Gururlu Peri Kitap Özeti Konusu Karakterler – Mehmet Seyda

0

Mehmet Seyda’nın Gururlu peri isimli kitabının konusu nedir? Gururlu Peri romanı özeti, konusu, karakterleri. Gururlu Peri kitabı hakkında bilgi.

Gururlu Peri

Gururlu Peri

KONUSU:

Sevgi temasının ağırlıklı unsur olarak işlendiği romanın kahramanı küçük kız her ne kadar Andersen’in masalındaki “Kibritçi Kız” gibi sokaklarda kibrit satsa da, akibeti onun gibi olmuyor ve kendisine sahip çıkan bir öğretmen ve öğretmenin annesi sayesinde hayata tutunmayı başarıyor.

ÖZET

Anadolu’da bir kasabadayız. Mevsim kış, günlerden cumartesi, vakit akşamdan geceye doğru ilerliyor. Dışarıda dondurucu bir ayaz var. Başka gidilecek bir yer olmadığı için Malmüdürü, Jandarma Başçavuşu, Öğretmen her zaman olduğu gibi yine kahvede bir araya gelmiş, yoğun sigara dumanı, tavla pulu, domino taşı şıkırtısı, ses uğultuları arasında sohbet ediyorlardı.

Bir ara acımak ve sevgi üzerinde konuştular. Öğretmen Salim, “Her insanda acıma ve sevme duygularının olduğunu; ancak aile bağı olduğu kişilere karşı gösterilen merhamet ve sevginin, genişliğini artırarak, bu duyguları diğer insanlara da gösterebildiğimiz ölçüde insanlaşabileceğimizi” vurguladıktan sonra, “Çocukların yazılılarını okumam gerekiyor.” diyerek kahveden çıktı ve yaşlı annesi ile birlikte oturduğu evine doğru ayazdan az etkilenmek için hızlı hızlı yürümeye başladı.

Yolda, soğuğun altında tir tir titreyerek çengelli iğne ve kibrit satan, altı yedi yaşlarında küçük bir kız çocuğu gördü. Sorguya çekti. Kız evi olmadığını, karakola gitmek istemediğini söyledi. Çaresiz aldı, getirdi anasına teslim etti. Ruhiser Hanım, tepeden tırnağa temizleyip, karnını doyurdu. Bir yandan da onunla konuşuyordu. Bu konuşma esnasında kız, anasının ve babasının ölmüş olduklarını söyledi.

KİTABIN ÖZETİNİ DİNLE VİDEO

Peri Kızı

Salim öğretmen ise, odasına çıkmış, yazılı kâğıtlarını okuyordu. Sonra her zaman olduğu gibi gece üçe kadar başka kitaplar okudu. Ertesi gün pazar olmasına rağmen, sabah erken uyanıp aşağı indi. Küçük kız oturuyordu. Sanki sihirli bir el o kirli kara küçük kızı, sarı saçlı, mavi gözlü bir “Peri Kızı” haline dönüştürmüştü. İsmini sordu, bilmiyordu. “Peri” olsun dediler.

Aslında kız, cin gibi idi. Konuştukça, ne kadar zeki olduğu ortaya çıkıyordu. Konuşmaları, ağzından kaçırdığı bazı sözcükler sanki annesinin ölmemiş olduğunu gösterirken, o bunu inkâr ediyor ve annesinin öldüğünü söylüyordu. Ruhiser Hanım ve Salim Öğretmenin bu çocuğa kanları çok ısınmıştı. Evlat edinmeyi bile düşünüyorlardı. Annesi yalnız kalmasın diye evlenmeyen öğretmen için iyi bir evlat, Ruhiser Hanım için de iyi bir torun sıcaklığı hissettiriyordu. Bu iki yaşlı başlı insanın hayatlarına yeni giren küçük kız, eve neşe getirmişti.

Salim Öğretmen kararlıydı. Bu çocuğu nüfusuna geçirecek, evlat edinecekti. Zaten annesi, kendisinden de çok istiyordu. Bu nedenle her yeri araştırdı. İşin zannedildiği gibi kolay olmadığını gördü. Çareler arıyordu. Emin Başçavuşa durumu açtı. Kızın eğer bir annesi ya da babası varsa ve bu sonradan ortaya çıkarsa büyük sorun teşkil edebilirdi. Onu evlat alabilmesi için kimsesiz olması ya da ailesinin buna ikna olması gerekiyordu. Sorun, onun cidden kimsesiz olup olmadığını öğrenmekti. Başçavuş herhalde kızı tanıyordu ki “Bir göreyim.” dedi. Salim Öğretmen bir ipucu yakalamış olduğu için sevinçliydi. O şevkle hızlı bir şekilde eve geldiler” Ancak, “Peri Kızı” kendisine giydirilen yeni elbiseleri bile çıkarmış, eski elbiselerini giymiş, kibritlerini ve çengelli iğnelerini de alarak kaçmıştı. Ruhiser Hanım ise ağlıyordu.

