Faust Kitap Özeti – Johann Wolfgang Goethe

3

Johann Wolfgang Goethe Faust adlı kitabının özeti, karakterleri, incelemesi, eleştiriler. Faust kitap ana fikri, özeti, Faust kitabı konusu.

Faust Kitap Özeti - Johann Wolfgang Goethe


Faust Kitap Özeti – Johann Wolfgang Goethe

Kitabın Adı: Faust
Yazarı: Johann Wolfgang Goethe

FAUST OPERASI

Kitabın Özeti:

Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sadelik hakimdir, olaylar tek bir motif etrafında geçmektedir. Anlaşılması büyük bir zorluk göstermez. İkinci bölümde ise bir bütünlük kurmak güçtür. Anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak , ilişkilendirmek çok zordur.

FAUST:

Faust, latince mutluluk demektir. Faust, bilgi ihtirası içinde kıvranan karamsar bir tipi anlatır. Bilim uğruna bütün ömrünü harcamış, nefsine bütün dünya hazlarını yasak etmiş ve tam anlamıyla yasak bir ömür geçirmiş olmasına rağmen, amacına ulaşamamış olmanın ızdırabı içindedir. Bu hal içinde şeytana teslim olduktan sonra, onun akıbeti çeşitli Faust efsanelerinde türlü türlü gösterilmiş ve dünyaya beyan edilmiştir.

MEFİSTO:

Mefisto’ya şeytan demek yerinde olur. Mefisto sadece kötülükleri sürükleyen bir hüviyet olmakla kalmaz, aynı zamanda bir çeşit Azrail rolünü de üstlenmektedir.


Eserin anlatımı çok sadedir. Faust, zamanın bütün bilimlerini tahsil edip bitirmiştir. Artık öğrenilecek bir bilim kalmamıştır. Fakat görmektedir ki; gerçeği bulma sahasında bütün bu bildiği şeyler kendisini bir adım bile ileriye götürmemiştir. Halbuki zamanın olanaklarından çok, ileriye göz diken bir ihtirasla, salt gerçekleri anlamak ve bilgi sahibi olmak arzusundadır. Normal bilgi edinmek yollarından bir hayır gelmeyeceğini anlamıştır. Böylece son umut olarak, kendisini büyücülüğe vermiştir. Ruh kuvveti sayesinde arzu ettiği bilgileri elde edebileceğini ummaktadır.

Gökte Tanrı ile Şeytan aralarında bir bahse tutuşmaktadırlar.

Şeytan Faust’u kolayca baştan çıkartacağını onu asli kaynağından uzaklaştırıp, sapıklığa sürükleyebileceğini iddia etmektedir. Tanrı ise, insanın yaradılış itibarı ile iyi olduğunu ve yeryüzünde bir gaye için çalışırken yanılabileceğini, fakat şeytan araya girse bile yine kendi ruhunun iyiliği sayesinde doğru yolu bulabileceğini bilmektedir. Bu itibarla şeytanı Faust üzerinde deneme yapmakta serbest bırakmıştır.

Faust, büyücülükle uğraşırken, alışılmış şekilde, ruh çağırmaya başlar. Bu çağırmaların birinde Mefisto karşısına çıkar. Faust, hayattan bezgindir. Hiçbir şeyden tat almamaktadır. Oysa Mefisto, ona parlak vaatlerde bulunmaktadır. Nihayet aralarında bir sözleşme yapılır. Faust der ki; beni istediğin yere götür. Eğer bir an gelip ben, zamana, “dur geçme, ne kadar güzelsin” diyecek kadar bir mutluluk duyarsam, artık ölmeye razı olurum.

Bu bahislerden sonra Mefisto, mel’un teşebbüslerine başlar. O ana kadar kitapların içine kapalı kalmış Faust’u küçük ve büyük alemlerde dolaştırır. Sefil meyhanelerden, en lüks saraylara kadar her yeri gezdirir. Bir taraftan da Faust’u türlü içkilere alıştırır. Bir büyücü kadına hazırlattığı aşk içkisini Faust’a içirdikten sonra, onun karşısına masum Margaret’i çıkarır. Faust 25 yaşındaki bir gencin heyecanı ile kızcağızı sever. Kız da masum duygularla bu aşka karşılık verir. Bu yüzden rahatça baş başa kalabilmeleri için annesinin fincanına Faust’un verdiği zehiri damlatır. Kadıncağız ölür. Margaret, Faust’dan olan çocuğunu boğar. Bu yüzden Margaret’in kardeşi de Faust tarafından öldürülür. Böylece Faust’un eli kana bulanır. Margaret’i hapisten kurtarma denemesi de başarılı olmaz.


