Hacizli Toprak Kitap Özeti – Cengiz Tuncer

0

Cengiz Tuncer’in Hacizli Toprak adlı kitabı konusu, yorumlar, kısa özeti, tanıtımı. Hacizli Toprak kitabı ile ilgili bilgi.

Hacizli Toprak Kitap Özeti – Cengiz Tuncer

Kitabın Adı:Hacizli Toprak
Kitabın Yazarı:Cengiz Tuncer


Kitabın Özeti:

Uzaktan Karaahmetli köyüne doğru atlı bir araba hızla yaklaşmaktadır. Tepede kayalara oturarak sigara saran Sar Osman, Seydali ve Durmuş arabaya öfkeyle bakmaktadırlar. Çünkü gelen Mastan Ağa’dır.

Mastan adı köylünün gözünde uğursuzluk, açlık ve haciz demektir. Mastan’ın soyu böyle bir düzeni sürdürmüştür öteden beri. Şimdi de piyango Karaahmetli köyüne vurmuştur: Ağa ailesiyle buraya yerleşmeye gelmektedir.

Köye adını veren geçmiş bir olay, kuşaktan kuşağa hikâye gibi anlatılır: Vaktiyle, haraç yiyen beye kafa tutan Karaahmet dağa çıkar. Oradan köylünün hakkını korumaya çalışır. Okur yazar olan Hafız Mastan’ı da yanına alır. Çevredeki beyler gitgide tedirgin olmaya başlarlar. Karaahmet’i yakalayana ya da öldürene yüz altın vaad edilir. Hafız Mastan paraya tamah eder, Karaahmet’i bir gece pusuya düşürerek öldürür. Altınlara konar. İşte bugünkü Mastan Ağa Hafız Mastan’ın torunudur. Bu olayı köyde herkes bilir ve için için kin güder.


Hasan, Karaahmet’in akrabasıdır. Bir gün kahvede otururken Mastan Karaahmet’e hakaret eder. Hasan hemen ayağa kalkar. Güçlü kuvvetli bir gençtir. Mastan korkarak susar. Ama Hasan’ın da ilerde başma belâ olacağını sezer.

Bir gün Hasan, Mastan’ın kızı Aliye ile karşılaşır. İki genç birbirlerinden hoşlanırlar. Aliye babasının tersine iyi yürekli, dürüst bir kızdır. Mastan’ın köylüye yaptığı kötülükleri Hasan’dan dinledikçe şaşırır. Böyle bir babanın kızı olmaktan utanır. Hasan’la sık sık buluşurlar. Aralarındaki ilişki zamanla sevgiye dönmüştür.

Başaklar olgunlaşır. Köylü gücünün üstünde çalışır. Orakları sallarken herkesin kafasında tek düşünce bulunur: Mastan’a borçlarını ödemek, onun ezici bakışlarından kurtulmak… Fakat, ansızın hava bozar, yağmur gelir. Oysa onların rüzgâra ihtiyacı vardır. Harmanı sürmüş, savurmayı beklemektedirler. Yağmurdan kurtarabildikleri buğdayları evlerine taşırlar. Mastan Ağa buna sevinir. Gerçi o da zarara uğramıştır, ama ardından daha büyük bir kâr geleceğini düşünmektedir. Köylü ürününü satıp para kazanmayınca, borcunu ödeyemiyecek, Mastan da haciz yoluyla onların tarlalarına konacaktır.

Neyse ki ertesi gün hava açar. Köylüler ürünü yeniden tarlaya taşıyarak yayarlar. Ürün kısa zamanda kurur. Hafif bir rüzgâr çıkınca savrulma işi de bitmiş olur.


Bir gün Hasan yine Aliye ile buluşur. Kendi durumlarını konuşurlar. İlişkilerinin sonu nereye varacaktır? Aliye babasıyla konuşup gönlünü yapacağını söyler. Fakat Mastan durumu öğrenince adamakıllı öfkelenir. Kızını bir güzel döver. Karşılaşınca, Hasan’a dik dik, kinle bakmaya başlar.

Bir süre sonra Hasan’ın buğday ambarı yanar. Yaktıran Mastan’dır. Amacı Hasan’ı kendine borçlu yapmak, hacizle tarlasını elinden alarak onu köyden kovmaktır. Kızıyla çulsuz bir köylünün ilişki kurması onuruna dokunmuştur.

Gelgelelim, toprağı elinden alındığı halde, Hasan köyden ayrılmaz. Direnir. Bunun üzerine, Mastan iftira ederek onu içeri attırır. Fakat, suçsuzluğu anlaşılınca, Hasan salıverilir. Mastan bir süre korkusundan dışarı çıkamaz. Çünkü köylü de Hasan’ı tutmaktadır.

Ekin mevsimi gelir. Köylüler yine parasızdır. Öyleyken, Mastan’dan borç almak, tohumluk istemek ağırlarına gider. Bankadan kredi sağlamaya girişirler. Kasabaya inerek bankaya baş vururlar. Müdür kredilerin tükendiğini, Ankara’ya durumu yazacağını bildirir. Köylüler beklerler, ama sonuç çıkmaz. Sonunda, çaresiz kalarak, Mastan’ın kapısını çalarlar.

