaklardı (karma eğitim). Comenius’un bu programı ancak 200 yıl sonra uygulama alanına konulabildi. İngiliz filozofu John Locke‘un (1632-1704) Thoughts of Education (Eğitim Üzerine Düşünceler) ve orun izleyicisi Helvetius’un (1715-1771) De l’Homme, de ses Facultés intellectuelles et de son Education (İnsan, İnsanın Zihin Yetileri ve Eğitimi Üstüne) adlı eserlerinde ortaya attıkları yeni görüş ve düşünceler Fransız Devrimi‘nin getirdiği yeni düşüncelerle birlikte toplumdaki eğitim (özellikle laik eğitim) anlayışında köklü değişiklikler yarattı. Jean-Jacques Rousseau 1762’de yayımlanan Emile adlı eserinde doğaya dönük bir eğitim sistemi önererek, doğanın çocuğun tek eğiticisi olduğu savını ortaya attı. Rousseau‘nun izleyicisi İsviçreli eğitimci Heinrich Pestalozzi (1746-1827) kuramını deneylere dayanarak geliştirdi. Özellikle öksüz ve terkedilmiş çocukların eğitilmeleri konusuyla uğraştı. Akıl, el ve yüreğin uyum içinde gelişmesini öngördü. Eğitimle ilgili görüşleri birçok öteki eğitimcilerin görüşlerinden daha fazla benimsenerek yaygınlık kazandı. İtalyan hekim ve eğitim bilimcisi Maria Montessori (1870-1952) çocukların eğitimleriyle ilgili oldukça kesin öneriler öne sürdü. Ona göre, eğitim süreci, çalışmayla oyunu birleştirici etkinliklerle sürdürülmelidir. Kendi adıyla anılan bu yöntem, teknoloji çağında nesneler dünyasına duyulan ilgiyi artırmaktadır.

Advertisement

19. yüzyıldan başlayarak eğitim bir ülkenin toplumsal ve ekonomik sorunları gibi başta gelen sorunları arasında yer aldı. Devlet, aile, din kurumlarıyla birlikte özel birçok kurum ve kuruluş da eğitimle ilgilendi. Okulların (ilk, orta, lise, yüksek okul, üniversite) yanı sıra kültür vesanat dernekleri, müzeler, gençlik kuruluşları, spor kulüpleri vb de eğitim alanında rol sahibi oldular. Aile eğitimi, laik ya da dinsel okul eğitimi, toplumsal ortam eğitimi, çeşitli öteki kurumların eğitiminin yanına çağdaş haberleşme araçları yoluyla (kitap, dergi, gazete, sinema, radyo, televizyon) yapılan eğitim de katıldı. Birçok ülkede karma eğitim uygulamasına geçildi ve ilköğretim zorunlu kılındı.

Çocukların yanı sıra kadın-erkek, yetişkinlerin eğitilmesine önem verildi. Teknolojinin gelişmesi, yeni bilgi alanlarının oluşması, eğitim kavramının daha da büyüyüp çeşitlenmesine, dallarının çoğalmasına yol açtı.


Yorum yapılmamış

Leave A Reply