El Nedir? – Sözlük Anlamı

1
Advertisement

El ne anlama gelir? El kelimesinin terimler sözlüklerindeki anlamı, deyimler ve birleşik kelimelerin anlamları nedir?

1. Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü
“El var, titrer durur, el var yumuk yumuk / El var pençe olmuş, el var yumruk” – Z. O. Saba
2. Sahiplik, mülkiyet
“Elimdeki bütün parayı bu eve yatırdım.”
3. Kez, defa
“İki el silah sesi duyuldu.”
4. İskambil oyunlarında oynama sırası
5. İskambil oyunlarında her bir tur
“Kış geceleri arkadaşlar arasında bir el poker çevirmek de keyiftir.” – P. Safa
6. Bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü
“Kapı eli.”
1. Yakınların dışında kalan kimse, yabancı
“Kâtip benim ben kâtibin, el ne karışır!” – Halk türküsü
1. Ülke, yurt, il
“Çöller, Yemen ellerinden beter imiş.” – A. Gündüz
2. Halk, ahali
3. Oba, aşiret
“Kalktı göç eyledi Afşar elleri / Ağır ağır giden eller bizimdir” – Dadaloğlu
Bir iş veya hareketin birçok kez yapılması ile kazanılan özellik, ustalık, maharet
“Kıştan kalan ateşsiz mangalı el alışkanlığı neticesi birkaç kere karıştırdıktan sonra…” – R. N. Güntekin
Elin, bilekle parmaklar arasındaki iç bölümü
Elde taşınabilen ve pimi çekilerek ateşlenen küçük tip bomba
“Çok sayıda tabanca, mavzer mermisi ile bir sandık el bombası, altı Alman mavzeri buldu.” – N. Cumalı
Yıkanırken elde tutup su püskürtmeye yarayan araç
Çok uzakta olmayan, elin ulaşabileceği uzaklık
Elektrik feneri
“El fenerimle çayırlıkta koşuyorum.” – A. Ağaoğlu
Eşyanın makine kullanmadan yapılan bölümlerine harcanmış işçi emeği
“El işçiliğine ve çiftçiliğe rağbet göstermediler.” – N. F. Kısakürek
Herhangi bir konuda basit konuları ve bilgileri içeren kitapçık
İzmarit balığı için kullanılan olta
Elde ve cepte taşınabilen küçük sözlük
Elde taşınabilen telsiz
1. İşe alışmış olma durumu
2. El işlerini yapmakta yetkinlik
Kesinlikle gerçekleşecek şey
1. Bedence kusursuz olan, sakat olmayan (kimse)
“Söyledikleri aklıma yattı, eli ayağı düzgün, iyi bir Türk kızı bulup evlenebilir, geç de olsa çoluk çocuğa karışabilirdim.” – A. Ümit
2. İffetli, namuslu (kimse)
Cömert
Çabuk iş gören, hamarat (kimse)
“Bu iş eli çabukların işidir, eli ağır olanlar gitsinler hamal olsunlar.” – M. İzgü
1.Boş, işsiz (kimse)
2. Çaresiz (kimse)
Çocukların birbirine el değdirerek diğer arkadaşını ebe yapma amacıyla oynadıkları bir oyun
Şirret, edepsiz, kavgacı (kimse)
Fırsat buldukça öteberi aşıran, hırsız (kimse)
Yüzüne bakılır, güzel (kimse)
“Helal süt emmiş, kıvracık, eli yüzü düzgün, terbiyeli, edepli kızcağız.” – E. E. Talu
Çabuk iş gören (kimse)
Küçük beyaz çiçekli bir yıllık bir bitki (Anastatica hierochuntia)
Kolayca alınabilecek yerde, hazırda
Önceden haşlanarak hazırlanmış yağsız etin üzerine yoğurt ve çırpılmış yumurta karışımının dökülüp fırında pişirilmesiyle yapılan bir yemek
1. Bir işi çabuklukla yapabilme ustalığı
“Hep aynı numara, sen bize göstereceksen başka el çabukluğu göster.” – M. İzgü
2. Hilesini kimseye sezdirmeden yapabilme
3. Hokkabazın başvurduğu yöntem
