İş İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları, İçinde İş Kelimesi Geçen

0

İçinde ve anlamında iş, iş yapmak geçen deyimler nelerdir? İş, işçi konulu deyimlerin anlamları ve açıklamaları. İş hakkında deyimler ve anlamları.

İş İle İlgili Deyimler ve Anlamları

Advertisement

İş İle İlgili Deyimler ve Anlamları Açıklamaları

  • ***el işi göz nuru
    el emeği göz nuru.
  • ***eli işe yatmak
    becerikli, eli yatkın, uz olmak.
  • ***elinden bir iş (şey) gelmemek
    çaresizlikten veya yeteneksizlikten bir iş yapamamak: Matbu kâğıtları doldurmaktan başka elinden bir iş gelmez, sorulmadıkça kendiliğinden konuştuğu görülmezdi. -R. H. Karay.
  • ***elinden iş çıkmamak
    çabuk iş görememek.
  • ***elinden iyi iş gelmek
    becerikli, hünerli olmak.
  • ***elinin hamuruyla erkek işine karışmak
    kadınlar, beceremeyeceği işleri yapmaya kalkışmak.
  • ***ezbere iş görmek
    incelemeden gelişigüzel yapmak.
  • ***bunda bir iş var
    gizli veya bilinmeyen bir yönü olan olay veya durum için kullanılan bir söz.
  • ***(bir işte) parmağı olmak
    bir işi olumsuz yönde etkilemek, bir işe karışmış olmak.
  • ***(bir işte) saç sakal ağartmak
    o işte uzun zaman çalışmış, emek vermiş olmak.
Devamı
  • ***(bir işte) tulum çıkmak
    amacını eksiksiz elde etmek.
  • ***(bir işte) yer almak
    1) bir işi hazırlayanlar arasında bulunmak; 2) ayrılan yerde durmak, bulunmak: Derginizde ne tür yazılar yer alıyor? -A. Ümit.
  • ***(bir işten) boş çıkmamak
    bir işten az da olsa bir kazançla çıkmak.
  • ***(bir işten) el yıkamak
    ilgisini kesmek.
  • ***(bir işten) hariç olmak
    o işin içinde olmamak.
  • ***(bir işten) yüz (yüzünün) akı ile çıkmak
    bir işi kendi saygınlığını yitirmeden eksiksiz ve başarılı olarak yapıp bitirmek: Biz buraya geldi isek her hâlde yüzümüzün akı ile çıkacağımızdan şüphe etmeyesin! -E. E. Talu.
  • ***bir iştir oldu
    istenmeyen, kötü bir durum karşısında söylenen bir söz.
  • ***işi bozmak
    yapılan anlaşmayı, verilen sözü tutmamak: “Hiç benim yüzüme bakmıyor, işi bozacak bir şey söyleyeceğimden korkuyor gibiydi.” -M. Ş. Esendal.
  • ***işi bozulmak
    yapmakta olduğu işten gereği kadar kazanç sağlayamaz olmak.
  • ***işi ciddiye almak
    soruna önem vermek: İşi ciddiye almış olacak ki hemen okul müdürüne çıkmış, izin istemiş. -E. Bener.
  • ***işi çıkmak
    başka bir işle meşgul olmak: Bazen işi çıkıyor günlerce. -F. F. Tülbentçi.
  • ***işi …-e dökmek
    işi değiştirip bir başka biçime çevirmek: Onun işi böyle filozofluğa döküşünde biraz da benim mesuliyetim olmadı değil. -H. Taner.
  • ***işi …-e vurmak
    gerekenden başka biçimde davranmak, … gibi görünmek: İşi şakaya vurmak.
  • ***işi gücü bırakmak
    yaptığı işten uzaklaşmak: Su bulmak için işi gücü bırakarak bütün gün su peşine düşmemiz lazım gelecekti. -B. R. Eyuboğlu.
  • ***işi ileri götürmek
    beklenenden daha aşırı davranışlar içine girmek: Ama işi bu kadar ileri götürdüğüne göre, sonuçlarına da katlanması gerekirdi. -E. Bener.