Mastan, kendisine değil de bankaya gittikleri için onları günlerce oyalar. Bir çeşit hınç çıkarır. Bu yüzden tarlaların tavı kaçar. Kimi köylüler yiyecekleri buğdayı ekerler, ama artımlı bir ürün kaldıramazlar. Günlük ekmeklerini çıkarabilmek için çevredeki zenginlerin topraklarında ırgatlığa giderler. Fakat ücretler çok düşük ve işsiz sayısı çok yüksek olduğundan gidenlerin çoğu eli boş dönerler köylerine…

Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Bir gün Hasan köy kahvesinde oturan Mastan’a silahını çeker. Hacizlediği tarla ve bağları sahiplerine geri verdiğini belirten bir kâğıt imzalatır, sonra çekip gider. Köylüler sevinir, için için Hasan’ı takdir ederler, ama ağanın şerrinden de korkarlar.


Günler çabuk geçer. Hasan, tarlasını Mastan’a kaptırdıktan sonra, yakındaki bir tanıdığın tarlasına yarıcı olarak girmiştir. O gün de çok çalışmış, yorulduğu için bir ağaç altına uzanmıştır. Üzüntülüdür. Düşüncelere daldığı bir sırada, birden Mastan’ı karşısında bulur. Elinde tabanca vardır. İmzaladığı kâğıdı ister. Hasan vermez. Geri geri çekilerek ağacın arkasına geçer. Mavzeri biraz ötededir. Mastan Ateş eder, onu omuzundan yaralar. Hasan yere yıkılır. Ayağıyla mavzerini çekip alır. Mastan’ı vurur.

Köylüler silah seslerine koşarlar. Bu arada ağanın atlı arabası hazırlanır. Arkadaşları Hasan’ı arabaya koyarak hastaneye yollanırlar. Aliye olayı duyar, deli gibi sokağa fırlar. Hızla giden arabaya yetişir, arkadan asılır, kendisini içeri çekerler. Hasan’a bakarak ağlar. Ama bir yandan da sevinir. Engeller ortadan kalkmıştır. Artık Hasan’la evlenebilecektir.

Kitap Hakkında Yorumlar ve Yargı

«…Romancı genellikle şive taklidi, yerel deyim ve söyleyiş biçimlerini kullanmakta ölçülü hareket etmiştir. Konuşmalar hareketlidir, çokluk birkaç kişi arasında geçer, tek bir sorun üzerinde toplanır, bir kararla sonuçlanır. Bu kararı bir eylem izler. Betimlemeler, hemen her zaman bulutlar, tarlalar, yakıcı güneş ve yağmur gibi doğal öğelere yönelir. Ama olayların akışını kesmemek amacıyla bunlar, kısa, birkaç tümcelik parçalar halinde serpiştirilir. Tümce kuruluşları tamdır. Hacizli Toprak, şimdiye kadar çok işlenmiş olan ağa-köylü zıtlığını açıklamıyor. Köyün sosyo-ekonomik yapısındaki çarpıklıkların, ağa türetici bir ortamı beslediğini gösteriyor. Ağayı toprakla birlikte yaratılmış sayan geleneksel görüşün karşısına, köy ekonomik koşullarının bir ağa yaratabileceğini, ama bunun da kesin ve zorunlu bir sonuç olmadığı savını getiriyor. Böylesi temaların köy romanına yeni bir katkı getirdiği kuşkusuzdur. Bundan sonra yazılacak köy romanlarının, daha bir canlılığı, ayrı bir rüzgârı olacaktır sanırım. Köy sorunlarının, dışardan dürtülerle değil, kendi iç dinamiklerindeki gelişmelerle çözümlenebileceğini anlatan Hacizli Toprak’ın bu yönden başarısı azımsanamaz kanısındayım.» (Fahir Onger).

«…Doğa ve nesneler arasındaki ilişki ile insan ve nesneler arasındaki ilişki, saygı duyulan bir gözlem gücüyle ortaya konmaktadır. Cengiz Tuncer’in kişileri kanlı canlıdır. Boylarıyla, yapılarıyla, yüzlerinin biçimleriyle yaşarlar. Hacizli Toprak’ın; çok sade, çok yalın, şiirli bir dil kullanıldığı için derinlik yokmuş izlenimini veren ama dikkatli bir okura, kişilerin iç dünyalarında kopan kıyameti duyuran bölümlerini; coşkun, yürekleri allak bullak eden, sinirleri geren, hayal gücündeki uğultuyu bir gürültüye dönüştüren destansı bölümler, paragraflar, pasajlar izlemektedir. Ayrıca, efsane, masal ve kahramanlık öğeleri romanda sıralanan olayların yapışma «kişilerde olduğu gibi gizli ya da açık bir biçimde yerleştirilmiştir. Köy konusunu işleyen kimi yazarların bilerek ya da bilmeyerek dört elle sarıldıkları şematizm, Hacizli Toprak’ın kuruluş planında bilinçli bir şekilde yer almamıştır.» (Muzaffer Buyrukçu).





Bir Yorum Yazmak İster misiniz?