Gazete ve Dergide Yer Alacak Metin Türleri ve Özellikleri

0

Edebiyatımıza giren gazete ve dergilerde yer alan metin türleri nelerdir? Bu metin türlerinin özellikleri, önemli örnekleri hakkında bilgi.

gazete

Advertisement

Gazete ve Dergide Yer Alacak Metin Türleri

Tazminat Edebiyatı akımıyla Batı edebiyatımıza giren gazetecilik ve dergiciliğe bağlı birtakım küçük çaplı yazı türleri vardır. Bunlar makale, fıkra, sohbet, hâtıra, seyahat, söylev, eleştirme (tenkit), mektup gibi yazı türleridir. Bunlardan bilinmesinde fayda gördüklerimizi şöylece sıralayabiliriz :

1. MAKALE :

Makale, bir fikri, bir bilgiyi, ya da bir maksadı herkese ulaştırmak amacıyla gazete ya da dergi sütunlarında yazılan bir yazı türüdür. Makale her alanda, her konu üzerinde yazılabilir. Yakın zaman içinde olup biten siyasi, ekonomik ve sosyal davranışlar üzerinde makale yazılabileceği gibi, geçmişe ait incelemeleri ve bilimsel araştırma sonuçlarını haber veren makaleler de yazılabilir.

Yalnız makalelerin edebi ve mesleki olmak üzere iki bölüğe ayrıldığını hatırdan çıkarmamak gerektir. Edebi makaleler, ediplerle edebiyattan anlayanlar tarafından yazılırlar.

Makalenin öteki türlerden ayrılan en önemli özelliği, işlediği fikri, ortaya koyduğu birtakım delillerle ispata çalışmasıdır. Örneğin siyaset ve memleket idaresi hakkında makale yazan bir yazar, terör idaresinin kötülüğü konusunu işlerken, önce kendi düşüncelerini ortaya koyar. Terör idaresinin fenalığını, memleketi uçuruma götürmekte olduğunu anlattıktan sonra, böylesi bir tutuma bağlanmış olan bir idarecinin, önünde sonunda kellesini vereceğini belirtir. Bu düşüncelerinin doğruluğunu da tarihten örnekler göstererek ispatlamaya çalışır. Örneğin Neron’u, Lui XVI’yı, Hitler’i, Musolini’yi davranışları ve sonuçları bakımından örnek olarak gösterip, düşüncesini ispatlayabilir.

Advertisement

Öteki alanlarda yazılan makalelerde de konunun özelliğine göre birtakım deliller ileriye sürülerek düşünce ispatlanabilir. İyi bir makalede en az şu niteliklerin bulunması gerekir :

a) Taşıdığı fikir, güçlü ve ilgi çekici olmalı; zamana ve şarta göre değişmemelidir.

b) Fikri ispatlayan deliller, mantıki ve nesnel olmalıdır.

c) Gereğinden fazla uzun yakılmamalıdır.

d) Anlatım, herkesin anlayabileceği sadelik ve nitelikte olmalıdır.

Gazete ve dergilerin birinci sütunlarında yazılan makalelere baş makale dendiğini de unutmamalıdır.

Advertisement

2. FIKRA :

Fıkra, gazete ve dergi sütunlarında sık sık rastlanan ve zevkle okunan bir yazı türüdür.

Yazar, günlük olaylardan bir fırsat yakalıp, kendine has görüşlerini, bu fırsata bağlayarak okuyucusuna sunar. Fıkrada, ileriye sürülen düşünceyi makaledeki gibi ispatlamak zorunluğu yoktur. Okuyucu, yazarın düşüncelerini kabul edip etmemekte tamamıyla serbesttir.

Fıkranın anlatımı, makaleninkinden daha sade, fakat daha ustalıklıdır. Fıkra yazarı, fıkrasının içine birtakım ata sözleri, şöhret bulmuş kimselerden ya da kendisinden birtakım espriler katabilir.

Fıkrada konu basit olarak işlenir. Konunun derinliğine ve ayrıntılarına fazla yanaşılmaz. Fıkranın özelliklerinden birisi de unutulmayacak şekilde hafızalarda yer etmesidir.

3. SOHBET :

Yazarın, günlük olaylara bağlı düşüncelerini, okuyucu ile karşı karşıya oturmuş da konuşuyormuş gibi bir anlatımla yazdığı yazıya sohbet denir. Sohbet her konuda yazılabilir. Sohbetin sözleri (cümleleri) günlük konuşmalarımızdaki sözlerin kuruluşundadır. Bunda da nükteli sözler, darb-ı meseller bulunabilir. Okuyucuyu sıkmayacak kadar kısa yazılması gerektir. Gazete ve dergilerin iç sayfalarına konur.

