Klasik Koşullanmanın Temel Kavramları

0

Klasik koşullanmanın temel kavramları nelerdir? Bağ kurma, habercilik, genelleme, ayırt etme, sönme, pekiştirme gibi kavramların açıklaması.

KLASİK KOŞULLAMANIN TEMEL KAVRAMLARI

1. Bağ kurma (Bitişiklik)

Klasik koşullanma işaret yoluyla öğrenme veya bağ kurma (bitişiklik) yoluyla öğrenme olarak da tanımlanabilir. Çünkü koşulsuz uyarıcıdan önce verilen koşullu uyarıcı, koşulsuz uyarıcının geleceğinin işaretidir.

Organizma koşullu uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasında bağ kurmakta ve ancak ondan sonra koşulsuz uyarıcıya gösterdiği tepkiyi koşullu uyarıcıya da göstermektedir. Dolayısıyla bitişiklik (koşullu ve koşulsuz uyarıcının ard arda verilmesi durumuna bitişiklik denir.) koşullamayı sağlamaktadır, (zamanda yakınlık-5/20 sn)

Klasik koşullanmada koşullu ve koşulsuz uyaran arasındaki dizilim önce koşullu (başlangıçta nötr) daha sonra koşulsuz uyarıcı (doğal)şeklinde olması gerekmektedir.

2. Habercilik (Yordayıcılık)

Klasik koşullama yoluyla öğrenmeyi etkileyen bazı faktörler vardır. Bunlar koşulsuz uyarıcının şiddeti, zamanlaması, eşleşmelerin sıklığı ve koşullu uyarıcının koşulsuz uyarıcıyı yordama derecesidir. Habercilik ya da yordayıcılık, koşullu uyarıcının koşulsuz uyarıcının geleceğini bildirmesidir.

→ Egger ve Miller yaptıkları deneylerde klasik koşullanmanın meydana gelebilmesi için koşullu uyarıcının, kendisinden sonra koşulsuz uyarıcının geleceğine ilişkin haber verici nitelikte olması gerektiğini ortaya çıkarmışlardır. Yani koşullu uyarıcı önce, koşulsuz uyarıcı sonra verildiğinde koşullama meydana gelmektedir.

Not

Yordayıcılık kavramı, bazı araştırmacılar tarafından bilişsel bir kavram olarak ele alınmaktadır. Ancak Pavlov, klasik koşullama yoluyla öğrenmeyi, düşünme olmaksızın, uyarıcılar ve tepkiler arasından mekanik bağlar kurma süreci olarak ele almıştır.

Bu durum yaygın olmakla birlikte Rescorla tarafından yapılan araştırmalarda koşullu uyarıcı koşulsuz uyarıcıdan önce ya da sonra verilsin, koşullama sürecinde önemli olan şeyin koşullu uyarıcının bilgi verici nitelikte olması gerektiği ortaya çıkmıştır.

Bu çerçevede Rescorla, köpekleri kullandığı bir deneyde, bir grup köpeği öncelikle ortama zil sesi ardından elektrik şoku vermek suretiyle önlerinde bulunan engelden atlayacak şekilde koşullar. Söz konusu koşullama sürecinin birkaç kez tekrarından sonra köpeklerin tamamı zil sesini duyar duymaz engelden atlamayı öğrenir. Rescorla, deneyin ikinci aşamasında köpekleri üç gruba ayırarak ayrı ayrı klasik koşullama deneyine tabi tutar. Bu bağlamda birinci gruptaki köpeklere önce zil sesi sonra elektrik şoku;

ikinci gruptaki köpeklere önce elektrik şoku sonra zil sesi; üçüncü gruptaki köpeklere ise bazen önce zil sesi ardından elektrik şoku, bazen de önce elektrik şoku ardından zil sesini verir. Üç gruptaki köpekler, bir süre bu şekilde koşullandırıldıktan sonra deneyin son aşamasında engeli atlama deneyine tekrar tabi tutulurlar. Buna göre, birinci gruptaki köpeklerin zil sesi duyar duymaz engelden atladıkları gözlenir. Çünkü bu grup için zil sesi, elektrik şokunun geleceğinin habercisi olmuştur.

