Karagözle Hacivat Diyalogları – En Komik Hikayeleri

157

Özellikle Ramazanların vazgeçilmezi Karagöz ve Hacivat’ın konuşmaları, komik diyaloglar, Komik Karagöz Hacivat Hikayeleri.

Hacivat ve Karagöz
*Karagöz’e Mısır’daki amcasından bir sandık altın miras kalır. Bunun üzerine Karagöz yakın arkadaşı Hacivat ile beraber bir ticaret gemisine binip Mısır’a giderler. Miras işlemlerini hallettikten sonra yine bir ticaret gemisine binip geri dönerler. Ama Marmara Denizi’nde kürekçilerin isyanı sırasında su alan gemiden yolcular kayıklara binerek kurtulurlar.

Karagöz ile Hacivat altın dolu sandıkla Mudanya kıyılarına, bindikleri kayıkla ulaşırlar ama sahilde konuşmaya daldıklarından iskeleye iyi bağlamadıkları kayık dalgalara kapılır ve gözden kaybolur. Daha sonra bir at arabasına binerler ve Bursa’daki evlerine dönerler. Bırak bir sandık altını ceplerindeki para da bitmiştir. İş bulup çalışarak para kazanmaları gereklidir ama nasıl bir iş? Onlar aralarında bu konuyu konuşurken tatlı bir sohbete dalarlar. Giderek sohbet koyulaşır, şakalaşmalar artar.

hacivat: ooo selam karagöz
karagöz: selam hacivat
hacivat: hadi gel gidelim
karagöz: nereye yaw
hacivat: ziyarete
karagöz: kimin ziyarete
hacivat: ebemin ziyarete
karagöz: hadi gidelim
hacivat: ya anlamadınmı
karagöz: anladım
hacivat: ne anladın
karagöz: ebene gitcez
hacivat: bensenle dalga geçiyom
karagöz: ne dalgası
hacivat: bidiğin dalga tövbe tövbe
karagöz: tövbe nedemek?
hacivat: günahlarımız siliniyor
karagöz: kim siliyor söyle onun kıçından vururum
hacivat: ebem silyor
karagöz: eben nerde
hacivat: burnunun diminde duruyor
karagöz: benim burnumun diminde ne işi var
hacivat: burnunun dimide oturuyor
karagöz: neden burnumun dibinde oturuyor
hacivat: çamaşır yıkıyor
karagöz: benim çamaşırlarımıda yıkasın
hacivat: benim sinirimi bozma
karagöz: sinirin buzulmazbozulursa ben düzeltirim
hacivat: şimdi senin burnunu kırıcam sonra nasıl düzelceni göteririm
karagöz: götter hani
hacivat: sokat atcam şimdi
karagöz: nasıl atılıyor
hacivat: al sana sokat
karagöz: ak hacivat napsın sen niye sokat attın be
hacivat: sinirimi bozdun
karagöz: siniri düzeltiriz ya
karagöz: sokat atmana gerek yok beb kaçtım ak anam canım acıdı

* HACİVAT – Hoş geldin sevgili Karagözüm!
KARAGÖZ – Hoş bulduk kel kafalı kara üzüm!
HACİVAT – Nereden gelip, nereye gidiyorsun bakalım?
KARAGÖZ – Bir yere gittiğim yok da, oğlumla kaç saattir okuma-yazma çalıştık… Biraz gezeyim dedim.
HACİVAT – Tabii iyi yaptın efendim, kafan balon olmuştur.
KARAGÖZ – Hay hay, kafam balon oldu da uçmasın diye boynuma yapıştırdım.
HACİVAT – Hemen yanlış anlama, yani uzun zaman ders çalışmaktan kafan şişmiştir.
KARAGÖZ – Kafam pişti de soğutmaya çıktım.
HACİVAT – Allah iyiliğini versin! Neyse, çalışmalar iyi gidiyor mu?
KARAGÖZ – Hem de nasıl iyi gidiyor bilemezsin Hacı Cavcav! Sen söyle de müdür benim ilkokul diplomamı hazırlasın…
HACİVAT – Efendim sen hele hepsini iyi öğren de diploma işi kolay…
KARAGÖZ – Şey, okuma yazma öğrenirsem diploma başka başka ne işime yarayacak?
HACİVAT – Bak, meselâ artık mühüre lüzum kalmayacak…
KARAGÖZ – Yerine kimse bakmayacak mı?
HACİVAT – Kimin yerine Karagözüm?
KARAGÖZ – “Artık müdüre lüzum kalmayacak…” dedin ya!
HACİVAT – Efendim müdür değil mühür! Hani imza yerine bastığın damga yok mu?
KARAGÖZ – Öyle söylesene köftehor!