Araya Yunan güzeli Helena girer. Faust ona da aşık olur.

Fakat aradığı mutluluğu burada da bulamaz. Nihayet İncil’in bir sözüne göre düşünmeye başlar. Yani yaradılışın ilk eseri “söz” müdür, “anlam” mıdır, “faaliyet” midir? Faust beşeri mutluluğu faaliyette bulur. Bir bataklık sahayı bayındır haline getirmeyi tasarladığı anda bir nevi murada erer ve zamana “dur geçme, çok güzelsin” der.

Sonuç olarak yazar her iki bölümde de insan karakterini oldukça detaylı bir şekilde dile getirmiştir. Fakat yazar isterse bir konuyu nasıl haşmetli, heybetli bir sadelik ve bütünlükle işleyebileceğini göstermiştir. Bununla birlikte bazı bölümlerinin anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak çok güçtür.

Faust Hakkında Bilgi:

Yazarın dünya klasikleri arasında gösterilen trajedisi “Faust”un yazımına, ilk olarak 1770-71 yıllarında, Leipzig’deki “Auerbachs Keller” restorantından aldığı esinle, Frankfurt’a döndükten sonra başladı. Faust’un ilk bölümü olan “Urfaust”u, ancak yakın dostu Schiller’in ölümünün ardından tamamlayabildi ve 1808 yılında yayımladı. Bu şaheserin ikinci bölümü ise, yazarın ölümünden sonra basıldı. Faust, Goethe’nin farklı zaman ve farklı mekanlarda, kendisiyle birlikte değişen ve gelişen bir eseri oldu. Yaşadığı olaylar, edindiği izlenimler, değişen ruh hali ve kişisel deneyimleri bu yapıtta ifadesini buldu. Dolayısıyla Faust, Goethe’nin gerçek yaşam hikayesini simgelerle gözler önüne seren bir eser haline geldi.

Faust’ta, iyilik ve kötülük kavramlarını, “insan=Dr.Faust” ile “şeytan=Mefisto” karakterleri üzerinde sembolize etti ve bunları karşı karşıya getirdi. İnsanın öz değerinin “erdem” olduğunu ifade etti. İçindeki erdemle, sürekli bir iyilik arayışında olan insanın, gerçekleri bulma arzusuyla zaman zaman Mefisto’ya başvurmasını, bu arayış çabasından ibaret gördü. Ancak, Mefisto hiçbir zaman insanın özüne hükmedemeyecekti. İnsan, irade gücüyle doğruyu görecek ve ruhunu iyilikle aydınlatacaktı. Hayatı yargılama gücüne sahip olmadığını görecek ve onun getirdiklerine “evet” diyebilme erdemini gösterecekti. Hayat bir nevi, mutluluk ve mutsuzluk kovalamacası olsa da, insanoğlu, uyumlu davranmayı ve ruhunu ele geçirmeye çalışan bedenini dizginlemeyi öğrenecekti. Toplumla ortak hareket etmeyi becerecek, yaşamını faydalı amaçlara ulaşmaya odaklayacaktı. Sonuç olarak, insanoğlu kendi yaşam “bilinci”ne kavuşacak ve bunu korumayı kendine ödev bilecekti.

Faust, Tanrı’yla Şeytan’ın bahis meydanıydı; bahis konusu ise, “insan”dı.

Tanrı, insanın yaradılış erdemine sahip çıkacağını ve gerçeği bulma arayışına çıksa da, eninde sonunda kendine döneceğini ileri sürüyordu. Şeytan (Mefisto) ise, insanın bencil olduğunu ve amaçlarına ulaşmak için her zaman kendisine muhtaç ve bağımlı kalacağını iddia ediyordu. Faust ise, ne Tanrı ne de Şeytanı kendisinden üstün görmüyordu. Existansiyalistlerin bu eserde vardığı sonuca göre, insanoğlunun başlangıcı “eylem”di.

