Hıristiyanlık Dininde Aziz Ne Demek?

0

Aziz nedir? Aziz ne demek? Hıristiyanlık dininde önemli bir yeri ve anlamı, önemi olan azizlik ile aziz ile ilgili bilgiler.

AzizeAziz, dişil azize, Latince sanctus (dişil sancta), Yunanca hagîos (dişil hagîa, Türkçede yerleşmiş okunuşuyla aya), yeryüzünde Tanrı kayrasını temsil ettikleri ve yaşayanlar için Tanrı katında aracılıkta bulunabilecekleri inancıyla yüceltilen ve yetkili kilise organlarınca kutsal ilan edilen kişi.

Advertisement

Yeni Ahit’te İsa’ya atfedilen sözler arasında “aziz” yer almaz. Paulus’un mektupları ile Vahiy Kitabı’nda ise bu terim, İsa’ya inananlar, yani tüm Hıristiyanlar için “mukaddes”, “kutlu” anlamında kullanılır. İS 1-4. yüzyıllar arasında ağır baskılara uğrayan Hıristiyanlar, bu baskılar sonunda can veren kilise üyelerini, doğrudan cennete gittikleri ve yaşayanlann dualan için Tann’, nın nzasını sağlayabilecekleri inancıyla yüceltmeye başladılar. İS 325’te belirlenen Nikaia (İznik) Amentüsü’nde “aziz” sözcüğü, hâlâ “inanan” anlamını taşıyordu. Kiliselerde adına dua edilen ölüler, ancak 6. yüzyıl başlarında bugünkü anlamıyla “aziz” olarak anılmaya başlandı. Ama ilk azizlere bu sanın verilmesinde izlenen resmî bir süreç yoktu. Azizlik mertebesinin resmen tanınması, ilk kez Papa XV. Johannes’in 993’te Laterano Konsili’nde Augsburg piskoposu Ulrich’i (ö. 973) azizliğe yükselmesiyle başladı. Papa VIII. Urbanus (hd 1623-44) ile XIV. Benedictus’un (hd 1740-58), kutluluk (beatificatio: ancak belirli kiliselerde yüceltmeye izin verilen, azizlik öncesindeki aşama) ve azizlik (canonisatio) mertebelerinin resmen tanınması için koyduğu kurallar, Vatikan’ca 1917’de benimsenen Azizler Listesi Yönergesi’nin temelini oluşturdu. 1960’lann sonunda Papa VI. Johannes Pau-lus, kutluluk ve azizlik sanının tanınmasıyla ilgili işlemleri kolaylaştıran kurallar getirdi.

Bugün Katolik Kilisesi’nde yürürlükte olan kurallara göre, kutluluğa ve azizliğe aday gösterilen kişiyle ilgili karar, dört aşamalı bir süreç sonunda belirlenir ve papanın onayıyla gerçekleşir. Kutlular listesindeki kişinin azizler listesine önerilebilme-si için, adının zikredilmesiyle en az iki sahih mucizenin gerçekleşmiş olması koşulu aranır. Bu olağan sürecin dışında, Papa VIII. Urbanus döneminden (1634) önce yüzyıllardır kutlu sayılan kişileri, doğrudan papanın azizler Üstesine alması da olanaklıdır.

Rum Ortodoks Kilisesi’nde de azizlere inanılır, ama azizlik mertebesinin resmen tanınmasına ilişkin süreç, Katolik Kilise-si’ndekine benzer bağlayıcı kurallar içermez. Azizlik önerisi üzerinde ilgili piskoposun yaptığı incelemeden sonra bir komisyonca son karar verilir. Lutherci ve Anglikan kiliselerinde de azizlerin varlığı kabul edilir, ama bu kişilere herhangi bir biçimde tapınılmaz.

Azizler ile Tanrı kayrası arasındaki olağanüstü ilişki, genellikle çileci, benliği yok sayan bir yaşam biçimiyle vurgulanır. Azizliğin göstergesi, çoğunlukla üstün ahlaki nitelikler ve davranışlardır. Fransisken tarikatının kurucusu Assisili Aziz Francesco, erdem simgesi olan azizlerin klasik örneklerindendir. Ama ahlakça üstünlük dışındaki özellikleriyle de azizlik düzeyine yükseltilmiş din büyükleri vardır. Clairvaux’lu Ber-nard, Helftalı Gertrude, Âvilalı Teresa, mistik deneyimleriyle ün kazanmış azizlerdir. Dinsel geleneğe getirdikleri yeni yorumlar ve çığır açıcı ilahiyat kuramları dolayısıyla yüceltilen azizlere, skolastik felsefenin doruğu Aquinolu Tommaso örnek verilebilir. Bütün din topluluğunca değil, yalnızca belirli bir yörede aziz sayılan din büyükleri de vardır.

Advertisement

Allah’a eş ve ortak koşmanın (şirk) her türlü biçimini yadsıyan İslam, azizlik kavramına yer vermez (bak. evliya; eren). Buna karşılık Tanrı’yla ya da çoğul tanrılarla, başka ruhani güçlerle, efsanevi âlemlerle, kutsal sayılan aşkın gerçeklikle özel bir ilişki içinde olduğuna inanılan kişilerin yüceltil-mesine öteki dinlerde ve halk inanışlarında çokça rastlanır. Ruhani yaşamda yüce bir mertebeye ulaşmış bu tür kişiler daha genel anlamda, ermiş olarak nitelenir.