*Hacivat’ın son zamanlarda işleri iyi gider. Çok para kazanır. Bu birikimi değerlendirmek için, bir yarış atı satın alır. Girdiği her yarışı kazanan meşhur bir at: Küheylan. Olayı duyan Karagöz, Hacivat’ın evine gidip kapıyı çalar. Hacivat pencereye çıkar ve sorar: “ Buyur Karagöz’üm, bir şey mi istemiştin? “


Karagöz: “ Evet Hacivat, bir şey istemiştim. Duyduğuma göre, Küheylan’ı satın almışsın. Onu bana satar mısın? “
Hacivat: ” Neden olmasın Karagöz’üm. İyi bir fiyat verirsen satarım. De bakalım, ne veriyorsun? “
Karagöz: “ Hı?..”
Hacivat: “ Yani kaç para verirsin? Küheylan’ı kaça alırsın? “
Karagöz: “ On altın veririm. Sattın mı? “
Hacivat: “ Dur bakalım, Karagöz’üm. Hemen sattın mı olur mu? Bir pazarlık yapalım, değil mi? “
Karagöz: “ Nazarlık taktırırım, Küheylan’a. Anlaştık o zaman. “
Hacivat: “ Yapma Karagöz’üm. Alışverişi oldubittiye getirme. On altına Küheylan mı satılırmış? Çık biraz, çık çık. “
Hacivat’ın ne dediğini tam olarak anlayamayan Karagöz evin merdivenlerini çıkmaya başlar. Sonunda, burnu kapıya dayanır.
Hacivat: “ Çık Karagöz’üm, çık çık. “
Karagöz: “ Kapıya kadar çıktım. Daha fazla çıkamıyorum. “
Hacivat: “ Ben sana merdivenleri çık demedim. Fiyatta çık, yani on altın dedin ya onu arttır, yirmi de, otuz de. “
Karagöz: “ Yirmi, otuz. “
Hacivat: “ Çık, çık. “
Karagöz: “ Elli, altmış. “
Hacivat: “ Çık, çık. “
Hacivat’ın çok para istemesine kızan Karagöz bağırır: “ Çık çıkı, çık çık. Sanki zil takıp oynuyorsun. Bre Hacivat, sen ne istiyorsun bu ata, onu söyle bakalım. “
Hacivat: “ Bak Karagöz’üm, ben atı yüz altına aldım. Üstüne kar da koy.Yüzü geç, yüzü geç.”
Karagöz: “ Yüzgeç balıklarda olur, alık. “
Hacivat: “ Hemen sinirlenme Karagöz’üm. Şunun şurasında ne güzel pazarlık yapıyoruz. Bak Karagöz’üm, Küheylan’ı sana veririm ama yüz yirmi altınını alırım. Bir kuruş aşağı olmaz. “
Hacivat’ın konuşmasına içerleyen ve Küheylan’ı alamadığına üzülen Karagöz, Hacivat’a küser. Bir hafta ne Hacivat’ın evinin önünden geçer, ne de onunla konuşur. Daha sonra iki eski dost tekrar barışırlar.