Başka bir ifadeyle zil sesi bilgi verici nitelikte olup, köpekleri ileriye koşullamıştır. Buna olumlu habercilik yada ileriye koşullama denir, ikinci gruptaki köpeklerin aynı zil sesini duyunca engeli atlamadıkları gözlenmiştir. Çünkü zil sesi, elektrik şokunun geride kaldığını haber vermektedir. Başka bir ifadeyle zil sesi, elektrik şokunun bittiğine dair bilgi verici nitelikte olup, köpekleri geriye koşullamıştır. Buna olumsuz habercilik yada geriye koşullama denir. Üçüncü gruptaki köpekler ise, zil sesinin bazen elektrik şokundan önce bazen de sonra verilmesi nedeniyle bilgi verici nitelik taşımamasından dolayı engeli atlayıp atlamamada şaşkın davrandıkları gözlenmiştir.

Pavlov Deneyi

Örneğin Pavlov’un yaptığı deneyde zil sesi koşullanma sonrası etin geleceğinin habercisi olmuş ve böylece koşullama gerçekleşmiştir.

Örneğin, bebeğini besleyen bir annenin bebeği doyduktan sonra mama önlüğünü çıkarması olumsuz habercilik tir. Bu örnekte mama yedirmeden hemen önce mama önlüğünü bağlaması ise olumlu haberciliktir. Yani koşullu uyarıcı bir davranışı başlatıyorsa olumlu, davranışı bitiriyorsa olumsuz habercidir.

3. Genelleme (Uyarıcı Genellemesi)

Organizmanın koşullu bir uyarıcıya gösterdiği tepkinin aynısını, koşullu uyarıcının tam aynısı olmayan ama ona benzeyen başka uyarıcılara da göstermesidir. Örneğin, köpeğe “kuçu kuçu” deyen bir çocuğun köyde ilk defa gördüğü kuzuya da “kuçu kuçu” demesi. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yemesi.

Aslında uyarıcı genellemesinin uyumu kolaylaştıran fonksiyonel bir özelliği vardır. Öyle ki, eğer klasik koşullama sadece belli uyarıcılar arasındaki ilişkileri öğrenmeyi sağlasaydı, çok basit bir öğrenme yaklaşımı olarak kabul edilebilirdi.

Örneğin, bir örümcek tarafından sokulan bir kişinin sadece belli bir örümcekten değil, tüm örümceklerden korkmayı öğrenmesi onun için daha yararlı olabilir.

Öte yandan fiziksel benzerliğin yanında kelimelerin de benzer anlama sahip olması semantik genelleme için kritik bir faktördür. Örneğin, araba ve kamyon gibi birey için benzer anlama sahip olan kelimeler, aynı koşullu duygusal tepkilere genellenebilmektedir.

4. Ayırt etme

Klasik koşullamada uyarıcı genellemesinin tersi ayırt etmedir. Genelleme, organizmanın koşullu uyarıcıya benzer diğer uyarıcılara da aynı tepkide bulunması eğilimidir. Ayırt etme ise genellemenin tersine koşullu (yapay) uyarıcıya benzeyen diğer uyarıcılara gösterilen tepkinin gösterilmemesidir. Yani koşullu tepkinin tek bir koşullu uyarıcıya karşı meydana gelmesidir. Örneğin; bir çocuğun her sakallının dedesi olmadığını anlaması. Pavlov’un deneyinde köpeğin zil sesine salya tepkisi verirken çan sesine vermemesi ayırt etmedir.

5. Sönme

Koşullu (yapay) uyarıcıya koşullanan organizmanın, (koşulsuz) doğal uyarıcı verilmediği takdirde bir süre sonra doğal uyarıcıyla yapay uyarıcı arasındaki bağı unutması ve tepkide bulunmamasıdır. Örneğin; Pavlov’un köpeğinin uzun bir süre et verilmemesi sonucu zil sesine tepkide bulunmaması sönmedir.

