İslam’da Sevgi ve Kardeşlik

0

İslam dininde, müslümanlıkta sevgi ve kardeşlik nedir? Kardeşlik neden önemlidir? Medine kardeşliği, kardeşlikte iyi geçinme ve karşılıklı haklar.

kardeslik

Advertisement

MÜSLÜMANLIKTA SEVGİ VE KARDEŞLİK

Allah’ın, insanlara lütfettiği en güzel duygulardan biri ve belki en üstünü SEVGİ’dir. Gönlünde ister kendini Yaratan’a, isterse Yaratan’ın yarattıklarına karşı güçlü bir eğilim duyan, başkalarının yararını, kendi menfaatlarından daha çok düşünebilen, gerektiğinde vefa ve fedakârlıkta ileri gidebilen ve karşılık da beklemeyen kişi, bu meziyeti, hayatının canlı bir simgesi halinde yaşatabildikçe mutlu olur. Şekerin suda eriyişi gibi, o da, sevdiklerinin dostluk havasında kendini unutur, bir tür yokluk içinde sanki bitmeyecek bir ömrün tükenmez baharını yaşar. Maddesi ortada gözükmese de, ruhu görkemli varlığını korur.

Seven kimse, kendini bir bakıma sevdiğinde temaşa etmek ister. Kin ve ihtirastan temizlenir. İçinde hep sevdiğini memnun edebilmek, onun hoş görmeyeceği herhangi bir davranıştan sakınmak için uyanık bulunmak gereğini duyar.

Müslümanlıkta en büyük sevgi: Evvela, bizi yaratan, rızkımızı veren, hayır ve şer ne varsa kaderimizi zamanıyle tayin eden, bizi dirilten, yaşatan ve öldürecek olan Allâhu Taâlâ’yadır. Sonra da O’nun yarattığı bütün mahlûkata ve özellikle yaratıkların en şereflisi olan insanadır. Yunus Emre:

Yaratılanı hoş gör
Yaratandan ötürü

Advertisement

derken, işte, bu gerçeği: Allah’a olan sevgi ve bağlılık nedeniyle O’nun mahlûkatı-na da iyi gözle bakmak, onları da hoşgörü ile karşılamak gereğini, bize telkin etmektedir. Gönülden seven -ister dini, isterse dünyevi anlamda olsun- şairin bu beyitindeki derin hassasiyet ve ürperişle konuşabilir:

Nolaydı bende yüz bin can olaydı.
Kamu bir bir sana kurban olaydı.

Esasen müminlerin birbirlerini sevmelerini Cenab-ı Hakk emretmektedir. Onların kardeş olduklarını buyurmakta, ayrılığa düşmemelerini beyan edip uyarıda bulunmaktadır. El-Hucurât Sûresi’nde: “Müminler ancak kardeştir” buyuran Allâhu Taâlâ kardeş olan müminlerin parçalanıp ayrılmamalarını ve üzerlerindeki nimetleri düşünmelerini de Âl-i İmran da şu mealde bizlere ulaştırmaktadır: Hep birden Allah’ın ipine yapışınız, asla ayrılığa düşmeyiniz. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşününüz… Demek birbirinin kardeşi mesabesinde olan müminler, hep birden, Allah’ın ipine (yani Kuran yorumcularına göre: Allah’ın kitabına, İslâm dinine, Allah için ihlâsa, Allah’a itaata) yapışıp sarılacaklar, aralarında ayrılığa asla düşmeyecekler, parçalanıp ayrılmayacaklardır. İşte böyle müminlerden oluşan bir toplum da başarılı işler görebilir. Zaferden zafere koşabilir. Yurt içinde ve yurt dışında prestijini koruyabilir. Kardeş mesabesinde olan İslâm topluluğunun bütün üyeleri huzur ve rahata da kavuşabilir. Allah’ın emri bu yoldadır. Peygamberin ve büyük bilginlerle şöhretli şairlerin de oyları bu merkezde toplanmıştır.

Hz. Peygamberin bütün müminlerin bir tek vücut imiş gibi bir bütün ve ıstıraplarında ortak olduklarını -temsili bir şekilde- ifade eden şu anlamdaki hadîs-i şerifleri uyarıcı niteliktedir: Bütün müminleri birbirlerine merhamette, muhabbette, lütuf ve âtıfat hususunda, sanki bir vücut misali görürsün. O vücudun bir uzvu hastalanınca, vücudun öteki uzuvları, hasta kısmın elemine (uykusuzlukla, hararetle) birbirlerini iştirake çağırırlar (Hasta azanın elemini, ıstırabını paylaşırlar.) Gerçekten iyi bir toplumun fertleri böyle olmak durumundadır. Sevinçler de, elemler de ortak olmalıdır. Nasıl ki bir bedende organlardan biri muztarıp olur, bir illet kapar ve bu nedenle o ıstırap, o illetin etkileri bütün bedende hissedilirse, iyi bir İslâm cemaatinde, hatta bütün insanlık âleminde de dertler bu şekilde herkes tarafından sezilmeli ve devası da birlikte aranmalıdır.

