İran Edebiyatı Tarihi

0

İran, fars edebiyatı doğuşu, gelişimi, önemli yazarları, tarihçesi nedir? İran edebiyat tarihi hakkında bilgi.

İran Edebiyatı Tarihi

İran edebiyatı, fars edebiyati olarak da bilinir, İran ve İran dışında Hindistan, Afganistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’da İÖ 6. yüzyıldan başlayarak Eski, Orta ve Yeni Farsça yazılmış edebiyat yapıtlarının tümüdür. İslam öncesi ve İslam sonrası olmak üzere iki ana bölümde toplanabilir.

Advertisement
İslam öncesi İran edebiyatı.

Eski Farsça döneminden günümüze ulaşan en eski belgeler İÖ 6. ve 5. yüzyıllara aittir. Bunlar, iran’da o dönemlerde bir şiir ve edebiyat geleneğinin bulunduğunu kanıtlar. Bu geleneğin daha eskilere de gittiği varsayılabilir. İÖ 708-550 arasında İran’a egemen olan Medlerin, Arami yazısını kullandıkları, hatta bir edebiyatlarının bulunduğu söylenirse de, gerek o dönemden, gerekse Medlerden sonra hüküm süren Selevkoslardan kalmış hiçbir yapıt yoktur. Selevkosları izleyen Partlardan bazı mühür, sikke ve yazıtlar ele geçmiş, sonraki dönemden de Turfan’da bulunan Mani diniyle ilgili belgeler günümüze ulaşmıştır.

Çivi yazısının işaretlerini alfabe biçimine dönüştüren Ahamenişler döneminden kalan yazıtlardan sonra, Part kralı Belaş döneminde (209-222) derlenen ve Sasani hükümdarı I. Ardeşir’le (hd 224-241) oğlu Şapur (hd 241-272) dönemlerinde kaleme alman Zerdüştçülüğün kutsal kitabı Avesta, İran edebiyatının en eski örneklerinden biridir. Sasaniler döneminde peygamberlik savıyla ortaya çıkan Mani’nin Part Pehlevicesi ile yazdığı ve Turfan’da ele geçirilen belgeler de büyük önem taşır.

Bu metinlerin bir bölümü Mani dini ile ilgili, bir bölümü çeviri, bir bölümü de Orta Farsça özelliklerini taşıyan belgelerdir. İslam öncesi Fars edebiyatının ilk lirik örnekleri bu metinlerde görülür. Orta Farsça döneminde İran edebiyatı, biri-epik ve dinsel-ulusal destan, öbürü münazara türünde olmak üzere iki yönde gelişmiştir. Bu türlerden ilkine Ayatkâr-ı Zeriran, ikincisine ise, Draht-ı Asurik adlı yapıtlar örnek gösterilebilir. Sasani dönemine ait olmakla birlikte Pehlevi dilindeki yapıtların hemen hepsi 9. yüzyılda yazılmıştır. Eski İran kültürünün en önemli yapıtı olan Hataynamek (Yeni Farsça Hudayname) ortaçağ İslam kültürünün gelişmesinde önemli rol oynamıştır. İran hükümdarlarıyla ilgili efsanevi ve tarihsel bilgiler içeren kitap, İslam tarih kitaplarının da en önemli kaynaklarından biri sayılır.

İslam sonrası İran edebiyatı.

Sasani hükümdarı III. Yezdegerd’in 651’de Araplara yenilmesi ve Merv’in düşmesi İran’da değişikliklere yol açtı. Bütün İran, Arap egemenliği altına girince, Ahura Mazda’nın yerini Tanrı, Ehrimen’in yerini de Şeytan aldı. İranlıların İslamı kabullenmeleri zor olmad: ve büyük bir hızla yayılmaya başlayan bu yeni dinin önünde Zerdüştçülük yenik düştü.

Advertisement

İranlılar güneş takvimi yerine ay takvimini kullanmaya başladılar, Pehlevi yazısını bırakıp Arap harflerini kabul ettiler. Her alanda görülen bu çok hızlı değişime karşın, ateşe tapan İranlılar, Arap istilası karşısında kendi din ve kültürlerini ülkenin birçok bölgesinde, özellikle de Hazar Denizi kıyılarıyla Taberistan’da sürdürdüler; şarkılarını, eski destanlarını ve ulusal kahramanlarına ilişkin efsane ve öykülerini zihinlerinde yaşattılar.