4. ELEŞTİRME (TENKİT)

Eleştirme, bir sanatçının eserini, milli zevkle estetik anlayışa ve toplumsal isteğe uygun düşüp düşmediği yönünden genel olarak eleştiren, onun gerçek değerini belirten yazıdır.

Eleştirme, bir eserin, yalnız kötü yanlarını yakalayıp onu yermek, ya da yalnız iyi yanlan üzerinde durup, sanatçıyı boş yere böbürlendirmek demek değildir. Eleştirmecinin ödevi, sanatçıya ışık tutmaktır. Bu da eserin kusurlarıyla birlikte başarılı yönlerini ortaya koymakla olur.

5. ANI (Hâtıra) :

Anı, bir yazarın, ya vaktiyle başından geçen bir olayı; ya da devlet idareciliğinde, askerlik alanında, ilim ve fende şöhret bulmuş bir kimsenin geçmişteki hayatına girmiş olan sahneyi anlatan yazıya denir. Böylesi yazılar, bu alanda merakı olanların isteklerine cevap vermeleri bakımından özel bir önem taşırlar.

Anı yazısı meydana getirirken, şu noktalara önemle dikkat etmelidir :

a) Anı anlatılırken, gerçeği kaybedecek derecede duygulu ve mübalâğalı davranmamalıdır.

b) Anının konusu, okuyucuların merakını karşılamak, herkes tarafından bilinip duyulmuş cinsten olmamalı ve başkalarının kendi yaşamlarında özenti duyabilecekleri bir nitelik taşımalıdır.

Advertisement

Anının bir de edebi olanı vardır. Edebi anılar, geçmişteki edebi hareketleri, zamanın siyasi baskılarını; şöhret bulmuş eski yazarların birbirleriyle olan sohbetlerini ve ilişkilerini anlatmaları bakımından büyük önem taşırlar. Ahmet Rasim‘in, Halit Ziya Uşaklıgil‘in edebiyatımız hakkında yazdıkları yazılar ve eserler bu bakımdan incelenmeye değer niteliktedirler.

6. GEZİ (Seyahat) :

Bir edebiyat sanatçısının, gezip gördüğü yerleri, edebi bir anlatımla tanıtan yazısına, gezi yazısı denir.

Gezi, hemen herkesin istediği bir şeydir. Yer üstü gezilerden tutunuz da uzay uçuşlarına kadar her gezinti, insanların birtakım meraklarına karşılık bulmak amacından doğmaktadır. Fakat edebiyatçıların gezi yazıları, gezilen ve görülen yerlerin, güzel ve özel taraflarını yakalayıp göstermek amacını güder. Gezi eserlerine, eski edebiyatımızda da rastlamak mümkündür. Çeşitli yönlere seferler yapan Osmanlı ordularının içinde görev almış olan eski ediplerimizden bazılarının meydana getirdikleri gezi eserlerinin yanında, Seydî Ali Reis, Evliya Çelebi gibi yazarlarımızın adlarım söylemekten geri duramayız. Evliya Çelebi’nin Evliya Çelebi Seyahatnamesi birçok batılı dillere de çevrilmiştir.

Tanzimat Edebiyatı zamanında da birtakım gezi eserleri meydana getirilmiş olmakla beraber, edebi gezi eserlerini Servet-i Fünun devrinden beri görüyoruz. Cenap Şahabettin‘in Hac Yolunda ve Avrupa Mektuplarıyla edebi şöhret kazanan gezi türü, edebiyatımıza Falih Rıfkı Atay, Ahmet Haşim ve Reşat Nuri Güntekin gibi yazarları kazandırmıştır. Bu yazarlarımızın arasında özellikle Falih Rıfkı Atay, her gittiği yerden, bir gezi eseriyle dönmüştür. Örneğin Denizaşırı, Faşist Roma, Kemalist Tiran ve Kaybolmuş Makedonya, Taymiş Kıyıları, Bizim Akdeniz, Tuna Kıyıları, Hint gibi eserler onun kaleminden çıkmıştır. Ahmet Haşim Frankfurt Seyahatnamesinle, Reşat Nuri Güntekin Anadolu Notları’yla bu alana girmişlerdir.

7. SÖYLEV (Hitabet) :

Bir konuşmacı tarafından, açık meydanlarda ya da kapalı yerlerde, bir amaçla toplanmış olan halka, heyecanlı ve edebî bir dille söylenen sözlere söylev denir. İyi bir söylevde şu niteliklerin bulunması gerektir :

a) Konuşmacı, söyleyeceği sözlerin taşıdığı fikre inanmış olmalıdır.

b) Söyleyeceği sözler, dinleyenlerin duygularım kabartabil-melidir.

c) Konu konuşmacıyı dinleyen topluluğun içindeki her sınıf insanı ilgilendirir nitelikte olmalıdır.

d) Sözler, kesin ve açık olmalıdır. Gereksiz edebi saltanatlarla, sözlerin kavranması zorlaştırılmamalıdır.

