Gönül İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları – Kalp İle Deyim

0
Sponsorlu Reklamlar

İçinde gönül kelimesi geçen deyimler nelerdir? Bu deyimlerin açıklamaları ve anlamları. Gönül hakkında deyimler ve açıklamaları.

Gönül İle İlgili Deyimler

Gönül İle İlgili Deyimler

*** (bir şeyde) gönlü olmak
sevip istemek.

*** (bir şeye) gönlü olmak
razı olmak.

*** (birini) gönülden çıkarmamak
sevilen kimseyi unutmamak.

*** (birinin) gönlü ile oynamak
sever görünüp eğlenmek.

*** (birinin) gönlünü etmek (yapmak)
birini razı ve hoşnut etmek: “Ben patronun gönlünü ederim, hafta arasında.” -N. Cumalı.

*** (birinin) gönlünü hoş etmek
birinin dileğini yerine getirerek onu sevindirmek: “Feride, çocukların birini bırakıp ötekini alıyor, hepsinin sıra ile gönlünü hoş etmek istiyordu.” -R. N. Güntekin.

*** gönlü akmak
birine karşı güçlü sevgi duymak: “Bu delikanlının kıza, bu kızın delikanlıya gönlü akınca insanın yüreği kabarıyor.” -R. N. Güntekin.

*** gönlü bulanmak
1) kusacak gibi olmak; 2) mec. kuşkulanmak.

*** gönlü çekmek
imrenip istemek.

*** gönlü çelinmek
güzel sözlere aldanmak, kapılmak.

*** gönlü çökmek
yaşama gücü azalmak, ruhsal dengesi bozulmak.

*** gönlü düşmek
âşık olmak: “Çaydan üç güvercin uçtu / Benim gönlüm sana düştü” -Halk türküsü.

*** gönlü istemek
dilemek, kuvvetle içten arzulamak: “gönül istiyordu ki böyle büyük sanatçılara hastalıklar hiç değmesin, onlardan uzak olsun.” -C. Uçuk.

*** gönlü kalmak
1) isteyip de edinemediği bir şeyi istemekten vazgeçmemek; 2) gücenmek.

*** gönlü kanmak
bir işle ilgili kaygısı kalmamak, mutmain olmak, müsterih olmak.

*** gönlü kaymak
sevmeye eğimli olmak.

*** gönlü kırılmak
üzülmek, incinmek, yerinmek: “Bunları duymakla gönlüm kırıldı.” -A. Ş. Hisar.

*** gönlü razı olmamak
istememek: “Ama Salih’in gönlü buna razı olmaz, bu yüzden de sorunları yarım ağızla cevaplandırırdı.” -T. Buğra.

*** gönlü takılmak
1) bir şeye karşı ilgi duymak; 2) aşk ile sevmeye başlamak.

*** gönlü varmamak
istek duymamak, istememek, çekinmek: “Birkaç gece evvel gelip de bir şey soracaktım, rahatsız etmeye gönlüm varmadı.” -P. Safa.

*** gönlünde kalmak
çok istediği hâlde ulaşamamak, elde edememek: “Bu soyadı çıkmasaydı, bu hatiplik onun gönlünde kalacakmış.” -M. Ş. Esendal.

*** gönlünden geçirmek (geçmek)
1) bir şeyin olmasını veya bir şey yapmayı istemek: “Topkapı Sarayı’nda Hünername minyatürlerine bakarken kaç defa gönlümden bu özleyiş geçti.” -Y. K. Beyatlı. 2) düşünmek.

*** gönlünden kopmak
kendiliğinden vermek: “Fukara bir denizciye rast gelirsen süngerlerimden birkaç tanesini ona ver, gönlünden koparsa.” -Halikarnas Balıkçısı.

*** gönlüne doğmak
içine doğmak, sezmek, hissetmek.

*** gönlüne dokunmak
üzülmek, rahatsızlık duymak: “Onun kenar mahallelerde sürüklenen çıplak ayakları benim gönlüme dokunuyor.” -O. S. Orhon.

*** gönlüne girmek
kalbine girmek.

*** gönlüne göre
dileğine göre, isteğine uygun olarak.

*** gönlünü çalmak
kalbini çalmak.

*** gönlünü çelmek
1) kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak: “Nice beyler, paşalar onun peşinde yıllarca dolaşmışlar, onun gönlünü çelmek için her türlü çareye başvurmuşlardı.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak: “İlk tanıştığımız günden beri bana karşı gösterdiği yakınlıkla gönlümü çelmiş bulunmaktaydı.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

*** gönlünü düşürmek
âşık olmak, sevdalanmak: “Biraz aklı olsa bizim Rabia’ya gönül düşürür mü?” -H. R. Gürpınar.

*** gönlünü eğlemek
mutlu, neşeli vakit geçirmek: “Ne güzel yayla da şu bizim yayla / Çık soğuk su başına da gönlünü eğle” -Halk türküsü.

*** gönlünü kaptırmak
âşık olmak: “Kız kaptırdı gönlünü / Sevdiği kalpsizin biri” -B. Necatigil.

*** gönlünü karartmak
yaşamaya karşı sevgi ve isteğini azaltmak: “Tabiatın bu eşsiz güzellikleri karşısında o birtakım gevezeliklerle benim kafamı ağrıtacak, gönlümü karartacak değil.” -O. C. Kaygılı.