200 yıl kadar süren Arap istilası döneminde Pehlevi dilinin nasıl Yeni Farsçaya dönüştüğü konusunda bilgi edinilebilecek kaynak yoktur; ama o günlerde bütün İslam dünyasında Arap dilinin, kültürünün ve edebiyatının egemen olduğu bir gerçektir. Bu nedenle İranlılar da 200 yıl bu egemenliğin etkisi altında yaşadılar. Kuran’ı öğrendiler, yönetim ve askerlik alanlarında birçok Arapça terimi benimsediler, yapıtlarını edebi dil olan Arapçayla verdiler. İranlıların Arap baskısından yavaş yavaş kurtulup yan bağımsız devletler kurmaya girişmesiyle birlikte, güçlü bir milliyetçilik ve milli dile dönüş hareketi de ortaya çıktı.

Böylece Farsça edebiyat dili olurken, Fars edebiyatı da ilk meyvelerini verdi. Bilindiğine göre ilk Farsça şiir söyleyenler dil bilgini Ebu Hıfs Sogdî (9. yy) ve Abbas Merzevi’dir (ö. 815/816). Tahiriler, şeriat ve Arapça ile aşırı derecede ilgilendiklerinden, bu dönemde Fars edebiyatı yeterli bir gelişme ortamı bulamadı.

Bu dönemin şailleri Hanzala Badgisi (ö. 835) ve Mahmud Verrak Herevi’ydi. Yakub bin Leys (hd 866-879) Sistan’da bağımsızlığını ilan ederek Saffariler Devleti’ ni kurdu. 873’te Horasan’ı Tahirilerden alan, daha sonra da Mazendaran ve Taberistan’ı ele geçiren Yakub, Sistan’da doğduğu ve Arapça bilmediği için şairlerin Farsça şiir söylemelerini istemişti. Böylece İran’ın eski gelenekleri yeniden canlandı. Hükümdarlar, Farsça yazan şair ve yazarları koruyup kollamaya başladılar; dolayısıyla Farsça da hızlı bir gelişme sürecine girdi. Saffariler döneminin başlıca şairleri Ebu Süleyk Cürcani, Firuz Maşrıki (ö. 895) ve Muhammed bin Vasıftı.

Samaniler döneminde edebiyat gelişti; birçok şair ve yazar yetişti, Buhara ve Semerkand birer bilim merkezi oldp. İslam sonrası Fars şiir ve düzyazısının temeli de bu dönemde atıldı. Samaniler döneminin başlıca şairleri Ebu Şekur Belhi, Ebu’l-Müeyyed Belhi, Şehid Belhi, Rudekî, Emmare Mervezi, Kisai Mervezi, Marûf Belhi, Muncik, Ebu Şuayyib Herevi, Revnakî, Cuybari Buhari, Tahir Hüsrevanî, Emir Ağaçî ve Dakiki’ydi. Bunların hemen hepsi kasidele-riyle ün yapmıştı, içlerinde mesnevi yazanlar da vardı.

Advertisement

En tanınmışları olan Rudekî’ nin sekiz mesnevisi olduğu söylenir. Bunlardan adlan bilinenler Kelıle ve Dimne ile Sindbadname’dir. Ayrıca kaside, gazel ve rubaide de çok başarılı olan Rudekî, kendinden sonra gelen şairler tarafından çok taklit edilen ve Farsça şiiri Arapçanın etkisinden kurtaran ilk şairdi. Samaniler döneminde düzyazı türünde yapıtlar da yazıldı. Bunların başlıcaları Ebu Mansur’un Şahname-i Ebu Mansurî’si, Samani veziri Ebu Ali Belami’nin çevirdiği ve Tarih-i Belami adıyla da bilinen Tercüme-i Tarih-i Taberi ve bir ekip tarafından tamamlanan Tefsir-i Taberi’ydi. Bu dönemde gerek şiir, gerekse düzyazıda dil yalın, anlatım yapmacıklıktan uzaktı. Farsçaya girmiş Arapça sözcükler de çok azalmıştı.