“Genel anlamıyla ise her türlü gözbağcılık, el çabukluğu gösterileridir.” – M. And
Birbirinin elini tutarak
Demokrasi
Duran bir taşıtı, bulunduğu yerde sabitleştirmek veya hareket imkânını engellemek için kullanılan ve elle yönetilen fren
1. Makine kullanmadan yapılan örgü, dikiş vb. el ürünü
2. Okullarda kâğıt, mukavva, tahta vb. ile yaptırılan çalışmalar
3. İşleme
Kolayca vazgeçilir, atılır şey
Kertenkele
Elle yapılan şaka
“Ama el şakası filan yapmadı benimle. Haddine mi düşmüş?” – H. Taner
Yedi veya on birer kişilik iki takım arasında yalnızca elle oynanan, topu karşı takımın kalesine atmaya dayanan oyun, hentbol
1. Kalemle yazılan yazı
“İlk önce ikisinin el yazısını elde edeceğiz, sonra bu mektupla karşılaştıracağız.” – A. Gündüz
2. Harflerin bitiştirilerek yazılmasıyla oluşan bir yazı türü
Bir kişiden ötekine
“Bebek, yaşlı ve büyüklerin odalarında gönül şenliği olarak elden ele taşınmaya başlandı.” – A. Kutlu
Şirret, edepsiz, kavgacı (kimse)
1. İşi olmayan, boş gezen (kimse)
2. Yoksul
Maddi olarak sıkıntıda olan (kimse)
Nerede ise olacak, çok yakında olması beklenilen
“Eli kulağında, ya bugün çalar kapıyı ya yarın çalar.” – M. İzgü
1. Uğurlu, bereketli
“Hiç ister miyim ben eli nimetli efendiciğimi kaptırayım o cilvebazlara?” – O. C. Kaygılı
2. Kazancı iyi olan
Düşünceli, kaygılı olan (kimse)
“Biraz küskün, daima eli şakağında.” – Y. Z. Ortaç
Elle yapılan işlerde becerikli (kimse)
“Çocuğun, saraçlık işlerine eli çok yatkın olduğu için amcasına asıl bu yolda yardım ederdi.” – Halikarnas Balıkçısı
Düzgün
“Sıkılmadan beklerseniz belki yine bir eli yüzü temiz parça dinlersiniz.” – S. Erez
Bıktırıcı, usandırıcı durum karşısında kullanılan bir azarlama sözü
Gizlice
“Bu husus el altından soruldu.” – A. Kabaklı
Kurulama ve temizleme işlerinde kullanılan bez
“Ruhsar Hanım, biri sabunlu, öbürü sadece ıslak iki el beziyle dönmüştü.” – A. İlhan
İçine özel eşya konulan, günlük işlerde veya kısa gezilerde kullanılan çanta
“Ben üstümdeki elbise ile ve el çantamdaki iki çorapla kaldım.” – A. Gündüz
1. isim Elde yapılan iş
2. Bu çalışmanın karşılığı
“El emeği olarak bir milyon lira aldık.”
Sadist
El ve yüzü yıkadıktan sonra kurulamak için kullanılan havlu, küçük havlu
Herkesin kolaylıkla yararlanması için herhangi bir konuda, pratik amaçlarla hazırlanan kitap, manuel
El yıkamak için kullanılan sabun
El, yüz yıkanırken su dökünmek veya içinde sabunlu su hazırlanıp el temizlemekte kullanılan tas
Yardımcı, yamak
“Konaktayken hiç olmazsa el ulakları vardı.” – H. R. Gürpınar
Basım tekniğinin gelişmediği dönemlerde elle yazılmış kitap
“Bir el yazması kitap buldum, görülmeye değer.” – N. Hikmet
Cömert
“Eli pek açık ve eğlenceye biraz fazla düşkündü.” – S. Ali
Halı ve kilimlere yapılan, ellerini beline koymuş insan figürünü andıran bir motif türü, eliböğründe, koçboynuzu
1. Ahşap yapılarda çıkmaların altına eğik ve aralıklı olarak konulan ahşap destek
2. Halı ve kilimlerde kullanılan eski bir motif türü, elibelinde
1. Geçimi iyi olan (kimse)
