İslam’da Sosyal Yardımlaşma Nedir? Neden Önemlidir? Nasıl Yapılır?

0

İslam dininde sosyal yadımlaşma nedir? İslam’da sosyal yardımlaşma neden önemlidir, nasıl olmalıdır? Nasıl yapılır hakkında bilgi.

sosyal-yardimlasma

İslam’da Sosyal Yardımlaşma

İslâm dininde ahlâk güzelliğinin en çok övülen yönlerinden birini, sosyal yardımlaşma teşkil eder. Bu aynı zamanda kişinin âhiret hayatı bakımından da mükâfata kavuşmasına neden olur. Genellikle İslâmiyet’te çeşitli hayrat ve hasenatın (Hayırlı işler, iyi işler) amaçlarında sosyal yardım ve dayanışma esprisi mevcuttur. Bu sadece fertler arasındaki ilişkiler için değil, hatta daha çok toplumun yararına olan müesseselerin yapım ve işleyişinde kendini gösterir. Ama fertlerin korunması, servetin -bir ölçüde- vasıtalı biçimde kontrolü yoluyla toplumda güçsüzlerin, yoksulların muhtaç durumlardan kurtarılması bir kardeşlik ve ortaklaşa yardım duygusu içinde el ele tutuşarak sorunların çözümlenmesi ilk planda İslâmiyet’in açıkça telkin ve tavsiye ettiği bir yükümlülüktür.

Çünkü imanlı insanın mümin kardeşine her elverişli fırsatta mümkün olan yardıma koşması, dara düşene el uzatması, yolda kalana kanat germesi, borçluyu kurtarması, yetimi koruması, açı doyurması, çıplağı giydirmesi, evsizi barındırması, işsize iş güç bulması, hastaya ilaç araması vb. İslâmlığın fazileti icabıdır. Bu gibi görevleri Kelâm-i Kadiminde Allah, hadislerinde Peygamber emir buyurmuştur. Hayra ve din kardeşlerinin güçlüklerini maddi ya da manevi olsun çözümlemede gösterilen çabaya karşı görülecek mükâfatlar da meçhul değildir. Allah’ın yarattığı ve lütfedip ruhundan nefhettiği Beni Adem’e (Ademoğlu) her hal ü kârda gösterilecek ilgi, yapılacak yardım, güçlükten çekip çıkarma yolunda harcanacak emek indellah (Allah katında) makbul olur, halk arasında da beğenilir.

Cenab-ı Hakk’ın yardımlaşma, yardımda dikkat edilecek hususlar, kimlere yardım yapılmasının gerekliliği konularındaki emirlerinden bir kaç misal vermeyi yararlı buluruz. El-Maide Sûresi’nde 2. âyetin meali şöyledir: “… İyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın. Günah işlemek ve haddi aşmak üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Şüphesiz ki: Allah, cezası çok çetin olandır.”

Devletin Görevleri de vardır

Sosyal yardımda sadece fertlerin birbirine yardımları yeterli olmayıp ayrıca onlar yerine devletin görevleri de söz konusudur. Özellikle “Ganimetlerde beşte bir: Allah’ın, Resulünün, hısımların, yetimlerin, yoksulların, yolcularındır…” Bu demektir ki: Meselâ bir savaşta düşmandan elde edilen her türlü zenginlikte yetimlerin, yoksulların, yolcuların da payı vardır. Bunlar ise toplumun korunmasına özen göstermesi gerekli, genellikle güçlü olmayan ve ekonomik imkânları sınırlı kimselerdir. Yani İslâm: dar gelirli, yufka zırhlı, gariplik ya da yetimlik nedeniyle sahipsiz görünümlü kimseleri kanatları altına almış, onları koruma koşulları ve yollarını göstermiştir.

Müslümanlar’ın muhtaçlara hangi şeyleri nafaka (geçinmek için gerekli olan şeylerin tümü) olarak vermelerinin yerinde olacağı da belirlenmiştir. El-Bakara Sûresi’nde bu konudaki Allah buyruğu şu mealdedir: “Onlar hangi şeyi nafaka olarak vereceklerini sana sorarlar. De ki: Maldan vereceğiniz şey ananın, babanın akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yo! oğlunun (misafirin) hakkıdır. Her ne hayır işlerseniz şüphesiz Allah onu çok iyi bilen (mükâfatını da veren) ‘dir.”

VERİRKEN İYİ DÜŞÜNÜN…

Müslümanlar’a sosyal yardım niyetiyle gözükmese bile Allah yolunda yapılacak harcamanın : malın, servetin en iyisinden olması da gereklidir. Çünkü gerçek iyilik ancak en çok sevilen şeylerden vermektedir: “Allahu Taâlâ Âl-i İmran Sûresi”nde şöyle buyurmuştur: “Siz sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş (birr ü taat etmiş) olmazsınız. Her ne infak ederseniz şüphesiz Allah onu bilicidir.” Bu âyet-i kerime indirilince sahabeden bazıları en çok sevdiği bahçesini, atını ve başka şeylerini Allah yolunda vermişlerdir. Hasan-i Basri demiş ki:

“Bir kimse sevdiği bir tek hurmayı bile Allah rızası için sadaka olarak verirse, bu âyetteki “birr” (iyilik)e mazhar olmuş olur…” Ayrıca bilindiğine göre Emevi Halifesi Ömer Bin Abdülaziz fakir fukaraya bol bol şeker dağıtırmış. Kendisinden sebebini sormuşlar. Verdiği cevap şundan ibaret olmuş: “Çünkü ben en çok şekeri severim.” Buradaki nükteye, inceliğe dikkat ister: Bazı kimseler malının, yiyeceklerinin en iyisini ve kullanılmağa, yemeğe en temiz şekilde elverişli olanını değil, biraz yaramazını muhtaçlara verir ve bununla bir sosyal yardım hizmeti gördüklerini sanır, etrafa da bunu yayarlar.

Verirken Dikkat Edilecekler Vardır

Bu âyetin anlamına nüfuz etmek isteyen anlayacaktır ki durum başkadır. Bir insan verecekse kendi yediğinden bozulmamış ve besin gücünü yitirmemiş yiyeceğinden yoksula vermelidir. Giyeceğinden verecekse eskimiş kullanılmaz hale gelmiş olan elbise ve sairesini değil, henüz giyime elverişli ve evde kalsa kendisinin de çekinmeden giyebileceği giysilerinden vermelidir. İşte ancak o zaman görevini yapmış, iyiliğe erişmiş olduğu gibi toplumun da şükranına layık bir harekette bulunmuş ve sosyal yardım kadrosunda bir hizmeti başarmış bulunur.

Aslında sosyal yardıma konu teşkil eden hususlar arasında İslâm’ın farz, vacip veya sünnet olarak kişilere veya kuruluşlara yüklediği bazı harcamalar vardır. Meselâ zekât farzdır, fitre vermek ya da kurban kesmek vaciptir, sadaka genellikle sünnettir. Bunlardan zekât ve fitrenin zamanı, nisabı veriliş biçimi önceden bellidir. Kurban için de şartlar muayyendir. Ama sadakanın zamanı mekânı yoktur. Her fırsatta ve her imkânda yoksula, garibe, yetime, yolda kalmışa, muhtaca verilebilir ve sevabı çoktur.


Bir Yorum Yazmak İster misiniz?