Gazneliler Devleti döneminde Fars edebiyatı büyük bir gelişme gösterdi. Sultanların şair ve yazarları korumaları sonucunda bu alanda büyük atılımlar yapıldı, birçok şair, yazar ve filozof yetişti. Şiir, biçim ve içerik açısından tam bir olgunluğa ulaştıysa da, şiir türlerinde önemli bir değişiklik olmadı. Şairler kaside, gazel, kıta, mesnevi ve rubai tarzında yapıtlar verdiler. Göze çarpan tek yenilik, Minuçihri ile başlayan musammat tarzıydı. Bu dönemin başlıca şairleri Fars edebiyatının en ünlü kahramanlık destanı Şehname’nin yazarı Firdevsi, kasideleriyle Ferruhî ve Unsurî, münazara tarzındaki manzumeleriyle Esedî’ydi (ö. y. 1030).

En önemli düzyazı yapıtlar ise Ibn Sina’nın Danişname-i Alai’si, Ebu Nasr Muşkân’ın (ö. 1040) mektupları, Bîrunî‘nin Kitabü’t-Tefhim’i, Beyhakî’nin Tarih-i Beyhakî’si, Unsurü’l-Mealî Keykâvus’un Kabusname’ siydi.

Maveraünnehir, Horasan, Kirman, Irak, Azerbaycan ve Anadolu’yu egemenlikleri altında tutan Büyük Selçuklular döneminde edebiyat, öbür dönemlere göre bazı değişiklikler gösterdi, çeşitli akım ve üsluplar ortaya çıktı. Horasan bölgesinde yetişen şairlerin çoğu bir yere kadar eskiye bağlı Horasan üslubunu (sebk-i Horasani) sürdürürken, Irak ve Azerbaycan’da yetişenler edebi sanatlarla süslü, daha ağdalı bir tarzı benimsediler ve şiirlerinde o zamana değin görülmemiş mazmunları kullanarak Irak üslubunu (sebk-i Iraki) geliştirdiler.

Büyük Selçuklu sultanları ve vezirleri şair ve yazarları özendirdiler, bilimin gelişmesini desteklediler. Sultanların hükümet merkezleri, şair ve yazarların toplandıkları yerler durumuna geldi. Nizamülmülk, Belh, Nişabur, Herat, Isfahan ve Bağdat’ta Nizamiye medreseleri kurdu. Tasavvuf ve tasavvuf edebiyatı da yaygınlaştı, birçok mutasavvıf şair yetişti. Büyük Selçukluların çağdaşı olan Gurlular, Harezmşahlar ve Gazneliler de şair ve bilginleri korudular. Mesnevileriyle ünlü mutasavvıf Senaî, kaside ve hapsiyatıyla tanınan Mes’ud bin Said, kasideleriyle ün kazanan Ebu’l-Ferec Runî (ö. 1134) Gazne sarayının en önemli şairleriydi.

Advertisement

Büyük Selçukluların başlıca mutasavvıf şairleri de Baba Tahir, tasavvuf düşüncelerini ilk kez şiirle anlatan Ebu Said Ebi’l-Hayr (ö. y. 1048), Şirazi seçili ve uyaklı düzyazının ilk temsilcisi Abdullah Ensari (ö. 1088) ve mesnevileriyle ünlü Attar’dı. Öbür şairler arasında Nasır Hüsrev, Lügat-ı Furs’uyla ünlü Esedî (ö. 1073), Vis ü Ramin’in yazarı Fahreddin Çürcani, kaside ustası ve Kavsname yazarı Katran Tebrizi, matematikçi ve gökbilimci olduğu halde daha çok rubaileriyle tanınan Ömer Hayyam, kaside şairi Azrakî (ö. 1131), kaside, gazel, kıta ve rubaileriyle ünlü Muizzî (ö. 1İ47/48), Amak Buhari (ö. 1148), daha çok gazelleriyle bilinen Edib Sabir (ö. 1151), Osman Muhtarî Gaznevi (ö. 1159), Abdülvasi Cebeli (ö. 1160), hicivleriyle tanınan Suzenî Semerkandi (ö. 1173-74), kaside şairi Reşideddin Vatvat, her ikisi de Azerbaycan bölgesinde yetişen Mucireddin Beylekânî (ö. 1190), büyük kaside şairi Hakanî, İran edebiyatının en büyük kasidecisi sayılan Enverî, Felekî Şirvani (ö. 1191), Cemaleddin Isfahani (ö. 1192), Zahir Faryabî ve roman türü mesnevinin en büyük ustası, hamse sahibi Genceli Nizamî sayılabilir.