Eserdeki bir diğer bahis ise, İnsan ile Şeytan arasında gerçekleşmekteydi. Hayatını hiçler uğruna yaşanmışlıklardan ibaret gören Faust, Mefisto’nun, hayatın değerli olduğu ve “o kadar güzelsin ki, geçme dur…” diyebileceği anlarla hala karşılaşma şansının var olduğu konusundaki ısrarına muhatap kalsa da, ona da inanmayacaktı. Bahse göre, Mefisto, Faust’un bu anları yaşamasını sağlayacak; karşılığında da onun ruhuna sahip olacaktı. Faust’un iddiayı kazanması için, yaşayacağı güzel anlara “geçme, dur…” demeyecek; dolayısıyla dünyevi zevkler için ruhunu Mefisto’ya satmayacaktı. Aksi olursa, bahsi kaybedecekti. Tanrı ise, bu yanılsamayı önemsemiyordu. Çünkü O’na göre, insan hatalar yapabilirdi. Ancak bu hatalar sonucunda edindiği tecrübeler er geç onu mutlak gerçeğe götürecek, yani kendisine geri döndürecekti.


Faust, insanların ne yaparlarsa yapsınlar yeryüzünde acı çektiklerini gözlemlemişti.

Edebiyatla, tabiatla, bilimle uğraşmış; ancak acıyla başa çıkmayı öğrenememişti. O yüzden, kendini, hayata adamak için çok yaşlı, hayata karşı isteksiz davranmak için de genç görüyordu. Yaşamı boyunca neredeyse bütün zevkleri tatmış; ancak hiçbirine “geçme, dur..” diyememişti. İlk ve son defa, ölümüne “geçme, dur..” diyecek; aydınlanan ruhu “evet” demesini öğrendiği için bahsi kaybetmiş sayılmayacaktı. Bu sonucu sağlayan şey ise, Faust’un kendi içindeki özüne, yani Tanrı’nın güvendiği erdemine geri dönmüş olmasıydı. Faust, hayatın akışı içinde, gerçeğe ve mutluluğa ulaşma yolunda hatalar yapmış; Şeytan’ı bu amacı doğrultusunda kullanmış; ondan yardım almış; ancak hiçbir suretle ruhunu ele geçirmesine izin vermemiş; onun hizmetine girmemişti. Bu sonuca göre, Mephistoteles, insanları sürekli olarak kötülüğe sürüklemek istese de, bir şekilde iyiliğe yol açan bir gücü simgeliyordu. Faust ise, hayata karşı istekli, aktif, tutkulu ve hayatın kötü anlarında bile karamsar duyguların pençesine düşmeyen “insan”ı temsil ediyordu.


Faust’un Özeti

Eser, ‘Tiyatroda ön oyun’ başlıklı bölümle başlamaktadır. Bu bölümde, tiyatro müdürü, ozan ve palyaço arasında diyaloglar söz konusudur. Tiyatro müdürü, sahnelenecek bir oyun üzerinde ozan ve palyaço ile konuşur. Her oyunda onlara yardım ettikleri için mutludur. Fakat aralarında görüş ayrılıkları vardır. Tiyatro müdürü, sahnelenecek oyunun seyirciyi merak ettirecek olaylardan oluşması gerektiğine inanmaktadır. Ona göre tiyatro, halkın ruhunu doyurmalıdır. Ozanın ise kusursuz bir yapıtın, uzun yılların ve emeğin sonucunda olunabileceğini düşünmektedir. Seyircinin beklentisi yeterli değildir ona göre. Palyaço ise seyircinin! sadece eğlenceyi istediğine inanır. Neticede, tiyatro müdürü bütün imkânları kullanarak iyi bir oyun düzenlemelerini istemektedir.

Oyun, gökyüzünde mukaddime ile başlar. İsrafil, Cebrail, Mikail ve Mefistofeles arasında bir diyolog geçer. Mefistofeles ile diğer melekler arasındaki farklılık bu konuşmayla ortaya çıkar. Konuşmalardan Mefistofeles’in şeytan olduğu anlaşılır. Konuşmaya Tanrı da katılır. Mefistofeles, Tanrı ile bir yarışa girer. Bir insanı yoldan çıkartacaktır şeytan. Gökyüzü kapanır ve melekler dağılır.

