Kimyanın Tarihi

0

Kimyanın tarihi ile ilgili bilgilerin yer aldığı yazımız. İlk çağdan günümüze kadar kimyanın tarihine kısa bir bakışın yapıldığı yazımız.

Kimya Tarihi - Robert BoyleMadde de, maddesel değişmeler de çok eski çağlardan beri insanları ilgilendirmiş, bu konuda, gözlemler, araştırmalar yapılmıştır. Çeşitli olaylar karşısında bunların nedeni aranmış, bu olaylar açıklanmak istenmiştir.

Advertisement

İlkçağ’da. — M. Ö. 300-500 yıllarında Yunan filozoflarından Demokritos, Levkippos, Epikuros maddenin incelenmesi için uygun bazı fikirler ortaya atmışlardı. «Eski Yunan atom teorisi» denilen bu fikir şudur: «Evren, boş mekândan, sonsuz büyük sayıda, sonsuz küçük boyutta taneciklerden meydana gelmiştir. Bu tanecikler bozulmaz, değiştirilemez, bölünemez. Bunlara atom denir.

Bu kuram çok doğruysa da bir düşünce, bir felsefe olmaktan ileri gidemedi, çünkü bunları sağlayabilecek genel gerçekler bilinmiyordu. Bu felsefeyi Aristoteles felsefesi yıkmıştır. Aristoteles çok dâhi bir filozof olmakla beraber maddenin anlamını kavrayamamıştı. Ona göre dünyada 4 eleman vardı: Ateş, toprak, su, hava. Bu dört elemanın her biri bir özelliği temsil ediyordu. Aristoteles’in bu yanlış felsefesi uzun süre dünyada kabul edilerek kimya biliminin ilerlemesini 1500 yıl geri bırakmıştır.

Ortaçağ’da. — XIV.-XV. yüzyıllar arasında «alşimist» ler (simyacılar) maddeyi değişebilen bir eleman olarak kabul ettiler, maddede istenilen değişimi yapabilecek bir taş aramaya başladılar. «Beşinci eleman» (quinta essentia), ya da «filozof taşı» denilen bu cisim her şeyi o çağların en değerli metali olan altın haline getirebilecek, aynı zamanda hayatı uzatacak, hastalıkları iyi edebilecekti. Mısır’da, Arabistan’da, İspanya’da birçok alşimistler bu konu üzerinde çalıştılar, filozof taşını bulamadılarsa da onu ararken bazı elemanları, bileşikleri buldular, bazı bilimsel gerçeklere vardılar. 1409-1490 yılları arasında yaşamış İtalyan simyacısı Bernardo Trevisan filozof taşı elde ederek altın yapmak için birçok metaller, tuzlar, bitkisel ve hayvansal artıklar üzerinde çalıştı. Bu sırada kaynatma, buharlaştırma, damıtma, eritme, yakma gibi çeşitli kimyasal işlemler yaptı, «Dünyanın en asil varlığı insan olduğuna göre madenlerin de en asîli olan altın insanın bir sırrı olamaz mı?» diyerek 12 yıl da insan kanı ve idrarı üzerinde çalıştı. Aradığını bulamayan Bernardo son yıllarını bazı filozofların eserlerini okuyarak geçirdi.

Simyacıların bu çalışmaları yanı sıra, Avrupa’nın birçok şehirlerinde dolandırıcılar, sözde filozof taşı yapmak için devirlerinin hükümdarlarını bile dolandırmışlardır. Bu arada bazı krallar, imparatorlar bu bilime önem vererek saraylarında laboratuvarlar kurmuşlardır. Ünlü İngiliz fizik bilgini Isaac Newton bile Cambridge’de küçük bir lâboratuvar kurarak altın elde etmeye çalışmıştır.

Advertisement

Bugünkü Kimyaya Doğru

Kimya bilimini Aristoteles’in felsefesinden kurtaran ilk kimyacı Robert Boyle oldu. 1627-1691 yılları arasında yaşamış olan bu İngiliz bilgini elemanın tarifini yaparak kimyacının ödevinin, altın, ya da ilaç yapmak değil, maddeyi inceleyerek bileşimini, elemanlarını aydınlatmak olduğunu ileri sürdü. Yalnız, Boyle’nin bu fikirleri fazla ilgi bulmadı, o sıralarda Alman kimyacısı Stahl (1660-1734) tarafından ortaya atılan «phlogiston» kuramı daha çok taraftar topladı. Stahl’a göre yanan her madde önce içindeki «phlogiston» u havaya verir, kendisinde de kireç kalır. Stahl burada yanan maddenin karbondioksit haline geçmesini bu şekilde açıklamak istemişse de yanlış yollardan yürüyerek kimya biliminin ilerlemesine bir süre daha engel olmuştur.

Maddesel değişmeleri ilk defa sistematik şekilde inceleyerek «phlogiston» kuramını yıkan, Fransız kimyacısı Lavoisier oldu. Alman bilgini Scheele ile İngiliz kimyacısı Priestley 1773’te oksijen gazını bulmuşlardı. Priestley’ in bir deneyini okuyan Lavoisier bu deneye teraziyi uygulayarak havanın oksijenle azot karışımı olduğunu buldu.

Lavoisier’den sonra kimya bilimi doğru yolda gelişmeye başladı, birçok kanunlar, kurallar bulundu. Bunlar arasında Fransız bilgini Proust’un «kimyasal bileşiklerde sabit oranlar» kanunu, İngiliz kimyacısı Dalton’un «kat oranlar» kanunu, İsveçli Barzelius’un ‘«eleman simgeleri» ve «atom ağırlıkları» hakkındaki buluşları kimyanın ana ilkeleri sayılır. Bugün içinde bulunduğumuz teknoloji çağı kimyanın, XX. yüzyılda, fizikle, daha başka yardımcı bilimlerle hızla gelişmesi sonucudur.


Leave A Reply