Johannes Brahms’ın En Ünlü ve Önemli Eserleri Nelerdir? İsimleri ve Özellikleri

0
Advertisement

Johannes Brahms’ın en ünlü ve önemli eserleri nelerdir? Johannes Brahms’ın en sevilen eserlerinin isimleri ve özellikleri hakkında bilgiler.

Johannes Brahms

JOHANNES BRAHMS (1833 – 1897)

Re majör Keman Konçertosu

Brahms bütün kariyeri boyunca Beethoven’in gölgesinde yaşadı ve çalıştı. Bunun da gayet farkındaydı – bir senfoni yazmak için bu kadar uzun süre beklemiş olmasının ana sebeplerinden biri de buydu. Bu keman konçertosunu ele aldığımızda, iki bestecinin eserleri arasında bir paralellik olduğunu açık seçik görürüz. İkisi de en popüler enstrüman olan keman için sadece bir konçerto yazmıştır. İkisinin de hiç keman çalma deneyimi olmamıştır ve bu nedenle kendi müziklerini yorumlamaları ve müziklerinin gelişimine rehberlik etmeleri için başkalarına fazlasıyla bel bağlamışlardır. Tüm bunlara rağmen, iki besteci de her büyük solistin repertuvarında ve her kemanseverin CD koleksiyonunda yer alacak birer keman konçertosu bestelemiştir.

Bu eserde Brahms’ın ilham kaynağı ve rehberi, çok yakın arkadaşı olan kemancı Joseph Joachim idi. Harici bölümlerin soğuk ve sert sesleri, Adagio’nın zarif, ipeksi güzelliğiyle ve gerçekten çok az bestecinin yaratabileceği samimiyetiyle tezat oluşturur. Günümüzde bu eser, Beethoven’ınkiyle birlikte, dünya çapındaki her kemancının çalması gereken birkaç keman konçertosundan biri olmayı sürdürüyor.

Bir Alman Requiemi

Bu requiemi “Alman” yapan şey nedir? Neden başlıkta böyle ek bir sözcük var? Ne de olsa Faure’nin requiemine “Fransız Requiemi” ya da Mozart’ınkine ‘AvusturyalI Requiemi” demiyoruz. Öyleyse Brahms’ın eserine milliyetini böyle gururla ilan eden bir isim verme nedeni neydi?

Bu soruyu cevaplayabilmek için, o dönemde Almanya’daki dini inanışın doğasını göz önüne almak gerekir. Burası Luther’in önem kazandığı ve Hıristiyan inancının tek yorumunun kesinkes Katoliklik olmadığı bir ülkeydi. Luther’i ilhamı olarak seçen ve bu eserini açık bir şekilde Alman Requiemi olarak tanımlayan Brahms, Alman olmanın ne demek olduğunu ifade ediyordu. Ayrıca belirli bir kilisenin ayin metinlerini seçmektense, doğrudan İncil’e ait pasajlar kullanmıştı.

Advertisement

Tıpkı Classic FM’in Yerleşik Bestecisi Howard Goodall’un en iyi çağdaş requiemlerden biri olan yapıtı gibi, Alman Requiemi de Ölüler için bir Ayin Müziği değildir. Bunun yerine, yakınlarının ölümlerinden dolayı acı çekenleri ve yas tutanları avutmak için yazılmıştır. 1865 yılında bu eseri yazmaya başladığında Brahms’ın kendisi de daha yeni büyük bir kayıp yaşamıştı: Annesi aynı yıl vefat etmişti.

Si bemol majör Piyano Konçertosu No. 2

Brahms’ın iki piyano konçertosu da dev eserlerdir. Süresi redeyse 50 dakika olan bu konçerto, diğer büyük Romantik piyano konçertolarının her birinden çok daha uzun sürer. Ayrıca bu eserdeki piyano pasajlarında ustalaşmak isteyen her solistin en büyük elleri ve çok atik parmakları olması gereklidir. Ancak besteci aynı fikirde değildi, bir arkadaşına alaycı bir şekilde bunun basit ve “mini mini bir piyano konçertosu” olduğunu söylemişti.

Piyano için besteler yazmakta Brahms’ın üstüne yoktu. Bu enstrümanın yaydığı ses titreşimlerini çok iyi biliyordu. Bu uzun dört bölümlü konçertonun da gösterdiği gibi, besteci, güzelliği ateşle, şefkati de dramla en olağanüstü şekillerde bir araya getirmeyi başarıyordu. Brahms’ın müzikal temalarını ve fikirlerini ortaya çıkarmak için acele etmeyeceğini, ilk bölümün zengin ve geniş açılışından hemen anlarız. En çok bilinen bölüm -heyecan verici ve enerjik final- eserde bundan daha önce gelen her şeyin zirvesidir. İkinci Piyano Konçertosu’nun gerçek ölçeğini anlayabilmek için Brahms’a 50 dakikamızı vermeye değer. Bu deneyimi başından sonuna kadar yaşayın ve Romantik müziğin devlerinden birinin büyüsüne kapılın.