Yüksek tavanlı, dar, gotik tarzında bir odada Faust tek başına oturmaktadır. Pek çok ilme vâkıf olan Faust, kendisinin aslında bir şey bilmediğini düşünmektedir. Bu yüzden, artık öğrencilere bir şeyler anlatamayacağına inanmaktadır. Ayrıca eski huzurunu yitirmiştir. İlahî olana karşı şüphe içindedir. Bugünlerde bu boşluğu doldurmak için büyülerle ilgilenmektedir. Nosrtadamus’un el yazmasını açar. Doğayı nasıl kavrayabileceğini düşünür. Doğa ruhunun işaretini söyleyince gizemli bir ruh ortaya çıkar. Ruh onun kendisine benzemediğini söyler. Aralarındaki konuşmayı duyan Wagner içeri girer. Faust’un bir tirad okuduğunu sanır. Faust, Tanrıyı, varlığın anlamını sorgulamaktadır. Paskalya kutlamalarının olduğu o gün, o, Hıristiyanlıktan uzaklaşmış durumdadır.

Şehir kapısının önünde pek çok insan törenlerde eğlenmek için gelmiştir. Neşe içinde, eğlenmeyi hayal etmektedirler. Bu ilkbahar günlerinde Faust ve Wagner de bu kalabalığa katılır. Halk, babası ve kendisi halka büyük yardımlan olmuş bu doktoru yanlannda görmekten dolayı çok mutludur. Oysa Faust onların iyi niyetleri karşısında çok üzgündür. Çünkü aslında bir doktor olan babası ona göre pek çok kişinin ölümüne neden olmuştur. Wagner’le bunları konuşurken garip bir köpeğin geldiğini görür.

Faust, fino köpeği ile çalışma odasına girer.

İncil’i açan Faust, onu farklı anlamlandırmaya başlar. Şüpheler içinde kıvranmaktadır. Köpek, bir öğrenci kılığına bürünür. Faust, onun kötü bir ruh olduğunu anlar. Önce köpek, sonra öğrenci kılığına bürünen varlık, Tanrı ile bir insanı yoidan çıkarma anlaşması yapan Mefistofeles’tir. Mefistofeles, Faust’la konuşarak onu kandırmaya başlar. Mefistofeles onu haz ve eylemlere sürükleyebileceğini ve mutlu anlar yaşatabileceğini söyler. Bu süreç içinde hep yoldaşı olabilecektir. Ancak bir anlaşma yapmalıdır onunla. Faust, gözünü boyayarak onu kandırabilirse anlaşmayı kabul edeceğini söyler. Mefistofeles kanla yazılmış yazılı bir anlaşma da ister ondan.

Mefistofeles önce akıl ve bilimi bırakmasını ister ondan ve çalışma odasından birlikte ayrılmaya karar verirler. Faust hazırlanmak için gittiğinde odaya gelen bir öğrenciyi Mefistofeles kısa sürede kandırır ve şeytanlığıyla onu yoldan çıkanr. Faust ve Mefistofeles pelerinlerini açarlar ve uçarak bir meyhaneye giderler. Neşeli bir topluluk içine girerler. Mefistofeles oradaki insanların nefislerini kullanarak onlara en iyi içki ve şarap mahzenlerini gösterir. Gerçekte bir hayal olan bu görüntülere ellerini uzattıklarında görüntüler ateş olur; çünkü cehennemden gelmişlerdir.


Meyhaneden sonra Faust ve Mefistofeles, cadıların kazan kaynattıkları bir mutfağa giderler. Çok çirkin görüntüleri olan bir cadı ailesi ile karşılaşırlar. Faust 30 yıl önceki gibi kendini dinç hissetmek için bu kazanda kaynatılan iksiri içmek zorundadır. Faust orada bulunan büyülü bir aynada arzularını harekete geçiren bir kadın hayali görür. Faust, büyülü iksiri içer. iksiri içtikten sonra bütün kadınları çok güzel görmeye başlar. Mefistofeles, onu yoldan çıkarmaya başlamıştır.

Caddede gezen Faust yolda Margarete’i görür, onu çok güzel bulur ve yanma yaklaşır. Ona eşlik etmek ister. Ahlaklı bir kız olan Margarete buna müsaade etmez, Faust, Mefistofeles’e o kızı kendisine ayarlamasını söyler. Mefistofeles, bunun zaman alacağını; çünkü kızın dindar olduğunu söyler. Faust, tamamen arzularının esiri olmuştur.