Allah’ın kulu ve son Resûlünün yukarıdaki hadîslerinin anlamına son derecede uyan ve Efendimizden etkilendiği kuşkusuz bulunan Şeyh Sadi Şirazi’nin Türkçe’ye şöyle çevrilebilecek olan beyitini de nakledelim: “Âdemoğulları, birbirinin uzuvlarıdır. Çünkü yaratılışta bir tek cevherdendirler.”

Advertisement

Aynı dine, aynı soya, aynı toprağa sahip olan Müslüman toplulukların mezhep, meşrep kavgalarına yöneldiğini bilmek, İslâm kardeşliğinin zedelendiğine tanık olmak huzuru yok ettiği gibi yaratandan dolayı yaratılanı hoş görmek, din kardeşlerini samimî bir duygu ile sevmek gibi hasletlerin eriyip gittiğini hissetmek te kalbe burukluk veriyor.

Allah’ın Arslanı Hz. Ali gibi bir büyüğün, şiir dili ile, tarif ettiği kardeş sıfatına lâyık zatlar günümüzde ancak parmakla gösterilebilir. Âliyyü’l-Murtaza şöyle demektedir :

Senin gerçek kardeşin seninle beraber olan,
Sana faydalı olmak için kendini zarara sokan,
Zamanın musibetleri sana dokunduğunda,
Seni kurtarmak için kendi işlerini bırakabilendir.


MEDİNE KARDEŞLİĞİ

İslâmın nuru Mekke ufuklarından Medine topraklarına yayıldığı ve oraya Hz. Muhammed (S.A.V.) in Hicreti başladığı zamanlarda, dünya tarihinde bir eşi bulunduğu bilinmeyen olağanüstü bir durum gelişti. Müslümanlar gerçi daha önceleri de birbirinin kardeşleri olarak aralarında her türlü yardımlaşmayı dinî, sosyal ve doğal bir görev biliyor, birbirine yardımda yarışıyorlardı. Ama Medine’ye göç başlayıp oraya yerleşen müminlerin ya geldikleri topraklarından varlıklarını, taşınmaz mallarını getirememiş olmaları, ya da zaten yoksul bulunmaları dolayısıyla başlayan ekonomik darlığa Hz. Peygamber, bir muhacir aileyi Ensar’dan bir aile ile kardeş yapmak suretiyle çok güzel bir çare bulmuştu.

Advertisement

Bu kadarı bile bir din kardeşliği gereği Peygamberin bir takdirine saygı olarak güzel bir gelişme niteliğiyle tarihte iyi bir tesir bırakabilirdi. Ensar, sadece konukseverlik yapmakla kalmamıştır. Neleri var, neleri yoksa Muhacirin ile paylaşmak için her fedakârlığa katlanmak istemiştir. Bu manevi kardeşlerine öz kardeşlerinden farksız muamelede bulunmuşlardır. Öylesine ki içlerinde: İki hanımı bulunup da bekâr manevi kardeşine, eğer isterse, eşlerinden birini boşayıp yasal süre geçtikten sonra, onunla evlenmesini teklif edenler olmuştur. Azıcık aşını, Muhacir kardeşi ile paylaşırken mutluluk duyan ve bununla iftihar edenler görülmüştür. Hatta Allah’ın Son Elçisi, bir ara, Muhacirler ve Ensar arasındaki bu çözülmez ve vazgeçilmez bağ nedeniyle Cenab-ı Hakk’ın âyet indirip onları birbirinin mirasçısı yapmasından endişe bile duymuştur.

Şimdi böyle bir Saadet Asrından 1400 yıl uzaktayız. Fakat gerçekten o imrendirici vefa ve fedakârlık olaylarını, o kendi menfaat ve imkânlarını sevdiklerine, din kardeşlerine bütün güçleri ve varlıklarıyla adayanları özlem ve hayranlıkla hatırladığımızı söylemekten kendimizi alamıyoruz.

