Hüsun Ve Kubuh Nedir?

0
Advertisement

Hüsun Ve Kubuh nedir, ne demektir? İslamda Hüsun Ve Kubuh, kelamda Hüsun Ve Kubuh’un yeri, özelliği, hakkında bilgi.

Hüsun Ve Kubuh

Hüsun Ve Kubuh; İslamda, eylemlerin iyiliğini ve kötülüğünü belirten kelam terimleridir.

Kelam bilginleri hüsn ve kubhu beş ayrı biçimde tanımlarlar:
1) Amaçlara uygun olan hüsn, olmayan kubhtur (örn. adalet iyi ve güzel, zulüm kötü ve çirkindir);
2) insan doğasına uygun olan hüsn, olmayan kubhtur (örn. tatlı şeyler iyi ve güzel, acı şeyler kötü ve çirkindir);
3) bir şeyin yetkinlik durumu hüsn, eksiklik durumu kubhtur (örn. bilgi iyi ve güzel, bilgisizlik kötü ve çirkindir);
4) insanların övgü ve takdirine yol açan hüsn, yergi ve küçümsemesine yol açan kubhtur (örn. cömertlik iyi ve güzel, cimrilik kötü ve çirkindir);
5) Tanrı’nın hoşnutluğuna ve ödüllendirmesine yol açan hüsn, kınamasına ve cazalandırmasına yol açan kubhtur (örn. iman, ibadet ve adalet gibi bütün dinsel buyruklar iyi ve güzel, yasaklanan bütün eylemler de kötü ve çirkindir).

Hemen bütün kelamcılar ilk dört tanımda görüş birliği içindedir. Ama son tanım geniş tartışmalara yol açmıştır. Tartışmalar iki temel sorunda odaklaşır: 1) Eylemler özleri bakımından iyilik ve kötülük niteliği taşırlar mı, dolayısıyla hüsn ve kubh usla kavranabilir mi, yoksa Tanrı’nın yargılarına mı bağlıdır? 2) Hüsn ve kubh usla kavranabilirse, Tanrı yasaları (şeriat) bildirilmeden insanların yükümlü olmasını gerektirir mi?

Advertisement

Eş’ariyeye ve Cebriyeye bağlı bilginlere göre eylemler özleri bakımından iyi ya da kötü değildir. İyilik ve kötülük, ancak Tanrı yasaları geldikten sonra söz konusu olabilir. Hüsn buyruğun, kubh da yasaklamanın bir sonucudur. Maturidiyeye ve Mutezileye bağlı bilginler ise eylemlerin özleri gereği iyi ya da güzel olduğunu savunurlar. İnsan, şeriat gelmeden önce de usuyla birçok eylemin iyi ve güzel, kötü ve çirkin olduğunu kavrayabilir. Tanrı bazı eylemleri özleri gereği iyi ve güzel oldukları için buyurmuş, bazı eylemleri ise özleri gereği kötü ve çirkin oldukları için yasaklamıştır.

Eş’ariler ve Cebriler, şeriatın gönderilmesinden önce insanın hiçbir yükümlülüğü olmadığını savunurlar. Buna karşılık Mutezile bilginleri Tanrı yasaları bildirilmemiş olsa da insanın iyiliğini ya da kötülüğünü usuyla kavradığı eylemler konusunda yükümlü olduğunu savunurlar. Maturidiler ise bu konuda iki gruba ayrılmıştır. Bir grup Eş’arilerin görüşünü benimsemiştir; bu gruba göre bir eylemin iyi ya da kötü olduğunu kavramak başka, onunla yükümlü olmak başkadır. Bu nedenle insanın yükümlülüğü ancak tanrısal yasaların gelmesine bağlıdır. Mezhebin kurucusu Maturidi’nin de içinde bulunduğu öbür gruba göre insan Tanrı yasaları gelmeden önce ancak bazı eylemlerin niteliğini kavrayabilir ve bunlarla yükümlüdür. Örneğin Tanrı’nın varlığı ve birliği usla kavranabilir, dolayısıyla bu bilgi insanı yükümlü kılar. Ama bazı dinsel yargıların tam olarak kavranması olanaksızdır; insan şeriatın gelmesinden önce bu tür yargılar konusunda yükümlü değildir.


Leave A Reply