İslami Devir Türk Edebiyatı (Türk Halk Edebiyatı – Klasik Türk Edebiyatı)

0

İslami devir Türk edebiyatı ile ilgili olarak genel bilgilerin yer aldığı ve bu dönemin bölümler halinde incelendiği ve genel bilgilerin verildiği yazımız.

edebiyat

Kaynak: pixabay.com

Türkler VIII. yüzyıldan itibaren İslamiyeti benimsemeye başlamışlardı. Karahanlı Hükümdarı Satuk Buğra Han’ın 920 yılında İslamiyeti resmen kabul etmesiyle de kitleler hâlinde Müslüman olup ilk İslami Türk devletini kurdular. İslamiyet, Türklerin yaşamına yeni bir yön vererek din, kültür, düşünce yapısı, dil, edebiyat ve dünya görüşlerinde önemli değişiklikler meydana getirdi. Türkler İslamiyetten önce de çeşitli uygarlıklara kültür alışverişlerinde bulunmuştu; fakat bunların hiçbiri İslamiyet kadar etkili olamamıştı. Tek Tanrı inancına sahip olan Türkler İslamiyeti çabuk benimsediler ve yeni dinin ilkelerini hızla öğrenme yoluna gittiler. Bu arada Türkçeye yeni kavram ve sözcükler girmeye başladı. Böylece ilk anda göze çarpan değişiklikler dil ve edebiyat alanında oldu.

Advertisement

İslam kültür ve uygarlığının etkisinde yeni bir edebiyat doğdu. Bu edebiyatta nazım biçimleri, ölçü ve nazım türleri de eskisinden çok farklıydı. Şiirde aruz ölçüsü gibi yepyeni bir vezin; mesnevi ve kaside gibi beyit sistemine dayanan nazım biçimleri kullanılmaya başlandı.

Türkler arasında İslami edebiyatın ilk ürünleri Karahanlılar zamanında ve Hakaniye Türkçesi ile yazılmıştır. Bunlardan Kutadgu Bilig, Divânü Lûgati’t-Türk ve Atabetü’l Hakâ-yık ilk İslami Türk eserleri olarak bilinmektedir.

Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacip tarafından 1069 yılında tamamlanmış ve Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Hana sunulmuştur. Eserin adı “Kutlu olma bilgisi” anlamına gelmektedir. Kutadgu Bilig, devleti yönetenlerin nasıl davranmaları gerektiğini, halkın ideal bir devlet tarafından nasıl mutlu edilebileceğini anlatan, dinî, ahlaki ve toplumsal görüşlerin ağır bastığı manzum bir eserdir. 6645 beyitten meydana gelmiş olan eser aruzun “Feülün feûlün feûlün fe-ül” kalıbıyla yazılmıştır. Dil ve kültür tarihi bakımından önemli bir kitaptır.

XI. yüzyılda yazılmış olan eserlerden biri de Kaşgarlı Mahmut’un Divânü Lûgati’t -Türk adlı eseridir. Kaşgarlı Mahmut bu eserini Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazmıştır. Aslında bir sözlük olan Divânü Lûgati’t – Türk’te örnek olarak verilen halk şiirleri, ata sözleri ve sözcükler dil ve kültür tarihimiz bakımından son derece önemlidir. Kaşgarlı Mahmut Türk dilinin yapısı üzerinde durmuş; eserini “Türk dili ile Arap dilinin at başı yürüdükleri bilinsin.” diye yazdığını söylemiştir. Türkçe hakkında “Türk dilini öğreniniz, çünkü onların uzun sürecek bir saltanatı vardır.” sözünü kaydeden Kaşgarlı Mahmut ilk Türkçü yazarlarımızdan sayılır.

Advertisement

XII. yüzyılın başında meydana getirildiği sanılan Atabetü’l Hakâyık, Edip Ahmet Yük-nekî tarafından yazılmıştır. Öğretici özellikte dinî-ahlaki bir eserdir. Edip Ahmet dinin erdemlerinden, bilimden, ahlakın faydalarından, eli açıklığın bir insanı bütün kirlerden arındıracağından vb. söz etmiştir. Eser dörtlüklerle düzenlenmiştir. Bu, ulusal nazım birimimizin islami dönemde de korunduğunu göstermesi bakımından önemli bir konudur.

İslami Dönem Türk Edebiyatının bundan sonraki dönemlerini Türk halk edebiyatı ve klasik Türk edebiyatı olmak üzere iki bölümde inceleyeceğiz.