Söylevin en önemli tarafı, anlatımıdır. Çünkü söylenen söze geri dönmek mümkün değildir. Bu bakımdan sözler kısa, açık olmalı; dinleyenlerin anlayış ve heyecanına uygun düşmelidir.

Söylev, ulusal, askeri, hukukî, siyasî, akademik, dinî olmak üzere başlıca altı kola ayrılır :

a) Ulusal söylev : Devlet büyüklerinin, ulusal kahramanların, ulus tarafından sevilen ünlü kişilerin; ulusal bayram törenlerinde, ulusun kaderiyle ilgili çok önemli anlarda söyledikleri yapıcı ve birleştirici söylevler, bu türdendir. Bireylerin duygu ve düşüncelerini bir konu üzerinde toplamak, ayrıcalığı önlemek, ulusal heyecanı en yüksek noktasına çıkarmak amacıyla söylenen bu çeşit söylevlerin en güzel örneklerini ulu ATATÜRK vermiştir.

Advertisement

b) Askeri söylev : Komutanlar tarafından askerin iç kuvvetlerini harekete geçirmek için söylenen sözlerdir. Daha çok savaş anlarında söylenir. Bu söylevlerde, dünyanın bütün değerleri askerin gözünde sıfıra indirilmeye çalışılır. Geride kalanların yaşaması için, ölüm bir cennet yolu olarak gösterilir. Tarihteki kahramanlıklar ve şehit olmalar örnek olarak gösterilir. Ulusal duyguların yanma dini duygular koşulur.

Askerî söylev, askerin ruhundan ölüm korkusunu silip atacak bir heceyan kasırgası halinde olmalıdır.

c) Siyasi söylev : Millet meclislerinde, diplomatlar toplantılarında, seçim zamanlarında partililerin miting ve kongrelerinde söylenen sözlerdir. Bu söylevlerin de heyecanlı ve inandırıcı olmaları gerektir.

d) Hukuki söylev : Bu çeşit söylev, mahkeme salonlarında suçsuzları savunmak için savcı ve avukatlarla bizzat suçsuzluğunu iddia eden kimsenin söyledikleri sözlerdir. Bu söylevler, yargı kurulunun ve dinleyicilerin vicdanlarına karşı söylenir. Hukuki söylevler, kanunların gösterdiği sınır ve ölçü içinde yapılır.

e) Akademik söylev : Bu çeşit söylevlere konferans da denir. Böylesi söylev, bir ilim adamının, karşısında oturarak toplanan kültürlü ve âlim insanlar önünde söylediği bilime ait sözlerdir.

f) Dini söylev : Din adamları tarafından ibadet yerlerinde, din mensuplarına hitaben söylenen sözlerdir. Bu sözlerde, Tanrının emirleri, Peygamberin sözleri inandırıcı sözlerle aktarıldığı gibi, din adamı kendi fikirlerini de ortaya koyar. Dini söylevlerin çoğu, inandırıcı öğütler şeklindedir. Kafadan çok vicdanlara hitabeder.

8. EDEBİ MEKTUP

Edebi mektup, edebiyatçıların herkes tarafından bilinmesini istediği duygu ve düşüncelerini, edebi bir üslûpla anlatan yazıdır. Edebiyatçılar, böylesi mektupları kendi aralarında yazacakları gibi, bilinmeyen hattâ var olmayan birisine hitaben de yazabilirler.

Edebiyatçıların birbirlerine karşı yazdıkları edebi mektuplarda, çok kez edebi sorunlar üzerindeki görüşleri belirir. Bundan da edebiyat tarihi ve edebiyatla ilgilenen kimseler faydalanır.

Edebiyatçıların bazıları, romanlarım ve edebiyata ait araştırmalarını mektup şeklinde yazarlar. Edebi mektuplar, sanatçının duygu ve heyecanım estetik değerle yansıtması bakımından okuyucular tarafından ilgiyle aranırlar.

Bazı edebi mektuplar da sanatçının anılarını ortaya koyması bakımından ayrıca bir önem taşırlar. Çünkü bu anıların içinde, belli devirlere ait edebi hareket ve anlayışları bulmak mümkündür.

9. RÖPORTAJ (Mülakat) :

Eski adı mülakat olan röportaj, gezetecilikle edebiyatımıza giren bir yazı türüdür.