————————-BİR BAŞKA OYUN—————————

KARAGÖZ’ÜN OKUL HAYATI ÜSTÜNE

Hacivat — Ah. Karagöz’üm, vaktiyle okuyup yazaydın hiç olmazsa tar-ı dehaletten kurtulmuş olurdun. Senin bu gabavetin mektep görmemenden ileri gelir.


Karagöz — Ben neden mektep görmedim?

Hacivat — Vay! Sen mEktebe başladın mı?

Karagöz — Başladım ya. ne sandın?

Hacivat — Başladığınız mektep iptidai mi. yoksa rüştiye mi idi”

Karagöz — Ne anlayışsızsın! İptida ben başladım.

Hacivat — Mürekkep yaladınız mı?


Karagöz — Evet. yaladım

Hacivat — Kâğıt karaladınız mı?

Karagöz — Paraladım

Hacivat — Yazı çıkarabilir misin?

Karagöz — Yazı çıkarması bir şey mi. haddin varsa, gel kışI çıkaR. evde ne odun. ne kömür var

Hacivat — Canım, latifeyi bırak. Ufak derslerden Risale-i ahlak. Methal-i kavait falan gibi…

Karagöz — Böyle şeyler sormak ayıptır, ayıp!


Hacivat — İleri dersi gördünüz mü, mesela Arabi. Farisi?

Karagöz — Arabayı da gördüm, kayısıyı da .

Hacivat — Sarf gördünüz mü?

Karagöz — Hay hay!

Hacivat — Binaya çıktınız mı?

Karagöz — Çıktım.

Hacivat — Bu kadar ders gördükten sonra her şeye aşina olmak tabiidir.

Karagöz — Tabii Hacivat

Hacivat — Aferin Karagöz! Ziraat, ticaret, sanat, hüner, marifet hepsi sizde tekmil demek?

Karagöz — Hepsi mevcuttur, övünmek olmasın…


Hacivat — Şimdi sana Arabi’den bir şey soracağım, cevap verebilir misin?

Karagöz — Vızır vızır!

Hacivat — Yakbizû ne kelime?

Karagöz — Yiyeceğim, ama meydanda bir şey yok?

Hacivat — Ne yok?

Karagöz — Ye karpuzu demedin mi ?

Hacivat — Anlaşıldı. Arabi’den anlamıyorsun. Bir de Farisi’den sorayım: «men» demek, ne demek, “tu” demek ne demek?

Karagöz — durup dururken tükürme öyle.

Hacivat — Farisi’de men demek ben demektir, tu demek sen demek. Gördün mü cahilliği… Halbuki bu sorduklarım pek ehemmiyetsiz şeyler. Hani mektep gördüm, mektebe başladım, dedin, mektep gören böyle mi olur? Suallerimin hiç birine cevap vermedin.

Karagöz — Ayol, ben mektebe başladım ama, mektep yapılırken neçberlikle başladım. Çok çalıştım, ırgat olmak nasip olmadı.

Hacivat — Mürekkep yaladım dedin?

Karagöz — Yaladım, ama bizim çocuğun hokkası odaya döküldü, tahta kirlenmesin diye yaladım.

Hacivat — Hani canım kağıt karaladım, eledin?

Karagöz — Geçen kış oda penceresinin camı kırıldı, biz de kâğıt yapıştırdık. Bizim oğlan ona musallat olmuş, onunla oynuyor, ben de kızdım, paraladım.

Hacivat — Hani Karagöz «Arabi gördüm» dedim?

Karagöz — Gördüm ya! Hem bir tane değil, üç tane… Yanıbaşı-mızdaki konakta.

Hacivat — Ne gördün, Karagöz

Karagöz — Ne olacak, araba?

Hacivat — Hani Farisi?

Karagöz — Onu da komşunun bahçesinde gördüm. Sen de görsen ağzının suyu akar.

Hacivat — Ne gördün canım?

Karagöz — Kayısı.

Hacaivat — «Sarf gördüm» dedin, ona ne diyeceksin?

Karagöz — Onu bir iki gün evvel kuyumcu çarşısından geçerken gördüm.