Devamı
  • ***işi iş, kaşığı gümüş
    işi tam istediği yolda anlamında kullanılan bir söz: Geldiğine geleceğine şimdi bin pişman! İzmir’de işin iş, kaşığın gümüş be adam, otursana oturduğun yerde! -A. İlhan.
  • ***işi iş olmak
    işi yolunda olmak.
  • ***işi ne?
    ne işi var?
  • ***işi olmak
    1) yapacak bir şeyi bulunmak; 2) işi istediği gibi bitirmek; 3) uğraşma zorunda olmak: Üstelik sen de buraya girmeye kalkışırsan işimiz var.
  • ***işi oluruna bırakmak
    işi belli bir amaca göre değil de, kendi akışı içinde yürütmek.
  • ***işi pişirmek
    tkz. aralarında gizlice anlaşmak: Böyle olunca da Saffet Ferit için kızla işi pişirmek bir saat meselesi hâline gelecekti.-S. F. Abasıyanık.
  • ***işi resmiyete dökmek
    bir iş veya durum için resmî bir yola sokmak, resmî bir nitelik vermek.
  • ***işi sağlama almak
    işin gerçekleşmesi ve bozulmaması için gerekli önlemleri almak: Oyuna gelenlerin işi sağlama almaları dudaklarımdaki gülüşü kurutuverdi. -N. Hikmet.
  • ***işi şakaya dökmek
    ciddi başlayan bir sözü veya davranışı şakaya çevirmek: Bu gayretin boşluğunu anlayarak işi şakaya dökmeye başlıyor. -R. N. Güntekin.
  • ***işi tatlıya bağlamak
    sorunlu bir işi, iyi bir biçimde çözmek: Ben kahvemde çocukça siyasi iddialardan korkarken, bir de felsefe çıktı. Rica ederim bugün işi tatlıya bağlayalım. -Ö. Seyfettin.
  • ***(işi) tavına getirmek
    işi en uygun duruma getirmek.
  • ***iş sarpa sarmak
    iş, içinden çıkılması zor bir duruma girmek.
  • ***iş şirazesinden çıkmak
    düzenini kaybetmek, çığırından çıkmak.
  • ***iş tutmak
    1) iş yapmak, çalışmak: Biraz çökmüşsün, iş tutuyor musun? -F. R. Atay. 2) kaba cinsel ilişkide bulunmak.
  • ***iş vermek
    1) birine yapacak iş göstermek; 2) argo gönlü olduğunu gösterecek davranışlarda bulunmak, pas vermek.
  • ***iş yapmak
    çalışmak.
Devamı
  • ***işbaşı yapmak
    iş yerinde işe başlamak: Şimdiye kadar sabah postasının çoktan işbaşı yapması, otobüslerin biletçileriyle birlikte seferde olmaları gerekir. -T. Dursun K.
  • ***işbaşına gelmek
    yönetici olmak.
  • ***işe bak!
    şaşırılacak bir durum karşısında kullanılan bir söz.
  • ***işe girmek
    göreve, çalışmaya başlamak.
  • ***işe karışmak
    1) herhangi bir konuda katkıda bulunmak, görev almak: Her işe karışır, fikrini söyler, uzun uzun nasihatler eder.-M. Ş. Esendal. 2) herhangi bir konuda olumsuz yönde müdahale etmek.
  • ***işe yaramak
    elverişli olmak: Bunları ezberledik de ne oldu? Hiç! Ne o günlerde işimize yaradı, ne de ondan sonra. -M. Ş. Esendal.
  • ***işi aksi gitmek
    istenilen sonucu elde edememek.
  • ***işi Allah’a kalmak
    güç şartlar altında, kimseden yardım umudunun kalmadığı bir durumda bulunmak.
  • ***işi azıtmak
    yanlış ve aşırı yollara sapmak: Hani ya kahve nerede? Bir saattir bekliyorum, hâlâ gelmedi! Yoo! Siz artık işi azıttınız gayri!  -A. Ş. Hisar.
  • ***işi (bir şeye) vurmak
    işi değiştirmek: O vakit aktör yahut aktris işi meddahlığa vuruyor. -Ö. Seyfettin.
  • ***işi bitmek
    1) işi sona ermek; 2) hâli, gücü kalmamak.