Büyük Selçuklular döneminde düzyazı da şiire koşut bir gelişme gösterdi; önceki dönemlere göre Farsçaya ilgi arttı ve edebiyattan başka tarih, tasavvuf, ahlak, tıp vb konularda da birçok yapıt yazıldı. Farsça bir yandan gelişip olgunlaşırken, bir yandan da çeşitli yollardan gelen pek çok Arapça terim ve sözcüğe kucak açtı. Bazı yazarlar, Samaniler ve Gazneliler dönemlerine göre daha ağdalı, seçili ve uyaklı bir dil kullandılar.

Ömer er-Raduyanî’nin Tercümanü’l-Belaga’sı, Abdullah Ensari’nin seçili düzyazının en güzel örneklerinden biri olan Münacaafı, Nizamülmülk’ün Siyasetname’si (1893; Siyasetname, 1954, 1981), Gazali’nin Kimya-us-Saadet’i (1961, 1981), İbn Belhi’nin Farsname’si, Ömer Hayyam’ın Nevruzname’si, yazan belli olmayan Mücmelü’t-Tevarih vel-Kısas, Kadı Hamideddin Ömer bin Mahmud Belhi’nin Makamat-ı Hamidî’si, Nizamî-i Aruzî’nin Çehar Makale’si, Muhammed bin Münevver’in Esrarü’t-Tevhid fi Makamat-ı Şeyh Ebî Said’i, Reşideddin Vatvat’ın Ha-daikü’s-Sihr fi Dekayıki’ş-Şiir’i ve Attar’ın Tezkiretü’l-Evliya’sı bu dönemin başlıca düzyazı yapıtlarıydı. Bu arada İsmaililer Arapça sözcüklerden kaçınarak Farsça sözcük kullanmaya özen gösterdiler. Büyük Selçuklular döneminde düzyazıda görülen bu değişmeler Gazne ve çevresini etkilemediği için, o bölgede yetişen yazarlar daha önceki dönemlerdeki yalın üslubu sürdürdüler.

Bu arada bazı yazarlar Farsçanın yanı sıra Arapça, bazıları da yalnız Arapça yapıt veriyorlardı. Şeyh Ebu Cafer Muhammed bin Hasan Tusi’nin (ö. 1068) iki ciltlik Kuran tefsiri Tıbyan, Gazali’nin lhya-i Ulumü’d-Din (1887/88, yb 1973, 1983), Makâsidü’l-Felasife (1913), Tehafütü’l-Felasife (Filozofların Tutarsızlığı, 1981) ve Miyaru’l-İlm adlı yapıtları, Meydani’nin (ö. 1124) Mecmaü’l-Emsal’i ve Ebu’l-Feth Şehristani’nin (ö. 1153) el-Milel ve’n-Nihel’i bunlardan bazısıydı.

Cengiz Han‘ın 13. yüzyılın başlarında İran’a saldırmasıyla Moğol istilası başladı. Büyük Selçuklulardan sonra İran’ın çeşitli bölgelerinde hüküm süren Harezmşahlar ve Salgurlular gibi sülaleler de zamanla tarih sahnesinden silindiler. Moğol saldırılarıyla birçok kent yakılıp yıkıldı, buralarda yaşayan birçok insan öldürüldü. Bu arada edebiyat ve bilim de büyük zararlar gördü, birçok cami, medrese, vakıf ve kütüphane yakılıp yıkıldı, binlerce kitap yok edildi. Moğolların saldırısından kurtulabilen bilgin, şair, yazar ve tarihçiler İran’ın başka bölgelerine, Hindistan, Irak ve Anadolu’ya kaçtılar.

Advertisement

Moğollar zaman içinde İranlılarla karışıp kaynaştılar. Nasıreddin Tusi, Şemseddin Muhammed Cuveynî, kardeşi Alaeddin Atâ Melik Cuveynî ve Reşideddin Fazlullah gibi bilginler, Moğol sarayında divan kâtipliği, danışmanlık, hatta vezirlik gibi görevler üstlenerek şair, yazar ve tarihçileri korudular. Bilim dünyası yemden canlanmaya başladı. Nasıreddin Tusi’nin çabasıyla fen bilimlerine de önem verildi, Meraga’da bir gözlemevi kuruldu. Bu arada zaman zaman duraklamalar yaşayan edebiyat, Timur ve Timurlular döneminde yeniden eski canlılığını kazanmaya başladı. Moğollardan kurtulmak için kaçanlar özellikle Hindistan ve Anadolu’da yapıtlarıyla Fars edebiyatının İran sınırlarının dışına çıkmasında büyük rol oynadılar.