Başçavuş kızın annesinin veremli bir hasta olduğunu, babasının ise uzun yıllar önce gidip bir daha geri dönmediğini anlatmıştı. Acaba küçük kız nereye gitmişti? Günler geçmiş, en ufak bir iz bulunamamıştı. Üzüntüleri had safhadaydı.

Evlatlık Ediniyor

Bir gün annesi, Sucu Kadir’i gönderip acil kendisini eve çağırtınca, annesine bir şey oldu zannederek telaşla koşa koşa eve geldi. Evde, küçük kız ile ufak tefek bir kadın vardı. Meğer anası imiş. Emin Başçavuş’un çabaları sonuç vermiş, bin iki yüz lira maaş alan Salim Öğretmenin kızı bulana altı yüz lira ödül vereceğinin söylenmesi üzerine, hasta kadıncağız bu parayı almak için kızını getirmişti. “Gayrı eti benim, kemiği sizin.” diyordu.

İsminin Fidan olduğunu söylediği küçük kız ise, anasından ayrılmak istemiyordu. Ruhiser Hanım içi kan ağlasa dahi “Bak senden ayrılmak istemiyor.” deyince kadıncağız:

“Büyük hanım, her şey insanın isteğine mi bağlı? Sen de bir anasın, analığı bilirsin. Yavrusundan ayrılmayı kim ister? Ama elden gelen bir şey yok ki. Heç yok. Kollarım bağlı, yolum tıkalı. Hastalığımın ona bulaşmasından korkuyorum” dedi.

Ne yapmalıydı? Küçük kızı anasından ayırmak olmuyordu. Salim Öğretmen bir çözüm yolu buldu:

“O zaman, sen burada kızınla beraber bizimle kal.” dedi.

Kadın hariç buna herkes sevindi. Ancak kadın “Hasta haliyle kimseye yük olmak ve zarar vermek istemediğini” söyleyerek reddetti

“Beyim, sen gönlünden kopanı vir, ben gideyim, gördüm ki burası iyi bir yerdir, gözüm arkada kalmaz.”

Ne yapsınlar, hepsi kabul etti. Ayrıca kadıncağız kızını evlat olarak vermeye razı olmuştu.

Orman Yasası

İkinci ders dönemi başlamıştı. Öğretmen Salim, ilk derste çocuklara fabl oyunları oynattı. Çok güzel oldu. Öğrenciler aslan, kurt, kuzu, tavuk, tilki rollerini gayet başarılı bir şekilde yaptılar. Sınıf alkıştan inliyordu. Çıkan seslere, müdür ve başöğretmen geldi. Salim Öğretmen’in çocuklara oynattığı “Hayvanlar Alemi”ni onlar da izlediler. Çocuklar da coşmuşlardı hani. Başöğretmen, Öğretmen Salim’i “Çok güzel bir ders oldu.” diyerek tebrik etti.

Oyunlar neticesinde hayvanlar aleminin kuralları epeyce tartışma konusu oldu. Ancak, kabul etsek de etmesek de, hayvanların arasında geçerli olan yasanın, orman yasası olduğunu orman yasasına rağmen, hayvanların çoğu insandan daha “insani” oldukları anlaşılmıştı.

Öğretmen çocuklara bu defa da, insanlar arasında geçerli olan yasa konusunu vermişti. Bakalım ne yazacaklardı?

Fidan artık annesi Gülfidan ile sık sık görüşüyordu. Yine bir gün onun yanına gitmiş, verdiği reçete ve para ile eczaneden ilaçları almış ve tekrar annesinin yanına dönüyordu. Üstü başı, yeni ve temizdi. Ancak Fidan’ı daha önceden tanıyan, sokaktaki bazı yaramaz çocuklar hep peşinde idiler. “Allayıp pullamışlar kazı / Çalım atarmış bazı bazı / Süsünü alınca üstünden / Olmuş gene hizmetçi kızı!” diye sürekli laf atıyor, sataşıyorlardı.