*** gönlünü pazara çıkarmak
sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

*** gönlünü serin tutmak
sakin, soğukkanlı olmak, hemen heyecanlanmamak.

*** gönlünü söndürmek
küstürmek, kırmak, incitmek: “Kalpsiz bir güzelliğin, fakir teyze kızlarının hayatını kırmaktan, gönlünü söndürmekten başka neye faydası var ki!” -R. N. Güntekin.

*** gönlünü yaralamak
incitmek, kırmak, üzmek: “Onun gönlünü yaralayarak bir latife ederlerse hemen kaçıyor, sokulmuyor.” -M. Ş. Esendal.

*** gönlünün dümeni bozuk
tkz. isteklerinde, özellikle gönül işlerinde tutarlılık göstermeyen, sık sık istek değiştiren.

*** gönül açmak
insanın iç sıkıntısını gidermek, iç açmak.

*** gönül akıtmak
âşık olmak, sevmek.

*** gönül avlamak
huyunu suyunu yakından bilerek olumlu davranışta bulunmak, tavlamak: “İstanbul’un yetiştirdiği mizaçtan anlar, gönül avlamasını bilir dalkavuklardan biriydi.” -A. Ş. Hisar.

*** gönül avutmak
hoşça vakit geçirmek: “Gözünü ve gönlünü avutmak için türlü hoppalıklar yapıyordu.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

*** gönül bağlamak
severek bağlanmak, içten sevmek, âşık olmak: “Gözlerin kızarmış, niye ağladın? / Bir başkasına mı gönül bağladın?” -Y. Z. Ortaç.

*** gönül birliği etmek
duygusal anlamda tam bir uyum içinde olmak.

*** gönül bulandırmak
1) mide bulandırmak; 2) mec. kuşkulandırmak; 3) mec. rahatsız etmek: “Haberler iyi değil, rivayetler gönlümü bulandırıyor, sürgünmüş, göz hapsiymiş, estek köstek.” -A. İlhan.

*** gönül çekmek
sevdalı olmak: “Henüz bu yaşta, zavallı çocuk gönül çekmek nedir, bir büyük adam gibi biliyor ve bir büyük adam gibi yarasının acısını kimseye sır vermeyerek taşıyor.” -Y. K. Karaosmanoğlu.

*** gönül eğlendirmek
geçici bir ilgi ve sevgi göstererek hoşça vakit geçirmek: “O bizim arkadaşı oraya dilber Çingene kızları ile gönlünü eğlendirmeye gelmiş paralıca bir delikanlı sanıyordu.” -O. C. Kaygılı.

*** gönül gezdirmek
hlk. seçmek için aklından birçok şey geçirmek.

*** gönül (gönlünü) almak
1) sevindirmek; 2) kırılan bir kimseyi güzel bir davranışla hoşnut etmek: “Bu oğlanı amcama itmek doğru değil, bir ara gönlünü almalı.” -A. Ümit.

*** gönül indirmek
kendisine yakıştıramadığı bir şeye razı olmak: “Oysa o oturmamıştı bile sofraya, bir fincan çay içmeye gönül indirmemişti.” -İ. Aral.

*** gönül kırmak (yıkmak)
birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek: “Osman Efendi iyi adamdı, kimsenin gönlünü kırmazdı.” -İ. H. Baltacıoğlu.

*** gönül koymak
gücenmek, alınmak, darılmak.

*** gönül okşamak
birini hoş bir söz veya davranışla sevindirmek, iltifat etmek.

*** gönül rızası ile
isteyerek.

*** gönül vermek
1) sevmek, âşık olmak: “1934’te yepyeni bir Türkçeye gönül vermiş olan Atatürk, sonraki üç dört yıl içinde, daha ılımlı bir dil devrimine yönelmiş olabilir mi?” -T. Halman. 2) bir şeyi sevmeye, istemeye veya yapmaya içten yönelmek, eğinmek, meyletmek: “Atölyelerde bu işe gönül veren idealist öğretmenler ders vermekteydi.” -C. Uçuk. 3) düşkün olmak: “Cevizli tel kadayıfına gönül verene de rastlanıyor.” -S. F. Abasıyanık.

*** gönül yakmak
1) insanı aşırı derecede etkilemek, sarsmak, kendinden geçmesine yol açmak: “Bu sesler, o zamanki hayat zevklerinin iç bayıltıcı bir içkisi gibi gönlümüzü yakarak ta derinliklerimize kadar nüfuz etmesini bilirdi.” -A. Ş. Hisar. 2) aşk dolayısıyla iç yangınına tutulmak.

*** gönül yıkmak
birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek, gönül kırmak.

*** gönülden ırak olmak
sevilmekten yoksun kalmak, sevilmemek.

*** gözden gönülden çıkarmak
önem vermemek, ilgisini kesmek: “Şimdi, artık gözünden ve gönlünden çıkardığı bu adamın her şeyi onun için müsavi idi.” -R. N. Güntekin.

*** hatır gönül bilmek (saymak veya tanımak)
kişilere karşı gösterilmesi gereken saygı kurallarına uymak.

*** hatır gönül yapmak
birini tutum ve davranışlarıyla mutlu etmek.

*** hatır gönül yıkmak (kırmak)
kişilere karşı gösterilmesi gereken saygı kurallarına uymamak.


Sponsorlu Reklamlar

Yorum yapılmamış

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?