Hacivat — O ne o?

Karagöz — Gümüş zarf

Hacivat — Emsile?

Karagöz — Çok oldun, şimdi yapıştıracağım bir sille!

Hacivat — Hani «Binaya çıktım» dedin?

Karagöz — Binaya neçberlik ettiğim tarihte çamur teknesiyle çıktım.

Hacivat — Mantık neden bahseder? Nasıl şeydir, bakalım?

Karagöz — Efendim, yufkayı bol yağda kızartırsın, içine kıyma üstüne de yoğurt dökersin. İşte oldu mantı!

Hacivat — Sen lisan-ı maderzadın olan Türkçe tekellüme bile muktedir değilsin, hiçbir şey bilmiyorsun.

Karagöz — Neyi bilmem, yiyip içmeyi pekala bilirim.




157 yorum

  1. cimbom fatoş on

    süper ya karagöz hacivat ikiside birbirinden inatçi yahu ama çok güzel oyunları var

  2. performans için muhteşem diyaloglar süpersiniz işime çok yaradı çok teşekkürler :):)!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!:):)xp

  3. ödevime yardımcı oldukları için çok teşekkürler……………….:::::::::::)herkezin bunları okumasını isterim.

  4. karagöz ve hacivat on

    performansıma çok iyi oldu 100 aldım ollllllllllllllllllllllllllllleeeeeeeeeeeeeeeyyyyyyyyyyyyy

  5. teşkürler ödevime yardımcı bir site ama biraz daha diyalog koyarsanız çok daha güze olur yinede bana yardımcı oldu tekrar teşekkür ederimmmmmmmmm
    ,

  6. galatasaraylı tuğçe on

    …performans ödevimde çok yardımcı oldular nur içinde yatsınlar onlara teşekkür ediyorum sevgilerimi yolluyorum canım karagözüm canım hacivatım sizi çok seviyorum karagöz özellikle sen çok komiksin hahaha diye gülüyorum senin söylediklerine hep hacivat ı kızdırıyorsun hacivat sende karagöz ü aşağılama lütfen lütfen…

  7. çok güzelmiş çok komikmiş ödevime çok yardımcı oldu bu siteyi yaptığınız için çok teşekkürler hepinize

  8. kardelen ünal on

    harikaymış gülmekten karnıma ağrilar girdi boyle birsey olamaz hocanın verdigi karagözve hacivat ödevinden sizin sayenizde yuz aldım çok ıyısınız hepinize çok teşekkür ederim

  9. Serdar Yıldırım on

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: İBİŞ’LE DOMUZ AVI

    Karagöz ile Hacivat, yanlarına İbiş’i de alıp, Uludağ’a domuz avına çıkarlar. Önceleri ellerde ok ve yay, kaşlar çatılmış, bakışlar keskin ormanda domuz ararken, sonraları yorgunlukla birlikte ok yaydan, kaş kaştan, bakışlar keskinlikten sıyrılır. Sıkıntıyı azaltmak için Karagöz’ün anlatmaya başladığı av hikâyeleri başına bela olur, çünkü anlattığının hep bir numara büyüğünü İbiş’ten duymak, Karagöz’ün giderek daha çok sinirlenmesine neden olur. Karagöz, İbiş’i uçurumdan aşağı atmakla tehdit eder.

    İbiş: “ Tamam, beyabi. Kızma bana. Ben de bundan sonra konuşursam iki olsun. Şimdi rahat rahat istediğini anlat. “

    Karagöz: “ Bre İbiş, sussana artık. Bir daha sana av yok. Hacivat, İbiş’i ava giderken yanımıza alalım demek yok artık. Bu son. “

    Hacivat: “ Merak etme Karagözüm. Sen kalbini serin tut. Hiçbir ava İbiş’i götürmeyiz. “

    Daha sonra Karagöz ile Hacivat ve İbiş domuz aramaya devam ederler, fakat ortalıkta hiç domuz yoktur.