KARDEŞLİKTE İYİ GEÇİNME VE KARŞILIKLI HAKLAR

Hz. Muhammed (S.A.S.) bir hadîs-i şeriflerinde : “Mü’min, geçinen ve kendisiyle iyi geçinilen kimsedir. Sevmeyen ve sevilmeyen kimsede hayır yoktur” buyurmuşlardır. Ve bir başka haberlerinin anlamı da şöyledir: “Allah için sevişen iki kimseden Allah katında en sevgili olanı, arkadaşını daha fazla sevendir.”

Bu Peygamber nasihatlerinin ışığında açıkça anlıyoruz ki: İnsanları sövmeyen ve insanlar tarafından da sevilmeyen kişide hayır aranamaz. Toplumda -garazkârlar ve fitne – fesat erbâbı müstesna – halkın sempatisini kazanmak, onlar tarafından hayırla anılmak için samimiyetle çaba harcamak Peygamber öğüdüne de uymaktır. Sonra sevginin, her şeyden önce, Allah rızası için olması önemlidir. Cenab-ı Hakk, iki arkadaştan, en çok, arkadaşını fazla seveni sever. Bu da insanları sevmemiz için güzel bir müjdedir. İnsanları sevenler ve insanlar tarafından sevilenlerin Allah katında da sevilenler olduğu yine bir hadisin açıklamasıdır.

Advertisement

Konunun daha da iyi aydınlanması için Peygamberimizden birkaç hadîs metni daha alacağız: “Her biriniz kendi nefsi için neyi severse (arzu ederse) Müslüman kardeşi için de onu arzu etmedikçe mü’min olmuş olmaz.” Bu hadis çok anlamlı ve İslâmiyetin ne kadar geniş, evrensel olduğunu da sezdirmektedir. İslâm kardeşliği asılda budur. Kendine istediklerini gerçek bir mü’min, diğer din kardeşleri için de arzu edecektir. Yoksa her şeyi sadece kendisi için isteyen Müslümanın tam inanmış olarak kabulü, üzerinde tartışılabilecek bir sorun olabilir. Ayrıca bir müminin bir musibete uğraması diğer müminleri de üzmeli, ilgilendirmelidir. Nitekim efendimizin bir buyrukları da şöyle: “Kardeşinin uğradığı bir felaketten dolayı sevinme; sonra Allah, ona merhamet eder de, seni o felâkete uğratır”. Bütün bunlar, Müslümanların birlik ve bütünlük içinde olmaları, bu son ve doğru dine bağlananların birbirlerini sevmeleri, birbirlerine yardım etmeleri, sevinçlerinde ve musibetlere tahammülde ortak davranış içinde bulunmaları gereğini yeterince dile getirmektedir.

KİMLERİ SEVMEK İÇİN SEÇMELİ VE SOHBET HUKUKU

İyi arkadaş olmak, din kardeşi olarak birbirini gönülden sevmek için de bazı şartlar düşünülmüştür. Her insanla dost olunmaz. Herkes sevilmez. Her kişiye karşı kardeşlik duygusu da duyulmaz. Peygamberimiz: “Kişi, arkadaşının dini üzeredir. Bunun için herbiriniz arkadaşlık edeceği kimseye dikkat nazariyle bakmalıdır” buyurmuştur. Erbabı bu hasletlerin neler olması gerektiğini tespit etmiştir. Belirtildiğine göre bunlar: akıl, güzel ahlak, fisk ve fücurdan (kötülüklerden günahlardan) uzak durmak, dünyaya karşı da haris (her şeye fazlasıyla düşkün) olmamak gibi övülmüş güzel huylardır.

Bir de din kardeşliğinde, karşılıklı olarak, birbirini seven, sohbette bulunanlar için bazı haklar söz konusudur. Bunlar dilde, gönülde, duada, bağışlamada, vefada, mütekabil nitelikteki teklif ve tekellütten sıyrılmadır, denebilir.

Din kardeşlerinin, Cenab-ı Hakk’ın emri olduğunu bilerek: “Kendi aralarında merhametli olmaları” zorunludur. Sonra mümin, kardeşinin gerek yanında, gerekse arkasında onu çekiştirmez. Aksine dili ile meziyetlerini belirtir. Büyük bir eski bilgin: “Mü’min, özürleri araştırır, münafık ise ayıp ve kusurları araştırır.” diyor. Din kardeşinin bir ayıbı varsa söylemek değil, örtmek hayırlıdır. Hülâsa gerçek mümin kardeşlik duygusuyla bağlandığı insana ancak yarar sağlayacak hizmetlere eğilmelidir.

Advertisement

Bu bahsi de, son olarak iki hadis-i şerifin anlamı ile kapayalım. “Müslüman: Dilinden ve elinden Müslümanların selâmet bulduğu kimsedir”. “İnsanlara acımaya-na, Allah da acımaz.”


Leave A Reply