Do minör Senfoni No. 1

Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisi bugün olduğu gibi dün de tartışmasız bir başyapıttı. Dinleyiciler çılgına dönmüş, eleştirmenler bu ayarda bir başka eser daha yazılıp yazılamayacak^ sorgulamışlar ve açıkçası Brahms gibi besteciler de tası tar toplayıp evin yolunu tutmayı düşünmüşlerdi. Ne de olsa buru] sonra kim ne yapabilirdi?

Brahms’ın oda müziği eserleri çok verimliydi, ancak iş bir senfoni bestelemeye geldiğinde besteci büyük bir mücadele vermiştir. Birinci Senfoni’sini bestelemesi Brahms’ın neredeyse 15 yılını almış ve bu süreçte eserinin üzerinde sık sık düzeltmeler yapmıştır. Eserin ilk seslendirilişinde bile besteci, senfonisinin beğenilip beğenilmeyeceğine dair şüphe içindeydi. Bestenin birçok versiyonu yırtılıp atılmış, düzenlenmiş ve baştan yazılmıştı. Orijinal eserde yapılan bunca değişiklikten sonra, Brahms gerçekten de en sonunda başkalarıyla paylaşmaya değecek bir şey yazdığından nasıl emin olabilirdi?

Bu büyük bestecinin korkmasını gerektirecek hiçbir şey yoktu. Kendisi de tıpkı Brahms gibi bir besteci, orkestra şefi ve piyanist olan Hans von Bülow’un bu eseri “Beethoven’in Onuncu Senfonisi” olarak tanımladığı herkesin malumudur. Bundan daha büyük bir iltifat edilemezdi. 43 yaşında olan Brahms, sonunda hem kendisinin hem de dinleyicilerin memnun olduğu bir senfoni yazmayı başarmıştı. Neyse ki dinleyiciler bir sonraki senfonisi için ilki kadar uzun süre beklemek zorunda kalmadılar zira besteci ikinci Senfonisini bir sonraki yıl yazdı.

Advertisement

Re minör Piyano Konçertosu No. 1

Her ne kadar günümüzde Brahms daha ziyade coşkulu ve geniş ölçekli eserleriyle hatırlanıyorsa da, Birinci Piyano Konçertosu’nu yazdığı sırada, bildiğimizden çok daha farklı bir besteciydi. Brahms’ın en rahat olduğu alan, solo piyano için yazdığı müziklerdi. Nitekim besteci, ömrünün sonlarına yaklaşırken bu tarz müzikler yazmaya devam etmiştir. Bu müstesna eseri ise enstrüman için daha epik bir ölçekte yazdığı ilk eseriydi. Brahms böylesi bir orkestrasyona, süreye ve derinliğe sahip bir şey daha önce hiç bestelememişti.

Bu nedenle, Birinci Piyano Konçertosu’nun bestelenişinin tam dört yıl sürmesi hiç de şaşırtıcı değildir. Bestecinin, en başta bir piyano uzmanı olarak elde ettiği ünden dolayı, eserin prömiyerinin başarılı geçmesini sağlamak için büyük çaba sarf ettiği açıktır. Şüphesiz, Brahms, oda müziğinde yakaladığı başarıyı bu tümüyle daha görkemli biçime aktarmayı başaramamakla itham edilmekten korkuyordu.

Ne yazık ki Brahms’ın en büyük korkuları gerçekleşti. Bu eser o günlerde, konuya hâkim olan kişiler tarafından reddedildi ve asla dönemin diğer popüler Romantik piyano eserleri kadar takdir edilmedi. Ancak şimdilerde durum bundan çok farklı; eser günümüzde dünyanın en sevilen ve en çok icra edilen piyano konçertolarından biri.

Mi minör Senfoni No. 4

Brahms bir senfoni yazmak için epey beklemiş olabilir, ancak 1876’da ilk senfonisinin prömiyerini yaptıktan sonra, artık onu durduracak hiçbir şey yoktu. 1884 yılında bunu, en son senfonisini kaleme alıyordu. Birinci Senfoninin en iyi kısmını tamamlamasının 15 yıl sürdüğünü düşünürsek, elinin epeyi hızlandığını söyleyebiliriz.

Bu senfoninin her daim taze bir hissi var; neredeyse barışsever bir sese sahip. Beethoven’in ölümünü takip eden gürültünün ortasında kendi otantik sesini bulmak için çok uzun süre çabalayan Brahms, bu eserde özgürce çağlıyor; müziği dizginlerinden boşanıyor. Zengin orkestral renkler bolca mevcut ve melodiler orkestranın tam önünde akıp gidiyor. Brahms orkestradaki her enstrümanı en şiddetli ve neşe dolu sonuca ilerleyecek şekilde kullandığından, finalin zafer dolu tınısını kaçırmak imkânsız.