    Hacivat: “ Sabahtan beri arıyoruz, bir domuz bile göremedik. Hayatımda böyle bir şey ne gördüm, ne de duydum. “

    Karagöz: “ Göremeyiz tabi, bu İbiş yanımızdayken. Bunun sesini duyan domuz karşı dağa kaçıyor. İki ok atmış, üç domuz vurmuş. Anlatsana o hikâyeyi bir daha. “

    Hacivat: “ Aman Karagözüm, sinirlenme. İbiş o hikâyeyi anlattı, geçti. Ben inanmadım. Senin anlattığın hikâyeler daha bir inandırıcı oluyor. “

    Karagöz: “ Doğru, çünkü ben olmuş olayları anlatıyorum. Yıllar önce gençken köyden arkadaşlarla domuz avına gittiydik. On kişiyiz. Ormanda büyük bir domuz sürüsünü tuzağa düşürdük. Etrafını kuşattık. Baktı domuzlar kaçış yok, birer birer yanıma geldiler. Ben de çaldım bıçağı boyunlarına, yirmiden sonrasını sayamadımdı. “

    Hacivat: “ Hah hah ha.. İlahi Karagözüm. Sen de değme avcılara taş çıkartırsın. Avcılıkta, atıcılıkta benden ilerdesin. “

    İbiş: “ Benim de yıllar öncesinden bir domuz avı hikâyem vardı, ama beyabi kızar diye anlatamıyorum. “

    Hacivat: “ Yeni bir domuz hikâyesi ha. Ama anlatma. Karagöz’ü kızdırmayalım. Keşke demeseydin. Merakta bıraktın beni, İbiş. “

    Karagöz: “ Ben de meraklandım. Bana bak İbiş, destekli atarsan kızmam ama desteksiz atarsan, ben seni uçurumdan atarım, bilmiş ol. “

    İbiş: “ Tamam beyabi ve Hacıabi. Atışlar destekli olacak. “ İbiş, konuşmasına devam eder ve ben sekiz yaşındayken der. Karagöz’ün ayağa kalktığını gören İbiş ağız değiştirir. “ Yani on sekiz yaşındayken demek istedim. “

    Bunun üzerine Karagöz: “ Hah öyle söyle. Beni kızdırma. Şimdi devam et. “

    İbiş: “ Manda kadar bir domuz bizim tarlalara dadandıydı. Tarlada mısır, bağda üzüm bırakmadıydı. Ye babam ye. Baktık yedikçe doymaz bu domuz, yakında ağaçları da yer. Babam, dedem, amcam, yeğenlerim ve ben tarlada, bağda nöbete durduk. Ben bağda bekliyorum. Bir gün öğle vakti domuz bağa girdi. Zönk zönk deyip yürüyüp geliyor. Yakaladım domuzu suratına iki tokat, başladı domuz ağlamaya. Bir yandan da,” Abi, ben sana ne yaptım? Neden vuruyorsun?” diye vızırdıyor. Ben de bağırdım. Bak şu bağdaki üzümleri ben mi yedim. Başkasının üzümünü nasıl habersiz yersin. Ben böyle bağırdım ama domuz ne dese beğenirsiniz. Ne yapayım, açım, abi. Yemeseydim de açlıktan ölse miydim? O gün domuzu bıraktım. Bir daha onu oralarda gören olmadı. Çok uzaklara gitmiş olmalı. “

    Karagöz: “ Bre densiz, yine desteksiz attın. Ben seni uçurumdan atayım da gör “ diyen Karagöz, İbiş’in üstüne yürür. Bunun üzerine İbiş kaçar, gider. Daha sonra Karagöz ile Hacivat başka olay olmadan evlerine dönerler.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT: HIRSIZ

    Bir gece Karagöz’ün evine hırsız girer. Karagöz sabahleyin uyanınca bakar ki, ev tam takır kuru bakır. Hırsız utanmamış ve sokak kapısını bile söküp götürmüştür. Karagöz olayı zaptiyeye, hanımı da komşulara haber verir. Komşular, evin önünde toplanır ve az sonra iki zaptiye gelir. Karagöz’ün oğlu Yaşar, annesine sarılmış, ağlamaktadır. Küçük Yaşar’ın birkaç parça oyuncağını götüren hırsız acaba onları ne yapacaktır?