Mefistofeles, Margarete’i baştan çıkarmak için çok pahalı bir mücevheri gösterişli bir kutu içinde dolabına koyar. Fakir bir kız olan Margarete hayretler içinde kalır. Mücevherleri kimin Oyduğunu anlayamaz. Önce nefsine çok hoş gelir, takar. Sonra annesine verir. Dini bütün bir kadın olan annesi de mücevherleri kiliseye bağışlar. Bu arada Margarete, Faust’u unutamamaktadır. Onun çok yakışıklı olduğunu düşünmektedir.

Margarete’e yeni bir mücevher daha gelmiştir.

Komşusu Marthe’nın yanına gider ve bu sefer mücevherleri vermek istemediğini anlatır. Onun evine gelip canı isteyince mücevherleri takacaktır. O da yavaş yavaş yoldan çıkmaktadır. Bu arada Mefistofeles, Marthe’nın evine gelir. Ona kocasının öldüğünü söyler. Şahit olarak da arkadaşı Faust’u getirecektir. Kadına sadece ölüm yalanını uydurmakla kalmaz, kocasının onu aldattığını da söyler.

Akşam, olunca Mefistofeles ve Faust güya şahitlik yapmak için Marthe’nın evine giderler. Faust, Margarete’i kandırır. Ona onu sevdiğini söyler. Bir süre sonra Margarete’e sahip olur. Fakat arzularını yenemeyen Faust, bütün insani değerlerini kaybetmediğinden vicdan azabı duyar. Margarete’in kirlendiğini ve bir de çocuk beklediğini ağabeyi öğrenir. Mefistofeles, Faust’la Margarete’in abisinin yan yana gelmesine sebep olur ve Faust’a zorla onu öldürtür.

Faust, şeytan yüzünden her kötülüğü yapmıştır. Kendini kötü hissetmektedir. Margarete’in hapiste olduğunu ve idam edileceğini öğrenir. Onu kurtarmak için Mefistofeles’le bulunduğu hücreye giderler. Margarete, yaşadığı olaylardan sonra yarı deli hâlinde, pişmanlık içinde kıvranmakta, günahlarının bağışlanması için Allah’a dua etmektedir. Faust’la gelmeyeceğini, günahlarının cezasını bu dünyada çekmek istediğini söyler. Melekler, Margarete’in yüce katta kurtulduğunu söylerler. Faust şeytanla birlikte oradan ayrılır.

goethe

GOETHE

Goethe, 23 Ağustos 1749’da Frankfurt’ta dünyaya gelmiştir. Zengin bir ailenin çocuğu olduğundan iyi bir eğitim almıştır. Goethe’ nin, eğitiminde anne ve babasının yoğun bir etkisi olmuştur. Goethe, duygusallığı annesinden; akılcılığı babasından almıştır. Hukuk alanındaki eğitimini doktora aşamasına kadar sürdürmüştür. Resim ve doğa bilimi ile de yakından ilgilenen Goethe hayatının geri kalan kısmını edebiyata adamıştır. Yazar, Weimar Dukalığı’nda müşavirlik yaparken Weimar Tiyatrosu’nda da görevini devam ettirmiştir. 22 Şubat 1832’de hayata gözlerini yuman Goethe, Alman edebiyatını olduğu kadar Dünya edebiyatını da derinden etkilemiştir. Faust, Doğu Batı Divanı, Genç Werther’in Acıları, Goethe’nin en meşhur eserleridir.

Goethe bu eseri oldukça genç bir yaşta yazmış, daha sonra olgunluk döneminde yeniden ele alarak son hâlini vermiştir. Kendi kişisel dünyasından ve hayatından izler taşıyan eser, manzum tarzda bir tiyatrodur. İnsanı temsil eden Faust’la şeytanın mücadelesini anlatmaktadır. Faust, Mefistofeles, Wagner, Marthe, Margarete ise romanın belli başlı kahramanlarıdır.






3 yorum

  1. Gercekten olaganustu bir roman mefisto ve faust adli kahramanlarin muhtesem diyaloglari iyilik gucunun faustta olmasi bir gercek,begenerek ve severek okudum.

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?