  • ***iş çatallanmak
    bir işte güçlükle karşılaşmak.
  • ***iş çevirmek
    gizli, dolambaçlı bir iş yapmak: Öbürleri şüpheleniyorlar, bir iş çevirdi ama nasıl anlasak diye düşünüyorlardı -R. H. Karay.
  • ***iş çığırından çıkmak
    amacından saparak düzeltilmesi güç bir durum almak.
  • ***iş çıkarmak
    1) çok iş yapmak: Yönettiği bütün toplantılarda, batılı bir metotla kısa zamanda verimli iş çıkarmakta üstüne yoktu. -H. Taner. 2) gereksiz, uğraştırıcı bir işe yol açmak, sorunlara neden olmak.
  • ***iş dayıya düştü
    gayret dayıya düştü.
Devamı
  • ***iş değil
    1) bir şeyin çok kolay olduğunu belirten bir söz; 2) kınama belirten bir söz: Bu senin yaptığın iş değil.
  • ***iş edinmek
    1) bir şeyi görev, meslek olarak kabul etmek: Yazar mutlaka bir diyeceği olan adam değil, yazmayı kendisine iş edinmiş adamdır. -N. Ataç. 2) bir şeyi kendi uğraşı, sorunu durumuna getirmek.
  • ***iş görmek
    1) iş yapmak: Baş üstünde bir ana işlerinizi görür veya çocuklarımızı doğurur, besler ve büyütür. -F. R. Atay. 2) iş yapmaya uygun olmak.
  • ***iş göstermek
    yapması için birine iş vermek, iş buyurmak.
  • ***iş inada binmek
    1) bir işi yapmakta direnmek; 2) zıt görüş ve davranışta ısrar edilmek.
  • ***iş işten geçmek
    bir işi gerçekleştirme imkânı kalmamış olmak: Gittiği yerlerde soğuk karşılanışını sonradan anlar ama iş işten geçmiş olur.
  • ***iş karıştırmak
    1) fesat sokmak; 2) zararlı bir iş yapmak.
  • ***iş ki
    yeter ki: İş ki sınıfını geçsin.
  • ***iş mi?
    yapılan bir şeyin beğenilmediğini, küçümsendiğini bildiren bir söz: Hint postasını getirmek iş mi? -M. Ş. Esendal.
  • ***iş ola
    yaptığı iş beğenilmediğinde sanki iş görmüş gibi anlamında kullanılan bir söz.
  • ***(iş) ortada olmak
    yapması gereken kişi belli olmamak.
  • ***(iş) pot gelmek
    sonu iyi olmamak, ters gelmek: İşlerin doğru gitmeyen, pot gelen yerleri çok ise de sorulunca söylenecek karşılıklar bulunmuştu. -M. Ş. Esendal.
  • ***iş ayağa düşmek
    iş, sorumsuz ve yetkisiz olanların elinde kalmak.
  • ***iş başa düşmek
    kendi işini kendi görme zorunda kalmak.
Devamı
  • ***iş bırakmak
    çalışanlar toplu hâlde işlerini terk etmek, çalışmayı durdurmak.
  • ***iş bilmek
    becerikli olmak: En zekileri, en iş bilenleri olan Osman her şeyi anladı. -R. H. Karay.
  • ***iş (birinde) bitmek
    işin bitmesi veya sorunun çözümü birine bağlı olmak.
  • ***iş (birinden) bitmek
    işin sonuçlanması ondan beklenilmek.
Devamı
  • ***iş (birine) kalmak
    işin bitmesi için asıl gayret birine düşmek: Aman hemşire hanım… Şimdi iş size kaldı. Siz inat edin. O, sizin ısrarınıza dayanamaz. -R. N. Güntekin.
  • ***işi temizlemek
    sorunu çözmek.
  • ***işler açılmak
    piyasa canlanmak.
  • ***işler arapsaçına dönmek
    işler çok karmaşık bir hâl almak: İşler arapsaçına döner ve doğacak arbedeleri de önlemenin çaresi bulunmaz. -K. Korcan.
  • ***işler becermek
    zararlı, gizli işler yapmak.