Advertisement

Tanınmış bazı edebiyatçılar, edebiyat, ilim, sosyal sorunlar üzerinde, oldukça ileri bilgisi olan ve bu yönleriyle herkes tarafından tanınan devlet, fikir, ilim ve sanat adamlarını iş yerlerinde, evlerinde ziyaret ederek onlarla birtakım konuşmalar yaparlar. Bu konuşmalar, daha çok ziyaretçi edebiyatçının, daha önceden tasarlayıp düzenlediği sorular üzerinde olur. Edebiyatçı, eğildiği sorun üzerinde, ziyaret ettiği kişinin duygu, düşünce ve bilgisini öğrenmek ister.

Böylece, ya iki edebiyatçımn, ya da bir edebiyatçı ile edebiyatçı olmayan, fakat konuyla sıkı ilişkisi bulunan başka bir kişi arasında, karşılıklı olarak hepimizi ilgilendiren sorunlar üzerinde, konuşmalar yapılır.

Röportajı yapan edebiyatçı, ziyaret ettiği kimseyle yaptığı konuşmaları ya hiç değiştirmeden, yada konuşma sırasında, kendisinde beliren görüşleri, düşünceleri ve sezişleri ustalıklı bir şekilde katarak bize aktarır. Kendinden kattığı şeylerin esprisinin çok güçlü olması ve okuyucunun ilgisini çeker bir nitelik taşıması şarttır.

Röportajı yapan kimsenin bu alanda usta bir sanatçı olması, konuştuğu kimseye abur-cubur şeyler sormaması, hepimizin meraka düştüğü sorun üzerinde en ilginç cevapları alması çok önemlidir.

Röportaj alanında en güzel örneği veren edebiyatçımız Ruşen Eşref Ünaydın‘dır. Diyorlar ki adı eseriyle, kendi devrindeki edebiyatçılarla yaptığı röportajları güzel bir anlatımla bize vermiştir. Yine aynı yazarın Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal İle Mülakat adlı eseri, Atatürk’ün Çanakkale savaşları hakkındaki ilginç anı fikirlerini öğrenmemize yardımcı olmaktadır.

10. İNCELEME (Monografi) :

İnceleme (monografi) yi, eleştirme (Tenkit) yle karıştıranlar vardır. Eleştirme, bir sanatçının eserini tüm olarak ele alır; inceleme ise bir eserin tek ve pek özel bir yönü üzerinde durur.

İncelemenin konusu, bir sanatçı, bir sanat anlayışı, edebiyat tarihinin karanlık kalmış, ya da yanlış bilinen bir köşesi, bir sanatçının altında kaldığı, ya da başkaları üzerinde yaptığı etkiler olabileceği gibi, tek başına bir edebi eserin, herhangi bir edebiyat ya da başka sanat dalının pek özel bir yönü de olabilir.

Örneğin Ömer Seyfettin’in hikâyelerinin yalnız dili üzerinde yapılan inceleme sonucunda, bu dilin, bilmediğimiz pek özel bir yönünü ortaya koyan bir yazı, inceleme (monografi) dir.

Bizim edebiyatımızda, edebiyat tarihi ve bazı edebiyat sanatçıları hakkında en güzel incelemeleri, Ord. Prof. Fuat Köprülü meydana getirmiştir.

Cenap Şahabettin’in Shakespeare, Mithat Cemal Kuntay‘ın Mehmet Akif, Hasan Âli Yücel’in Goethe hakkındaki Bir Dehanın Romanı adlı eserleri edebiyatımızdaki incelemeye, güzel birer örnektir.

11. BİYOGRAFİ :

Biyografi, tanınmış bir kimsenin yaşamı ve yaptığı işler hakkında kısa ve öz bilgiler veren yazıdır. Buna eskiden tercüme-i hal derlerdi. Bu çeşit yazılarda, tanıtılan kişinin, doğduğu günden biyografisinin yazıldığı zamana kadar nasıl bir yaşam değişikliği geçirdiği, ne gibi resmi ya da özel görevlerde bulunduğu, ne çeşit eserler meydana getirdiği anlatılır. Biyografisi yazılan kişi, tanınmış ve insanlık üzerinde etkisi bulunan kimse olmalıdır. Örneğin devlet, bilim ve sanat adamları gibi.

Advertisement

Tnınmış kişiler, biyografilerini kendileri yazdıkları zaman, o yazı otobiyografi adını alır.

12. BİBLİYOGRAFYA :

Bibliyografya, kitaplar hakkında bilgi vermek için yazılan yazıdır. Bir kitabın eni, boyu, sayfa sayısı; kapak şekli ve taşıdığı konularla fiyatı hakkında tanıtıcı bilgi veren yazılar, bu türün içine girer. Bu yazılarda ele alınan eserin, konusundaki önemli noktalar da belirtilir. Böylece biz o kitabı görmeden az çok tammış oluruz.


Leave A Reply