Hulusi Behçet Kimdir? Behçet Hastalığını Bulan Türk Hekim

0

Hulusi Behçet kimdir? Behçet hastalığını bularak bu hastalığa kendi adını vermiş olan Türk hekimin hayatı ve çalışmaları hakkında bilgiler.

Hulusi Behçet

Advertisement

Hulusi Behçet (1898-1948)

Hulusi Behçet babasının görevi dolayısıyla temel eğitimini Şam’da tamamlamıştır. Annesini küçük yaşta kaybetmesinin sonucu olarak babaannesi tarafından büyütülen Hulusi Behçet temel eğitiminden sonra, İstanbul’a gelmiş ve Gülhane Tıp Akademisi’nde tıp eğitimini tamamlamıştır. 1910 yılında mezun olduktan sonra deri hastalıkları ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda çalışmaya başlamıştır.
Savaş yıllarında (1914-1918) Edirne’de deri hastalıkları mütehassısı ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Bilgisini geliştirmek üzere Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ilkin Macaristan’da Budapeşte’ye ve daha sonra da Almanya’da Berlin’e giden Hulusi Behçet dönüşünde Haliç’teki Hasköy Cinsel Hastalıklar Hastanesi’nde baş hekim olarak görev yapmıştır. Kısa süre sonra Gureba Hastanesi’nde görev yapmaya başlamıştır. Daha sonra da oradan ayrılıp, İstanbul Tıp Fakültesi’nde öğretim elemanı olarak Çalışmaya başlamıştır. 1923’te Refika Devaz’la evlenmiştir ve bu evlilikten bir kızı olmuştur.

Hulusi Behçet 1933’te İstanbul Üniversitesi’nin yeniden yapılanmasında faal görev almış ve İstanbul Üniversitesi’nde Deri hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuştur. O, ulusal ve uluslararası kongrelere katılmıştır. Onun için bir Alman bilim adamı, Prof. Schwart şöyle söylemiştir: ‘Hulusi Behçet’i ülkesi dışında, dünyanın hemen her yerinde bulmanız mümkündür.’ 0,1947’ye kadar eri Hastalıkları Klinik şefi olarak görev yapmıştır.

Hulusi Behçet birçok yabancı dildeki pek çok eseri Türkçeye Çevirmiştir. Ayrıca o, bir dermatolog olarak birçok yabancı dildeki eseri Türkçeye kazandırmıştır.

Hulusi Behçet

Advertisement

Yaptığı Çalışmalar

Hulusi Behçet özellikle frengi ile ilgilenmiştir. Bu da bazı makaleler de kaleme almıştır. Leişmanya ile de ilgilenen Hulusi Behçet, onun betimlemesi ve tedavisi konusunda bilgi vermiştir. Onun yine ilgi alanı arasında parazitler de vardı; özellikle deri döküntüsü ve deri hastalıkları konusunda yoğun çalışmalar yapmıştır. Mikosisle ilgili çalışmalarını defa Budapeşte’deki Kongrede sunmuştur. Bu çalışma Turkish Archives of Dermatologa and Syphiliology’de yayınlanmıştır Bu çalışma daha sonra Almanca olarak Dematolologische Wochenschrift ve Medizinische Wochenschrift’de yayınlamıştır.

Hulusi Behçet 1924-1925 yılları arasında Behçet Hastalığı konusunda yoğun çalışmalar yapmıştır. Onun betimlemeleri ve önerileri yaklaşık 40 yıl Viyana ve İstanbul’da birçok defa önerilmiştir. Onun betimlemelerine uygun olarak hastalık teşhisi yapılmıştır. Avusturyalı doktorlar Behçet hastalığını bir nevi tüberküloza benzemişlerdir; onlar bu hastalığı bilinmeyen protozoal bir hastalık olarak belirlemiştir. Hulusi Behçet hastalarını sürekli izlemiştir. Örneğin 1930’da bir kadının gözündeki irritasyonu, ağız ve genital organlardaki yaraların klinik seyrini çok iyi belirlemiştir. 1932 yılında hastalığın etiyolojisini iyi belirlemiş; ayrıca, tüberküloz, frengi ve mikosis’in etiyolojilerini de laboratuvar tetkiklerle destekleyerek vermiştir. O bütün bu bulguları Paris’teki Deri Toplantısı’nda sunmuştur. Onun arazlarını ve seyrini belirlediği Behçet hastalığı Behçet Sendromu olarak adlandırılmıştır. Hulusi Behçet 1921’den 1940 yılına kadar bu konuda yaklaşık 126 milli ve uluslararası yazı kaleme almıştır.