Sönme, kendiliğinden veya deney yoluyla gerçekleşebilir.

DİKKAT

Koşulsuz uyarıcının olmadığı bazı durumlarda sönme gerçekleşmeyebilir. Örneğin, bir köpek tarafından birkaç kez ışınlan birçok insanın kendisini ısıran köpek gibi diğer köpeklerden de korkmaya devam ettiği gözlenmiştir. Korku tepkisinin sönmemesinin olası sebeplerinden biri bu insanların köpekten kaçınmaları ve kaçındıkça da korku tepkilerinin kalıcı hale gelmesidir.

6. Kendiliğinden geri gelme

Sönme sonucu ortadan kalkan tepkinin, bir süre sonra kendiliğinden geri gelmesidir.
İki şekilde olur;

a. Organizmaya koşullu uyarıcıyla koşulsuz uyarıcı birlikte verildiğinde

b. Durduk yere sadece koşullu uyarıcı verildiğinde

7. Alışma

Organizmanın sürekli olarak aynı uyarıcıyla karşılaşması sonucunda bir süre sonra uyarıcının tepkiyi ortaya çıkarma gücünde azalma olmasıdır. Alışma uyarıcı tekrar tekrar sunulduğunda davranışsal tepkilerden meydana gelen azalmadır. Alışma, çevrenizdeki yeni olaylara odaklanmanıza yardımcı olur. Bu sayede eski uyarıcılara tekrar tekrar tepki verme gibi davransal bir çaba sarf etmemiş olursunuz. Örneğin, girdiğimiz bir kasap dükkanında bizi ilk başlarda rahatsız eden kokunun bir süre sonra etkisinin azalması veya ders çalışırken dışarıdan gelen gürültünün bir müddet sonra bizi daha az rahatsız etmesi.

DİKKAT
Sönme ile alışma arasındaki en önemli fark, sönme durumunda ortamda davranışa neden olan uyarıcı bulunmazken, alışmada davranışa neden olan uyarıcı ortamda varlığını sürdürmektedir. Ayrıca sönme ile davranış tamamen ortadan kalkar. Alışmada ise gösterilen tepkinin şiddetinin miktarında azalma olur.

Alışma etkisinde tepki devam etmekte; ancak şiddetinde azalma olmaktadır. Bazen alışma olduğu için tepki yok oluyor gibi düşünülmektedir ancak bu yanlıştır.

DİKKAT
Alışma kavramını iki şekilde ele almak mümkündür. Birincisi psikolojik temelli (korku, kaygı, sevinç vs.) alışmadır kl, buna duyarsızlaşma denir. Örneğin, ilk defa derse giren bir öğretmenin duyduğu kaygıyı daha sonraları giderek daha az duyması, ikincisi ise duyu organlarında meydana gelen biyolojik temelli alışmadır ki, buna da duyusal uyum denir. Örneğin, marangozdaki gürültüye, havanın soğukluğuna alışma duyusal uyumdur.

8. Duyarlılık kazanma (Hassaslaşma)

Organizmanın koşullu uyarana karşı göstermiş olduğu tepkinin beklenenin üstünde şiddetinin artmasıdır.

Duyarlılık kazanma alışmanın tam tersidir. Örneğin, sınav esnasında bir öğrencinin önündeki kişinin okuduklarını altını çizerken kalemin çıkardığı azıcık sesten dahi rahatsız olması. Daha önce trafik kazası yaşamış bir kişinin otobüsle seyahati sırasında otobüsün hafif sarsılmasıyla aniden irkilmesi.

9. Pekiştirme

Belli bir uyarıcı karşısında yapılan davranışın tekrarlanma olasılığının artırılması başka bir ifade ile davranışın organizmaya yerleşmesi ve aynı şekilde devam etmesi için yapılan işlemdir.

Pekiştireç ise davranışı pekiştirmede kullanılan uyarıcıdır. (Pekiştireç, davranışın yinelenme sıklığını artırır.)