    Karagöz’ün evinin soyulduğunu duyan kadim dostu Hacivat, eve gelir ve evde inceleme yapmaya başlar. İki zaptiye olayı soruşturur ve hırsızı yakalayacaklarını söyleyip giderler. Zaptiyeler gidince, komşular da dağılır. Karagöz ailesinin yanında Hacivat kalır ve Karagöz’ü sorguya çekmeye başlar.

    Hacivat: “ Canım Karagöz’üm, hırsız gelmiş, dolapları, masaları götürmüş. Kapıyı sökmüş. Hiç mi gürültü, tıkırtı duymadın? “ diye sorar.

    Karagöz: “ Bu ne biçim soru, Hacivat. Gürültü, tıkırtı duysam kalkıp da hırsızın ümüğüne basmaz mıyım? “

    Hacivat: “ Her neyse, olan olmuş, biten bitmiş, eşyalar gitmiş. Şimdi bir oyun etmeli de, şu hırsızı yakalamalı. Hah buldum!. Karagözüm, siz bir yandan, ben bir yandan komşuların arasına dalalım, onları senin evde bir kese altın olduğuna inandıralım. Bu durum kulaktan kulağa yayılır ve hırsızın kulağına giderse, hırsız mutlaka senin eve damlar. “

    Karagöz: “ Sen ne diyorsun, Hacivat? Bende bir kese altın yok ki? “

    Hacivat: “ Olduğunu farz et. Hırsızı yakalamak için, bu bir yem. Oltanın ucuna yem takarsan balık yakalarsın. Balık yeme gelir de, hırsız altına gelmez mi? Siz benim dediğimi yapın gerisine karışmayın. “

    Karagöz: “ Tamam, Hacivat. Senin bu tür işlere aklın erer. Bende bir kese altın olduğunu yayarız. Haydi, hanım, Yaşar, kalkın gidiyoruz. “

    Karagöz’ün evinde bir kese altın olduğunu akşama kadar duymayan kalmamıştı. Eski kulağı kesiklerden olan Celal, gece yarısına kadar evin içinde dört döndü. Daha sonra evinden çıkıp, karanlık sokaklardan süzülerek geçti ve bir hayalet sessizliğinde Karagöz’ün kapısız evinden içeri girdi. Evdekilere elindeki şişenin içindekini koklatıp altınlara konardı. Şişeyi koklattığı kazazede top atsan uyanmazdı, fakat bu defa durum bambaşkaydı. Evdekiler uyanıktılar ve onu bekliyorlardı. Celal yatak odasına girince Karagöz ile Hacivat tarafından yakalandı ve bir iple sıkıca bağlandı. Ertesi gün zaptiyeler tarafından sıkı bir dayaktan geçirilerek zindana atıldı.

    Karagöz’ün eşyaları hırsızın evinde bulundu. Kader, zaten son günlerde işsiz olan, Hacivat’ın bulduğu işlerde çalışarak, kışın da turşu satarak geçimini sağlayan Karagöz’ün alnının teriyle çalışarak kazandığı eşyaları kaybedip buldurarak, onu sevindirmişti.

    KARAGÖZ İLE HACİVAT : OĞULLARI

    Karagöz’ün oğlu Yaşar ile Hacivat’ın oğlu Sivrikoz arasında, babaları kadar olmasa bile, hatırı sayılır bir rekabet vardı. Yaşar, Sivrikoz’un elinde yeni alınmış bir oyuncak görmesin, ne yapar eder, Karagöz’e oyuncağın aynısını aldırırdı. Hani ya Sivrikoz’un Yaşar’dan aşağı kalır yanı mı vardı? Sivrikoz, Yaşar’ın elinde ne görürse isterdi. Oğlunun gözlerinde yaş, kalbinde acı görmek istemeyen Hacivat ikiletmeden oğlu ne istiyorsa hemen alırdı.

