Halid Ziya Uşaklıgil Hayatı ve Eserleri

0

Halid Ziya Uşaklıgil kimdir? Halid Ziya Uşaklıgil hayatı, biyografisi, eserleri, kitaplarının kısa özetleri, hakkında bilgi.

Halid Ziya UşaklıgilHalid Ziya Uşaklıgil; yazardır (İstanbul 1866-ay.y. 1945).


İzmir Rüştiyesi’ndeki öğrenimini Fransızca öğretim yapılan Katolik okulunda sürdürdü, özel derslerle yabancı dil bilgisini geliştirdi, Fransızca öğretmenliği yaptı, Osmanlı Bankası’nda çalıştı, dergi ve gazete işini deneti (Nevruz, 1884; Hizmet, 1886). Reji örgütünün (tütün tekeli) başkâtiplik göreviyle İstanbul’a geldi (1893), öykü ve romanlarıyla Servetifünun topluluğunda yer aldı (1896-1901). Servetifünun dergisinin kapatılışından İkinci Meşrutiyet’e uzanan suskunluk yıllarında eserlerinin dilini yalınlaştırmaya çalıştı. Yeşilköy’ de yaptırdığı köşküne yerleşti (sessizlik ve bahçe çalışması, çiçeklerle yakından dostluk, yaşamının hiç vazgeçemediği ilişkilerinin başlarında gelir). Meşrutiyet ile birlikte hızlı ve verimli bir yazı yaşamının içine katıldı (1908), Sabah gazetesinin edebiyat bölümünü yönetti, son romanını tefrika ettirdi (Nesl-i Ahir: Son Kuşak; Sabah’da 7 Eylül 1908-18 Mart 1909, 149 tefrika, hiçbir zaman kitaplaşmadı). Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) dersler okuttu, V. Mehmet Reşat’ın padişahlığında (27 Nisan 1909-3 Temmuz 1918) dört yıla yakın sarayda başkâtip olarak görev yaptı (1909-1912 Temmuz). Sonunda hiçbir memurluk kabul etmediği yalnızlığa çekildi, anılarını yazdı (Kırk Yıl, 5 cilt, 1936, 6. cilt 1969; Saray ve Ötesi, üç cilt, 1940-1942; Bir Acı Hikâye 1942), edebiyat üzerine yazdıklarını ayıklayıp kitaplaştırdı (Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955), öykü ve romanlarının çok ağır ve yabancı tamamlamalarla dolu eski anlatımını yalınlaştırmayı sürdürdü. Yeni öyküler ekledi: Hepsinden Acı, 1934; Onu Beklerken 1935; Aşka Dair 1935; İhtiyar Dost, 1937; Kadın Pençesi 1939; İzmir Hikâyeleri, 1950.

Uşaklıgil bir büyük kent romancısı oldu. Efendi yaratılışı, görgü ve incelik kurallarına düşkün tutumu, yaşam gerekçelerinin bir bölümünden uzakta kalmasını gerektiren yüksek zümre yaşayışıyla gözleminin konuları, hep kendi çizgisiyle buna eş yaşamların betimlenmesine yöneldi.

Aşk-ı Memnû’yu Mai ve Siyahtan çok beğendiğini, Kırık Hayatlar’ı ise öteki ikisinden daha iyi ya da daha az kötü bulduğunu söyleyen kendisidir. En değerli bu üç romanında da düş gücü hiç işe karışmamıştır. Gerçekte Halit Ziya, Tanpınar’ın nitelemesiyle ‘romancı muhayyelesine’ sahip ilk yazarımızdır; bunun için de eserinde masal geleneğinden, romantik ürünlerden gelen hiçbir gerçek dışı öğeye yer vermez. Günlük yaşam, en doğal toplumsal ilişkiler çevresi olan aile, iyi gözlenmiş ve tipik yanlarının bileşimiyle canlandırılmış kahramanların genellikle kendi yarattıkları sorunlar içinde bütün mantıklı olasılıkların kabul edileceği bir tutarlılıkla geliştirilmiştir. İstanbul’un aydın ve seçkin katlarını konu almıştır. Kişilerin ruh çözümlemeleri de gerçeğe uygundur. Yaşadığı ve bulunduğu olanakların dışına çıkmaya özellikle dikkat eder. Böylece eserlerinde 19. yüzyılın sonu İstanbul’unun yüksek kentsoylu yaşamı görünür. Yukarıda anılan uzun öykülerinden başka tek örnek içeren başka kitapları da vardır. Bu değişimin temel nedeni, Halit Ziya’ nın belli bir süre hiç emek vermeksizin edebiyattan tümüyle uzaklaşmış olmasıdır. Uşaklıgil, 35 yaşından sonra roman yazamadı. Sabah’ta tefrika olarak kalan Nesl-i Ahir i hiçbir zaman kitaplaştıramadı. Servetifünun tefrikası Kırık Hayatlar’ı (Mayıs-Şubat 1901-1902) ancak 1924’te kitaplaştırmaya vakit bulacak, yalınlaştırarak 1944’te yeniden yayımlatacaktır. Böylece dil konusuna uyarlamaya ne kadar çaba gösterirse göstersin, Servitifünun’dan yola çıktığı için Cumhuriyette artık verimli ve doğurgan olamadı.