Klasik koşullama sürecinde sönme kavramı, beraberinde pekiştirme kavramını getirmektedir. Koşullama prosedürleri süreci sonucunda edinilen koşullu tepkinin sönmesi, koşullu uyarıcının koşulsuz uyarıcı tarafından izlenmemesinden kaynaklanmaktadır. Başka bir ifadeyle, koşullu uyarıcının (zil sesi) koşulsuz uyarıcı(et) tarafından pekiş-tirilmemesi sönmeye neden olmaktadır. Bu bakımdan klasik koşullamada pekiştirme, edinilen koşullu tepkinin sürdürülmesi için yapılan işlemi anlatır.

Pekiştirme kavramı, edimsel koşullama yaklaşımının anahtar kavramıdır ve bundan dolayı tamamen edimsel koşullamaya özgü bir kavram olarak düşünülmektedir. Hatta klasik koşullamada pekiştirmenin rol oynamadığının düşünülmesine neden olmaktadır. Oysaki yukarıda açıklandığı gibi klasik koşullamada da pekiştirme vardır. Fakat edimsel koşullamadan farklı olarak, tepkinin ortaya çıkmasından sonra değil, tepkiyi ortaya çıkarmak amacıyla tepkiden önce sunulur.

Pekiştireçler birincil ve ikincil olmak üzere iki gruba ayrılır. Birincil pekiştireç (öğrenilmemiş), koşulsuz tepkiyi meydana getiren koşulsuz uyarıcı; (örneğin; et, meyve suyu, aşırı ses, ısı, ışık gibi) ikincil pekiştireç (öğrenilmiş) ise koşullu tepkiyi meydana getiren koşullu uyarıcıdır, (örneğin; aferin, not, zil gibi)

Klasik koşullamada pekiştireç davranıştan önce verilir. Ayrıca organizmaya verilen pekiştirecin yapısına uygun olması gerekir. Örneğin; Ata et, ite ot verilirse tepki oluşmaz.

Davranışçı kurama göre öğrenmenin anahtarı pekiştireçdir. Eğer pekiştirme yoksa öğrenme de yoktur.

10. Ön koşullama (duyusal ön koşullama)

Organizma, ortamda bulunan iki nötr uyarıcıdan birine koşullanır, daha sonra olayla ilişkisi olmamasına rağmen ortamda bulunan diğer uyarıcıya da aynı tepkiyi gösterirse buna ön koşullama adı verilir.

Duyusal ön koşullamanın U-T değil, U-U yaklaşımının destekleyen bir olgu olduğu iddia edilmektedir. Örnekte de görüldüğü gibi başta nötr uyarıcı olan Ceren, bir koşulsuz uyarıcı ile eşleştlrilmediği halde ilk önce koşullu uyarıcı niteliği taşıyan köpekle aynı ortamda bulunduğundan dolayı, koşullu uyarıcı özelliği kazanarak, koşullu tepkiye yol açmıştı. Bu durumun temelinde U-U bağlantısı vardır. Ön koşullama bizde iki nötr uyarıcı (Ceren – Köpek) arasında koşulsuz bir uyarıcı olmadan da bağlantı kurulabileceğini göstermiştir. Ancak yapılan araştırmalar neticesinde ön koşullama sürecinden sonra koşullu uyarıcı olan ikinci nötr uyarıcının zayıf olduğu ve tekrarlar arttıkça ortaya çıkardığı koşullu tepkinin de azaldığı gözlenmiştir.

11. Öğrenilmiş Çaresizlik

Organizmanın ne yaparsa yapsın içinde bulunduğu durumu değiştiremeyeceğini öğrenerek pasif olması ve bu pasifliği de tüm istenmeyen durumlara genellemesidir. Başlıca belirtileri; pasif olma, korku, depresyon, her türlü sonucu kabul etmeye isteklilik ve boyun eğmedir.

Öğrenilmiş çaresizlik; bilişsel, duygusal ve motivasyonel olmak üzere üç yönü vardır. Bireyin olaylara dikkatini yoğunlaştıramaması bilişsel yönünü; tansiyon, başağrısı gibi belirtiler duygusal yönünü; isteksizlik, vazgeçme gibi durumlar ise, öğrenilmiş çaresizliğin motivasyonel yönünü oluşturur.