Kendinden şüphe Brahms’ı hiçbir zaman yıldıramasa da ona az ter döktürmedi. Dördüncü Senfoniyi ele alırsak, besteci uzun süre bu eserin bütün bir orkestrayı kullanmaya değip değmeyeceği endişesini taşıdı ve eserini ilk başta iki piyanolu bir düzenek içinde icra ettirdi, böylece güvenilir birkaç dostunun yorumlarını alabilecekti. Prömiyeri tam haliyle yapıp sonunda rezil rüsva olmaktansa böylesi yeğdi. Ancak Brahms’ın endişelenmesine gerek yoktu, eser ilk gösteriminde sıcak karşılandı ve o zamandan beri de sevilmeye devam etti.

Fa majör Senfoni No. 3

Bu zengin Romantik senfoniyi dinlerken, Brahms’ın bir besteci olarak en zirveye ulaştığını hissedebiliyorsunuz. Bir senfoni yazabileceğini düşündüğünde kırklı yaşlarındaydı. Yine de, Brahms bir işe başladı mı belli ki durmak bilmiyordu. 1883 yılında, bu üçüncü ve sondan bir önceki senfonisine başladığında, kendi sesini bulmuş olduğu çok barizdi. İnsanı alıp götüren şiirsel yaylı çalgı bölümleri ve sonbahar esintileri taşıyan güzelim nefesli çalgı pasajları, eseri baştan sona bir keyif haline getirir.

Bazı büyük besteciler cimri olmalarıyla bilinirken, Brahms’ın daha parlak bir mizacı vardı. Eğer bundan herhangi bir şüpheniz varsa, bu senfoni boyunca sürüp giden müzikal ipucunu dinleyin: Fa majör – La bemol majör – Fa majör sürekli tekrar eder ve bestecinin “frei aber froh” yani “özgür ama mutlu” sözünü anıştırır.

Bu senfoninin ortanca çocuk sendromu dediğimiz şeyin bir çeşit müzikal versiyonundan mustarip olma riski vardır. Birinci Senfoninin orijinalliği, Dördüncü Senfoni’nin ateşi ve coşkusuyla katlanarak, Üçüncü Senfoniyi neredeyse unutulma noktasına getirebilir. Buradaki sorun, eserin Brahms’ın bestelediği dört senfoni içinde en kısa olanı olmasıdır. Eser aynı zamanda diğerlerinin arasında en şiirsel ve muhtemelen en iyi biçimde üretilmiş olanıdır. Bu da bugün hâlâ süregelen popülerliğinin nedenini açıklıyor.

Re majör Senfoni No. 2

30 Kasım 1877’de, büyük orkestra şefi Hans Richter, Viyana Filarmoni Orkestrası’nın önünde duran podyuma çıkıp Brahms’ın ikinci Senfonisinin dünya prömiyerini yönetti. Brahms’ın kara kara düşündüren Do minör tonundaki Birinci Senfonisinin prömiyeri bir önceki sene yapılmıştı ve epey ciddi bir tondaydı. Brahms’ın o bilindik zengin, arzulu melodilerini elbette barındırıyordu ama daha hüzünlü bir biçimde.

Bu nedenle, birçok kişinin, bestecinin ikinci senfoni denemesinin benzer bir ses dünyasına sahip olacağını beklemesi şaşırtıcı değildir. Brahms, prömiyerinden neredeyse bir ay önce yayıncısına eser hakkında, “O kadar melankolik ki buna dayanamayacaksın. Hayatımda hiç bu kadar hüzünlü bir şey yazmadım; partisyon yas tutmaktan çıkmış olmalı,” diye yazarak bu tür beklentileri bizzat körükledi.

Advertisement

Brahms aslında yayıncısıyla dalga geçiyordu. İkinci Senfoni’sinin sımsıcak bir iyimserlikle, gür ve neşeli melodilerle dolup taştığını çok iyi biliyordu. Eseri hakkında böyle bir şaka yapabilmesi de gösteriyor ki, besteci kendi yeteneğinden son derece emin ve yarattığı müzik konusunda gayet müsterihti. Birinci Senfoni’nin üzerine gölge düşüren kabul edilme endişesinden artık eser yoktu, bilakis yeni yapıtından belli ki çok memnundu. Dördüncü bölümün son birkaç ölçüsünü dinlerken, Brahms’ın zafer kazanmış gibi hissettiğini duyabilirsiniz. Senfoniler besteleyebilmek için yıllarca beklemişti – ancak bu bekleyişe kuşkusuz değmişti.


Leave A Reply