Hulusi Behçet edebiyatla da ilgilenmiştir. O bazen çok asabi ve gergin, bazen de arkadaşlarıyla son derecede eğlenebilen mizaçta bir kişi olup, 7 yıl evlilikten sonra eşinden ayrılmıştır. 1948 yılında ani bir kalp krizi sonucunda hayatını kaybetmiştir.


Hulusi Behçet

Hulusi Behçet

Kaynak 2

Hulusi Behçet

Hulusi Behçet; hekim, öğretim üyesidir (İstanbul 1889-ay.y. 1948). 1910′ da Askeri Tıbbiye’yi bitirdi. 1914’te Gülhane Askeri Hastanesi’nde cildiye asistanı oldu. Çeşitli kurumlarda uzman olarak çalıştı, yurtdışı geziler yaptı, başhekimlik görevlerini yürüttü, Gureba Hastanesindeki görevi sırasında şark çıbanı üzerine çalışmalar yaptı. 1933 Üniversite Reformu’nda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği’nde profesörlüğe yükseltilerek kürsü başkanlığına getirildi. Bu görevde 14 yıl kaldı.

Deri Hastalıkları ve Frengi Arşivi adlı dergiyi çıkardı. 1939’da ordinaryüs profesörlüğe yükseltildi, 25 yıllık çalışmalarına ilişkin bulgularını 1947’de Cenevre‘de toplanan Uluslararası Tıp Kongresi’ne sunarak bilinmeyen bir hastalığın etkeninin özel bir virüs olduğunu kanıtladı. Zürih Tıp Fakültesi’ nin dermatoloji profesörlerinden Miescher’in önerisi ve kongreye katılan uzmanların da onayıyla tanımladığı hastalığa Bahçet Hastalığı “Morbus Behçet” adı verildi. Hulusi Behçet’e mantar hastalıkları konusundaki çalışmalarıyla Budapeşte Uluslararası Dermatoloji Kongresi Ödülü, frengiyle ilgili araştırmalarından ötürü de 1975 TÜBİTAK Hizmet Ödülü verildi.

Advertisement

Başlıca eserleri:

Emrazı Cildiyede Laboratuvarın Kıymet ve Ehemmiyeti (1923); Wassermann Hakkındaki Nokta-i Nazar ve Frengi Tedavisinde Düşünceler (1924); Halep Çıbanlarının Diyaretermi ile Tedavisi (1926); Frengi Dersleri (1940); Klinikte ve Pratikte Frengi Teşhisi ve Benzeri Deri Hastalıkları (1940).

Behçet Hastalığı,

Dünyada ilk kez Türk hekimi Hulusi Behçet’in tanımladığı hastalıktır. Bu hastalıkla ilgili bulgular 1936’da Türkiye’de, 1937’de yurt dışında yayınlanarak tıp dünyasına kabul ettirildi. Başlangıçta viral bir etkene bağlı olduğu düşünülen, ancak kesinlik kazanmayan hastalık, Japonya ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz yöreleri ve Ortadoğu ülkelerinde sık görülür. Hulusi Behçet, hastalığın göz, ağız içi ve deriyi tuttuğunu ileriye sürdü.

Daha sonra yapılan incelemelerden hastalığın bu üç sistemin dışında birçok sistemi tuttuğu saptandı. Örneğin; üç sistemin dışında damarları, bağırsağı ve sinir sistemlerini de tutmaktadır. Kronik bir hastalık olan behçet hastalığının henüz kesin bir tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Bu nedenle uzun zaman içinde tutulan dokuların tahrip olması sonucu hastaların yaşamı tehlikeye girer.

Son yıllarda bağışıklık sistemini güçlendirerek ve çeşitli “droglar” ile tedaviye çalışılmaktadır. Bu amaçla kullanılan ilaçların başında “levamizol” gelir. Aynca, “kolşisin” ve “sulfasalazin” kullanılan ekipler de vardır.

Advertisement


Leave A Reply