Bu dönemde İranlı şairler gerek içerik, gerekse biçim açısından her türden şiir yazmakla birlikte, Moğolların baskı ve zulmünden çekinerek düşüncelerini ancak tasavvuf perdesi altında söylediler. Bu nedenle tasavvuf şiiri zenginleşerek çok olgun bir düzeye ulaştı. Bu dönemde gazel, kasidenin yerini aldı. Büyük Selçuklular döneminde gelişmeye başlayan, Irak ve Azerbaycan bölgelerinde yetişen şairlerin benimseyip kullandığı Irak üslubu, Moğollar ve Timurlular dönemlerinde daha ağdalı bir biçimde varlığını sürdürdü. Bu dönemin başlıca şairleri Mesnevi, Divan-ı Şems, Fih Mafih, Mecalis-i Seb’a gibi yapıtları ve mektuplarıyla Mevlânâ Celaleddin Rumi, tasavvufi gazelleriyle tanınan Iraki (ö. 1281), kasideci Mecd Hemger (ö. 1287), dünyaca ünlü Gülistan’ın ve Bostan’ın yazarı Şirazlı Sadi, Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled, Sadi üslubundaki gazelleriyle ün yapan Humam Tebrizi (ö. 1314).

Gülşen-i Raz, Hakke’l-Yakin, Saadetname, Mir’atü’l-Muhakkıkin ve Şahidname adlı mesnevilerin yazan Şebisterî, Hallakü’l-Meanî lakabıyla tanınan Kemaleddin Isfahani (ö. 1328), divanları, hamsesi ve başka mesnevileriyle tanınan Hindistan’ın en ünlü şairi Hüsrev-i Dehlevi, özellikle Mantıkü’l-Uşşak ve Câm-ı Cem adlı mesnevileriyle ünlü Evhadî Meragi (ö. 1337), Sadi ve Hâfız arasında bir köprü sayılan Hacu-yi Kirmani, didaktik kıtalarıyla bilinen İbn Yemin, daha çok hiciv ve hezliyatıyla ünlü Ubeyd Zakânî, Hasan Dehlevi (ö. 1375), döneminin en büyük kaside ustası Selman-ı Saveci, Fars edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük gazel ustası Hâfız, gene gazel şairi Kemal Hocen-dî (ö. 1401) ve 15. yüzyıl İram’nın en ünlü edebiyatçısı ve bilgini olan Câmi’ydi.

Moğollar ve Timurlular dönemlerinde düzyazı önce kısa bir duraklama geçirdikten sonra yeniden canlandı. Özellikle tarih ve tasavvuf konularında pek çok yapıt yazıldı. Bu dönemde Farsçada izlenen önemli bir yenilik de, birçok Türkçe ve Moğolca sözcüğün dile girmesiydi. Bunların birçoğu günümüz Farsçasında da kullanılmaktadır.

Avfî’nin 1220’de yazdığı ve en eski Farsça tezkire sayılan Lübâbü’l-Elbâb’ı (1906), Câ-mi’nin Nefehatü’l-Üns min Hazareti’l-Kuds’ü (1872, yb 19″h), Devletşah’ın Tezkiretü’ş-Şuara ve Hüseyin Baykara’ya mal edilen Mecalisü’l-Uşşak gibi tezkireleri, Şemseddin Muhammed bin Kays Razi’nin el-Mu’cem fî Meayir-i Eş’ari’l-Acem’i, Nasıreddin Tusi’nin Ahlak-ı Nasırî’si, Devvanî’ nin Ahlak-ı Celali’si (1810), Kâşifi’nin Ahlak-ı Muhsinî’si ile Envar-ı Süheylî’si, Avfî’nin edebi öykülerden oluşan Cevamiü’l-Hikâyat’ı ve Levanıiü’r-Rivayat’ı, Moğol istilası sırasında Anadolu’ya kaçan Necmeddin Razi’nin Alaeddin Keykubad’a sunduğu Mirsadü’l-İbad adlı tasavvufi yapıtı Moğollar ve Timurlular dönemlerinin önemli düzyazı yapıtları arasındaydı.