1. Türk Halk Edebiyatı

Malzemesi halk kültürü ve folkloruna dayanan Türk halk edebiyatı, edebiyatımızın en eski koludur. En önemli özelliği ise sözlü olması ve ağızdan ağıza aktarılmasıdır. İslamiyetten önceki edebiyatımızın sözlü geleneği halk edebiyatında yaşamıştır.

Türk halk edebiyatını anonim halk edebiyatı, aşık edebiyatı ve dinî – tasavvufi Türk edebiyatı olmak üzere üç ana başlık altında incelemek gerekir.

a. Anonim Halk Edebiyatı

Anonim halk edebiyatı, halkın ortak malı sayılan ve ilk söyleyenleri belli olmayan efsane, masal, destan, bilmece, mâni, fıkra, türkü, atasözü, menkıbe, halk öyküleri, karagöz, orta oyunu, köy seyirlik oyunları… gibi türleri içine alır.

Bu anonim eserlerin kaynakları, nasıl doğup yayıldıkları, ilk sahipleri bilinmemektedir. Bunları ilk defa söyleyenler zamanla unutulmuş, ağızdan ağıza yayıldıkça yeni eklemeler ve değişiklikler yapılmıştır. Yukarıda isimlerini saydığımız edebî türler böylece günümüze kadar kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

Advertisement

Türeyiş destanı, Göç Destanı, Ergenekon Destanı, Dede Korkut Hikâyeleri vb. eserler anonim halk edebiyatı ürünleri içine girer.

b. Âşık Edebiyatı

Âşık edebiyatının kökeni İslamiyet’ten önceki Türk edebiyatının sözlü geleneğine kadar uzanmaktadır. Eski şiir geleneğinin şairlerine Oğuzlarda ozan adı verilmiştir. Bu sözcük XVI. yüzyıla kadar sürmüş ve yerini âşık ve saz şairine bırakmıştır. Eski Türk toplumlarında şiir ile müzik bir arada yürütülürdü. Âşık edebiyatında da saz, âşığın en önemli malzemesi olmuştur. Saz çalmak, bu edebiyat sanatçılarının en belirgin özelliğidir. Ancak hemen belirtelim ki içlerinde saz çalmayanlar da bulunmaktadır. Bu nedenle hepsini kapsayan halk şairi sözünün de yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz.

Âşık edebiyatı, genel olarak aşk, doğa, kahramanlık şiirleri ve öyküleri ile toplumsal konuları işleyen eserlerden meydana gelmiş bir edebiyattır.

Halk şairleri, şiirlerini yazmamış, söylemişlerdir. Bu söyleyiş şehir, kasaba veya köylerde topluluklar karşısında gerçekleşmiştir. Âşıkların çoğu bu topluluklar karşısında doğmaca olarak şiir söylemişlerdir.

Âşık edebiyatının belli başlı nazım biçimleri koşma ve semai; nazım türleri ise güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt ve destandır. Âşık edebiyatının en önemli sanatçısı XVII. yüzyılda yaşamış olan Karacaoğlan’dır. Güzellemelerime tanınan Karacaoğlan’ın kendine özgü içten bir söyleyişi vardır. Bu yüzyılın diğer âşıkları arasında Gevherî ve Âşık Ömer’i sayabiliriz. Daha sonraki yüzyıllarda Erzurumlu Emrah, Ercişli Emrah, Dertli, Bayburtlu Zihnî, Seyranî, Dadaloğlu bu edebiyatın en tanınmış kişileri olarak karşımıza çıkmaktadırlar. XX. yüzyılda da varlığını sürdüren âşık edebiyatı, Âşık Veysel, Ali İzzet, Murat Çobanoğlu, Feymanî, Reyhanî, İlhamî, Şeref Taşlıova, Der-yamî, Halil Karabulut gibi güçlü âşıkları yetiştirmiştir.

Kültür Bakanlığı, kültür ve turizm dernekleri gibi birtakım kurumlar ve bu geleneğe gönül veren şahıslar tarafından âşıklar desteklenerek âşık edebiyatı yaşatılmaktadır.

c. Dinî-Tasavvufi Türk Edebiyatı

Dinî-tasavvufi Türk edebiyatının ilk büyük ve önemli kişisi XII. yüzyılda Türkistan’da yaşamış olan Ahmet Yesevî’dir. Yaşamı hakkında fazla bir şey bilinmeyen fakat kişiliği çevresinde pek çok menkıbe anlatılan Yesevi’nin hikmetleri günümüze kadar gelmiştir. Şiirleriyle bütün Türk coğrafyasında çok etkili olan Ahmet Yesevî’nin hikmetleri, öğretici türde manzumelerdir. Bunlar daha çok 12’li hece ölçüsüyle ve dörtlükler hâlinde düzenlenmiş şiirlerdir. Bu şiirler daha sonraki dönemlerde Yesevî’nin öğrencileri tarafından yazıya geçirilerek Divan-ı Hikmet adlı eser meydana getirilmiştir.