Aynı çocuklar, bugün yine yolunu kesmişlerdi. Laf atmakla yetinmeyip işi şiddete dönüştürdüler. Fidan korkup kaçtı. Kaçarken çantayı ve ilaçları yere düşürdü. Peşindekiler çantayı aldılar. Bu esnada Salim Öğretmenin öğrencisi Niyazi’yi görünce çekindiler. “Peri Kızı” ise, Niyazi kendilerine doğru gelirken yönünü değiştirip, ilerideki çaya doğru yürümüştü. Serseri çocuklar ise, Fidan’ın suya düştüğünü görünce, kaçarak kayboldular.

Öğretmenin verdiği ödev, hemen her evde konuşuluyor, tartışılıyordu. Sevgi, bu konuda anne-babası ile uzun uzun konuşmuş ve tartışmıştı. Ali ile Veli isimli ikizler de hem kendi aralarında, hem de anneleriyle konuşuyor, kafa patlatıyorlardı. Yine böyle konuşurlarken, yanlarına Ömer ile Ayşe gelip, “Peri Kız’ın suda boğulduğunu” söylediler. Herkesin dilinde, bu konuşuluyordu.

Fidan Kurtuluyor

Salim Öğretmenin evinde bir sessizlik hakimdi. Peri Kız yatakta yatıyor herkes merak ve endişe ile bekliyordu. Kontrol eden doktor doğruldu ve “Gözünüz aydın, kurtuldu” deyince, her tarafı bir sevinç dalgası kapladı.

Annesi ve Salim Öğretmen ellerini havaya kaldırarak Allah’a şükürler ettiler. Fidan kaçarken ayağı takılarak suya düşmüş, bunu gören Niyazi’nin büyük fedakârlığı ve gayreti sonucu kurtulmuştu. Ama kimse işin bu yüzünü tam olarak bilmiyorlar ve merak ediyorlardı. Herkes bir tahminde bulunuyordu. Ancak o kadar çok su yutmuştu ki, karnı kocaman bir davul gibi olmuştu. Bu arada, ilaçlarını kavuşturamadığı anacığı da öksüre öksüre, ciğerlerinden kan gelerek ölmüştü.

Peki Fidan gerçekten suya nasıl düşmüştü? Ne kadar ısrar ettilerse de hiçbir şey söylemedi.

Salim Öğretmen ise işin peşini bırakmamış, gerçeği öğrenmek için durmadan çabalıyordu. Kimi görse soruyor, bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu. Bu amaçla, karakola da uğramış, Emin Başçavuş’la konuşuyordu. Emin Başçavuş ne olduğunu öğrenmiş, Fidan’ı sıkıştıran haylaz çocukları bulmaları için askerlerini görevlendirmişti.

Onlar böyle otururlarken, Fidan’ı sıkıştıran çocuklar kendiliklerinden karakola gelmişlerdi. Hemen Başçavuş ve Salim Öğretmenin yanına getirildiler. Belli ki çok pişmandılar. Kızın her şeye rağmen kendilerine ele vermemiş olmasını da takdir ettiler. Salim Öğretmen onlara yarın okula gelip kendisini görmelerini istedi. El atılırsa bu çocukların da sokaklardan kurtulacağına inanıyordu. Emin Başçavuş da Salih Öğretmen ile aynı fikirde idi.

Niyazi, hastalanmış yatıyordu. Arkadaşları ve Salim Öğretmen ziyaretine geldiler. Hayvanlar Alemi oyununda Kurt rolündeki Niyazi’ye herkes büyük iltifatlar ediyordu. Bir arkadaş “Seni aslan yapmalıymışız.” deyince Salim Öğretmen, “Hayır, sen aslan ya da kurt olduğun için değil, insan olduğun için, Peri Kız’ının hayatını kurtarmaya çalıştın.” dedi ve devam etti: “İnsan olduğu için, kendi soyundan birisinin göz göre göre boğulmasına izin veremezdi.”

Söz döndü dolaştı, öğretmenin verdiği ödeve geldi. İnsanlar arasında hangi yasa geçerliydi?

Ayşe “Buldum!” dedi. “Hayvanlar arasında orman yasası, insanlar arasında ise sevgi yasası geçerlidir.” dedi ve devam etti: “İnsanların arasında sevgi yasası geçerli olmazsa, herkes birbirine kötülük eder. Herkes birbirinin kuyusunu kazar. Zor duruma düşünce yardım koşmaz.”

Çocuklar hep bir ağızdan: “Tek yasamız sevgidir.” diye haykırmaya başladılar.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?