Advertisement

Timur’un ölümünden sonra yaklaşık bir yüzyıl hüküm süren Timurlular onun kadar güçlü olamadıkları için İran’da yer yer ayaklanmalar baş gösterdi; Akkoyunlu ve Karakoyunlu gibi devletler kuruldu. Bu arada I. İsmail, Safevi Devleti’ni kurarak 1501’de tahta çıktı. İran’da birliği sağlayarak güçlü bir devlet yönetimi getiren Safeviler döneminde Şiilik resmi mezhep olduğu için, edebiyat da daha çok Şiiliği yayma yolunda bir gelişme gösterdi. Hz. Ali, On iki İmam’a bağlılık ve Kerbelâ Olayı şiir ve düzyazı yapıtların çoğuna konu oldu.

Bu dönem edebiyatının belirgin özellikleri, dinsel yapıtların o zamana değin Arapça yazılırken Farsça yazılmaya başlaması, bir yandan Timur döneminin ağır ve ağdalı üslubunun kullanılması sürerken, bir yandan da şiire yeni bir özellik kazandıran, ince duygular ve hayallerle süslü Hint üslubunun (sebk-i Hindi) gelişmesidir. Pek çok şair ve yazar yetişmesine karşın gene de Fars edebiyatında bir gerilemeyi simgeleyen bu dönemde gazel ve tasavvuf şiiri bırakıldı. Hem şiirde, hem düzyazıda büyük bir gerileme ortaya çıktı. Ama bütün bunlara karşın Fars edebiyatı ülke dışında özellikle Hindistan’da ilgi gördü.

Safeviler döneminin en önemli şairleri Baba Figanî (ö. 1519), Hilali Çağatay (ö. 1533), Ehli Şirazi (ö. 1536), Muhteşem Kâşani (ö. 1588), Örfî Şirazi (ö. 1591), Nazın (ö. 1612), Zülali Hanşari (ö. 1615), Câmi Abbasi (ö. 1622) ve Saib Tebrizi’ydi (ö. 1670). Hindistan’da yetişen şairler arasında ise Feyzî-i Hindi, Zuhuri Torşızi (ö. 1615), Talib Amuli (ö. 1627), Kelim Hemedani (ö. 1651), Bidil ve Hatif Isfahani’nin (ö. 1783) adları sayılabilir. Şah İsmail’in oğlu Sam Mirza’nın Tuhfe-i Sami’si, Ali Şir Nevaî’nin Türkçe yazıp Ali adlı birinin Farsçaya çevirdiği Mecalisü’n-Nefais’i (1491-92; yb Taşkent, 1961), Takiyeddin Kâşani’nin Hülasatü’l-Eş’ar’ı ve Zübdetü’l-Ebrar’ı, Kadı Nureddin Şuşteri’nin Mecali-sü’l-Müminin’i, Emin Ahmed Razi’nin Heft tklim’i, Seyyid Ali’nin Bezmara’sı, Lutfullah Razi’nin Meyhane’si, Ali Kuli Han’ın Riyazü’¡-Şuara’sı ve Azad Hüseyni’nin Hazane-i Amire’si bu dönemde yazılmış başlıca tezkirelerdi.

Safevilerin son dönemlerinde, 18. yüzyılın ilk yansında Nadir Şah (hd 1736-47) İran’ın mutlak hükümdarı oldu. Ama kısa bir süre sonra yönetim Kerim Han Zend’in (hd 1750-79) eline geçti. Bir Türkmen boyu olan Kaçarlardan Ağa Muhammed Han 1776’da Zendleri ortadan kaldırarak İran’da yeni bir devlet kurdu. Kaçar hükümdarlarından ilk ikisi döneminde şiir ve edebiyat sarayda fazla önemsenmedi. Ama İsfahan’da bir araya gelen bazı şair ve yazarlar, Hint üslubundan uzaklaştı; bazısı Horasan üslubunu benimserken, bazısı da Irak üslubunda yapıt verdi. Bu akım, Bazgeşt-i Edebi (Edebiyatta Geriye Dönüş) adı verilen üslubun temelini oluşturdu.

Bazgeşt-i Edebi’nin önde gelen temsilcileri, Firdevsi, Unsuri, Ferruhi, Minuçihri, Enverî ve Hakanî üslubunda yazmaya başladılar. Bu üslup Kaçar sülalesinin egemenliğinin sonuna değin sürdü. İran’da Batı ile ilişkiler ve yenileşme hareketleri bu dönemde başladı. İlk basımevi 1817’de Tebriz’de kuruldu. 1850’de Emir Kebir’in kurduğu Darülfünun’a 1852’de Avrupa’dan profesörler çağrıldı. Başta Fransız klasikleri olmak üzere, Batı edebiyatının pek çok yapıtı Farsçaya çevrildi. Dil yalınlaştı, yayınlar arttı, halk için birçok yapıt yazıldı, gazete ve dergiler çıkarıldı.

