Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor Ne Demek? Açıklaması / Kompozisyon

0
Advertisement

Yıllar önceydi… Yemyeşil ağaçların, renk renk çiçeklerin, cıvıl cıvıl kuşların arasında çocukluğumuzun bir baharını daha doya doya yaşıyorduk.

Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor Ne Demek? Açıklaması / Kompozisyon

Meyve bahçeleriyle hemen her mevsim yeşil olan şehrimiz, bahar gelince daha da yeşermiş, adeta cennet gibi güzelleşmişti. Büyük bahçelerin, uzun kavakların, yüksek dut ağaçlarının arasında mahallemizin kerpiç duvarlı, kiremitli, çoğu bir katlı evleri görünmez olmuştu.

Şehrimiz bir kuş cennetiydi. Tarla kuşları, çayır kuşları, su kuşları, dağ kuşları, ötücü kuşlar, yırtıcı kuşlar, göçmen kuşlar… Bunların hepsi hayatımızın bir parçası, çocukluğumuzun unutulmaz neşesiydi. Yırtıcı kuşlardan atmaca, çaylak, şahin, doğan, kartal tamamen şehirden uzak yerlerde özellikle dağlarda yaşardı. Saksağan, kuzgun ve kargalar şehirde yaşar ama genellikle insanlardan uzak yüksek ağaçlara yuva yaparlardı. Evlerin çatılarına yuva yapan tek yırtıcı kuş ise “delice” diye isimlendirilen kuşlardı.

Onların çoğu zaman gökyüzünde döne döne kanat çırpmadan saatlerce uçuşunu, gökyüzünü delercesine tiz bir sesle uzun uzun ‘cik,cik,cik,cik…’ diye ötüşünü heyecanla dinler taklidini yapardık.

Advertisement

Evlerimizin duvarlarında, avlumuzdaki ağaçlarda bize en yakın olan kuşlar serçelerdi. Nerdeyse kümes hayvanlarıyla beraber yaşayacaklardı. Yaban güvercinleri ise bir kısmı evlerin saçaklarında, bir kısmı camilerin kubbelerinde, minarelerin şerefelerinde yuva yapar, bir türü de dağ yamaçlarında kaya oyuklarında yaşardı. Gece kuşları dediğimiz yarasalar ve baykuşlarda daha çok yaz gecelerinde görünürdü.

Bahçelerin ve dağların diğer kuşları ise; nar bülbülleri, saka kuşları, mavi baştankara, siyah baştankara (iskete), çalı kuşu, sarı bülbül, incir kuşu, kiraz kuşu, göğsü kızıl, uzun kuyruk, akkuyruk sallayan, sarıkuyruk sallayan, ağaç kakan dediğimiz kuşlar.

Sadece geceleri göçerken seslerini duyduğumuz turnalar, dağ eteklerinde sürüler halinde gezen kınalı keklikler, yusufçuk kuşu ve adını bilmediğimiz onlarca kuş türleri…

Kışlı yazlı iç içe yaşadığımız çok çeşitli sayısız kuşların yanı sıra baharda gelen göçmen kuşlar ise biz çocuklara ayrı bir heyecan verirdi. Bunlardan kırlangıçlarla leyleklerin ayrı bir yeri vardı. Evlerden, insanlardan uzak yerlerde bulunan dağ kırlangıçlarıyla şehirde evlerin, camilerin saçaklarında, balkonların köşelerinde, okul binalarında yuva yapan kırlangıçların arasında farklar vardı. Dağ kırlangıçları daha küçük, mat ve kirli bir renkteydi. Şehirde insanlara yakın olan kırlangıçlar ise biraz daha büyük, göğüs kısmı beyaz, sırtı ve kanatları ise parlak siyah renkleri ile daha güzel, çatalkuyrukları daha uzun idi.

Advertisement
Çocukları en çok ilgilendiren ise bahçemizdeki büyük dut ağacında yuvası olan leyleklerdi.

Baharla birlikte göçmen kuşların gelmeleri sabırsızlıkla beklenirdi. Tabii güzellikler gibi insani duyguların, arkadaşlık, komşuluk ilişkilerinin, dostluk ve sevginin hiç bozulmadığı; ağaçlarla, kuşlarla kaynaştığımız, onlarla dost gibi yaşadığımız günlerden biriydi. Bir dost, bir misafir gibi beklediğimiz leylek nihayet gelmiş, bahçedeki büyük dut ağacındaki yuvasına yerleşmişti. Ama bu sefer yalnızdı.

Evin önündeki sedire, bahçe işini bitirdikten sonra dinlenmek için oturmuş elinde tespih, çocukları seyreden dedemizin yanına varıp durumu ona anlattık. Bize: “Evet, bu, yıllardan beri buraya gelir, bir hayli yaşlandı, eşi belki göç esnasında yolda ölmüştür.” dedi.

Her zaman bilmediklerimizi dedeme sorardık o da bize bildiklerini anlatırdı. Gece ve gündüz hayatta hiç boş durduğunu göremezdik. Hayat kısa kuşlar uçuyor…

Bir pazar günü bütün arkadaşlar evin önündeki geniş avluda toplanmış sevimli misafirimizi seyrediyorduk. Bir arkadaşımız gökyüzünü göstererek:
-Bakınız bir kafile daha gidiyor, dedi.

Advertisement

Onları bizim leylek de görmüştü, birden canlandı. Ayağının üstünde yaylanıp bütün gücüyle kanatlarını çırparak kendi cinslerine doğru bir hamle yaptı. Dikkatle izliyor sonucu merak ediyorduk. Birkaç yüz metre gidebilmişti. Yavaş yavaş alçalmaya başladı. Gücünün tükendiğini ve düşmeye başladığını anladık. Yine çocuklardan:
-Eyvah elektrik tellerine düşüyor! Diye feryatlar yükseldi. Olan olmuş korktuğumuz başımıza gelmişti. İki kanadı iki tele değer değmez bir patlama oldu. Bir alev fışkırdı. Sevimli leyleğimiz pat diye top gibi yere düştü. Ölmüştü. İki arkadaşımız gidip kanatlarından tutarak bahçeye getirdiler, dut ağacının dibine gömdüler.

Hayat kısa kuşlar uçuyor ve…Kutsal toprakların heyecanını her gelişte bize tattıran, bizim kendileriyle o yerlere safça selamlar gönderdiğimiz sevimli misafirimiz ölmüştü ama kalbimizde yer eden o kutsi beldelerin aşkı, vatan duygusu ve bütün leyleklerin sevgisi hala yüreğimizde sımsıcak yaşamaktadır.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?