  • ***şeytanın işi yok
    ne hikmetse, aksilik bu ya anlamında kullanılan bir söz.
  • ***saat gibi işlemek
    aksamadan, ara vermeden çalışmak.
  • ***iyi iş (doğrusu)
    tkz. beğenilmeyen bir olay, bir durum karşısında şaşkınlığı anlatan bir söz.
  • ***kafası işlemek (çalışmak)
    aklı, zekâsı yerinde olmak, bir konu üzerinde iyi düşünebilir olmak: Hasan’ın kafası şimdi üç cepheli işliyordu. -O. C. Kaygılı.
  • ***kafasını işletmek
    doğru ve iyi düşünmek: Biraz kafanızı işletseniz ne düğümler çözersiniz. -T. Oflazoğlu.
  • ***kafayı çalıştırmak (işletmek)
    akılcı davranarak sorunları çözmek.
Devamı
  • ***kalbe işlemek
    derin üzüntü uyandırmak.
  • ***olur şey (iş) değil
    olamaz veya gerçekleşmesi beklenmez anlamında kullanılan bir söz.
  • ***işten (bile) değil
    çok kolay: … gürültüler ve rezaletler çıkarmak onun için işten bile değildi -Y. K. Karaosmanoğlu.
  • ***işten el çektirmek
    görevden uzaklaştırmak.
  • ***işten güçten kalmak
    herhangi bir sebeple çalışmamak, çalışamamak: Oraya kadar sürüklenmek, hanlarda birçok para harcamak, günlerce işten güçten kalmak köylülerin gözünü yıldırır. -H. E. Adıvar.
  • ***işten güçten vakit bulamamak
    çok yoğun çalıştığı için zaman ayıramamak.
  • ***işin üstesinden gelmek
    güç bir işi başarmak, sonuçlandırmak.
  • ***işinden olmak
    görevini yitirmek, görevinden atılmak: Tabii ertesi günü işinden oldu. İşinden olunca o da gitti askere yazıldı. -H. Taner.
  • ***işine bak!
    1) görevini, işini sürdür anlamında kullanılan bir söz: “Otururuz, otururuz sen işine bak! -M. Ş. Esendal. 2) sen karışma anlamında kullanılan bir söz.
  • ***işine gelmek
    çıkarına, amacına, düşüncesine uygun olmak: Yattığı yerden işine gelen kararları onaylar, hoşlanmadıklarını bozarmış. -T. Halman.
  • ***işine koyulmak
    işini yapmayı sürdürmek.
  • ***işini bilmek
    nereden, nasıl yararlanacağını bilmek, çıkarını bilmek.
  • ***işini görmek
    1) görevini yapmak: Bu dünyaya geldi geleli elini ılıktan soğuğa vurmamış, işini hep kurnazlıkla görmüştür. -Y. Kemal. 2) mec. dövmek; 3) argo öldürmek.
  • ***işini uydurmak
    kurnaz, açıkgöz davranarak işine istediği gibi biçim vermek.
  • ***işini yoluna koymak
    işi veya görevi olumlu olarak yürütmek, sıkıntı çekmeden gerçekleştirmek: Kendisi burada işini yoluna koyduğu sıralarda, dört yıl, göğsünü, o, savaş meydanlarında siper yapmıştı. -R. H. Karay.
Devamı
  • ***işinin adamı
    çalıştığı işte başarı sağlayan, işinin gerektirdiği nitelikleri taşıyan kimse.
  • ***işi üç nalla bir ata kalmak
    eline önemsiz bir imkân geçtiğinde büyük işlerin düşüne kapılanlar için söylenen bir söz.
  • ***(işi veya durumu) duman olmak
    argo 1) işi, durumu berbat olmak; 2) bir kimse veya bir şey ortadan kaybolmak.
  • ***işi yokuşa sürmek
    işi zorlaştırmak.
Devamı
  • ***işi yolunda (tıkırında) gitmek (olmak)
    iş düzenli ve istenilen biçimde yürümek.
  • ***işin alayında olmak
    bir işe gereken önemi vermemek, dalga geçmek.
  • ***işin başı
    bir işin en önemli noktası.
  • ***işin fenası
    işin kötüsü.
  • ***işin garibi
    işin tuhafı.