Advertisement
Bu dönemin başlıca şairleri

Micmer Isfahani (ö. 1810), Neşat (ö. 1828), Sabâ (ö. 1823), Kâim Makâm (ö. 1835), Visal Şirazi (ö. 1846), Kaâni (ö. 1854), Furuğî (ö. 1857), Yağma (ö. 1860), Sürüş Isfahani (ö. 1868), Rıza Kuli Han, Şeybani ve Mahmud Han’dı (ö. 1893).

Kaçarlar döneminde gerek Farsça, gerekse Arapça din ve felsefe kitapları da yazıldı. Rıza Kuli Han’ın Riyazü’l-Arif in’i ve Mecmaü’l-Fusaha’sı, bir grup bilgin tarafından kaleme alınan Name-i Danişveran ve Muhammed Sadık bin Mehdi’nin Nücumü’s-Sema’sı başlıca tezkirelerdi.

İran’da 1906’da meşrutiyetin ilanı ile edebiyatta da yeni bir dönem açıldı. İranlı şair ve yazarların birçoğu Avrupalı şair ve yazarların etkisi altında kalarak onların tarzında yapıtlar verdiler. Eşitlik, düşünce özgürlüğü, vatanseverlik edebiyatta en çok işlenen konular oldu. Genellikle halkın gereksinimine ve beğenisine uygun düşmeyen, belli bir sınıfa yönelik eski edebiyat bırakıldı.

Halkın çoğunluğunun anlayacağı bir dille, toplumsal içerikli yapıtlar oluşturuldu. Yeni ve modern tarzda öğretim yapan çeşitli okullar açıldı, gazete ve dergiler yayımlandı, halk okuma yazma öğrenmeye özendirildi. Bir yandan eski bilim ve edebiyat yapıtları yeniden yayımlanırken, bir yandan da Batı’daki bilimsel yapıtlar Farsçaya çevrildi. Roman, öykü ve tiyatro gibi yeni türler denendi. Bazı şairler aruzla şiir yazmayı sürdürürken, birçok şair serbest ölçüyü kullanmaya başladı.

Çağdaş İran şiirinin doğuşunda Türk şiirinin büyük bir etkisi olduğu söylenebilir. Çünkü Meşrutiyet döneminde yetişen yazar ve şairlerin çoğu, Avrupa ile ilişkilerini sürdürürken, ilk konak yeri durumundaki İstanbul’da uzun süre kalmışlar, burada birçok gazete ve dergi yayımlamışlardı. Bu arada Türk şiir ve edebiyatından da esinlenmişlerdi. İran şiiri, aşağı yukarı, Türk şiirinin o dönemdeki evrelerini izledi. Bu dönemde Farsça şiir, hem biçim, hem de içerik bakımından değişime uğradı; aruz yavaş yavaş bırakılırken, şiirin konusunu da toplumsal olaylar oluşturmaya başladı.

Advertisement

Meşrutiyet’ten günümüze değin düzyazı yapıt veren yazarlar arasında Mirza Akahan Kirmani (ö. 1896), Mirza Melkum Han (ö. 1908), Zeynelabidin Meragi (ö. 1910), Ab-dürrahim Talibof (ö. 1910) ve Ali Ekber Dihhoda sayılabilir.

Yusuf İtisamî (ö. 1937), Seyyid Fahreddin Şadman (ö. 1967), Said Nefisi ve Muhammed Hicazi (ö. 1973) tarihsel ve toplumsal içerikli romanlarıyla, Cemalzade, Sadık Hidayet, Celal Âl-i Ahmed, Bozorg Alevi, Sadık Çubek, Ali Muhammed Afgani ve Samed Behrengi roman ve öyküleriyle, Um-mid, İrec Mirza, Muhammed Takî Bahar (ö. 1951), Pervin İtisamî (ö. 1941), Hanleri, Furug Ferruhzad (ö. 1966) ve Nima Yuşic ise şiirleriyle İran edebiyatının 20. yüzyıldaki belli başlı temsilcilerindendir.


Leave A Reply