2. Cömert (kimse)
Eli açık, cömert (kimse)
Elle yapılan işlerde becerikli (kimse)
“Çocuğun, saraçlık işlerine eli çok yatkın olduğu için amcasına asıl bu yolda yardım ederdi.” – Halikarnas Balıkçısı
Eli işe yakışır, yatkın (kimse)
Elinden çabuk iş çıkmayan (kimse)
Sunumun birkaç satıcı tarafından yapıldığı ve bu az sayıdaki satıcının birbirlerinin üretim kararlarından etkilendiği piyasa türü, oligopol
Elle sürülen taş, toprak vb. taşımaya yarayan, tek tekerlekli ve iki kollu, küçük araba
Bir iş yapmak için birleşme, beraberlik, dayanışma
“Yeni tiyatro binası projesini el birliğiyle şimdilik bir tarafa bıraktırdık.” – R. N. Güntekin
El gücüyle çalıştırılan ve kahve, baharat vb.ni öğütmeye yarayan bir tür küçük değirmen
Güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmaya dayalı bir oyun
“Çok sert elenselerle, tırpanlarla birbirlerini hırpaladılarsa da bastıramadılar.” – N. Atsız
Avuç içindeki çizgilere göre bakılan fal
El ile dağıtılan yazılı duyuru
Marangozluk işlerinde kullanılan küçük keser
Bilimsel toplantılarda dinleyicilere bildiriyle ilgili dağıtılan kısa notlar
El tezgâhlarında bir yardımcı araç kullanarak yapılan işlerin hepsi
Cep telefonu
Ustalık, el alışkanlığı, maharet
1.Görmeden, elle yoklayarak
“El yordamıyla ilerlemeyi sürdürürken, sanki karanlıkta bir gedik açılıyor, bir yerlerden içeriye ışık vuruyor.” – A. Ümit
2. Fazla bilgi olmadan, deneme yanılma yoluyla
“Ben de el yordamıyla çıkacağım bu yolculukta, yanıma neler alacağımı şöyle kaydettim.” – T. Uyar
1. Yavaş iş gören, ağırelli
“Bu iş eli çabukların işidir, eli ağır olanlar gitsinler hamal olsunlar.” – M. İzgü
2. Vurunca çok acıtan (kimse), ağırelli
Acıtmadan, tedirgin etmeden iş gören (cerrah, diş hekimi, berber vb.)
Kavgacı, şirret, dayak atmayı seven (kimse)
Cimri
“Senin gibi elleri sıkı birkaç pansiyonerimiz daha vardır.” – H. R. Gürpınar
Usta, belli bir işte becerikli, mahir (kimse)
Heyecanlı bir biçimde
“Evine görücü gelecek kız tarafı strese girer, eli yüreğinde hazırlık yapardı.” – Ü. Dökmen
Hamarat, titiz, çalışkan (kimse)
Birini oyalayıp ondan gizli olarak
Yabancı kimse
1. El, yabancı
“Eloğlunun keyfinin kâhyası değiliz.” – N. Hikmet
2. Damat
3. Koca
Herkes, yabancılar
“El âlemin ne diyeceği bir yana, benim yerimde sen olsan ne yapardın?” – T. Buğra
Çok yabancı
“Köyün dışında yedi kat el gibi yaşıyor, herkese hakaretle bakıyor, pazara indiği zaman kendine verilen selamı bile almıyordu.” – Ö. Seyfettin
1. Geçimi sağlamak için çalışılan yer
2. Bir kızın gelin olarak gittiği ev
“El kapısı kızcağızın öyle canına yetmiş ki soğan ekmeğe bile razı.” – H. Taner
3. Yabancı ülke
1. Gelin
2. Kadın, eş
Yabancı yer, gurbet
Bir kimsenin doğup büyüdüğü yerden başka yer
“Bu gurbet ellerde candan usandım / El kahrını çekmede ömrüm puşt oldu” – Halk türküsü
Türklerin yaşadığı toprak
1.Baba ocağından uzak yerler, gurbet
2. Yabancı kimseler, yabancılar
“Yiğidin başına bir iş gelirse / Onu yad ellere açıcı olma” – Karacaoğlan


1 Yorum

Leave A Reply