Tek tanrı inancını vurgulayan Yahudiliğin kaynağında ermişlere ya da azizlere tapınma yer almaz. Ama kutlu kişi olmak, İsrailoğullarına bir ülkü olarak gösterilir ve Eski Ahit’te, Tann’nın seçilmiş kavminin üyeleri için “Yüce olanın mukaddesleri” (Daniel 7:18) ifadesi kullanılır. Helenistik dönemde (İÖ y. 300 – İS y. 300) Yahudiliğin başka dinlerin etkisi altına girmesiyle, Hasi-dim adı verilen “takva ehli” öteki inananlardan ayrışmaya başlamıştır. Kuran’da da Yahudiler, “Allah’ı bırakıp hahamlarını rableri kabul etmekle” (Tevbe 31) kınanır.

İÖ 6. yüzyılda Çin’de doğan Konfüçyüsçü-lükte ermişlik, ahlaki kusursuzluk demektir ve “en eski zamanların kutlu hükümdarları” nın yaşamlanyla örneklenir. Gene Çin’de aynı yüzyılda gelişen Taoculuğun daha mistik nitelikteki ermişlik anlayışı, her türlü tutkudan arınarak doğanın Yol’una (Tao) razı olmayı, Mutlak ile bütünleşmeyi öngrür. Taocular, “gerçek insan” (chen jen) olarak niteledikleri ermişlere de ibadet ederlerdi. Japonya’da doğan Şinto dininde ise efsanevi ermişler yüceltilir; ama iyi ya da kötü harkesin ölümden sonra doğaüstü bir yaşam sürdüğüne inanılır.

Theravada Budacılığında, Nirvana’ya ulaşan ve samsara’dan (geçici dünya) kurtulan keşişler, ermiş (arhat) sayılır. Budacılığın kurucusu Siddharta Gautama (İÖ y. 560) ilk Budacı ermiştir. Budacılığın ilk dönemlerinde ermiş sayılan kadınlar da olmuştur. Mahayana Budacılığı ise, yalnızca keşişlerin değil, herkesin bodhV ye (aydınlanma), yani ermişliğe ulaşabileceğini savunur. Başkalarının manevi yükselişine yardımcı olabilmek için kendi aydınlanmasını erteleyen bodhisattva’lat da (geleceğin Budası) ermiş sayılır. Dolayısıyla, Yaradancı bir kurtuluş dini olan Mahayana Budacılığında, iyilik bağışlayan ermişlere inanç ağırlık taşır. Tibet Budacılığında, eski ermişlerin, bilginlerin, tanrıların ve cinlerin bedenine bürün-düğü kişiler de ermişler arasına katılır.

Hindistan’da Caynacılığı kuran Mahavira (Büyük Kahraman) Vardhamana, ermiş peygamberler dizisinin 24.’südür. Önceki 23 peygambere de (Tirthankara) bugün Cay-nacı tapınaklarında dua edilir. Hindu dininde, sadhu (kutlu kişi) ve avatara (kutsal bir varlığın insan bedenine bürünmesi) olarak nitelenen ermişlere, bu arada başka dinlerin de büyüklerine ibadet edilir. Örneğin Hz. İsa’nın da Vişnu’nun bedenleşmesi olduğuna inanılır.

Büyük saygı duyulan din büyüklerinin inananlar topluluğunca kendiliğinden azizlik ya da ermişlik düzeyine yüceltilmesi, dine bağlı kitlelerin, hem insan görünüşünde hem de insanüstü olan varlıklara duyduğu özlemden kaynaklanır. Her yerde var olan ve her insana yardım etmeye hazır bulunan tek ve soyut bir Tanrı, ortalama dindar kişi için ulaşılmaz ve algılanamaz bir varlıktır. Dindar kitlelerin, tanrısal varlığı, insanların dileklerini yerine getiren çok sayıda ruhani varlığa bölme yönünde bir eğilimi, çoktanncı bir yönelimi vardır. Büyük dinler yaygınlaştıkça, bu dinleri yeni benimseyen ve sfcyıca giderek ağırlık kazanan halk toplulukları, eski inanışlarını ve eğilimlerini yeni bir dinsel çerçevede sürdürmüşlerdir.

Advertisement

İnanan kitlelerde yerleşmiş biçimiyle aziz ya da ermiş inancı, tektanrılı dinlerin resmî öğretilerine genellikle aykırı düşer. Bu aykırılığı aşmak amacıyla, aziz inancına resmî bir yorum getirilmeye çalışılır. Örneğin Katolik Kilisesi veneratio (Yunanca douleia: “yüceltme, saygı”) ile adoratio (Yunanca latre-ia: “tapınma”) arasında bir ayrım yapar. Azizlere yönelik tutum veneratio olmalı, adoratio yalnızca Tanrı’ya saklanmalıdır. Katolikliğe göre azizler, yalnızca Tann’nın kayrasını temsil ederler ve tümüyle Tann’nın iradesine bağımlıdırlar. Ortodoks Kilisesi’nde de tasvirlerin yüceltilmesi benzer biçimde yorumlanır. Ama halk arasında aziz inancı, çoktanrılı tapınma biçimlerinden tümüyle arınmış değildir.


Leave A Reply