    Böylece aradan yıllar geçti. İkisi de birer yiğit olan gençler düğün güreşlerine katılmaya başladılar. Güreşlere katılanlar birer havlu, rakiplerini yenip baş olan güreşçi ise, kınalı bir koç kazanıyordu. İlk katıldıkları güreşlerde birinci, ikinci turlarda elenen Yaşar ile Sivrikoz, tecrübeleri arttıkça güreşlere ağırlıklarını koymaya başladılar. Nihayet, bir düğünde finale kalma başarısını gösterdiler. Bunun üzerine Karagöz, Hacivat’ın yanına gider ve oğlunun güreşlerden çekilmesini ister.

    Hacivat: “ Hiç öyle şey olur mu Karagözüm? Oğullarımız bileklerinin hakkıyla finale adlarını yazdırdılar. Çıkarlar meydana aslanlar gibi güreşirler. Kim güçlüyse o galip gelir ve şampiyon olur. “

    Karagöz: “ Benim oğlum şampiyon olur, çünkü senin oğlundan daha iri. “

    Hacivat: “ İrilikle şampiyon olunmaz ki, güreşte kuvvetli olan, atak olan ve nefesini iyi ayarlayan rakibine üstünlük sağlar. Bütün bunlar benim oğlumda var. “

    Karagöz: “ Günah benden gitti. Rezil olmayasınız diye geldim. Benimki, senin oğlunu hamur gibi yoğuracak ve koçu kazanacak. “

    Hacivat: “ Bak Karagözüm, koçu benim oğlum kazanır. Bundan korktuğun için, oğlun güreşten çekilsin diyorsun. “

    Karagöz: “ Ben kimseden korkmam. Hata bende, kırk yılda bir şey istedim, onu da yapmadın. “

    Hacivat: “ Ama canım efendim, borç para istemiyorsun ki, dediğini yapayım. Oğluma güreşten çekil, hükmen yenik sayıl diye nasıl söylerim. “

    Karagöz: “ Söyleyemezsin tabi, çünkü korkaksın. Yarın senin evin karşısında koçu şişe takıp kızartacağım. Sakın gelme bir parça et için. Yağma yok “ diyen Karagöz arkasını dönüp uzaklaşmaya başlar. Hacivat’ın seslenmesiyle durup dönen Karagöz’e, Hacivat şöyle der:

    “ Yarın koç benim bahçede kızaracak. Toplanın gelin, kurban bayramı haricinde et yüzü mü görüyorsunuz? “

    Ertesi gün yapılan güreşi Hacivat’ın oğlu Sivrikoz kazanır. Karagöz buna itiraz eder ve Sivrikoz’un daha önce açık düştüğünü ve güreşi oğlu Yaşar’ın kazandığını söyler. Bunun üzerine hakem heyeti toplanır ve karar değişikliği yaparak, Yaşar’ı şampiyon ilan eder. Bu duruma da Hacivat itiraz eder. Hakem heyeti görevsizlik kararı alıp topluca Bursa Kadısı’na giderler.

    Bursa Kadısı, her iki tarafı ve hakem heyetini dinledikten sonra, müsabakayı berabere ilan eder. Kınalı koç kurallara uygun olarak kesildikten sonra, yarısı Sivrikoz’a, diğer yarısı da Yaşar’a verilir. Böylelikle olay tatlıya bağlanır.

  10. cukulicukulicukili on

    cooooooooooooook komik harika sahane goz kamaştırıcı bayılcam hata bayıldım 😀 😀 🙁 saka:D

  11. ÇOOOOOOK BEĞENDİM ŞAHSEN HERKEZE OKUMASINI TAVSİYE EDERİM.☺😊😏🙂👍❤💕💗💙💜💛💚✔✅:)

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?