Kalem Suresi Hakkında Bilgi

0

Kalem Suresi nedir? Kalem Suresi ne zaman ve nerede indirilmiştir, kaç ayetten oluşur? Kalem suresinin konusu ve anlamı hakkında bilgi

Kalem Suresi Hakkında Bilgi

Kalem Suresi; Kuran-ı Kerim’in 68. sûresidir. 52 ayetten oluşur. Mekke’de inmiştir. Sûrede kalemden söz edildiği için bu adı almıştır. Sûre şöyle başlar; “Nun. Kalem ve yazdıkları şeylerin hakkı için”. Hz. Muhammed’in hadislerine göre kalem, Tanrı’nın yarattığı ilk nesnedir.

Kalem Suresi


İkinci iniş sırasına sahip olduğuna inanılmaktadır. Sure ismini birinci ayetteki “kalem” kelimesinden almıştır. Bu sure Alak suresinin vahyen devamıdır. Alak suresinde kısa, öz olarak verilen bazı değinmeler bu surede detaylandırılmıştır. Bu surede, Abdullah oğlu Muhammed`e peygamberlik verildiği, niye bir başkasının değil de kendisinin peygamber yapıldığı ve bundan sonra nasıl davranması lâzım geldiği anlatılmaktadır. Bir ara parantezde de, karşıtlarının akıbeti ile mümin ve müttekileri (Allah`a saygılı davrananları) bekleyen nimetlere değinilmiştir.

Kalem Suresi Anlamı

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.

Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.

Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır.


Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.

Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler.

Sizden, hanginizin ‘fitneye tutulup-çıldırdığını.’

Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.

Şu halde yalanlayanlara itaat etme.

Onlar, senin kendilerine yaranmanı arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp uzlaşacaklardı.


Âyette müşriklerin, Resûlullah’tan tevhid mücadelesinde tavizkâr davranması, batıl inançlarını, haksızlıklarını, birtakım çirkin maksatlarını kabullenip eleştirmemesi yönündeki isteklerine işaret edilmektedir. Resûlullah’ın onlara karşı böyle tavizkâr davranması durumunda, onların da kendisine karşı yumuşak davranacaklarına dikkat çekilmektedir.

Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık,

Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar,

Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;

Mal ve çocuklar sahibi oldu diye,

Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: “Eskilerin uydurma masallarıdır” diyen.

Yakında Biz onun hortumu üzerine damga vuracağız.

Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti onu mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.


Hiçbir istisna yapmıyorlardı.

Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela’ onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.

Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.

Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.

“Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp-çıkın.”
Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:

“Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın.”

Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.


Ama onu görünce: “Muhakkak biz şaşırmışız” dediler.

“Hayır, biz yoksun bırakıldık.”

Mutedil olan biri dedi ki: “Ben size dememiş miydim? Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?”

Dediler ki: “Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz.”

Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.

“Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız” dediler.

“Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimiz’e rağbet eden kimseleriz.”

İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.


Doğrusu, muttaki olanlar için Rableri Katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.

Öyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi kılar mıyız?

Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

Yoksa ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var?

İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye.

Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.

Onlara sor: “Hangisi bunun savunuculuğunu yapacak?

Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını getirsinler.

Ayağın üstünden açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.

Gözleri ‘korkudan ve dehşetten düşük’, kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.

(Ey Muhammed)

Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece yaklaştıracağız.

Ben, onlara süre tanıyorum. Elbette Benim düzenim sapasağlamdır.

Sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?

Yoksa gayb onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?

Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak çağrıda bulunmuştu.


Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda atılmış olacaktı.

Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı.

O inkar edenler, zikri işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. “O, gerçekten bir delidir” diyorlar.

Oysa o, alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.



Bir Yorum Yazmak İster misiniz?