Başlıca eserlerinin özetleri:


Aşk-ı Memnû, Türkçe karşılığı “Yasak Aşk” olan roman eşini yitirmiş iki çocuklu, orta yaşlı Adnan Bey’in kendinden epeyce küçük Bihter (22) ile evlenmesiyle başlar. Bir aşk birleşmesi olmayan, üstelik kuşak ayrılığı taşıyan bu varlıklı yalı-köşk evliliği, bir yerlerinden çatlak kurum olan nikâh evliliği mi, doğal bir sevgi eğilimine dayalı Behlül-Bihter ilişkisi mi yasaktır, bunun tartışmasını yazar okuruna bırakır. Gerçekte Adnan Bey ile Bihter’in evliliği yasal; Bihter ile Adnan Bey’in yeğeni genç Behlül’ün ilişkisi doğaldır. Arada Behlül ile Adnan Bey’in kızı Nihal’in her iki anlamda da doğru olan yasal-doğal yakınlaşmaları vardır. Yazarın koyduğu tez; Nihal-Behlül gibi yasal-doğal ilişkilerin toplumda pek az mutluluk kapısı bulabildiği, buna karşılık her çeşit aşkların mutsuzluk yarattığıdır. Roman Bihter’ in canına kıyışı, Behlül’ün kaçışı, küskün ve kırgın Nihal ile aynı yazgıdaki babasının çaresiz yalnızlarıyla biter.

Kırık Hayatlar, yazarın 1924’te kitaplaşan romanı. Günlük yaşam olayları içinde genellikle orta kat insanların dramlarını sergiler. Öndeki ilk konu çizgisi; evli ve iki çocuklu Doktor Ömer Behiç’in ev dışındaki ikinci ilişkisinin (Neyir), evine ve eşine karşı duyduğu görevleri unutmasını, küçük çocuğunun menenjitten ölümü üzerine vicdan acısı duyup bilinçlenmesini izler. Oysa “kırık hayatlar” yalnız onlarınki değildir.

Çeşitli vesilelerle romana giren kişilerin yaşamlarında da sürüp gitmektedir; Ferruh Beyle Rafet ve Şekûre Hanımlar üçgeni, Mürüvvet Hanımın boşanamadığı için yaşadığı düş kırıklığı, Andelip Bacımn dul yalnızlığı, Sûzidil’in ezik ve mutsuz yaşamı; koca dayağına yargılı yazgısı ayrı ayrı kırık hayatlardır.

Kırk Yıl, yazarın ilk anılar derlemesi (5. cildi 1936’da 6. cildi 1969’da basıldı). Önemli yanı; kişisel yaşam olaylarını açıklaması değil, yazarın da bağlı bulunduğu Servetifünun (Edebiyat-ı Cedide, 1896-1901) topluluğunun oluşum, gelişim özelliklerini yansıtması, çağın edebiyat dünyasına her bakımdan tanıklık etmesidir. Mai ve Siyah, roman Mülkiye Mektebi’nin son sınıfında okurken babasını yitirdiği için geçim sağlayıcı işlere bağlanan, bu arada başarı kazanacağı edebiyat dünyasının düşlerini kuran Ahmet Cemil adlı romantik bir gencin gerçekçi (realist) anlatışıdır. Yazılmamış eserinin kendisine hem ün hem zenginlik getireceğini uman Ahmet Cemil, basın işleri, çeviriler ve özel derslerle ev geçindirirken, bir matbaaya da ortak olur. Matbaa sahibinin oğluyla evlenen kızkardeşi İkbal bir geçimsizlik kavgası sırasında çocuğunu düşürüp ölürken şiirlerini okuduğu arkadaşları bu düzeye ilgisiz kalmış, üstelik ters eleştiriler doğmuştur. Uzaktan sevdiği Lâima’nın da varlıklı biriyle evlenip nasip ufkundan uzaklaştığını gören Ahmet Cemil, birkaç yanlı yenilgilerin altından kalkamaz; Yemen dolaylarındaki mutassarrıflık görevine giderken nerdeyse bir intihar adayıdır. Böylece mai düşlerle başlayan eser, çabasız ve çatışmasız Ahmet Cemil’in kara bir gecedeki umutsuzluğuyla birlikte Arabistan yolculuğu başlarken sonuçlanır.


Saray ve Ötesi, yazarın anı dizisini oluşturan üç kitaptan biri. Mabeyn başkâtibi olarak görevlendirildiği 1908 yılından başlayarak dört yıllık sürede rastladığı olaylarla tanıdığı kişileri, saray yaşamım ve eleştirilerini içerdiği gibi Kırk Yıl adlı ilk anılar dizisinin eksik kalan yerlerini de tamamlar, eser bu görevden ayrıldığı 1912’ye kadarki izlenimleri ilettiği gibi son bölümlerinde kendi ev yaşamını, görevle yüklendiği Paris yolculuğunu, öğretim görevlerini, Avrupa görgülerini, Birinci Dünya Savaşı’nın ilk günlerini özetler.





Yorum yapılmamış

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?