XIII. yüzyılda yaşamış olan Yunus Emre, sadece bu yüzyılın değil bütün Türk edebiyatının en büyük şairlerindendir. Nerede doğduğu, nerede, nasıl yaşadığı, nerede öldüğü kesin olarak belli değildir. Onun gerçek yaşamı hakkında çok az bilgi olduğu hâlde, men-kıbevî yaşamı hakkında pek çok bilgi bulunmaktadır. Yunus Emre, tasavvufu açık, yalın, içten ve heyecanlı bir biçimde dile getirmiş; son derece coşkun şiirler söylemiştir. Yaşam, ölüm, varlık, yokluk sorunları üzerinde durmuştur. İnsana çok fazla değer veren, bütün insanlara bir gözle bakan Yunus Emre, Türkçemizin ulusal sesini en güzel biçimde yansıtmış; görüş ve düşünceleri yüzyılları aşarak günümüze ulaşmıştır.

XIV. yüzyılın dinî-tasavvufi şiirleriyle tanınmış en mühim şairi, Yunus Emre’nin yolunu izleyen Kaygusuz Abdal’dır. Onun yaşamı hakkında pek çok menkıbe oluşmuştur. Hem hece hem de aruzla şiirler yazmış olan Kaygusuz Abdal’ın düz yazı eserleri de bulunmaktadır.

Dinî- tasavvufî Türk edebiyatı XV. yüzyılda Hacı Bayram Velî, Eşrefoğlu Rumî, Âşık Yunus’u; XVI. yüzyılda Ümmi Sinan ve Pir Sultan Abdal’ı; XVII. yüzyılda ise Niyazi-i Mısrî, Aziz Mahmut Hüdaî ve Sinan-ı Ümmî gibi sanatçıları yetiştirmiştir.

Bu edebiyattaki şiirlerin genel adı ilahidir. Bektaşî şairlerinin şiirlerine nefes, nutuk, Mevlevî şairlerinin şiirlerine âyin, Gülşenîlerin şiirlerine ise tapuğ denmiştir. İlahiler hem aruz hem de hece ölçüleriyle yazılmışlardır. Hece ile yazılanlar koşma, aruz ile yazılanlar gazel biçimindedir. Bunlar tasavvufi görüş ve anlayışları, sır ve hikmetleri dile getiren şiirlerdir.

Advertisement

2. Klasik Türk Edebiyatı

İslamiyetin benimsenmesinden sonra Arap ve İranlılarla toplumsal ve kültürel alanlarda ilişkilere giren Türkler bu ulusların dil ve edebiyatlarından büyük ölçüde etkilendiler. XI-II. yüzyıldan sonra Türk ulusunun yaşamında çeşitli topluluklar ortaya çıkmaya başladı.

Medrese, saray, konak çevrelerinde yeni bir edebiyat doğdu. Kaynağını İran ve Arap edebiyatları ile İslam kültüründen alan bu edebiyat Türk insanının ince zevkini de yansıtıyordu. Klasik Türk edebiyatı diye adlandırılan bu edebiyat, canlılığını yitirmekle birlikte günümüze kadar varlığını korumuştur.

Klasik Türk edebiyatı XIII. yüzyılda Hoca Dehhanî ile başlamıştır. Dinî konulara değil aşk ve doğa konularına yer veren Dehhanî, dil ve üslup bakımından güçlü bir şairdir. Klasik Türk edebiyatının XIV. yüzyıldaki temsilcileri ise Gülşehrî, Âşık Paşa, Ahmedî ve Şey-hoğlu Mustafa’dır. Azerî lehçesiyle şiirler yazan Kadı Burhanettin ve Seyyid Nesimî de dönemin önemli şairlerindendir.

Bu edebiyatın ilk büyük üstadı XV. yüzyılda yaşayan Şeyhî’dir. Ahmet Paşa ve Necati Anadolu sahasında Ali Şir Nevaî ise Çağatay sahasında eserler vermiş güçlü şairlerdir. Bu yüzyılda dinî konulu en önemli eserlerden birisi de Süleyman Çelebinin Mevlit’idir. Mevlit yüzyıllar boyunca çeşitli törenlerde zevkle okunmuş ve günümüzde de okunmaya devam edilmektedir.