Öğrenilmiş çaresizlik bir nevi umutsuzluktur. Bu bağlamda öğrenilmiş çaresizlik ile depresyon hastalığı belirtileri arasında benzerlik olduğunu söyleyebiliriz.

Evrensel (global) çaresizlik:

Bireylerin bazı durumlarda yaşadıkları öğrenilmiş çaresizliği genelleyerek sadece kendisinin değil, artık hiç kimsenin yaşadıkları soruna çözüm bulamayacaklarını ileri sürmeleridir. Örneğin, Tsunami karşısında insanlığın çaresizliği buna örnektir.

Öğrenilmiş güçlülük:

Öğrenilmiş çaresizliğin zıddı olarak düşünülebilir. Öyleki hiçbir başarısızlık bireyi yıldıramaz. Örneğin, Edison’un ampulü keşfetme sürecinde yaşadıkları.

12. Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Bireyin olumlu ve olumsuz duygu ve düşüncelerinin kendi davranışlarını yönlendirerek gerçek yaşamda ortaya çıkmasıdır.

“Kendini Doğrulayan Kehanet”, “Rosenthal Etkisi” olarak da bilinir.

Örneğin bir öğrencinin fizik dersini geçemeyeceğini düşünerek derse çalışmaması (çaba yok) ve girdiği sınavdan düşük not alması kendini doğrulayan kehanettir.

“Öğretmen olarak atanamam” düşüncesine sahip olan bir öğretmen adayının, KPSS’ye hazırlanmaktan uzak durması, hiçbir gayret göstermemesi ve sonuçta istediği puanı alamayıp, böylece düşüncesinin pekişmesi kendini doğrulayan kehanete örnektir.

13. Birden fazla uyarıcıya koşullandırma (Üst düzey dereceli koşullandırma)

Organizmanın koşullu uyarıcıya verdiği tepkiyi, daha sonra koşullu uyarıcının yeni bir nötr uyarıcıyla bitişikliği (eşleşmesi) nedeniyle, ikinci nötr uyarıcının da tepki çıkarma gücünü çıkarmasıdır.

Başka bir deyişle klasik koşullamada üst düzey koşullama, nötr bir uyarıcının koşullu bir uyarıcı ile eşlenmesi sonucunda koşullu uyarıcı özelliklerini edindiği bir sürece denir.

Örneğin; oynadığı balonun aniden patlaması nedeniyle balonlara karşı korku tepkisi geliştiren iki yaşındaki Azra bebeğin, elinde balonla kendisine birkaç kez yaklaşmasının ardından iki yaş büyük abisini görünce elinde balon olmasa bile korku tepkisi vermeye başlaması ikinci dereceden koşullanmaya örnektir.

Balon (NU) + Patlama sesi (KsU) → Korkma (KsT)
Balon (KU) → Korkma (KT)
Abi (NU) + Balon (KU) → Korkma (KT)
Abi (KU) → Korkma (KT)

14. Zincirleme

Amaca ulaşmayı sağlayacak alt davranışların atlanmadan sırası ile yapılmasını öngörmektir. Zincirlemede organizma daha önce yapabildiği davranışları belli bir sıra ile yapmaya koşullanır.

Örneğin; Bir öğrenciye matematik problemi çözmeyi öğretebilmek zincirleme ile mümkündür. Ona önce rakamları, sonra dört işlemi ve daha sonra bazı matematiksel kuralları öğretmek gerekmektedir. Yani sonuca ulaşmak için belli bir sıranın takip edilmesi şarttır. Adımlar atlanır ya da sırası değiştirilirse örneğin öğrenciye rakamlardan önce dört işlemden söz edilirse öğrencinin problemi çözmesi zor olur.

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi zincirleme, öğrenilmesi güç ve karmaşık bir davranışı, hiyerarşik (aşamalı) bir biçimde sıralayarak önceki adım sonrakinin ipucu olacağı şekilde bireyin davranışlarını biçimlendirme süreci şeklinde devam eder.


Leave A Reply