  • ***işin içinde iş var
    bir işin içyüzü başka anlamında kullanılan bir söz.
  • ***işin içinden çıkamamak
    başaramamak, sorunu çözümleyememek.
  • ***işin içinden çıkmak (sıyrılmak)
    1) bir şeyi anlamak, bir sorunu çözümlemek: Ne yaparsanız yapın, yeter ki akıllıca olsun, demiş, çıkmış işin içinden! -B. R. Eyuboğlu. 2) güç bir sorunu çözemeyince kestirip atmak; 3) bir konudan veya işten uzak durmak, kaçmak: O, ne emrederse ben razıyım, deyip kurnazlıkla işin içinden sıyrıldım. -R. N. Güntekin.
  • ***işin kolayına kaçmak
    derinliğine araştırmadan basit olarak düşünmek, yüzeyde kalmak, tembellik etmek.
  • ***işin kötüsü
    işin kötü yanı: Cahil adam neye uğradığını şaşırmış ve işin kötüsü yatışır gibi olan merakı yine kabarmıştı. -İ. O. Anar.
  • ***işin kurdu
    bir iş en ince ayrıntısını bilen, deneyimli, uzman (kimse).
  • ***işin kurdu olmak
    belirli bir konuyla ilgili her şeyi bilmek, uzmanlaşmak: Şimdi yaşlandık, bu işlerin kurdu olduk. -N. Meriç.
  • ***işin mi yok
    önemli değil, boş ver anlamında kullanılan bir söz.
  • ***işin ortasını bulmak
    ortak bir noktada anlaşmak: Şimdi bak Nimet, gel şu işin ortasını bulalım -M. İzgü.
Devamı
  • ***işin rengi değişmek
    konu başka biçimde gelişmek, öncekinden farklı davranmaya başlamak: O zaman işin rengi değişir, asık yüzünün morluğu uçup giderdi. -O. Kemal.
  • ***işin tuhafı
    işin tuhaf olan yanı: İşin tuhafı, tek perdesi kalkmış fayton penceresinde görünen silindir şapkalı adam da altın dişlerini göstere göstere kahkahalar atıyor. -A. Ağaoğlu.
  • ***işin ucu birine dokunmak
    bir işten dolaylı olarak zarar görmek.
  • ***(bir iş) sekteye uğramak
    kesilmek, kesintiye uğramak.
  • ***(bir iş) sürüncemede kalmak
    bir iş sonuçlanıncaya kadar boş yere gecikmek, uzamak, askıda kalmak, bir türlü sonuçlanamamak.
Devamı
  • ***başına iş açmak
    uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak: Herkesten size ne? Çocuğun başına iş açacaksınız -N. Hikmet.
  • ***başına iş çıkarmak
    istenilmeyen veya uğraştırıcı bir işe yol açmak.
  • ***başına iş çıkmak
    hoşa gitmeyen ve beklenmedik bir iş veya olayla karşılaşmak.
  • ***başından büyük işlere girişmek (kalkışmak)
    gücünün üstünde olan işlere kalkışmak.
  • ***başka işi yok mu?
    bu işe ne diye karışıyor, bu iş onu ilgilendirmez anlamında kullanılan bir söz.
  • ***(bir iş) uykuda olmak
    yürütülmemek, olduğu gibi durmak.
  • ***(bir iş veya durum) tersine dönmek
    beklenildiği, umulduğu gibi gerçekleşmemek, aksi olmak:Ya hesapları tersine dönüverirse o vakit başımıza gelecek belada ortağız kardeşim!. -Y. K. Karaosmanoğlu.
Devamı
  • ***(bir iş veya durum) tersine gitmek
    1) istenildiği gibi gerçekleşmemek, iyi sonuç vermemek; 2) bir işten veya bir durumdan hoşlanmamak: Kızların keman çalması benim o zamanlar bir tersime giderdi. -H. Taner.
  • ***Allah’ın işine bak
    bir işin, bir olayın beklenmedik, şaşılacak bir durum alması karşısında kullanılan bir söz.
  • ***arı kovanı gibi işlemek
    bir yerin gireni çıkanı çok olmak.


Leave A Reply