XVI. ve XVII. yüzyıllar Osmanlı Devleti’nin en güçlü ve kudretli olduğu çağlardır. Bu yüzyıllarda klasik Türk edebiyatı da doruğa çıkmıştır. Zatî, Nev’i, Hayalî kaside ve gazelle-riyle, Bağdatlı Ruhî Terkib-i Bend’iyle, Taşlıcalı Yahya Hamse’siyle büyük bir ün kazanmışlardır. Fakat hiçbiri Fuzûlî ve Bâkî kadar etkili olamamıştır.

XVI. yüzyılın ilk yarısında yaşayan Fuzûlî, duygularının coşkunluğu açısından ilk en büyük lirik şairimizdir. Dıştan çok içe, öze önem vermiş içten bir sanatkârdır. Maddi aşkı değil, ancak bir ideal sayılabilecek platonik aşkı dile getirmiş; bu uğurda çile çekmiştir.

Bâkî de bu yüzyılın en önemli şairlerindendir. Duygu, düşünce ve hayallerini bazen doğa güzelikleriyle birleştirerek dile getirmiştir. Yaşadığı dönemin birtakım olaylarını da yansıtan Bâkî, dönemin görkemli yaşayışından da çizgilere yer vermiştir. Onun şiirlerinde felsefe ve tasavvufi düşünce hemen hemen yok gibidir. Bâkî’nin yaşam anlayışı, dünyanın geçiciliği ve zamanı zevk içinde geçirmek gerektiği ilkelerine dayanmaktadır.

XVII. yüzyılda kasideleriyle ünlü olan Nef’î’nin yanı sıra gazelde Şeyhülislâm Yahya ve Nailî; öğretici şiirde Nâbî, rubaîde ise Azmizade Haletî, klasik Türk edebiyatının belli başlı yüzleri olarak karşımıza çıkmaktadır. j

Bu yüzyılda düz yazı alanında da önemli yazar ve eserler dikkati çekmektedir. Bunlardan Kâtip Çelebi, Keşfü’z-Zünûn adlı eseriyle pek çok bilim hakkında bilgiler vermiş; ayrıca coğrafya ve denizcilikle ilgili eserlerinde kendisinden sonrakilere ışık tutmuştur. Evliya Çelebinin Seyahatname adlı eseri, dönemin gelenek, görenek, kültür ve uygarlıklarını anlatan önemli bir kaynak kitabı niteliğindedir. Yine bu yüzyılda, Naîmâ tarafından kaleme alınan ve Naîmâ Tarihi diye bilinen eser de tarafsız bir gözle yazılmış önemli tarih kitaplarındandır.

XVIII. yüzyılda yaşayan Nedîm ve Şeyh Gâlib, birbirine tamamen zıt konuları işleyen şiirleriyle tanındılar. Nedîm, şarkı ve gazellerinde İstanbul’un günlük yaşayışından yerel çizgilere yer verdi. Halk sözcük ve deyimlerini şiire soktu. Böylece, İstanbul Türkçesinin şiir dili olmasını büyük ölçüde gerçekleştirdi. Şiirlerinde eğlence, aşk ve doğa konularını işledi. Şeyh Gâlib ise duygu ve hayallerini birtakım simgelerle anlattığı tasavvufi şiirler yazmıştır.

Keçecizade izzet Molla, Arif Hikmet Bey, Enderunlu Vâsıf, Yenişehirli Avnî, Leskof-çalı Galib Bey gibi şairler ise klasik Türk edebiyatının XIX. yüzyıldaki temsilcileri durumundadırlar.

Advertisement

Klasik Türk edebiyatı çok zengin bir içeriğe sahiptir. Dinî inançlar, İslami bilimler, tasavvuf, İslam tarihi, İran mitolojisi, çağın ilimleri, dönemin edebiyat ve sanat anlayışı, Türk tarihi ve kültürü, peygamber kıssaları bu içeriği dolduran öğelerden bazılarıdır.

Klasik Türk şiirinde aruz ölçüsü kullanılmıştır. Nazım birimi ise genel olarak beyittir. Başlıca nazım biçimleri kaside, gazel, mesnevi, rubai, tuyuğ, kıta, murabba, şarkı, terkib-i bend ve terci-i benddir. Klasik Türk edebiyatında kullanılan nazım türleri ise tevhit, naat, methiye, mersiye, hicviye, fahriyedir.


Leave A Reply